Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Sevr Mağarası - Ğarı Sevr - غار ثور
#1
20-2014icon 
Sevr Mağarası - Ğarı Sevr - غار ثور - Hz. Peygamber’in hicret esnasında üç gece gizlendiği, Kur’ân-ı Kerîm’de zikri geçen mağara.

SEVR MAĞARASI

(غار ثور)

Hz. Peygamber’in hicret esnasında üç gece gizlendiği, Kur’ân-ı Kerîm’de zikri geçen mağara.

Mağaranın bulunduğu Sevr dağı Mescid-i Harâm’a güneydoğu yönünde yaklaşık 4 km.
uzaklıktadır. Sevr mağarası dağın zirvesine yakın bir yerde, Mekke
tarafına bakan yamacında büyük bir kayanın altında kalan boşluk şeklinde
doğal ve küçük bir mağaradır. Mağaranın biri batı, diğeri doğu
tarafında iki girişi bulunmaktadır. Resûl-i Ekrem’in girdiği batı
yönündeki giriş dar olup zeminden biraz yüksektedir. Doğu yönündeki
giriş ise insanın rahatlıkla girip çıkabileceği büyüklüktedir. Günümüzde
Mekke’de yerleşim Sevr dağının kuzey eteklerine kadar ulaşmıştır.

Müslümanların Yesrib’e (Medine) hicret etmesi üzerine Hz. Muhammed’in de oraya gidip
onların başına geçmesinden endişe duyan bazı müşrikler Dârünnedve’de
toplanarak Resûlullah’ı öldürme kararı aldılar. Onu Kureyş oymaklarından
birer gencin katılacağı bir grup öldürecek, böylece Hâşimoğulları’nın
kan davasına kalkışması önlenecekti. Suikast kararından haberdar olan
Resûl-i Ekrem hemen hicret hazırlığına başladı; öğle sıcağında Hz. Ebû
Bekir’in evine gitti ve orada hicret planı hazırlandı. Bunun için
Mekke-Medine yollarını iyi bilen bir kılavuz tutuldu ve onunla, yolda
binilecek develeri üç gün sonra Sevr dağının eteğine getirmek üzere
anlaşmaya varıldı. Evine dönen Hz. Peygamber, kendisini öldürmek için
evini saracak müşrikleri yanıltmak amacıyla Hz. Ali’yi yatağına yatırdı.
Karanlık bastıktan sonra evinden ayrılıp tekrar Hz. Ebû Bekir’in evine
gitti. Gece yarısı Hz. Ebû Bekir’le birlikte evin arka kapısından
gizlice çıkarak Sevr dağına tırmanıp buradaki mağarada gizlendiler.
Resûl-i Ekrem’in geçici gizlenme yeri olarak Medine yol güzergâhında
bulunmayan Sevr mağarasını seçmesinin sebebi peşine düşecek müşrikleri
şaşırtmak istemesiydi. Çünkü müşrikler hicret için yola çıktığını
anladıklarında onu daha çok Medine’ye giden yol güzergâhında
arayacaklar, Mekke’nin güneyine giden yollar üzerinde fazla
durmayacaklardı. Böylece hem yoğun takipten kurtulacak hem de takip
işinin yavaşlamasına kadar zaman kazanacaktı.

Hz. Peygamber’i öldürmek maksadıyla evini saran seçilmiş müşrikler evinde olmadığını
öğrenince bütün çevreyi aramaya başladılar ve etrafa haberciler
göndererek onların başına ödül koyduklarını duyurdular. Daha ziyade
Medine tarafındaki yollarda arama yaparken bir grup da iki iz sürücünün
rehberliğinde onların gizlendiği mağaranın ağzına kadar geldi. Bu sırada
endişeye kapılan Hz. Ebû Bekir, “Ey Allah’ın resulü! Eğilip baksalar
bizi görecekler” dedi. Resûlullah, Allah Teâlâ’nın kendilerine yardım
edeceğini söyleyerek onu teselli etti. Mağarada yaşanan bu an Kur’ân-ı
Kerîm’de şöyle anlatılmaktadır: “Eğer siz ona yardım etmezseniz ona
Allah yardım etmiştir: Hani kâfirler onu iki kişiden biri olarak
çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına, ‘Üzülme, Allah
bizimle beraberdir’ diyordu. Bunun üzerine Allah ona -sükûnet sağlayan-
emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve
kâfir olanların sözünü alçalttı; Allah’ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü
Allah üstündür, hikmet sahibidir” (et-Tevbe 9/40). Allah Teâlâ’nın
resulünü koruyacağı muhakkaktı; nitekim etrafı inceleyen müşrikler
mağaranın içine bakmadan dönüp gittiler. Mağarada Hz. Peygamber
tarafından teselli edilen Ebû Bekir bu özel durumu sebebiyle Türk ve
İran edebiyatlarında “yâr-ı gār” (mağara dostu) ifadesiyle anılmıştır.

Resûl-i Ekrem ve Hz. Ebû Bekir, Sevr mağarasında üç gece kaldılar. Bu üç geceyi
Ebû Bekir’in oğlu Abdullah da onlarla birlikte geçirdi. Yapılan plan
gereği Abdullah sabaha doğru yanlarından
ayrılıp Mekke’de gecelemiş gibi davranıyor, müşriklerin arama
faaliyetleriyle ilgili haberleri akşamleyin onlara ulaştırıyordu. Hz.
Ebû Bekir’in çobanı Âmir b. Füheyre otlattığı koyun sürüsünü akşamları
mağara tarafına sürüyor, sabahleyin Abdullah mağaradan ayrılınca onun
peşini takip ederek sürüsünü oradan uzaklaştırıyordu. Böylece hem onlara
içecekleri sütü sağlıyor hem de Abdullah’ın ayak izlerini
kaybettiriyordu. Üçüncü gecenin sabahında kendisine önceden emanet
edilen develeri mağaranın yakınına getiren yol rehberi Abdullah b.
Uraykıt ve Âmir b. Füheyre ile birlikte Yesrib’e doğru yola çıktılar (1
Rebîülevvel / 13 Eylül 622).

Hadis ve siyer kaynaklarında

Resûlullah ile Hz. Ebû Bekir’in mağaraya gece ulaştıkları, Ebû Bekir’in
Resûlullah’tan önce mağaraya girip içeride zararlı hayvan bulunup
bulunmadığını kontrol ettiği, daha sonra da Resûlullah’ın girdiği
kaydedilir. Ayrıca Hz. Ebû Bekir’in üzerindeki örtüyü parçalara ayırıp
mağaradaki zararlı böcek yuvalarını tıkadığı, ancak bezler yetmediği
için son deliği topuğu ile kapatmak zorunda kaldığı, ardından mağaraya
giren Hz. Peygamber’in başını Ebû Bekir’in dizine koyarak uyuduğu,
topuğu delikteki bir yılan tarafından ısırılan Ebû Bekir’in acıdan göz
yaşı döktüğü, yanağına dökülen göz yaşlarından uyanan Resûl-i Ekrem’in
onu tedavi ettiği, müşriklerin eğilip bakmalarını engellemek için bir
örümceğin mağaranın girişini ağ örerek kapattığı, mağaranın girişinde
bir ağacın bittiği, bir çift yabani güvercinin orada durduğu veya yuva
yaparak yumurtladığı şeklinde rivayetler varsa da bu rivayetlerin bir
kısmı çeşitli açılardan eleştirilmiştir (Zehebî, III, 307; İbn Kesîr,
III, 180, 182; İbn Hacer, IV, 388; M. Nâsırüddin el-Elbânî, III,
260-264).

BİBLİYOGRAFYA:

Müsned, I, 348; VI, 198; Buhârî,
“İcâre”, 3, “Menâķıbü’l-ensâr”, 45, “Feżâǿilü aśĥâbi’n-nebî”, 2,
“Meġāzî”, 28; Müslim, “Feżâǿilü’ś-śaĥâbe”, 1; İbn Hişâm, es-Sîre2, I,
482-487; İbn Sa‘d, eŧ-Ŧabaķāt (nşr. M. Abdülkādir Atâ), Beyrut 1418/
1997, I, 175-179; Fâkihî, Aħbâru Mekke (nşr. Abdülmelik b. Abdullah b.
Dehîş), Mekke 1407/ 1986, IV, 79-84; Belâzürî, Ensâb, I, 259-261;
Taberî, CâmiǾu’l-beyân (Şâkir), XIV, 257-260; Ahmed b. Hüseyin
el-Beyhakī, Delâǿilü’n-nübüvve (nşr. Abdülmu‘tî Kal‘acî), Beyrut
1405/1985, II, 465-482; Zehebî, Mîzânü’l-iǾtidâl, III, 307; İbn Kesîr,
el-Bidâye, III, 179-184; İbn Hacer, Lisânü’l-Mîzân, IV, 388; Süyûtî,
ed-Dürrü’l-menŝûr, Beyrut 1403/1983, IV, 196-204; Semhûdî, Vefâǿü’l-vefâ
bi-aħbâri dâri’l-Muśŧafâ (nşr. Mustafa Abdülvâhid), Beyrut 1386/1966,
I, 236-238; Şevkī Ebû Halîl, el-Hicre: Ĥadeŝün ġayyere mecra’t-târîħ,
Dımaşk 1406/1986, s. 86-87; M. Nâsırüddin el-Elbânî,
Silsiletü’l-eĥâdîŝi’ż-żaǾîfe ve’l-mevżûǾa, Riyad 1408/1988, III,
260-264; Adnan Demircan, Nebevî Direniş Hicret, İstanbul 2000, s.
121-128.

[Resim: Sevr-Dagi-Sevr-Magarasi-Mekke-Hac-Resiml...819%29.jpg]

[Resim: Sevr-Dagi-Sevr-Magarasi-Mekke-Hac-Resiml...816%29.JPG]

[Resim: Sevr-Dagi-Sevr-Magarasi-Mekke-Hac-Resiml...812%29.jpg]

[Resim: Sevr-Dagi-Sevr-Magarasi-Mekke-Hac-Resiml...814%29.jpg]





Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi