Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Franz Kafka Kimdir?
#1
20-2014icon 
[Resim: 145969817889861.png]


Franz Kafka Kimdir


Franz Kafka, (d. 3 Temmuz 1883 – ö. 3 Haziran 1924) modern dünya edebiyatının ikonik ve özgün yazarlarından biridir.

Temmuz 1883’te Prag’da ufak moda eşyalar satan bir dükkan işleten Hermann ve Julie Kafka’nın 6 çocuğunun ilki olarak dünyaya gelmiştir. İki erkek kardeşi daha bebekken ölmüştür. 3 kız kardeşi de kendinden uzun yaşamıştır. Hukuk okumuş, boş zamanlarında yazmaya başlamıştır. Yazıları, ilk olarak Betrachtung, 1912 yılından itibaren yayımlanmaya başlamıştır. Kafka’nın duygusal deneyimleri ve ailesiyle olan ilişkileri eserlerinde özellikle günlük ve mektuplarında ifade bulmuştur. Babaya Mektup’ta (Almanca: Brief an den Vater) Kafka’nın bakış açısından babasıyla olan ilişkisi gözükmektedir. Hayatta olduğu süre içerisinde 7 kitap yazmıştır. Bunların yanında 3 tamamlanmamış roman ve birçok mektup ve günlük bırakmıştır gerisinde. Kafka yakın arkadaşı Max Brod’dan öldüğünde tüm bu eserlerini yakmasını istemiştir. Max Brod’un Kafka’nın bu isteğini yerine getirmemesi sayesinde bugün bu eserler günümüze ulaşmıştır. Kafka tüm eserlerini Almanca yazmıştır. Kafka modernist yazar olarak görülmektedir. Eserlerinde suç, özgürlük, yabancılaşma ve sorumluluk ayrıca otoriteye bireysel karşı koyma gibi temaları işlemiştir. Kafka’nın en tanınmış eserleri Dava, Şato ve Dönüşüm ‘dür. Kafka’nın 3 Haziran 1924’teki ölümünün sebebi kalp yetmezliği olarak görülse de vücudunu yıpratan asıl sebep ilerlemiş kanseridir.

Almanca konuşan Yahudi bir aileden o dönem Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun sınırları içinde yer alan Prag şehrinde dünyaya gelmiştir. Herman Kafka (1852–1931), Franz Kafka’nın babası, Prag’a yerleşmeden önce Pisek yakınlarındaki bir Yahudi köyü olan Osek’te yaşamaktaydı. Franz Kafka’nın büyük babası Jacob Kafka Osek’te kasaplık yapmaktaydı. Herman Kafka geçimini belli bir süre pazarlamacılık yaparak sağladıktan sonra kendisine ait erkek ve kadın moda elbiseleri ve aksesuarları satan bir dükkan işletmeye başlamıştır. Kafka’nın annesi Julie Kafka (1856—1934) ise zengin bir bira üreticisinin kızı olarak dünyaya gelmiştir.[1] Franz Kafka’nın bebekken ölen iki erkek kardeşinin dışında ayrıca kendinden daha genç Gabriele (“Elli”) (1889–1941), Valerie (“Valli”) (1890–1942),ve Ottilie (“Ottla”) (1892–1943) adlı üç kız kardeşi daha vardı. Kafka’nın kız kardeşlerinin konsantrasyon kamplarında ya da gettolarda hayatlarını kaybetikleri ileri sürülmektedir
Lise eğitimini 1901 yılında başarıyla tamamladıktan sonra Kafka, annesi ve babası tarafından Norderney ve Helgoland’a birer seyahatle ödüllendirildi. Kafka daha sonraları da despot babasının isteği gibi bir yaşam sürdürdü. Bu onun kaderiydi ve bu kader onun birçok eserine de yansıdı. Kendi kararlarını verebildiği bir yaşamdan sonra, dışarıya olan yönelimi Dönüşüm eserinde olduğu gibi diğer eserlerine de açıkça yansımıştır.

Franz Kafka 1901’den 1906’ya kadar Prag’daki Karl-Ferdinand Üniversitesinde öğrenim gördü; oradan mezun olduktan sonra kimya ile ilgilendi, fakat kısa bir süre sonra hukuk alanında ilerlemeye karar verdi. Daha sonra bir yarıyıl Alman filolojisi ve sanat tarihiyle ilgilendi ve bu arada Münih’teki hukuk eğitimine de devam etti. Beş yıllık hukuk eğitiminden sonra Albert Weber’in yanında ücretsiz hukuk stajı yapma şansını buldu ve ceza hukuku alanında ilerleme kararı aldı.

Franz Kafka 1907’de o dönemde çok ünlü olan “Assicurazioni Generali” adlı İtalyan bir sigorta şirketinde çalışmaya başladı. Franz Kafka, Prag’da edebiyat çevresine girmesini sağlayacak olan Max Brod ile bu yıllarda dostluk kurmaya başlamıştır. Eserlerini de yakılmak üzere bıraktığı kişi de Max Brod’dur.

Bu dönemde Kafka, aynı zamanda Felix Qeltsch, Oskar Baum, Gustav Janouch ve Franz Werfel gibi önemli edebiyatçılar ile tanıştı. 1908 -1912 yılları arasında siyasal ve toplumsal olaylara ilgi duymaya, önemli Çek siyaset adamlarının toplantılarına katılmaya başladı. Yahudilikle ilgilenip İbranice öğrenmeye de bu dönemde yöneldi. Max Brod ile Riva, Paris, Weimar ve İtalya’ya geziler yaptı.
Kafka kötü bir çocukluk dönemi geçirdi, özellikle de babasıyla hiç anlaşamadı; babasının Kafka’nın üzerinde sürekli bir baskısı söz konusuydu, bu durum çocukluk yıllarından öğrenim hayatına kadar devam etti.

Kafka’nın annesi ise babasının değer yargılarını ve düşüncelerini kabullenmişti, zaten bu yargıları değiştirebilecek güce de sahip değildi. Kafka gençken, babasından kesinlikle korkmuyordu, fakat babasına her zaman mesafeli yaklaşıyordu ve ona karşı içinde nefretten başka bir duygu beslemiyordu.

Kafka’nın birçok eserinde baba, ailenin reisi, her şeye gücü yeten ve baskıcı biri olarak tasvir edilmiştir; tıpkı “Dönüşüm” eserinde olduğu gibi. Bu eserde Gregor (hikâyenin kahramanı aynı zamanda hikâyedeki oğul) bir böcektir ve işe yaramayan biridir, hikâyede Gregor’un ölümüyle ailenin rahat bir nefes alması konu edinilmiştir. Babasının karşı konulmaz gücünün Kafka’nın üzerinde yarattığı baskı, Kafka’nın en önemli hikâyelerinden biri olan “Hüküm” ü (Yargı) yazmasına sebep olmuştur.

Kafka,“Baba’ya Mektup” eserindeki mektupları ne babasına göndermek ne de yayımlatmak istemiştir; bu mektupları sadece babasının üzerinde her zaman baskısı olduğunu göstermek için yazmıştır. Muhtemelen babasının Kafka’nın üzerinde yarattığı baskı onun kendi kendini eleştirmesine sebep olmuştur ve Kafka kendinden nefret eden biri haline gelmiştir. Şüphesiz bu derin özeleştiri Kafka’nın yaşamına ve eserlerine yansımıştır.
Kafka’nın Prag’da oldukça geniş bir arkadaş çevresi vardı, üniversitenin ilk yıllarında hemen hemen aynı yaşlarda olduğu sıkı bir arkadaş çevresi edindi.

Kafka’nın hayatındaki en önemli kişi şüphesiz Max Brod’du. Max Brod da tıpkı Kafka gibi hukuk okudu, daha sonra filozof olan Felix Weltsch ve yazar Oskar Baum ile arkadaş oldu.

Brod, Kafka’nın edebiyat için ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Brod’un aracılığıyla Kafka, henüz yeni kurulmuş olan Rowohlt basımeviyle iletişime geçti ve böylece Kafka’nın ilk kitabı basılmış oldu (Gözlem,1912).

Kafka’nın gelip geçici arkadaşları içinde Jizchak Löwy’nin şüphesiz ayrı bir yeri vardır. Kendisi, Varşovalı Ortodoks bir aileden gelen önemli tiyatroculardandır, gerek sanata olan ilgisiyle, gerekse kişiliğiyle Kafka’ ya örnek olmuştur.

Kafka’nın biyografisini incelersek, onun hiç de sosyal bakımdan toplumdan kopmadığını görürüz, fakat ruhsal bakımdan tamamen farklı bir kişiliktir. Kafka’nın eserlerini bilen birinin elinden onun kullandığı kelimelerin altında yatan, asıl anlatmak istediği ifadeyi takdir etmekten başka bir şey gelmez. Aile içerinde ise Kafka’ya en yakın olan kişi en küçük kız kardeşi Ottla’dır.
Kafka’nın kadınlarla olan ilişkilerine baktığımızda en önemli noktada, Kafka’nın aşkı Felice Bauer’e yazdığı mektuplar durmaktadır. Felice Bauer, Kafka’nın 13 Ağustos 1912’de Max Brod’un evinde tanıştığı, Berlinli bir memurdur.

1920 yılında ise Kafka, Milena Jesenka ile mektuplaşmaya başlar. Milena Kafka’nın Almanca yazdığı eserleri Çek diline çevirmek istemiştir. Milena, Kafka’dan 12 yaş küçüktür ve evlidir. Birlikte olmalarının imkânsız olduğunu biliyorlardı, buna rağmen uzun yıllar boyunca aralarında mektuplaşmaya devam ettiler. Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektuplar da tıpkı Felice Bauer’e yazdığı mektuplar gibi Türkçeye çevrilmiştir. Kafka’nın son ilişkisi ise, ölmeden birkaç ay önce isminin anıldığı Dora Diamant adındaki bir çocuk bakıcısıydı.

Kafka mektuplarda aşkın gerçekliğine olan şüphelerini, korkularını dile getirmiş, duygularını tüm çıplaklığıyla kaleme almıştır, bu bakımdan mektuplar edebi açıdan son derece önemlidir.
1917 yılının Ağustos ayında bir gece Kafka’nın ağzından kan gelir, o yıllarda tedavisi mümkün olmayan Akciğer kanseri teşhisi konulur Kafka’ya. Hastalık iyiden iyiye kendini hissettirmeye başlar ve 1918’in sonbaharında İspanyol gribine yakalanır, haftalarca ağrı çeker. Daha sonraları ise tüm tedavilere rağmen, Kafka’nın sağlığı yıllar ilerledikçe kötüleşir. Kafka 1923–1924 yılları arasında Berlin’de bulunuyordu ve bu yıllarda kanser iyice ilerlemiş durumdaydı; gırtlağına kadar ilerleyen kanser yüzünden Kafka artık konuşma yetisini de kaybetmişti. Yemek yerken ya da bir şeyler içerken dayanılmaz acılar çekiyordu. 1924 yılının nisan ayında Wienerwald Sanatoryumunda,aile dostları yanındayken akciğer hastalıkları tedavisinde uzman olan Dr. Hugo Kraus tarafından, Kafka’ya gırtlak kanseri teşhisi konuldu;sebep olarak ise akciğer kanserinin metastaz yapması gösterildi.

Muayeneler sonucunda, Kafka’nın durumunun son derece kötü olmasından dolayı cerrahi bir müdahale yapılamayacağı sonucuna varıldı. Kafka Kierling Sanatoryumu’na taşındı ve 3 Haziran 1924 yılında Klosterneuburg’da, 40 yaşında hayata gözlerini yumdu. Resmi ölüm sebebi olarak da kalp yetmezliği teşhisi konuldu.

Kafka’nın yaşadığı dönemde yayımlanan eserleri

1909 – Ein Damenbrevier
1909 – Gespräch mit dem Beter (Dua Eden Adamla Sohbet)
1909 – Gespräch mit dem Betrunkenen (Serhoşlarla Sohbet)
1909 – Die Aeroplane in Brescia (Brescia’daki Uçaklar)
1912 – Großer Lärm (Büyük Gürültü)
1913 – Betrachtung (Gözlem)
1913 – Das Urteil (Yargı)
1913 – Der Heizer (Ateşçi) Amerika olarak bilinen romanın ilk bölümü
1915 – Die Verwandlung (Dönüşüm)
1915 – Vor dem Gesetz (Yasanın Önünde) Dava adlı romanın bir bölümü
1918 – Der Mord (Cinayet); Kardeş Katili öyküsünün ilk hali (1919)
1918 – Ein Landarzt (Bir Köy Hekimi) 13 öyküden oluşan bir kitap; aralarında On Bir Oğul ve Bir Akademiye Rapor öyküleri de bulunmaktadır
1919 – In der Strafkolonie (Ceza Sömürgesi)
1921 – Der Kübelreiter
1924 – Ein Hungerkünstler (Açlık Sanatçısı)

Kafka’nın ölümünden sonra yayımlanan eserleri


1904–1905 – Beschreibung eines Kampfes (Bir Savaşın Tasfiri)
1907–1908 – Hochzeitsvorbereitungen auf dem Lande (Taşrada Düğün Hazırlıkları)
1914 – Erinnerungen an die Kaldabahn (Kaldabahn Hatıraları)
1914–1915 – Der Dorfschullehrer (Köy Öğretmeni)
1915 – Blumfeld, ein älterer Junggeselle
1916–1917 – Der Gruftwächter
1916–1917 – Die Brücke (Köprü) Brod’un Başlığı
1917 – Eine Kreuzung
1917 – Der Schlag ans Hoftor (Çiftlik Kapısına Vuruş) Brod’un Başlığı
1917 – Der Jäger Gracchus (Avcı Gracchus) Brod’un Başlığı
1917 – Beim Bau der Chinesischen Mauer (Çin Seddi’nin İnşaasında)
1917 – Eine alltägliche Verwirrung Brod’un Başlığı
1917 – Der Nachbar (Komşu) Brod’un Başlığı
1919 – Brief an den Vater (Babaya Mektup)
1920 – Heimkehr Brod’un Başlığı
1920 – Die Abweisung (Geri Çevrilme)
1920 – Zur Frage der Gesetze (Yasalar Sorunu Üzerine)
1920 – Das Stadtwappen (Kent Arması) Brod’un Başlığı
1920 – Kleine Fabel (Küçük Fabl) Brod’un Başlığı
1920 – Die Truppenaushebung
1922 – Forschungen eines Hundes (Bir Köpeğin Araştırmaları) Brod’un Başlığı
1922 – Das Ehepaar
1922 – Der Aufbruch (Gezinti)
1922 – Gibs auf Brod’un Başlığı
1923–1924 – Der Bau Brod’un Başlığı
1925 – Der Prozess (Dava)
1926 – Das Schloss (Şato)
1927 – Der Verschollene (Amerika) İlk olarak 1912 yılında Kayıp olarak tasarlandı, fakat Brod tarafından Amerika olarak yayımlandı.
Eserlerinin özellikleri

Kafka’nın eserlerindeki roman kahramanları sonunun nereye varacağını bilmedikleri labirentlerden geçerler ve sonunda bilinmeyen kudrete ulaştırılırlar. “Şato” romanı da tıpkı “Dava” romanındaki mahkeme binasında olduğu gibi karmakarışık odaların bulunduğu labirentlerden oluşmaktadır, aynı zamanda “Kayıp” ( Brod tarafından “Amerika” başlığı adı altında yayımlanmıştır) romanında tuhaf, birbiriyle alakasız sahneler – bir gemi, bir otel, bunların yanında Karl Rossmann amcanın odası, kahramanlar – devasadır.

Kafka’nın hemen her eserinde, örneğin: “Çin Seddi“, “Bir Köpeğin Araştırmaları“, “Kısa Fabl“, hikâyenin kahramanları başarılı olamamıştır ve boş yere ölmüştür, hikâyelerinde ağırlıklı olarak ele alınan konu budur. Bu hikâyelerde her şey tamamıyla gerçekçi değildir, olaylar bilinçli olarak ironiyle anlatılmıştır.

Hikâyelerinin konularının bir diğer olmazsa olmazı da, hikâyenin kahramanının bilinmeyen yasalara istemeden karşı gelmesi; ya da çiğnediği yasayı hiç bilememesidir (“Yasanın Önünde”, “Ceza Sömürgesi”, “Çiftlik Kapısına Vuruş”, “Yasalar sorunu üzerine”). Tıpkı “Dava” ve “Şato” romanlarının kahramanlarında olduğu gibi, hikâyenin kahramanları da kendileri için yasak olan olaylarla hikâyeye yön verir, hikâyenin gidişatını bu olaylar belirler. Kafka’yı ekspresyonistlerden ayıran da Kafka’nın olağandışı olayları tanımlayıp, anlaşılır bir şekilde tarif edip, bu olayları doğal bir oluşum gibi yansıtan tarzıdır. Bu duruma özellikle de Kafka’nın hikâyelerinde rastlanır. “Ceza Sömürgesi”ndeki yasallaştırılmış acımasızlıkta, “Dönüşüm” eserinde insanın bir hayvana dönüşmesinde ya da “Akademi İçin Bir Rapor” adlı eserlerinde bu durum açıkça görülebilir. Kafka eserlerinde basitçe günlük yaşamdaki bir olaya şekil vermemiştir; ondan ziyade kendi kurallarıyla kendi dünyasını yaratmıştır. Kafka’yı diğerlerinden ayıran, Kafka’yı Kafka yapan da budur. Bu durum sonradan „Kafkaesk“ (Kafkavari) kavramının yerleşmesini sağlamıştır. Bu kavram Kafka’nın eserlerinin belirleyeni oldu, Kafka’yı diğerlerinden ayrı kıldı.

Yorumcuların “Yorumlama Şevki” kitabının 1945 yılından sonra bütün kütüphaneleri doldurup, bütün rekorları kırmasının altında belki de metinlerinin anlaşılır ve birbiriyle sıkı ilişki içinde olmasında yatmaktadır. Metinler kolay, fakat diğer yandan bu metinlerin özümsenmesi son derece zordur. Dil, okuma bakımından kolay ve resimlerle süslenmiştir; zor yanı ise okuyucuların asıl anlatılmak istenen konuyu hissedebilmesine rağmen asıl anlatılmak isteneni anlamada zorluk yaşamasıdır.

Albert Camus şöyle demiştir: “Bütün olanakların sunulup hiçbirinin işe yaramaması kaderdir, belki bu eserlerin büyüklüğü de kaderdir.” Kafka’nın eserlerinin cezp ediciliğindeki sır da zaten bu anlatmak istediğini anlayıp yorumlayabilmede yatar. (Walter H.Sokel)

Kafka’nın eserlerinin farklı farklı yorumlanması psikolojik, felsefi, biyografik, dini ve sosyolojik açıdan ele alınmıştır. Kafka’nın eserlerinin yorumlanmasında diğer önemli bir problem ise; Yahudiliğin ve Yahudi kültürünün eserlerine olan etkisidir.


FRANZ KAFKADAN GÜZEL SÖZLER

Balkonda aç bir serçe duruyor ben de ekmek kırıntılarını odanın içine bırakıyorum. aç olduğu halde, yaşamak için buna ihtiyaç olduğu halde tedirgin bekliyor. çünkü içerisi onun için bilinmeyen karanlık bir yer. ekmek onu kendisine çekiyor o da odanın içinde sayılır herşeyiyle bunu istiyor. sonra silkinip kendine geliyor ve kaçıp gidiyor. biliyorum kıpırdayıp korkutmasaydım onu korkup kaçmayacaktı oradan. gelip ihtiyacı olan ekmeği alıp gidecekti..
“Ben bütün zamanımı ve bütün zamanımdan bin kat fazlasını ve daha da iyisi, dünya üzerinde var olan bütün zamanları senin için kullanmak istiyorum; seni düşünmek, senin içinde nefes almak için. Evimin de huzuru kaçacak, gecelerin de huzuru kaçacak, bambaşka bir yerde olmak isterdim. Pek çok şeyin bambaşka olmasını isterdim…”
Önümde dursan ve bana baksan; içimdeki acılar hakkında ne bilebilirsin ki; ben seninkiler hakkında ne bilebilirim ki? Ve ayaklarına kapanıp ağlasam ve anlatsam; sana cehennemin sıcak ve korkunç olduğunu anlatsalar; benim hakkımda cehenneme ilişkin bildiklerinden daha fazlasını bilecek misin? Bu yüzden bile biz insanların cehennemin kapısının önündeymişiz gibi birbirimizin karşısında o kadar saygılı, o kadar düşünceli, o kadar sevgiyle durmamız gerek.
Düz bir yoIda yürüyor oIsaydın, tüm iIerIeme isteğine rağmen haIa gerisin geriye gitseydin, o zaman bu çaresiz bir durum oIurdu; ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik bir yamacı tırmandığına göre, adımIarının geriye doğru kayması, buIunduğun yerin durumundan iIeri geIebiIir, o zaman da umutsuzIuğa kapıImana gerek yoktur.

TinseI bir dünyadan başka bir şeyin buIunmadığı gerçeği eIimizden umuduzu aIır, ama bize bir kesinIik bağışIar. Ev haIkını koruyan tanrıya inanmaktan daha keyif veren ne oIabiIir! Her şey bir aIdatmacadır: en az yanıImaya bakmak, normaI öIçüIer içinde kaImak, en aşırının peşinden gitmek. Yasama başIadığın anda iki görev; sınırIarını her an daraItmak ve bu sınırIarı aştığın anIarda da gizIenmeyi başarıp başaramadığını her an sorguIamak.Bak Milena, “En çok seni seviyorum.” diyorum; ama gerçek sevgi bu değil belki: “Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla.” dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki.“
Yorgunum. tek istediğim, yüzümü kucağına koymak. başımın üzerinde dolaşan elini hissetmek ve sonsuza dek öyle kalmak.
“Her şey olması gerektiği gibi:Üzüntülü ve ağır…”
Şüphesiz özgürlük şu an acınacak halde.
”Ah! Milena, pek çok şeyin bambaşka olmasını isterdim…”
Müzikten bu denli etkilendiğine göre, bir hayvan mıydı gerçekten?
Bence istediğin zaman yalnız kalabilmek mutluluğun en önemli nedenlerinden biridir.
“Milena yardım et bana! Söyleyebildiklerimden daha fazlasını anla!..”
‘Öyle zaman olur ki, odada yalnızken bile “yok oluverir” insan, bunun nedenleri çoktur, kişi yaşarken bile ölebilir. ‘
”Palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben? İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam. Sen de anlamazsın Ben bile anlamıyorum ki başkasına nasıl anlatırım?”
Bu dünya için kendini paralaman gülünç.
“Evet, seni seviyorum budala! Tıpkı denizin, kendi dibindeki bir çakıl taşını sevmesi gibi… Evet, işte sevgim seni böyle kaplıyor! Ve Tanrı izin verirse, senin yanında bu kez ben çakıl taşı olacağım…”
Benim yalnızlığım insanlarla dolu…
“Odamda günlerdir yalnızım, ziyanı yok dünyada da yıllarca yalnız değil miydim?”
“Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor.”
Mesela neden senin odanda duran, sen sandalyende ya da çalışma masanda otururken, uzanırken, ya da uyurken, seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim? Neden değilim?
”Olmamasına razıyım. Oluyormuş gibi olmasın yeter.”
Çıldırıncaya kadar herkesten soyutlayacağım kendimi, herkesle küsecek hiç kimseyle konuşmayacağım!
İyiIer uygun adım yürür. İyiIerin varIığından habersiz oIan başkaIarı onIarın çevresinde dans eder, zamanın oyununu oynarIar. Bastığın yerin iki ayağının kapIadığından daha büyük oIamayacağını anIamak ne büyük bir mutIuIuktur.
İnsanın beIIi başIı iki günahı vardır, öbürIeri bunIardan çıkar: sabırsızIık ve tembeIIik. Sabırsız oIdukIarı için cennet’ten kovuIduIar, tembeIIikIerinden geri dönemiyorIar. Ama beIki de beIIi başIı sadece bir günahIarı var: sabırsızIık. SabırsızIıkIarından ötürü kovuImuşIardı, sabırsızIıkIarından otur geri dönemiyorIar.

Kıyamet günü’nü böyIe adIandırmamızın nedeni ancak bizim zaman kavramımızdandır; asIında o bir tür sıkıyönetim mahkemesidir.
DaIgaIarın bir su damIasını kaIdırıp kıyıya atması, denizdeki ezeIi daIgaIanma oIayını asIa engeIIemez; hatta denizdeki daIgaIanma, kıyıya atıIan damIaya borçIudur varIığını.
Odandan çıkman gerekmez, masanda oturmaya devam et ve dinIe.. DinIeme biIe, sadece bekIe..bekIeme biIe, gerçekten sakin ve yaInız oI. Dünya özgürce sunacaktır kendini sana..maskesinden sıyrıImak için başka seçeneği yok, huşu içinde yuvarIanacaktır ayakIarının dibine.
Din fedaiIeri bedeni küçümsemez, çarmıha gererek yüceItirIer onu; bu açıdan düşmanIarıyIa aynı görüştedirIer.
Off, dedi fare.dünya da günden güne daraIıyor.iIkin bir genişti ki,korktum,kostüm iIeri,uzakta sağIı soIIu duvarIarı görür görmez dünyaIar benim oIdu.ama bu uzun duvarIar da öyIe çabuk birbirIerine doğru iIerIiyorIar ki,en son odadayım işte; orada, köşede de kapan duruyor, gitgide kısıIacağım kapana. KediConfuseden de öyIeyse yönünü değiştir,dedi ve kedi fareyi yedi.
AyIakIık bütün kötüIükIerin kaynağı, bütün erdemIerin tacidir. Bence istediğin zaman yaInız kaIabiImek mutIuIuğun en önemIi nedenIerinden biridir. Bürokrat için insanca iIişkiIer değiI, yaInızca nesne iIişkiIeri vardır. İnsan evrağa dönüşür. Evrağa veriIen sayı iIe beIirgin kıIınan, öImüş bir varIık oIarak evrağın akışına girer. Bu varIık, şahsen çağrıIdığı zaman biIe bir kişi değiI, yaInızca ‘oIay’dir. ‘Konu’ iIe iIgiIi oImayan ne varsa akıp gitmiştir. Resmi daireIerin koridorIarı aşağıIanma kokar. Sigara içmek kesinIikIe yasaktır. Bu yasağın kapsamına soIuk aImak da girer. Buna karşıIık yürek çarpıntısına izin vardır, dahası çarpıntı oIması istenen bir şeydir. Her türIü ümit uçup gider. Kapıdan kapıya gönderiIen kişiye suçIuIuk duygusu aşıIanır. Buraya giren, yaInızca bir vizite kağıdı ya da pasaportunun uzatıImasını istese biIe kendini suçIu duyumsar. En iyi oIasıIıkIa bir diIek sahibidir, asIında ise suçIudur.
Bilgeliğin başladığına ilk işaret ölmek isteğidir.
Kitap, içimizdeki donmuş denizi kıran bir balta olmak zorundadır.
Unutamayacağım bir doğa olayıydı yüzün istasyonda Milena: “Bulutlardan değil, kendiliğinden gölgelenen bir güneştin sanki.
Bir çırpıda yüreğimle açtığım bu yolu kapatmak, ağır ağır dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz. Elbet yüreğim sızlar. Gene de -sözünü edebildiğime göre- o kadar zor gelmedi anlaşılan. Çok bilmiş bir köstebek gibi yeni yollar açarım gerekirse, ne yapalım!
Hem çevrede dolaşıp duran ve bir fırsatını bulduklarında konuya karışmayı bekleyen öyle çok insan var ki! Yine de bu fırsatı şimdiye dek ele geçiremediler, sadece sezdiklerine dayanarak hareket ediyorlar. Bu sezgiler kendilerini sezenleri epeyce oyalar ama başka işe yaradıkları da görülmüş değildir. Bugüne dek işler hep böyle yürüdü, sözünü ettiğim kişiler köşede bekleyip durdular, çevrelerine işsiz güçsüz kimseler gibi baktılar, yakınlarda bekleşmeleri haklı çıkaracak kurnazca yollar, örneğin akrabalık ilişkilerini kullandılar, burunları alacakları kokuda beklemeyi sürdürdüler ama sonuç ne oldu: Bekleyip durmayı sürdürüyorlar.


Kaynakça
Wikipedia




Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi