Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Diriliş Çanakkale 1915 – Turgut Özakman Kitap Özeti
#1
Oku-1 
Diriliş Çanakkale 1915 – Turgut Özakman Kitap Özeti


Kitabın Adı: Diriliş 1915 Çanakkale
Kitabın Yazarı:

Turgut Özakman
Kitabın Özeti:

Dünya yeni bir savaşın kapısından içeri girmek üzereydi. Birçok devlet
henüz resmiyette başlamamış olan bu savaşa rağmen taraflarını
almışlardı. Ancak Osmanlı kalmıştı açıkta. Ne yapacağından haberi yoktu…
Çünkü; çok zayıflamıştı Osmanlı bu dönemler içerisinde. İlk başlarda
savaş dışı kalmak düşüncesi ile hareket edilmesi planlanmasına rağmen
bunu başaramayacaklar ve Osmanlılar son savaşlarına girmiş
bulunacaklardı… Kader ağlarını hafif hafif örmekteydi.
Savaşa katılma sebebinin temellerini;
yakın zamanda sadrazamlığa gelen Sait Halim Paşa’nın “Eğer savaşa
girilirse elimizde güçlü bir donanma olması şart” düşüncesi içerisinde,
İngiltere’ye sipariş verdiği gemiler oluşturacaktır. Gemiler 7 milyon
lira tutacak ama Hazinenin bunun ilk taksidini ödemeye bile gücü
yetmeyecektir. Bunun üzerine halktan yardım istenecektir. Vefakâr Türk
halkı yok demeden elinde ne varsa temin edecektir. Öyle ki; o yıllarda
Müslüman Türk kadınları saçlarını kestiremez bu günah sayılır, kişiler
toplumdan dışlanırlardı. Ancak ismi tarihe geçmeyen bir nine bu düzene
karşı gelerek “Elimde bu iki tutam saçımdan başka bir şeyim yok” deyip
saçlarını, dışlanmak, kınanmak pahasına kestirecektir.
Bir yandan bu tip savaş hazırlıkları
içerisinde olan halk aynı anda eğitilmeye de başlıyordu… İşe önce
kadınlardan başlanıldı. O devirde peçe, çarşaf ve başörtü gibi şeylerle
kapanan kadınlar bilinçlendirilmek üzere bir araya geliyorlardı sık sık.
Yakın bir zamanda tiyatroda rol almak için başvuru yapmaya gelen bir
genç hanıma tiyatroya alınamayacağı söylendi. Genç hanım nedenini
sorduğunda peçesi sebep olarak gösterilince daha dayanamadı. Peçesini
bir hışımla açarak, etrafındakilere kan kusup birkaç cümlede çok can
yakmıştı: “Aha buyurun peçemi çıkardım. Kıyamet mi koptu? Depremler mi
oldu? Bağda, bahçede peçeyle çarşafla iş mi görülür? Bu şehir
bağnazlarının savunduğu bir görenek. Bunun yanlış olduğunu görüyor ama
kılınızı bile kımıldatmıyorsunuz. Ama bu böyle sürüp gitmez.” Ve
bulunduğu yeri aynı hışımla terk etti.

Bu olaylar esnasında görünürde Sırplı bir genç Avusturya-Macaristan
Veliahtı ile eşini öldürerek 1. Dünya Savaşını tetiklemiş oldu.
Devletler artık kesin yanlarını belirlemişler, gruplar halinde savaşmaya
hazır hale gelmişlerdi. Osmanlı hâlâ açıktaydı. Almanya Osmanlı’yı can
deposu olarak görmekte savaşa girerse de o niyetle sokmak istemektedir.
Osmanlı, Almanya’nın iki savaş gemisini
düşman devletlerden saklayarak tarafını belli etmişti. Ama bunun sonunun
hazin olacağını kestirememişti. Çünkü Enver Paşa Alman hastasıydı.
Varsa yoksa Almanlardı. İlk başlarda ağır başlılık yapmış ancak daha
sonra Almanlık hayranlığı daha ağır basmıştı. Ve gemiler Osmanlı’ya
sığındılar. Sığınmaları ile birlikte savaş çanları –bazıları için ölüm
çanları olarak da geçer- çalmaya başlamıştı. Çünkü Osmanlı’dan kesin bir
emir almadığı halde Alman gemileri, Rus Limanlarını bombalamışlardı.
Böylece Osmanlı Savaşa girmiş oldu. Artık geri dönüş düşünülemezdi. Bu
bombalama üzerine diğer düşman devletlerde Osmanlı’ya savaş açmış ve
Çanakkale Boğazı’na yavaş yavaş gelmekteydiler. İşte bu Çanakkale Deniz
Savaşı’nın temellerinin atıldığının bir göstergesiydi. Çanakkale
Boğazı’ndaki yenilmez denilen armada sonunu kesin zafer olarak gördüğü
bu savaşa hazırlanıyordu.

İşler gittikçe karışıyor içinden çıkılmaz bir hal alıyordu. Bu esnada
Osmanlı Devleti çareyi cihat etmekte bulmuş yada buldurulmuştu. Çünkü
cihat teklifini Almanlar Osmanlılara önerdi. Almanlar açısından kusursuz
bir plandı. Dünyanın salt çoğunluğunun Müslüman olduğu düşünülecek
olursa cihat çağrısına gelen Müslümanlarla iyi bir zafer alınabilirdi.
Tabi ki Osmanlı cihat ilan ettikten sonra gelen bir tek Müslüman
olsaydı… Kimse aldırmamış, duymamazlıktan gelmişti. Çünkü düşman
birlikler Osmanlılar ve Almanlardan önce davranıp Müslümanların
beyinlerini yıkamışlardı. Ama katılmama sebebi beyin yıkaması olmayan
kişilerde mevcuttu. Örneğin tarihçi Ziya Şakir Bey. Bu cihat çağrısını
ve çağrının aslını bildiği için durumun mahiyetini şu kin dolu cümle ile
dile getirecektir: “Hz. Muhammed Cihat için Allah’tan emir alıyordu.
Biz Alman İmparatoru’ndan alıyoruz.” Ve son derece haklıydı da…
Bir yandan Çanakkale’de boğazın suyu
savaş öncesi sessizliğini korumaya çalışırken diğer yanda Doğu’da
Rusların ilerleyişini durdurmak üzere büyük bir ordu Sarıkamış civarına
doğru ilerliyordu. Vakit dar, hava koşulları olumsuz, ordu savaşlar
sonrası çok bitap düşmüştü… Çünkü ne doğru dürüst bir giyeceği ne de
adam akıllı bir azığı vardı. Bu şartlar göz önüne alınarak Doğu’da
savaşın tehlikeli olabileceğini onlarca belki de yüzlerce kişi Enver
Paşa’ya bildirdiler… Ama bunlar nafile bir çaba olmaktan öteye gidemedi…
Yapılan yanlış hesaplamalar, Enver Paşa’nın gözünü karartan hırsı
sonucu Türk ordusu Ruslara değil ancak çetin hava koşullarına yenilecek
ve bu büyük kayıp bir kez daha Türkleri acıya boğacaktır. Enver Paşa bu
olayın duyulmasını istemese de zaman içerisinde Sarıkamış Olayı diye
tarihe geçmek için dilden dile dolaşacaktır.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Türk Kadını kendini bilinçlendirmeye,
vatanı için elinden gelenin en iyisini yapmaya karar vermiş ve
çalışmalarını hızlandırmıştı. Dergiler çıkarıyorlar, iş yaratmaya
çalışıyorlardı… Hatta Enver Paşa’ya askere katılmaya hazır olduklarını
beyan edeceklerdir.
Ve 19 Şubat 1915 günü büyük yenilmez
armada, Çanakkale Deniz Savaşı’nı başlattı. Her bir gemi en güçlü
silahlarıyla saldırıyor, mermilerle, toplarla beraber ölüm, dehşet ve
felaket yağıyordu. Buna göre düşmanların kazanması için hiçbir engel
yoktu ve zafer kesindi. Eee ne de olsa onların sınırsız mermileri, güçlü
topları bir de yiğit olarak adlandırdıkları askerleri vardı ki… Zafer
düşmanlar için çantada keklik misali gibi bir şeydi. Ancak daha
sonraları tekrarlanacak bir sözün düşmanlar tarafından bilinmediği de
apaçık ortada gibiydi: “Geçmişini bilmeyenin geleceği olamaz.” İyide ne
alakası vardı? Yani ne geçmişiydi ki bu bilinmesi bu kadar önemliydi?
Türklerin geçmişiydi. Zaman içerisinde tam da “Türkler bitti” derken
Türkler bitiren taraf olmuşlardı. Yani planlarda ufak bir detay
atlanılmıştı. Türkler hesaba katılmamıştı. Galiba savaş sonuna kadar da
katılmayacaktı. Yani birkaç avuç Türk mü bu yenilmez armadayı
durduracaktı… Bu bir şaka olmalıydı… Ama görünen köyün bir kılavuza
ihtiyacı vardı çünkü savaş gittikçe daha zor bir hale gelmişti… Türkler
her an, her bir köşeden düşmanın önüne çıkıyor ya düşmanın canı alıyor
yada kendi canını feda ediyordu.
Ama bu zorlama düşman tarafında hiçte
iyi karşılanmıyor aksine daha çok sinir hastası olmalarına sebebiyet
veriyordu. Hem karadan savunma hem de denizden savunma sürmekteydi. Bir
deniz olayında Nazmi Bey’e ellerindeki mayın sayısı soruldu ve bu
mayınların Çanakkale Boğazı’na çok dikkatli ve planlanan bir şekilde
dizilmesi emredildi. Emir demiri keserdi bir

Çanakkale Askeri için… Bu değişmez yasalarıydı oradakilerin… Her ne
kadar işin ucunda büyük bir armada denize çıkacak ilk kişiyi vurmak için
sabırsızlanıyor olsa da… Nazmi Bey mürettebatını topladı ve Yüzbaşı
Hakkı Bey’i de yanına alarak Nusrat Mayın’la yola çıktılar. Her şey en
ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü. Sabaha karşı Nusrat Mayın görevini
başarı ile tamamlamış bir biçimde döndü… Çanakkale’den sevinç çığlıkları
yeri göğü inletti… Belki Nusrat Mayın’ın geri dönüşünden belki de o
mayınların armadaya mezar olacağından herkes müthiş bir sevinç
içerisindeydi… Belki de ikisi yüzünden… Ne de olsa yenilmez armadanın
arasından geçip sessiz sedasız bir şekilde canları pahasına verilen
görevi yerine getirmişledi… Savaş gün geçtikçe kızışıyordu ama henüz net
bir netice yoktu…





Signing of RasitTunca
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca

Smileys-2
WWW
Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi