Edit Announcements Settings!

Hoşgeldin Ziyaretçi
Mesaj atabilmek için forumumuza kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Forum İstatistikleri
Üye Sayısı:» Üye Sayısı: 10
En Son Üyemiz:» En Son Üyemiz: Nurgül
Konu Sayısı:» Konu Sayısı: 3,640
Mesaj Sayısı:» Mesaj Sayısı: 3,960

Tam İstatistik Tam İstatistik

Çevrimiçi Kullanıcılar
Şu anda 69 çevrimiçi kullanıcı var.
» 0 üye | 66 Misafir
Bing, Google, Yandex

Forumlarda Ara

(Gelişmiş Arama)

Glitter Efektli Hareketli Gül Resimleri byAyhan V109

[Resim: i806bsnxni.gif]

[Resim: i807bxjdrr.gif]

[Resim: i808bwlrg8.gif]

[Resim: i809bmthfi.gif]

[Resim: i810b5p4ly.gif]

[Resim: i811bgve3c.gif]

[Resim: i812bxlqkz.gif]

[Resim: i813by791p.gif]

[Resim: i814bqn18u.gif]

[Resim: i815bzke6q.gif]

[Resim: i816bm25he.gif]

[Resim: i817buo0yh.gif]

[Resim: i818b3ltjw.gif]

[Resim: i819bj7uiy.gif]

[Resim: i820bazc1x.gif]

İkinci Akabe Buluşma ve Bey´atı


Ensardan Cabir b. Abdullah Der ki:

"Resûlullah (a.s.) hac mevsimlerinde halkın Ukâz, Mecenne ve Mina´daki konak yerlerine vanp:

´Rabbimin elçilik vazifesini yerine getirinceye kadar beni barındıracak kim var Bana yardım ede­cek kim var ki, kendisine Cennet verilsin 1 diye seslenirdi.[1]

Fakat, ne barındıracak, ne de yardım edecek bir kimse bulunmazdı. Yemen´den veya Mudarlardan bir kimse panayırlara gelmek için yola çıkacağı zaman, kavmi veya akrabası,[2] onun yanına varıp:

´Sakın hâ! Kureyşîlerin genci seni dininden döndürmesin!1 derlerdi.

Resûlullah (a.s.) aralarından geçerken de, onlar Resûlullah (a.s.)ı birbirlerine par­maklarıyla işaret ederlerdi.

Nihayet, Yüce Allah bizi Yesrib (Medine)´den ona gönderdi de, biz iman ettik ve kendisini barındırdık.

Bizden biri, gidip ona iman ederdi, o da ona Kur´ân okurdu.

Evine döndüğü zaman, bütün ev halkı da, ona uyarak Müslüman olurlardı.

Ensar evlerinden, içinde Müslümanlardan bir topluluk bulunmayan ve İslâmiyeti açıklamayan bir ev kalmadı.

Sonra da, Medineli Müslümanların hepsi, biraraya gelerek konuştular, konuştuk:

´Resûlullah (a.s.)ı daha ne zamana kadar Mekke dağlarında, kovulur, korkutulur ve korkar bir halde bırakacağız !´ dedik.

Bunun üzerine, hac mevsiminde, bizden yetmiş kişi, onun yanına vardı."[3]

Yüce Allah Ensara kerem ve ihsanda, Peygamberine de yardımda bulunmayı; İslâmiyeti ve Müslümanları aziz, müşrikliği ve müşrikleri zelil kılmayı dilediği zaman,[4] nübüvvetin onüçüncü yılında,[5] hac mevsiminde,[6] Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden üç ay veya üç aya yakın bir süre önce, Zilkade ayında,[7] Mus´ab b. Umeyr,[8] yanında kırkı Ensarın yaşlılarından ve eşrafından, otuzu da gençlerinden olarak üzere, yetmiş[9] veya yetmişten bir veya iki erkek fazla,[10] ya da yetmişüç erkek ve iki kadın Müslümanla-Medinelilerin müşrik hacıları da yanlarında bulunduğu halde-[11] beşyüz kişilik bir kafile ile Mekke´ye gelmişti.[12]



Berâ´ b. Ma´rur ile Ka´b b. Malik´in Peygamberimizle Görüşmeleri


Ka´b b. Malik der ki:

"Kavmimizin müşrik olan hacılanyla birlikte, Medine´den yola çıktık. Seyyidimiz ve büyüğümüz, seferlerde yöneticimiz Berâ1 b. Ma´rur da, yanımızda idi.[13]

Zâhire´l-Beydâ´da bulunduğumuz sırada,[14] Berâ1 b. Ma´rur, bize:

´Ey şu cemaat! Ben bir görüşe varmış bulunuyorum!

Vallahi, onun üzerinde bana muvafakat eder misiniz, yoksa etmez misiniz, bilmiyorum ´ dedi.

Kendisine:

´Nedir bu görüş ´ diye sorduk.

´Ben şu görüşe vardım ki, şu Beyt´i (Kabe´yi) arkama almayayım! Namazı ona doğru kılayım!´ dedi.

Biz de:

´Vallahi, Peygamberimiz (a.s.)dan bize erişen, ancak namazın Şam´a doğru yönelinerek kılınmasıdır. Biz ona aykırı davranmak istemeyiz´ dedik.

Berâ´ ise:

´Ben, muhakkak, namazımı Kabe´ye doğru kılacağım!´ dedi.

Ona:

´Fakat biz böyle yapmayız!´ dedik.

Namaz vakti olunca, biz namazlarımızı Şam´a doğru yönelerek kıldık.

O da, namazını Kabe´ye doğru yönelerek kıldı.

Biz onu yaptığı şeyden dolayı ayıplamakta ve kınamakta idik. O ise, bizim Kıblemize yönelmekten kaçınmakta, ancak Kabe´ye doğru namaz kılmakta idi.

Nihayet Mekke´ye geldik. Mekke´ye gelince, Berâ´ b. Ma´rur, bana:

´Ey kardeşimin oğlu! Bizi Resûlullah (a.s.)a götür!

Şu yolculuğum sırasında yaptığım şeyi ona soralım:

Benim yapmış olduğum ve sizin ise muhalefet ettiğinizi gördüğüm şey hakkında, vallahi, içime şüphe düştü!´ dedi.

Birlikte gittik. Resûlullah (a.s.)ı sorduk.

Kendisini bundan önce görmemiştik, tanımıyorduk.[15]

Ebtah´da,[16] Mekkelilerden bir adama rastladık. Resûlullahı ondan sorduk. Adam bize:

´Onu tanıyor musunuz ´ diye sordu.

Biz:

´Hayır! Tanımıyoruz!´ dedik.

Adam:

´Onun amcası Abbas b. Abdulmuttalib´i tanıyor musunuz ´ diye sordu.

´Evet! Tanıyoruz!´ dedik.

Çünkü, biz Abbas´ı tanıyorduk. Kendisi, tüccar olarak yanımıza gelip gitmekten geri kalmazdı.

Adam:

´Mescid-i H aram´a girin! Aradığınız o zât, şimdi orada Abbas ile birlikte oturuyor!1 dedi.

Mescid-i Haram´a girdik.

Abbas oturuyor, Resûlullah (a.s.) da onun yanında oturuyordu.

Selam verdikten sonra, biz de yanlarına oturduk.

Resûlullah (a.s.), Abbas´a:

´Ey Ebe´l-Fadl! Sen bu zâtları tanıyor musun ´ diye sordu.

Abbas:

´Evet, tanıyorum: Şu, kavminin seyyidi, ulu kişisi Berâ´ b. Ma´rur´dur! Şu da, Ka´b b. Malik´tir!´ dedi.

Vallahi, Resûlullah (a.s.)ın:

´Şair olan mı ´ dediğini, hâlâ unutmamı sırrıdır.

Abbas:

´Evet!´ dedi.

Berâ´ b. Ma´rur, Resûlullah (a.s.)a:

´Ey Allah´ın Peygamberi! Ben bu yolculuğa çıktım. Allah beni İslâmiyete hidayet etti.

Ben şu Beyt´i, Kabe´yi arkama almamayı uygun görüp ona doğru namaz kıldım. Arkadaşlarım ise, bu hususta bana muhalefet ettiler. Benim de bundan içime şüphe düştü.

Yâ Rasûlallan! Sen bunu nasıl görürsün Buna ne buyurursun ´ dedi.

Resûlullah (a.s.):

´Sen bir Kıble üzerinde bulunuyordun. Onda sabır ve sebat etsen olurdu1 buyurdu.

Bunun üzerine, Berâ´ b. Ma´rur, Resûlullah (a.s.)ın Kıblesine döndü. Bizimle birlikte, Şam´a doğru namaz kıldı."[17]



Uveym b. Sâide, Sa´d b. Hayseme ve Arkadaşlarının Teklifleri


Ensardan Uveym b. Sâide, Sa´d b. Hayseme ve daha başkaları,[18] Mekke´ye gelince, Peygamberimiz (a.s.)ın nerede bulunduğunu sordular.

"O, şimdi, amcası Abbas´ın yanındadır!" denildi.

Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vanp selam verdiler ve:

"Yâ Rasûlalları! Biz servet, silah ve hayvan bakımından çok hazırlıklıyız.

Senin üzerinde söz birliği yapılmış bulunmaktadır.

Bizim yanımızda sana yardım var!

Senin için canları verme var!

Kendilerimizi nelerden korur ve savunursak, seni de onlardan koruma ve savunma var!

Seninle ne zaman buluşalım " dediler.

Hz. Abbas:

"Sizinle hacca gelen kavminizden, görüşünüze ve kararınıza muhalefet edecek olanlar varsa, hacılar dağılıp gidinceye kadar, onlardan kendilerinizi ve işinizi gizli tutunuz!" dedi.[19]

Peygamberimiz (a.s.), onlarla[20] Mina´da.[21] Teşrik günlerinin ortasında.[22] Akabe´nin dibinde[23] buluşmaya söz verdi.

Uyuyanı uyandırmamalarını, bulunmayanı beklememelerini de, kendilerine emretti.[24]



Buluşma Yerinde Gizlice Toplanış


Ka´b b. Malik der ki:

"...Sonra, hacca çıktık.

Resûlullah (a.s.)la, Teşrik günlerinin ortasında, Akabe´de buluşmak üzere vaadleştik.

Hac ibadetini yerine getirip boşaldığımız ve Resûlullah (a.s.)la buluşmayı vaadleştiğimiz gece, seyyidlerimizden bir seyyid, şeriflerimizden bir şerif olan Ebu Cabir Abdullah b. Amr b. Haram yanımızda idi.

Kendisini yanımızda tutup, bırakmadık.

Halbuki, kavmimizin, yanımızda bulunan ve müşrik olan kimselerinden, işimizi gizli tutuyorduk.

Fakat, Abdullah b. Amr b. Haram´la konuştuk. Ona:

´Yâ Ebâ Câbir! Sen bizim seyyidlerimizden bir seyyid, şeriflerimizden bir şerifsin!

Biz seni içinde bulunduğun şirk yüzünden Cehennemin odunu olmandan uzaklaştırmak istiyoruz!´ dedik ve kendisini İslâmiyete davet ettik.

Resûlullah (a.s.)ın Akabe´de bizimle buluşmak üzere vaadleştiğini de haber verdik.

Abdullah b. Amr b. Haram hemen Müslüman oldu ve Akabe´de kabilesinin temsilcisi olarak bizimle birlikte bulundu.

O gece, ağırlıklarımızın yanında, kavmimizle birlikte uyuduk.

Gecenin üçte biri geçince; Resûlullah (a.s.)la buluşmaya vaadleşilen yerde bulunmak üzere, bağırtlak kuşunun ayrılışı gibi, ağırlıklarımızın yanından gizlice sıyrılıp, Akabe yanındaki Şı´b´da toplandık.

Biz yetmişüç erkek idik.

Yanımızda, kadınlarımızdan iki kadın da bulunuyordu ki, birisi Mazin b. Neccar oğulları kadınların-dan Ümmü Umâre Nesîbe binti Ka´b, öbürü de Selime oğulları kadınlarından Ümmü Meni´ Esma binti Amr idi.

Şı´b´da toplanıp, Resûlullah (a.s.)ı beklemeye başladık.

Nihayet, Resûlullah (a.s.) geldi.

Kendisinin yanında da, amcası Abbas b. Abdulmuttalib bulunuyordu.

Kendisi, o zaman, kavminin dininde idi*

Ancak, yeğeninin işinde hazır bulunmayı ve onun işini sağlama bağlamayı arzu ediyordu.

Oturulunca, ilk konuşan da, Abbas b. Abdulmuttalib oldu ve:

´Ey Hazrec cemaatı!**

Siz de bilirsiniz ki; Muhammed bizdendir.[25]

Bu, benim kardeşimin oğludur ve bana insanların en sevgilisidir!

Eğer siz onu tasdik ve kendisinin Allah´tan getirdiklerine iman ediyor, onu alıp yanınıza götürmek istiyorsanız; yardımsız bırakmayacağınıza, aldatmayacağınıza dair, sizden kesin bir söz almak istiyo­rum!

Çünkü, sizin komşularınız Yahudilerdir. Yahudiler ise buna düşmandırlar.

Onların tuzak kurmayacaklarından emin değilim. [26]

Eğer siz; sizi tek yaydan ok yağmuruna tutacak olan Arap kabilelerinin de düşmanlıklarına göğüs gerebilecek kadar savaş gücüne malikseniz, aranızda iyice görüşüp konuşarak kararlaştırınız da, son­radan tefrikaya düşmeyiniz![27]

Biz onu kavmimizden koruya gelmişizdir.

O kendi kavminin içinde bulunmakta ve korunmaktadır.

Fakat, buradan ayrılmak, ancak size katılmak arzusundadır.

Eğer siz kendisine vaadle davette bulunduğunuz yardım, barındırma ve muhaliflerinden koruma gibi şeyleri yerine getireceğinize kani iseniz, ne âlâ!

Şayet, yanınıza vardıktan sonra, korkup yardım edemeyecek, kendisini muhaliflerinin eline bıraka­cak iseniz, şimdiden bırakınız!

O, kendi kavminin içinde ve beldesinde şerefiyle bulunmakta ve korunmakta devam etsin![28] Sizin konuşma yapacak olanınız konuşsun!

Fakat, konuşmasını uzatmasın![29]

Çünkü, üzerimizde, müşriklerden gözcüler, casuslar vardır![30]

Buradan konak yerlerinize dağıldığınız zaman da,[31] işinizi gizli tutunuz!´ dedi."[32]



Es´ad b. Zürâre´nin Konuşması


Hz. Abbas´ın, konuşmasında Es´aci b. Zürâre´ye ve arkadaşlarına söz dokundurması, Es´ad b. Zürâre´nin ağırına gitti. Peygamberimiz (a.s.)a:

"Yâ Rasûlallah! Bize izin ver de, canını sıkmaksızın ve senin hoşlanmayacağın birşeyle itiraz etmiş olmaksızın, sadece sana icabetimizi ve imanımızı doğrulamak üzere, ona cevap verelim " dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Suçlayıcı olmaksızın, ona cevap veriniz!" buyurdu.

Bunun üzerine, Es´ad b. Zürâre, Peygamberimiz (a.s.)a dönerek:

"Yâ Rasûlallah! Her davetin, yumuşak veya sert, bir yolu ve usûlü vardır.

Bugün senin yaptığın davet, insanların yüzünü ekşitecek, kendilerine ağır gelecek bir davettir:

Sen bizi öteden beri üzerinde bulunduğumuz dinimizi bırakmaya ve kendi dinine tâbi olmaya davet ettin ki, bu çok zor ve ağır birşey olduğu halde, biz senin bu teklifini kabul ettik!

Sen bizi insanlarla aramızdaki yakın, uzak bütün akrabalık ve komşuluk ilişkilerini kesmeye davet ettin! Bu da çok zor ve ağır birşey olduğu halde, biz senin bu teklifini de kabul ettik!

Bizler, yurdumuzda, izzetli ve her tecavüzden masun; değil kendisini kavminin yalnız bırakmış olduğu, hatta amcalarının bile öldürülmek üzere düşmanlarına teslim etmek istedikleri bir zâtın, hatta kendimizden başka hiç kimsenin başımıza geçmeye göz dikemeyeceği bir topluluk olmamıza ve bunun bizim için kabulü çok zor bulunmasına rağmen, biz senin bu husustaki teklifini de kabul ettik-ki, bütün bunlar, Allah´ın doğru yolu bulma azmini ve hayırlı sonuçlara ulaşma umudunu ihsan ettiği kimseler hariç, insanlar nazarında hiç de hoşa gidecek şeyler olmadığı halde, biz senin bu husustaki teklifini de dillerimizle ikrar, kalblerimizle tasdik etmek suretiyle kabul ettik!

Biz, senin Allah´tan getirdiklerine inanarak ve kalblerimize yerleşen bir marifetle tasdikte bulunarak, sana bey´at edeceğiz!

Biz, Rabbimize, senin Rabbine bey´at edeceğiz!

Allah´ın Kudret Eli, ellerimizin üzerindedir!

Bizim kanlarımız senin kanınla, ellerimiz senin elinledir!

Biz, kendilerimizi, oğullarımızı ve kadınlarımızı savunduğumuz ve koruduğumuz şeylerden, seni de savunacak ve koruyacağız!

Eğer biz bu ahdimizi bozarsak, Allah´ın ahdini bozmuş bedbaht, yaramaz kimseler olmuş olalım!

Yâ Rasûlallah! Bu, sana karşı, bizim sadâkatyeminimizdir!

Yardımına sığınılacak, ancak Allah´tır!" dedi.

Sonra da, Hz. Abbas´a dönerek:

"Ey konuşurken Peygamber (a.s.)ın önünde bize söz dokunduran zât! Kardeşinin oğlunun sana insanların en sevgilisi olduğu sözünle neyi anlatmak istediğini Allah bilir.

Biz, yakın uzak bütün akrabalarımızla ilişkilerimizi keserek şehadet etmiş bulunuyoruz ki, bu zât Allah´ın Resûlüdür!

Allah, onu yanındaki (Kur´ân) ile göndermiştir.

Kendisi asla yalancı değildir!

Getirdiği Kur´ân da, insan sözüne benzemez.

Resûlullah (a.s.) hakkında seni tatmin edecek sözü bizden alma isteğine gelince:

Resûlullah (a.s.) için istediğin sözü al!" dedi.

Sonra da, Peygamberimiz (a.s.)a dönerek:

"Yâ Rasûlallah! Bizden, kendin için, dilediğin sözü al!

Rabbin için de, istediğin şartı koş!" dedi.[33]

Abdullah b. Revâha da:

"Kendin ve Rabbin için, ne dilersen onu şart kıl!" dedi.[34]



Berâ´ b. Ma´rur´un Konuşması


Berâ´ b. Ma´rur, Hz. Abbas´a:

"Söylediklerini dinledik!

Vallahi, kalblerimizde senin söylediğinden başkası olsaydı, muhakkak ki, biz onu söylerdik!

Fakat, biz ahde vefa ve sadâkat göstermek, Resûlullah (a.s.)ın önünde canlarımızı feda etmek arzusundayız![35]

Bizler bol silahlara, savunma ve koruma gücüne sahip kimseleriz!

Taşlara taptığımız sıralarda da böyle idik!

Bugün; Allah, bizden başkalarının göremediği şeyleri bize gördürmüş ve Muhammed (a.s.) bizi daha da güçlendirmiştir!" dedi.[36]



Peygamberimiz (a.s.)ın Konuşması


Ensardan bazıları da, Hz. Abbas´a:

"Senin söylediklerini dinledik!" dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Yâ Rasûlallan! Sen de konuş!

Bizden, kendin için, Rabbin için, istediğin sözü al!" dediler.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) konuştu ve Kur´ân-ı Kerîm okudu.

Onları Allah´a davet ve İslâmiyete teşvik etti.[37]

"Yüce Rabbim için şartım;[38] sizden istediğim,[39] O´na hiçbir şeyi eş ortak koşmaksızın ibadet etm­eniz dir.[40]

Kendim için şartıma,[41] isteğime gelince:

Kendimi ve ashabımı barındırmanız,

Bana ve ashabıma yardımcı olmanız,

Kendilerinizi savunduğunuz, koruduğunuz şeylerden bizleri de savunup korumanızdır.[42]

Kadınlarınızı ve çocuklarınızı savunup koruduğunuz şeylerden beni de savunup koruyacağınız hakkında, sizinle bey´atyapayım!" buyurdu.[43]

Berâ1 b. Ma´rur, hemen, Peygamberimiz (a.s.)ın elini tutup:

"Olur! Seni hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah´a andolsun ki; çoluk çocuklarımızı savunup koruduğumuz şeylerden seni de koruyacağız!

Bizimle bey´atlaş yâ Rasûlallah!

Biz, vallahi, savaş erleri ve silah erleriyiz!

Bu, bize ecdadımızdan miras kalmıştır!" diyerek konuşurken, Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan sözün arasına girdi ve:

"Yâ Rasûlallah! Bizlerle o adamlar (Yahudiler) arasında antlaşmalar, sözleşmeler var!

Biz, onları, seninle yapacağımız bu bey´atımızla kesip atmış oluyoruz!

Allah seni muzaffer kıldıktan sonra, bizi bırakıp kavminin yanına dönmeyi arzu eder misin " dedi.

Peygamberimiz (a.s.) gülümsedi. Sonra da:

"Hayır! Benim kanım, sizin kanınızdır!

Benim zimmetim, sizin zimmetinizdir!

Ben sizdenim! Siz de bendensiniz!

Ben, sizin savaştığınız kimselerle savaşırım!

Ben, sizin barıştığınız kimselerle barışırım![44]

Sizlerden bana oniki nakîb çıkarınız ki, onlar kavimlerinin vekili, temsilcisi olsunlar!" buyurdu.

Bunun üzerine, Medineli Müslümanlar, dokuzu Hazrec´den, üçü de Evs´ten olmak üzere, oniki nakîb (temsilci) çıkardılar.[45]



Çıkarılan Nakîbler (Temsilciler)


Medinenlerin çıkardığı nakîbler, Ensardan şu kişilerdi:

1. Es´ad b. Zürâre,

2. Sa´d b. Rebia,

3. Abdullah b. Revana,

4. Râfi1 b. Malik,

5. Bera1 b. Ma´rur,

6. Abdullah b. Amrb. Haram,

7. Ubâde b. Sâmit,

8. Sa´d b. Ubâde,

9. Münzir b. Amr,

10. Useyd b. Hudayr,

11. Sa´d b. Hayseme,

12. Rifâa b. Abdulmünzir.

Ka´b b. Malik, bu husustaki şiirinde, Rifâa b. Abdulumünzirln yerine, Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyi h an´ ı g ö sterm i şti r.[46]

Peygamberimiz (a.s.), temsilcilere:

"Havarilerin İsa b. Meryem için kefillikleri gibi, sizler de kavminizin kefillerisiniz. Ben de, Müslüman olan kavmimin kefiliyim!" buyurdu. "Evet!" dediler.[47]

Es´ad b. Zürâre:

"Evet yâ Rasulallah!" deyince, Peygamberimiz (a.s.):

"Sen de, kavminin temsilcisisin!" buyurdu.[48] Ve onu, oniki temsilcinin de temsilcisi yaptı .[49]



Abbas b. Ubâde´nin Bey´at Hakkındaki Açıklaması


Medineli Müslümanlar Akabe´de geceleyin ağaç altında[50] Peygamberimiz (a.s.)la bey´at-laşmak üzere toplandıkları zaman, Salim b. Avf oğullarının kardeşi Abbas b. Ubâde:

"Ey Hazrec cemaatı! Siz bu zât ile ne için bey´atlaşacağınızı biliyor musunuz " diye sordu.

"Evet! Biliyoruz!" dediler.

Abbas b. Ubâde:

"Sizler; insanların kızıl ve kara derilileriyle savaşmak üzere kendisi ile bey´atlaşacaksınız!

Eğer sizler karşılaşacağınız musibetle mallarınız azaldığı, eşrafınız öldürüldüğü zaman ona yardım etmeyecek, kendisini muhaliflerinin eline bırakacaksanız, vallahi, bu, dünyada da, âhirette de yüzkarasıdır! Şimdiden bundan vazgeçin!

Eğer sizler kendisine vaadde bulunduğunuz yardım, barındırma, muhaliflerinden koruma gibi şey­leri yerine getireceğinize kani iseniz, mallarınızın azalması ve eşrafınızın öldürülmeleri pahasına da olsa, onu tutunuz ki, vallahi, bu, dünyada da, âhirette de hayırlıdır!" dedi.[51]

Medineli Müslümanlar:

"Mallarımızın yok olma tehlikesine uğraması ve eşrafımızın öldürülmeleri pahasına da olsa, bizler, vereceğimiz sözü yerine getireceğiz!" dediler ve Peygamberimiz (a.s.)a:

"Yâ Rasûlallah! Biz bu husustaki taahhüdümüzü yerine getirirsek, bizim için ne var " diye sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

"Cennet var!" buyurdu.[52]

Medineli Müslümanlardan Enes b. Sabit:

"Yâ Rasûlallah! Biz, kendilerimizi ve çocuklarımızı savunup koruduğumuz şeylerden seni de savu­nacak ve koruyacağız!

Bize ne var " dedi.[53]

Diğerleri de:

"Biz bu vazifemizi yerine getirirsek, bizim için ne var " diye sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

"Cennet var!" buyurunca, Medineli Müslümanlar

"Kazançlı bir alışveriş bu! Biz bundan ne cayarız, ne de caymak isteriz!" dediler.[54]



Bey´atın Nasıl Yapılacağının Açıklanışı


Medineli Müslümanlar:

"Yâ Rasûlallan! Sana ne üzerine ve nasıl bey´at yapalım " diye sordular.[55] Peygamberimiz (a.s.): "Sizler;

Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına, Benim Resûlullah olduğuma şehadette bulunmak, Namaz kılmak, Zekat vermek,

Emirlik işinde, ehil olanla çekişmemek,[56] İsteklilikte isteksizlikte dinlemek ve boyun eğmek, Darlıkta ve varlıkta geçimlik sağlamak üzere, İyiliği buyurmak, kötülükten sakındırmak üzere,

Allah hakkında hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeksizin konuşmak üzere, Bana yardım etmek,

Yanınıza geldiğim zaman, kendilerinizi, kadınlarınızı ve çocuklarınızı savunup koruduğunuz şeyler­den beni de savunup korumak üzere, bana bey´at ediniz! Sizin için Cennet var!" buyurdu.[57]



Es´ad b. Zürâre´nin Bey´at Hakkındaki Son Uyarısı


Es´ad b. Zürâre:

"Biraz müsaade ediniz ey Yesribliler!

Bizler, ancak bu zâtın Resûlullah olduğunu bilerek, develerimizin böğürlerini tepe tepe buraya gelmiş bulunuyoruz.

Bugün kendisini alıp Medine´ye götürmek, bütün Araplardan ayrılmak, ayrı baş çekmek ve neticede en hayırlılarınızın öldürülmesi ve sizlerin de kılıç darbeleriyle kesilip biçilmeniz demektir!

Sizler bu husustaki taahhüdünüzde sebat edebilecek bir kavimseniz, ecriniz Allah´a aittir.

Eğer sizler canlarınızdan korkar ve korkak bir kavimseniz, bunu açıkça bildiriniz ki, böyle yapmanız Allah katında sizin için bir mazeret sayılabilir.[58]

Ey insanlar! Muhammed ((a.s.))´e ne üzerine bey´at edeceğinizi biliyor musunuz

Siz, ona; Arap ve Arap olmayanlarla, bütün cin ve insani ar topluluğu ile savaşmak üzere bey´at ede­ceğinizin farkında mısınız " diye sordu.

Medineli Müslümanlar:

"Biz, savaşanlarla savaşırız, barışanlarla barışırız!" dediler.

Bunun üzerine, Es´ad b. Zürâre:

"Yâ Rasûlallah! Koş artık şartını!" dedi.[59]

Medineli Müslümanlar:

"Ey Es´ad! Sen çekil artık aradan!

Vallahi, biz, bu bey´atı hiçbir zaman terk ve iptal etmeyeceğiz!" dediler.[60]



Hz. Abbas´ın Konuşması


Peygamberimiz (a.s.)ın amcası Hz. Abbas, Medineli Müslümanlara:

"Sizler, şu Haram olan ayda ve Haram olan şehirdeki taahhüd ve zimmetinizle, Allah´a karşı taah-hüd ve zimmette bulunmuş oluyorsunuz.

Resûlullaha yapacağınız bey´afla, Allah´a bey´at etmiş olacaksınız!

Allah, sizin Rabbinizdir.

Allah´ın Eli, sizin elinizin üzerindedir.

Allah, bu bey´aûnızla, sizin üzerinize murâkıb ve vekildir" dedi.

Medineli Müslümanlar:

"Evet!" dediler.

Hz. Abbas:

"Allah´ım! Sen, onların, şu kardeşimin oğlu hakkındaki taahhüdlerini yerine getirecekleri, kendisini koruyacakları hususundaki sözlerini işiten ve görensin!

Ey Allah´ım! Kardeşimin oğlu hakkında, onlar üzerinde şahit ol!" dedi.

Medineli Müslümanlar:

"Yâ Rasûlalları! Sana bu istediğini verdiğimiz zaman bize ne var " diye, tekrar sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

"Allah´ın hoşnutluğu ve Cennet var!" buyurdu.

Medineli Müslümanlar:

"Razı olduk ve kabul ettik!" dediler.[61]



Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan´ın Son Konuşması


Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan, arkadaşlarına:

"Sizler bu zâtın Allah tarafından size peygamber gönderildiğine iman ve tasdikte bulunduğunuzu biliyorsunuz, değil mi " diye sordu.

Medineli Müslümanlar:

"Evet! Biliyoruz!" dediler.

Ebu´l-Heysem:

Kendisinin Belde-i Haram´da oturduğunu, doğum yerinin de orası olduğunu, ailesinin de Belde-i Haram´da bulunduğunu biliyorsunuz, değil mi " diye sordu.

"Evet! Biliyoruz!" dediler.[62]

Ebu´l-Heysem:

"Ey kavmim! Bu, Allah´ın Resûlüdür! Ben onun doğruluğuna şehadet ediyorum!

Kendisi, bu gün, Allah´ın Harem´inde, kavim ve kabilesinin himayesi altında emniyet içinde bulun­maktadır.

İyi biliniz ki; Onu alıp yanınıza götürdüğünüz zaman,[63] bütün Araplar, sizi ondan dolayı tekyaydan oka tutacaklardır!

Allah yolunda savaşmak, mallarımızı, çoluk ve çocuklarımızı kaybetmek gönlünüzden kopuyor, hoşunuza gidiyorsa[64]-ki, Allah katındaki sevab, canlarınızdan, mallarınızdan, çoluk ve çocuklarınızdan daha hayırlı di r!-[65] kendisini yurdunuza davet ediniz!

Çünkü, o, Allah´ın gerçek resûlüdür!

Eğer ileride ona yardım edememekten korkuyorsanız, şimdiden, bundan geri durunuz![66]

Eğer siz, onu alıp götürdükten sonra, zaman içinde bir gün yardımsız veya muhaliflerinin ellerine bırakacak olursanız, muhakkak, üzerinize belâ çöker!" dedi.

Medineli Müslümanların hepsi:

"Hayır! Biz onu asla yardımsız ve yalnız bırakmayacağız!

Her zaman vefa ve sadâkatla kendisinin yanında bulunacağız![67]

Ey Ebu´l-Heysem! Bizim aramızla Resûlullah (a.s.)ın arasından çekil de, ona bey´at yapalım!" dediler.

Ebu´l-Heysem:

"Bu hususta ona ilk bey´at yapacak kişi benim!" dedi.[68]



Bey´atın Yapılışı


Hz. Abbas, Akabe´de geceleyin bir ağacın altında,[69] Peygamberimiz (a.s.)ın elinden tutup, Medineli Müslümanları Peygamberimiz (a.s.)a birer birer bey´at ettirdi.[70]

Peygamberimiz (a.s.)ın bey´atta şöyle buyurduğu da rivayet edilir:

"Allah´a hiçbir şeyi şerik koşmayasınız!

Hırsızlık etmeyesiniz!

Çocuklarınızı öldürmeyesiniz!

Uyduracağınız bir yalanla kimseye iftirada bulunmayasınız!

Mâruf olan hiçbir işte bana karşı gelmeyesiniz!... diye sizden bey´at alıyorum.

İçinizden kim ahdine vefa gösterir, sözünde durursa, onun ecir ve mükâfatı Allah´a aittir.

Kim sözünü bozarak bunlardan birisini işlerde, bu yüzden dünyada azaba uğrarsa, bu azab, onun için bir keffâret ve temizlik olur.

İşlemiş olduğu suçu Allah´ın örttüğü kimsenin işi ise, Allah´a kalır. Allah dilerse ona azab eder, dil­erse onu affeder."[71]



Ebu l-Heysem´in Bey´atı:



Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan:

"Yâ Rasulallah! İsrail oğullarından oniki nakîb (temsilci) Musa b. İmran´a ne üzerine bey´at etti ise, ben de sana onun üzerine bey´at ediyorum" dedi.[72]


Abdullah b. Revâha´nm Bey´atı:


Abdullah b. Revâha:

"Yâ Rasulallah! Oniki havari İsa b. Meryem´e ne üzerine bey´at etti ise, ben de sana onun üzerine bey´at ediyorum!" dedi. [73]



Es´ad b. Zürâre´nin Bey´atı:


Es´ad b. Zürâre:

"Ben Allah´a bey´at ediyorum! Resûlullah (a.s.)a bey´at ediyorum! Ahdimi yerine getirerek tamamlamak, sana yardım hususundaki sözümü işimle gerçekleştirmek üzere!" dedi. [74]



Numan b. Harise´nin Bey´atı:


Numan b. Harise:

"Ben Allah´a bey´at ediyorum!

Yâ Rasulallah! Sana da bey´at ediyorum.

Allah yolunda azimli, sebatlı ve devamlı olmak, bu yolda yakın uzak gözetmemek üzere![75]

İstersen, vallahi, yâ Rasulallah! Şu Mina halkını da kılıçtan geçiririz!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben daha bununla emrolunmadım!" buyurdu.[76]



Ubâde b. Samit in Bey´atı:


Ubâde b. Sâmit:

"Yâ Rasulallah! Allah yolunda hiçbir kmayıcınm kınaması beni tutmamak, alıkoymamak üzere, sana bey´at ediyorum!" dedi. [77]



Sa´d b. Rebia´nm Bey´atı:


Sa´d b. Rebia:

"Ben Allah´a bey´at ediyorum!

Yâ Rasulallah! Sana da bey´at ediyorum. Sana ve Allah´a hiçbir isyanda ve hiçbir yalanlamada bulunmamak üzere!" dedi.[78]


Peygamberimiz Afeyhisselamm İki K adınla Bey´atı:


Peygamberimiz (a.s.) Akabe Bey´atında yalnız iki kadına elini vermeyip;[79] "Gidiniz! Siz bey´at etmiş oldunuz!" buyurdu.[80]



Berâ´ b. Ma´rur´un Bey´at Kapanış Konuşması


Berâ´ b. Ma´rur, Allah´a hamd ü senâda bulunduktan sonra:

"Hamdolsun Allah´a ki, Muhammed (a.s.) ile ve onun Allah´tan getirdikleriyle bize ikramda bulundu.

Bizler, İslâmiyete davet olunanların sonuncusu ve bu daveti kabullenenlerin ilki olup, Yüce Allah´ın davetine icabet ettik, dinledik ve itaat ettik.

Ey Evs ve Hazrec cemaatı! Allah, sizleri dini ile şereflendirdi.

Bunun şükrânesi olarak, dinlemek, boyun eğmek ve yardımlaşmak yolunu tutunuz! Allah´a ve Resûlüne boyun eğiniz!" dedi ve oturdu.[81]

Hz. Abbas; Ensarın Peygamberimiz (a.s.)a gösterdikleri bu derin sevgi, saygı, bağlılık ve fedakârlık karşısında çok duygulandı ve babası Abdulmuttalib´in annesi Selmâ Hatunun, Amr b. Zeyd b. Adiyy b. Neccar´ın kızı olduğunu andı.[82]



Akabe Bey´atı Üzerine Koparılan Çığlık


İkinci Akabe Bey´atının yapılıp tatmamlandığı sırada idi ki,[83] Akabe´nin üzerinden, şeytan:

"Ey konak yerlerinde konaklayan halk![84] Ey Ehâşib (Cebacib=Mina) halkı! [85] Ey Kureyş cemaatı! [86] Müzemmem (yerilmiş) olan ile yanında bulunan ve dinlerini değiştirmiş olanların sizinle savaşmak üzere toplanıp sözleşmiş olduklarından haberiniz yok mudur !" diyerek, keskin ve uzun bir çığlık kopardı. [87]

İşitilen sesin, Kureyş müşriklerinden Münebbih b. Haccac´ın sesine benzediği rivayet edilir.[88]

Peygamberimiz (a.s.):

"Bu ses sizi korkutmasın! Bu ses, ancak Allah düşmanı İblis´in, şeytanın sesidir![89] Bu, İbn Uzeyb´dir! Dinle ey Allah düşmanı! Senin de hakkından geleceğim!" buyurduktan sonra, Medineli Müslümanlara, "Hemen konak yerlerinize dağılınız!" buyurdu.[90]

Abbas b. Ubâde:

"Seni hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; dilersen, Mina halkını da kılıçtan geçiririz!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.), "Biz henüz bununla emrolunmadık! Sizler şimdi ağırlıklarınızın yanı­na dönünüz!" buyurdu.

Medineli Müslümanlar konak yerlerine, ağırlıklarının yanına dönüp, sabaha kadar uyudular.[91]



Kureyş Müşriklerinin Bey´at İşini Soruşturmaları


Sabahleyin, Kureyş müşriklerinin ulularından bazıları, Medineli Müslümanların konak yerlerine gel­erek:

"Ey Hazrec cemaat! Bize erişen habere göre, siz bizim sahibimizle konuşmuşsunuz. Kendisini aramızdan çıkarıp yanınıza götürmek istiyormuşsunuz!

Vallahi, Arap kabilelerinden, aramızda savaşacağımız ve size olduğu kadar kin bağlayacağımız hiçbir kabile yoktur!" dediler.

Puta tapan ve olan bitenlerden haberleri olmayan Medinelilerden bazıları, Allah´a yemin ederek:

"Böyle birşey olmadı ![92] Biz böyle birşey yapmadık![93] Biz böyle birşey bilmiyoruz!" dediler, doğru söylediler.

Çünkü, onların olan bitenlerden haberleri yoktu.[94]

Medineli Müslümanlar ise, birbirlerine bakıştılar.

Kureyş müşrikleri, kalkıp Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün yanına vardılar. Ona da aynı sözü söyledil­er.

Abdullah b. Übeyy:

"Vallahi, bu çok büyük bir iştir![95] Her halde, bu, boş birşey olsa gerek! Böyle birşey olmamıştır![96]

Benim kavmim, bunun gibi birşeyi bana danışmadan yapmazlar. Ben böyle birşeyin olduğunu bilmiyorum.[97]

Ben Yesrib´de bile bulunsaydım, kavmim bunu bana danışmadıkça yapmazlar!" dedi.[98]

Medineli Müslümanlar, sevinçli ve hoşnut olarak yurtlarına dönmek üzere, Akabe´den ayrıldılar.[99]

Arap hacıları da, Mina´dan yurtlarına dağılmaya başladılar.

Kureyş müşrikleri ise, Mekke´de, Akabe Bey´atı işini soruşturmaktan, araştırmaktan geri dur-madılar.[100]

Bey´at işinin doğru olduğunu anlayınca.[101] Medine yollarından, kesmedik yol bırakmadılar.

Medineli Müslümanları arayıp bulmak için, her tarafa birlikler saldılar.[102]

Berâ´ b. Ma´rur, Kureyş soruşturucuları yanlarından ayrılır ayrılmaz yola çıkmış, Batn-ı Ye´cec´de Müslüman arkadaşlarına kavuşmuştu.[103]



Müşriklerin Sa´d b. Ubâde´yi Yakalamaları


Müşriklerin takipçileri Sa´d b. Ubâde´ye[104] ve Münzir b. Amr´a Ezâhir mevkiinde yetiştiler.

Münzir b. Amfi yaka layam adıl ar, kaçırdılar.[105]

Sa´d b. Ubâde´ye:

"Sen Muhammed´in dininde misin " diye sordular.

"Evet!" deyince,[106] onun iki elini boynuna sımsıkı bağladılar.

Döve döve ve uzun saçının perçeminden çeke çeke, Mekke´ye getirip soktular.[107]

Kureyş müşriklerinden Ebu´l-Bahterî, onu görünce:

"Yazık sana! Seninle Kureyş´ten herhangi birisi arasında bir himaye veya sözleşme yok mu " diye sordu.

Sa´db.Ubâde:

"Evet, var! Vallahi, ben Cübeyr b. Mut´im´i de, Haris b. Harb´i de, memleketimizde ticaret yaparken, haksızlık etmek isteyenlere karşı korumuştum" deyince, Ebu´l-Bahterî:

"Yazık sana! Sen bu iki adamın ismini söyleve aranızda olanı anlat!" dedikten sonra, acele gidip, onları Kabe´nin yanında, Mescid´de buldu ve:

"Hazrec´den bir adam Ebtah´da dövülüyor, o da, aranızdaki himayeden bahsediyor!" dedi.

"Kimmiş o " diye sordular.

Ebu´l-Bahterî:

"Sa´d b. Ubâde´dir!" deyince, onlar

"Vallahi doğrudur! Biz tüccar iken, onun memleketinde bize haksızlık etmek isteyenlere karşı o bizi korumuştu" dediler. [108]

Cübeyr b. Mut´im ile Haris b. Harb, hemen gidip, Sa´d b. Ubâde´yi hemşehrilerinin ellerinden kur-tardılar.[109]

Ensarın Sa´d b. Ubâde´nin işini konuşmak için toplandığı sırada, Sa´d b. Ubâde yanlarına çıkageldi.[110]



İkinci Akabe Bey´atında Bulunan Medineli Müslümanların İsimleri


Medineli Evs ve Hazreclerden olup, Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)a bey´at eden yetmişüç erkek ile iki kadının isimleri ve kabileleri:

Evs b. Harise, b. Salebe, b. Amr, b. Âmirlerin Abduleşhel oğullarından:

1. Useyd b. Hudayr,

2. Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan,

3. Seleme b. Selâme.

Harise b. Haris, b. Hazrec, b. Amr, b. Malik, b. Evs oğullarından:

4. Zuheyr b. Râfi´

5. Ebu Bürde b. Niyar,

6. Nüheyr b. Heysem.

Amr b. Avf, b. Malik, b. Evs oğullarından:

7. Sa´d b. Hayseme,

8. Rifâa b. Abdulmünzir,

9. Abdullah b. Cübeyr,

10. Ma´n b. Adiyy,

11. Uveym b. Sâide,

Hazrec b. Harise, b. Salebe, b. Amr, b. Âmir, b. Neccar oğullarından:

12. Ebu Eyyub Halid b. Zeyd,

13. Muaz b. Haris,

14. Avf b. Haris,

15. Muavviz b. Haris,

16. Umâre b. Hazm,

17. Es´ad b. Zürâre.

Amr b. Mebzul, b. Âmir, b. Malik, b. Neccar oğullarından:

18. Sehlb.Atik.

Amr b. Malik, b. Neccar oğullarından:

19. Evs b. Sabit,

20. Ebu Talha.

Mazin b. Neccar oğullarından:

21. Kays b. Ebi Sa´saa,

22. Amr b. Gâziyye.

Belharis b. Hazrec oğullarından:

23. Sa´d b. Rebia

24. Hârice b. Zeyd,

25. Abdullah b. Revâha,

26. Beşir b. Sa´d,

27. Abdullah b. Zeyd,

28. Hallâd b. Süveyd,

29. Ukbe b.Âmir.

Beyaza b. Âmir, b. Zurayk, b. Abdi Harise oğullarından:

30. Ziyad b. Lebid,

31. Ferve b. Amr,

32. Halid b. Kays.

Zurayk b. Âmir, b. Zurayk, b. Abdi Harise, b. Malik, b. Gadb, b. Cüşem, b. Hazrec oğullarından:

33. Râfi´b. Malik,

34. Zekvan b. Abdi Kays,

35. Abbâd b. Kays,

36. Haris b. Kays.

Selime b. Sa´d, b. Ali, b. Esed, b. Sâride, b. Tezid, b. Cüşem, b. Hazrec oğullarından:

37. Berâ´ b. Ma´rur,

38. Bişr b. Berâ1 b. Ma´rur,

39. Sinan b. Sayff,

40. Tufeyl b. Numan,

41. Ma´kıl b. Münzir,

42. Yezid b. Münzir,

43. Mes´ud b. Yezid,

44. Dahhâk b. Harise,

45. Yezid b. Haram,

46. Cebbar b. Sahr,

47. Tufeyl b. Malik.

Sevad b. Ganm, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:

48. Ka´b b. Malik.

Ganm b. Sevad, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:

49. Süleym b. Amr,

50. Kutbe b.Âmir,

51. Yezid b.Âmir,

52. Ebu´l-YeserKa´b,

53. Sayfî b. Sevad (Esved).

Nâbi b. Amr, b. Sevad, b. Ganm, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:

54. Salebe b. Ganeme,

55. Amr b. Ganeme,

56. Abs b.Âmir,

57. Abdullah b. Üneys,

58. Halid b. Amr,

59. Haram b. Ka´b, b. Ganm, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:

60. Abdullah b. Amr b. Haram,

61. Cabir b. Abdullah, b. Amr, b. Haram,

62. Muaz b. Amr, b. Cemûh,

63. Sabit b. Ciz´,

64. Umeyr b. Haris,

65. Hadîc b. Selime,

66. Muaz b. Cebel.

Avf b. Hazrec oğullarından:

67. Ubâde b. Sâmit,

68. Abbas b. Ubâde,

Ebu Abdurrahman Yezid b. Salebe,

69. Amr b. Haris,

Salim b. Ganm, b. Avf, b. Hazrec oğullarından:

70. Rifâa b. Amr,

71. Ukbe b. Vehb.

72. Sâide b. Ka´b, b. Hazrec oğullarından:

Sa´d b. Ubâde,

73. Münzir b. Amr.

Mazin b. Neccar oğulları kadınlarından:

74. Ümmü Umâre Nesîbe binti Ka´b,

Selime oğulları kadınlarından:

75. Ümmü Meni1 Esma binti Amr.[111]



Akabe Bey´atında Bulunan Ensarın Muhacir Sayılışı


İbn Abbas´a göre; Resûlullah (a.s.)la Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer nasıl Mekkeli müşrikler yüzünden Medine´ye hicret ederek Muhacirlerden oldularsa, Ensardan olanlar da, şirk yurdu olan Medine´den Akabe gecesinde Resûlullah (a.s.)m yanına gelmekle, Muhacirlerden olmuşlardır.[112]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 442, Zehebî, Târihiu´l-islâm, s. 297-298, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 159.

[2] Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 442, Zehebî, Târih, c. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159.

[3] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 624-625, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 442, Zehebî, Târih, s. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 6, s. 46.

[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81, Taberî, Târih, c. 2, s. 237.

[5] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 224, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 317.

[6] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 81, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 220.

[7] Hâkim,Müstedrek,c.2, s. 625.

[8] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 220, Taberî, Târih, c. 2,5.237.

[9] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 308, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 300.

[10] İbn Sa´d, Taba kât, c. 1.S.221.

[11] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81, 84, 97.

[12] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1.S.221.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/261-262.

[13] İbn İshak,İbnHişam,Sîre,c. 2, s. 81, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 460461, Taberî, Târih, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 444, İbn Esir, Usdu´l -g âbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyi d, U yûnu´l -eser, c. 1 , s. 161-162, Zehebi, Târıh, s. 300, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 158, Heysemi, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 42.

[14] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 444, Zehebî, Târîh.s. 300.

[15] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81-82, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberi, Târih, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 444, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 300, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 158, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 4243.

[16] Beyhaki, D el âil, c. 2, s. 4 44, Zehebî, Tânh, s. 300.

[17] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 82-83, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târih, c. 2, s. 237-238, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 444-445, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 301-302, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 158, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 42-43.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/262-265.

[18] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 253-254.

[19] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 221, Belâzurı, Ensâb, c. 1, s. 254.

[20] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 221.

[21] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 83, İbn Sa´d, c. 1, s. 221, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 461, Taberî, c. 2, s. 238, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid.d, s. 162, Zehebî, s. 302, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 158, Heysemî, c. 6, 43, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s.12.

[22] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 221.

[23] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 221, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, t 1, s. 254.

[24] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/265.

[25] * Hz. Abbas, İslâm iyete hizmet için, Müslümanlığını müşriklerden gizlemekte idi. Onun Müslüman oluşuyla ilgili bahse bakınız.

** Araplar, Ensar kabilelerini Hazrec diye anarlardı.

İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 83-84, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târih, c. 2, s. 238, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 446, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 302, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 160, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 44.

[26] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 302.

[27] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 222.

[28] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 84, Taberî,c.2, s. 238, Beyhakî, c. 2, s. 446, İbn Seyyid, c. 1, s. 162, Zehebî, s. 302, Ebu´l-Fidâ, c. 3,5.160.

[29] İbn Sa´d, c. 4, s. 9, Beyhakî, c. 2, s. 450, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 48.

[30] İbn Sa´d, c. 1, s. 222, Belâzuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 254, Beyhakî, c. 2, s. 450, Heysemî, c. 6, s. 48.

[31] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 8.

[32] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 8, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 254.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/266-268.

[33] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 302-303.

[34] Taberî, Tefsîr, c. 11, s. 35, Zemahşerî, Keşşaf, c. 2, s. 21 6, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 16, s. 199, Kurtubî, Tefsir, c. 8, s. 267, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 391 , Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 268, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kari, c. 14, s. 78, İbn Hacer, Fethu´l-bârî, c. 6, s. 3, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 3, s. 280, Kastalânî, İrşâdü´s-sârÎ, c. 5, s. 37, Ebussuud, Tefsir, c. 4, s. 106.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/268-270.

[35] İbn Sa´d Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 222.

[36] İbn Sa´d. Tabakât. c. 4. s. 8.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/270.

[37] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 2, s. 84, İbn Sa´d, c. 1, s. 222, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târîh, c. 2, s. 228, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 446, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 163, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 302-303, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 160, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 44.

[38] Ebu Nuaym, Delâil.c.1, s. 303, Zehebî, Târîh, s. 303, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 163.

[39] İbn Sa´d, c. 4, s. 9, Beyhakî, c. 2, s. Zehebî, s. 302, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 163, Heysemî, c. 6, s. 48.

[40] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 9, Taberî, Tefsîr, c. 11, s. 35, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 303, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 451, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 300, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 48.

[41] Ebu Nuaym, Delâil.c.1, s. 303, Zehebî, s. 299-300.

[42] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 451, Zehebî, Târîh, s. 299, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 162-163, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 4849.

[43] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 84, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târîh, c. 2, s. 238, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 447, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 163, Zehebî, s. 303.

[44] Taberî, Târîh, c. 2, s. 238-239, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 447, Zehebî, s. 303, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159-161, Heysemî, Mecma, c.6,s.44.

[45] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 85, İbn Sa´d, c. 3, s. 602, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2,s. 447448, İbn Esîr, Kâmil, c.2,s. 99, İbn Seyyid, c. 1 , s. 164, Zehebî, s. 303, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 161, Heysemî, c. 6, s. 44, İbn Haldun. Târih. c. 2. ks.2. s. 13.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/270-272.

[46] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 86-87, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvie.c. 2, s. 448, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 75-77, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2,s. 57, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 164-165, Zehebî,Târîhu´l-islâm, s. 303, 305, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 161-162, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 4546, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 13.

[47] İbn İshak, İbn Hişam ,c. 2, s. 88, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 602-603, Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 253, Taberî, Târîh, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2, s. 452-453.

[48] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 9, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 450, Zehebî, Târîh, c. 299, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 163.

[49] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 602-603, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 254.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/272-273.

[50] Beyhak f, c. 2, s. 450, Zehebî, s. 299, E bul -f i dâ, c. 3, s. 163.

[51] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 2, s. 88, Taberî, Târih, c. 2, s. 239, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 450, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 99, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 299-300, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 163.

[52] İbn İshak, İbn Hisam,c.2, s. 88-89, Taberî, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2, s. 450, İbn Esîr, c. 2, s. 99-100, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 162.

[53] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 48.

[54] Taberî, Tefsîr, c. 11, s. 35, 36, Zemahşerf, Keşşaf, c. 2, s. 216, Fahru´r-Râzî, TefsiY, c. 16, s. 199, Kurtubî, TefsiY, c. 8, s. 267, E bu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 391, Hâzin, Tefsîr, c. 2, s. 268, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kari, c. 14, s. 78, İbn Hacer, Fethu´l-bârf, c. 6, s. 3, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 3, s. 280, Kastalânî, İrsâdü´s-sârf, c. 5, s. 37.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/273-274.

[55] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 625, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 443, Ebu´l-F erec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 227, İbn Kayvım, Zadü´l-mead, c. 2, s. 5 7, Zehebî, Târihu ´l-islâm, s. 298, Ebu´l-Fidâ, el -Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau´z-Zevâid, c. 6, s. 46.

[56] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 609.

[57] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/274-275.

[58] Ahmed b.Hanbel, c. 3,s. 322-323, Hâkim , c. 2, s. 625, Beyhakî c. 2, s. 443, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 227-228, İbn Kayyım, c. 2, s. 57, Zehebî, s. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 59, Heysemi, c. 6, s. 46.

[59] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 609.

[60] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 323, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 625, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 443, Ebu´l-F erec İ bn C evzi, el -Vefa, c. 1, s. 228, İbn Kayyım, Zâd ü´l-mead, c. 2, s. 5 7, Zehebi, Târihu ´l-islâm, s. 298, Ebu´l-F idâ, el -Bidâ ye ve´n-nihâye, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/275-276.

[61] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/276-277.

[62] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 304.

[63] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.

[64] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 304, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.

[65] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 304.

[66] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.

[67] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 304.

[68] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/277-278.

[69] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c.4, s. 9, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 450, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 299, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 163.

[70] İbn Sa´d, c. 1, s. 222, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 253, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 31 8.

[71] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 320, Buhârî, Sahih, c. 8, s. 18.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/278.

[72] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279

[73] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279

[74] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279

[75] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 304, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 177-178.

[76] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 304.

[77] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279

[78] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 304, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 177.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.

[79] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 109, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 253, Diyarbekri, Hamis, c. 1, s. 308.

[80] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 109, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 177.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.

[81] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 618-619, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 1 81.

[82] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 454, Zehebî, Târıhu´İslâm, s. 300.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.

[83] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1.S.223, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166.

[84] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 90, İbn Sa´d, c. 1, s. 223, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 3, s. 462, Taberî, Târîh.c .2, s. 239, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 448, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 304, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 164, Heysem T, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 44, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 179.

[85] İbn Sa´d, c. 1, s. 223, İbn Kayyım, c. 2, s. 57, Halebî, c. 2, s. 178.

[86] Ebu Nuaym, Delâil ü´n-nübüvve, c. 1, s. 309, H eysem f, M eon au´z-zevâi d, c. 6, s. 47.

[87] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 90, İbn Sa´d, c. 1, s. 223, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 239-240, Beyhakî, c. 2, s. 448, Ebu´l-FerecİbnCevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 226, İbn Esîr, c. 2, s. 100, İbn Seyyid, c. 1, s. 166, Zehebî, s. 304, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 64, Heysem f, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, c. 1, s. 319, Halebî, c. 2, s. 177.

[88] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c . 2, s. 1 77.

[89] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 309, Halebî, c. 2, s. 178.

[90] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 90-91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 240, Beyhakî, c. 2, s. 449, İbn Esîr, c. 2, s. 1 00, İbn Kayyım , c. 2, s. 57, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 66, Zehebî, s. 304, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 164, Heysem f, c. 6, s. 45.

[91] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280-281.

[92] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 91, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 223, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 3, s. 462, Taberî, Târih, c. 2, s. 240, Beyhakî, Delâil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 449, Ebu´l-Ferec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 226-227, İbn Esır, Kâm il, c. 2, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 304, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 164, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319.

[93] Beyhaki, Delâil, c. 2, s. 4 49, Zehebî, Târih, s. 304.

[94] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 90-91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 240, Ebu´l-F erec, c. 1 , s. 227, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 164, Heysemî, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, c. 1, s. 319,Halebî, c. 2, s. 179.

[95] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s:. 91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s:. 241, Zehebî, s:. 304, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s:. 164, Heysemî, c. 6, s. 45, Halebî, c. 2, s:. 179.

[96] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.223, İbn Kayyım, Zâd.c. 2, s. 58, Halebî, c. 2, s. 179.

[97] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 91, İbn Sa´d.c.1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241. Beyhakî, c. 2, s. 449, İbn Kayyım, c. 2,s.58, Zehebî, s:. 305, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s:. 164, Halebî, c. 2, s. 179.

[98] İbn Sa´d, c. 1, s. 223, İbn Kayyım, c.2 , s:. 58, Halebî, c. 2, s:. 179.

[99] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s:. 309-310.

[100] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 91, Taberî, Târih, c.2, s. 241 , E bu´l-F erec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 228, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 164, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 13, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319.

[101] Ebu´l-Ferec,c.1, s. 229, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 308, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 13, Halebî, İnsânu´l-uyun, c.2, s. 179.

[102] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 223.

[103] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 223.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/281-283.

[104] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 91 , İbn Sa´d.c.1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu´l-Fenec, c. 1 , s. 228, İbn Kayyım, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166. Zehebî, Târih, s. 308, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 13.

[105] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 91, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu´l-Fenec, c. 1 , s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166, Diyarbekri, Hamis. C. 1, s. 319.

[106] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 254.

[107] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 92, İbn Sa´d, c. 1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, İbn Kayyım, c. 2, s. 58,Halebî, c. 2, s. 179.

[108] İbn İshak, İbn Hişa, Sîre, c. 2, s. 92-93, Taberî, Târih, c. 2, s. 241, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 184-185.

[109] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 93, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el- Vefâ, c. 1 ,s.228, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166, Zehebî, Târihu´l-islâm , s. 308, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 165, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 13, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 179.

[110] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 223, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/283-284.

[111] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 97-11 0, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 240-251, İbn Hazm, Cevâmiu´s-are, s. 78-85, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c.1, s. 162-170, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 305-307, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 166-168.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/284-288.

[112] Nesâî. Sünen. c. 7. s. 144-145.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/288.
Birinci Akabe Buluşma ve Bey´atı


Geçen (onbirinci) yılda, Ensardan* altı kişi, Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)la buluşup Müslüman olmuş ve gelecek yıl tekrar gelmek üzere Peygamberimiz (a.s.)a söz vermişlerdi.

Bundan bir yıl sonra[1], gelen yılda,[2] yani nübüvvetin onikinci yılında,[3] hac mevsiminde, Ensardan, içlerinde bir yıl önce Müslüman olan altı kişiden beşinin de hâzır bulunduğu oniki kişilik bir topluluk, Birinci Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)la[4] geceleyin buluştular.[5] Ashab-ı Kiramdan Ubâde b. Sâmit der ki:

"Ben Birinci Akabe Bey´atında bulunmuş olan kişilerden[6] ve kabile temsilcilerindenim.[7]

Biz, oniki kişi idik.[8]

Resûlullah (a.s.), Akabe´de, geceleyin, çevresinde ashabından küçük bir topluluk bulun­duğu halde, bize:

´Geliniz! Allah´a hiçbir şeyi şerik koşmayacağınız,

Birşey çalmayacağınız,

Çocuklarınızı öldürmeyeceğiniz,

Ellerinizle ayaklarınız arasında iftira uydurmayacağınız,

Mârufta bana isyan ve itaatsizlik etmeyeceğiniz hakkında bana bey´at ediniz![9]

Ahdinize vefa ederseniz, Cenneti kazanırsınız![10]

İçinizden kim de haddi mûcib birşey yapar da kendisine had vurulursa, bu, onun keffâreti olur.

Allah kimin suçunu örtbas ederse, onun işi de Allah´a kalır.

Allah dilerse onu azaba uğratır, dilerse yarlıgar1 buyurdu."[11]

"Resûlullah (a.s.), kadınlardan aldığı gibi, bizden bey´at aldı.[12]

Bu, savaş farz kılınmadan önce idi.[13]

´Hiçbir şeyi Allah´a şerik koşmayacağız!

Birşey çalmayacağız! [14]

Çocuklarımızı öldürmeyeceğiz! [15]

Allah´ın dokunulmaz kıldığı cana haksız yere kıymayacağız! [16]

Ellerimizle ayaklarımız arasında iftira uydurmayacak,[17] birbirimize iftira atmayacağız[18]

Yağmacılık yapmayacağız![19]

Mârufta sana asi olmayacak, itaatsizlik etmeyeceğiz!´ diye bey´atta bulunduk."[20]



Birinci Akabe Bey´atında Bulunanlar


1. Es´ad b.Zürâre,

2. Avf b. Haris,

3. Ukbe b.Âmir,

4. Kutbe b. Âmir,

5. Râfi b. Malik,

6. Muaz b. Haris,

7. Zekvan b. Abdi Kays,

8. Ubâde b. Sâmit,

9. Yezid b. Salebe,

10. Abbas b. Ubâde,

11. Ebu´l-Heysem Maiikb. Teyyihan,

12. Uveym b. Sâide.

Bunlar, bey´attan sonra, Peygamberimiz Aieyhisseiamın yanından ayniıp Medine´ye döndüler.[21] Allah onlardan razı olsun!

Ukbe b. Vehb ile[22] Seleme b. Selâme´nin de, bu Birinci Akabe Bey´atma katılan Ensar arasında bulunduğu da rivayet edilir.[23]



Mus´ab b. Umeyr´in Öğretmen Olarak Medine´ye Gönderilişi


Evs ve Hazrec kabilesi Müslümanlarının ileri gelenleri:[24]

"İçimizde İslâmiyet açıklandı ve yayılmaya başladı.[25] Halkı Allah´ın Kitabına davet edecek,[26] Kur´ân-ı Kerîm okuyacak[27] birmukri1 (Kur´ân-ı Kerîm okuyucu);[28] İslâm dinini anlatacak, İslâm sünnet ve şeriatlarını aramızda ikame edecek, namazlarımızda bize imamlık yapacak bir kimse[29] gönder!" diye, Peygamberimiz (a.s.)a yazı yazdılar.[30] Böylece, kendilerine Kur´ân-ı Kerîmi öğretecek, İslâmiyeti anlatacak[31] birsahabi göndermesini, Peygamberimiz (a.s.)dan istediler.[32]

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) Mus´ab b. Umeyr´i gönderip,[33] onlara Kur"ân oku­masını, İslâmiyeti öğretmesini,[34] İslâm dinini anlatmasını[35] ona emretti.[36]

Mus´ab b. Umeyr Medine´de Es´ad b. Zürâre´nin evine indi.[37] Orada oturdu.[38]

Medineli Müslümanlara Kur"ân okur,[39] Kur´ân´ı,[40] İslâm şeriatını[41] öğretir,[42] İslâm fıkhını anlatırdı. [43]

Mus´ab b. Umeyr Medine´de "Mukri"´ diye anılırdı. [44]

İmamlık yapar,[45] namaz kıldırırdı.[46]

Peygamberimiz (a.s.) Medine´ye hicret edip gelmeden önce, Musab b. Umeyr, Müslümanları Cuma için toplamak üzere yazı yazıp izin istemiş;[47] Peygamberimiz (a.s.) da bunu yapmasını, cevaben yazdığı yazısında, ona emretmişti.[48]

Bera´ b. Âzib´e göre; Mus´ab b. Umeyr ile birlikte, İbn Ümmi Mektum da Medine´deki Müslümanlara Kur´ân-ı Kerîm okumak üzere Medine´ye gelmişti.[49]



Useyd b. Hudayr ile Sa´d b. Muaz´ın Müslüman Oluşu ve İslamiyetin Medine´de Yayılışı


Useyd b. Hudayr,[50] Cahiliye ve İslâmiyet devrinde, babasından sonra kavminin seyyidi olup,[51] en akıllılarından ve görüş sahiplerindendi.[52]

Araplar içinde yazı yazmayı bilenler pek az bulunurken, o, yazardı. İyi yüzme bilir ve iyi ok atardı.

Kendilerinde bu hasletler bulunanlara, Cahiliye devrinde "Kâmil" denirdi. Useyd b. Hudayr´da bun­ların hepsi toplanmış bulunuyordu.[53]

Es´ad b. Zürâre bir gün Mus´ab b. Umeyr´i yanına alarak Abduleşhel oğullarıyla Zafier oğullarının evlerine doğru götürdü.

Es´ad b. Zürâre, Sa´d b. Muaz´ın halasının oğlu idi.

Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr, Zafer oğullarının bostanlarından birisine girdiler. Oradaki, Mark diye anılan kuyunun başına oturdular.

Medinelilerden, Müslüman olan kimseler de, onların yanına toplandılar.

Sa´d b. Muaz ile Useyd b. Hudayr, o zaman, Abduleşhel oğulları kabilesinin seyyidleri, ulu kişileri olup, kavimlerinin dininde ve müşrik idiler.

Bunlar Es´ad b.Zürâre´nin Mus´ab b. Umeyr´i oraya getirdiğini ve başına bazı kimselerin toplandığını işitince, Sa´d b. Muaz, Useyd b. Hudayr´a:

"Sen işini iyi bilen ve kimsenin yardımına muhtaç olmayan bir adamsın!

Zayıflarımızın inançlarını bozmak için mahallemize gelmiş olan şu adamların yanına git de, kendi­lerini azarla ve mahallemize gelmekten men et!

Bilirsin ki; Es´ad b. Zürâre benim akrabam olmasaydı, bu işi kendim yapmaya yeterdim!

O halamın oğlu olduğu için, üzerine varmaya yol bulamadım!" dedi.

Bunun üzerine, Useyd b. Hudayr hemen kısa mızrağını alıp onlara doğru ilerledi.

Es´ad b. Zürâre, onu görünce, Mus´ab b. Umeyr´e:

"Şu yanına gelen, kavminin seyyidi, ulu kişisidir" dedi.

Mus´ab b. Umeyr

"Oturursa, kendisiyle konuşurum!" dedi.

Useyd b. Hudayr, sövüp sayarak, gelip tepelerine dikildi ve:

"Sizi bize getiren nedir Zayıflarımızın inançlarını mı bozacaksınız [54]

Sen şu yabancı, kovulmuş adamı, zayıflarımızın inançlarını bâtıl ile bozmak ve onlan ona davet etmek için mi getirdin !

Senin bundan sonra çevremizde bir daha birşey yaptığını görmeyeyim![55]

Eğer hayatınız size gerekse, hemen yanımızdan ayrılın!" dedi.

Mus´ab b. Umeyr, ona:

"Biraz oturup, söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse, dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı " dedi.

Useyd b. Hudayr

"Yerinde bir söz söyledin!" dedikten sonra, mızrağını yere saplayıp onlarla oturdu.

Mus´ab b. Umeyr İslâmiyet üzerine bir konuşma yaptı ve ona Kur´ân-ı Kerîm okudu.

Useyd b. Hudayr Mus´ab b. Umeyr´in sözlerini ve Kufârvı Kerîm´i dinlediği zaman, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr

"Vallahi, o daha konuşmadan önce, kendisinin yüzünde İslâm´ın nurunun patladığını ve yumuşadığını anladık!" demişlerdir.

Useyd b. Hudayr, Kur´ân-ı Kerîm hakkında:

"Bu, ne kadar güzel, ne kadar yüce söz!

Siz bu dine girmek istediğiniz zaman ne yaparsınız " dedi.

Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:

"Gusledip temizlenirsin!

Altlı üstlü, elbiseni temizlersin!

Sonra, hak şehadetiyle şehadet getirirsin!

Sonra da namaz kılarsın!" dediler.

Useyd b. Hudayr kalkıp gusletti.

Elbiselerini temizledi.

Hak şehadetiyle şehadet getirdi.

Sonra da, iki rekat namaz kıldı, ve:

"Gerimde bir adam var ki, o size tâbi olursa, kavminden hiçbir kimse ona muhalefet etmez, ondan geri kalmaz. O, Sa´d b. Muaz´dır! Ben şimdi onu size gönderirim!" dedi.

Mızrağını alıp Sa´d b. Muaz´ın ve kavminin yanına döndü.

Onlar, bir araya toplanmış, oturuyorlardı.

Useyd b. Hudayr gelirken, Sa´d b. Muaz ona bakınca:

"Allah´a yemin ederim ki; Useyd, yanınızdan gidişinden başka bir yüzle geldi size!" dedi.

Useyd b. Hudayr toplantı yerinde durunca, Sa´d b. Muaz ona:

"Ne yaptın " diye sordu.

Useyd b. Hudayr

"O iki adamla konuştum.

Vallahi, ben onlarda bir sakınca görmedim. Bununla birlikte, kendilerini nehiyve men ettim.

Onlarda, ´Biz senin istediğini yaparız!´ dediler.

Bana haber verildiğine göre; Harise oğulları, Es´ad b. Zürâreyi, senin halanın oğlu olduğunu bildik­leri halde, sana verdikleri sözü bozup, hakaret için öldüreceklermiş!" dedi.

Sa´d b. Muaz, Harise oğullarının adı anılınca, kızgın bir halde hemen kalkıp eline mızrağını aldı ve:

"Vallahi, sende beni tatmin edecek birşey göremedim!" dedikten sonra, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr´e doğru ilerledi.

Es´ad b. Zürâre, Mus´ab. b. Umeyr´e:

"Ey Mus´ab! Vallahi, sana gerisindeki kavminin seyyidi, ulu kişisi geliyor ki, kendisi sana tâbi olursa, onlardan iki kişi bile sana muhalefet etmez!" dedi.

Sa´d b. Muaz Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr´i sakin ve telaşsız görünce, Useyd b. Hudayhn ancak onların söyleyeceklerini kendisine dinletmek istediğini anladı. Sövüp sayarak, üzerlerine dikildi. Es´ad b. Zürare´ye

"Ey Ebu Ümâme! Vallahi, seninle aramızda akrabalık olmasaydı, bu adamı benden kurtaramazdın!

Siz bizim hoşlanmadığımız şeyi evlerimizin içine mi sokacaksınız [56]

Sen şu yabancı, kovulmuş adamı evlerimize, zayıflanmızın inançlarını bâtıl şeylerle bozmak ve onları ona davet etmek için mi getirdin !

Sizin bundan sonra çevremizde bir daha birşey yaptığınızı görmeyeyim" diyerek çıkıştı.[57]

Mus´ab b. Umeyr, ona:

"Biraz oturup söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse, dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı " dedi.

Sa´d b. Muaz:

"Yerinde bir söz söyledin!" dedi ve mızrağını yere saplayıp oturunca, Mus´ab b. Umeyr ona İslâmiyeti anlattı ve Kurân-ı Kerîm okudu.[58] Mus´ab b. Umeyr, Sa´d, b. Muaz´a Zuhruf sûresinin baş tarafından (1-8) okumuştu.[59]

Bu, Sa´d b. Muaz´ın, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr´in yanına, tehdit etmek üzere ikinci gelişi idi.[60]

Sa´d b. Muaz Mus´ab b.Umeyr´in İslâmiyet hakkındaki sözlerini ve okuduğu Kur´ân-ı Kerîm´i dinlediği zaman, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:

"Vallahi, o daha konuşmadan önce, yüzünde İslâm´ın nurunun parladığını ve yumuşadığını anladık!" demişlerdir.

Sa´d b. Muaz, Kur´ân-ı Kerîm´i dinleyince:

"Ben şimdiye kadar hiç bilmediğim birşeyi dinledim!" dedi[61] ve:

"Siz bu dine girdiğiniz, Müslüman olduğunuz zaman ne yaparsınız " diye sordu.

Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:

"Gusleder, temizlenirsin!

Altlı üstlü, elbiseni temizlersin!

Sonra, hak şehadetiyle şehadet getirirsin!

Sonra da, iki rekat namaz kılarsın!" dediler.

Sa´d b. Muaz kalkıp gusletti.

Elbiselerini temizledi.

Hak şehadetiyle şehadet getirdi.

Sonra da, iki rekat namaz kıldı.

Mızrağını alıp, yanında Useyd b. Hudayr da bulunduğu halde, kavminin toplantı yerine doğru gitti.

Kavmi, onu gelirken görünce, birbirlerine:

"Vallahi, Sa´d yanınızdan gidişinden başka bir yüzle döndü size!" dediler.

Sa´d b. Muaz, onların yanına vanp durdu ve:

"Ey Abduleşhel oğulları! Benim, aranızdaki işimi, gidişimi nasıl bilirsiniz " diye sordu.

Abduleşhel oğulları:

"Sen bizim seyyidimiz, ulu kişimiz ve görüşçe en üstünümüz, yönetici olarak da en uğurlumuzsun!" dediler.

Bunun üzerine, Sa´d b. Muaz:

"Siz Allah´a ve Resûlüne iman edinceye kadar, sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun!" dedi.

Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:

"Vallahi, akşama kadar, Abduleşhel oğulları mahallesinde, erkek kadın, Müslüman olmadık kimse kalmadı!" demişlerdir.[62]

Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr, Zafer oğullarının bostanındaki Mark kuyusunun başında Useyd b. Hudayfın ve Sa´d b. Muaz´ın Müslüman oluşundan sonra, oradan kalkıp Es´ad b. Zürâre´nin evine döndüler.

Mus´ab b. Umeyr, Es´ad b. Zürâre´nin yanında oturup, halkı İslâmiyete davete koyuldu.[63]

Sa´d b. Muaz, Müslüman olunca da, Mus´ab b. Umeyr ile Es´ad b. Zürâre´yi kendi evine götürüp İslâmiyeti yaymaya devam ettirdi.[64]

Ümeyye b. Zeyd, Hatıma, Vâil ve Vâkıf oğulları ailelerinden başka, Ensar evlerinden, içinde erkek ve kadın Müslüman olmayan bir ev kalmadı.

Ebu Kays b. Eslet, bu dört ailenin şairi, seyyidi idi.

Onlar hep Ebu Kays´ın ağzına bakarlar, ona boyun eğerler, onu dinlerlerdi.

O da, onları İslâmiyetten geri durdurdu. Hendek savaşından[65] sonra, onlarda Müslüman oldular.[66]



Ebu Seleme´nin Medine´ye Hicreti


Ashab-ı Kiram´dan Ebu Seleme Abdullah b. Abdulesed, hicret ettiği Habeş ülkesinden Mekke´ye dönmüş bulunuyordu.

Akabe Bey´atından bir yıl önce, Kureyş müşriklerinin kendisine işkenceye başladıkları sırada, Medinelilerin Müslüman olduklarını işitince, zevcesi Hz. Ümmü Seleme ile oğlu Seleme´yi deveye bindirerek, Medine´ye hicret etmek üzere yola çıktı.

Fakat, Mugîre b. Abdullah oğulları onu görüp önüne dikildiler ve:

"Haydi, sen şu kendin hakkında bize galebe çaldın!

Fakat, bu zevceni de beldelerde gezdirip durmanda seni serbest bırakacağımızı mı sanıyorsun " diyerek, Ebu Seleme´nin elinden devenin yularını çekip aldılar.

Ebu Seleme´nin kavmi olan Abdulesed oğulları kızdılar ve:

"Hayır! Vallahi, siz adamımızdan zevcesini çekip alınca, biz de oğlumuzu onun yanında bırak­mayız!" dediler. Seleme´yi aralarında çekiştirdiler durdular, nihayet onu alıp götürdüler.

Mugîre oğulları ise, Hz. Ümmü Selemeyi yanlarında tuttular, bırakmadılar.

Ebu Seleme Medine´ye yalnız başına hicret edip gitti.

Mugîre oğulları, böylece, Hz. Ümmü Seleme´nin kocası ve oğlu ile arasını ayırdılar.

O da, her sabah çıkar, vadide oturur, akşama kadar ağlardı.

Bu hal bir yıl veya bir yıl kadar sürdü.[67]



Amr b. Cemûh´un Müslüman Oluşu


Amr b. Cemûh; Selime oğullarının seyyiçilerinden ve eşrafındandı. Kendisinin evinde, ağaç kütüğünden yapılmış, Menât diye anılan bir putu vardı.

Medine eşrafının yaptıkları gibi, o da, bu putu ilah edinmişti. Ona tapar ve tazimde bulunurdu.[68]

Mus´ab b. Umeyr Kur´ân öğretmek için Medine´ye geldiği zaman, Amr b. Cemûh, ona ve arkadaşlarına adam gönderip:

"Siz bize ne için geldiniz " diye sordu.

Onlar da:

"İstersen, sana gelip Kur´ân dinletelim " dediler.

Amr b. Cemûh:

"Olur!" dedi.

Mus´ab b. Umeyr ona Yûsuf sûresinin baş tarafından (1-8. âyetleri) okudu. Amr b. Cemûh:

"Kavmimizle, bir görüşmemiz lazım!" dedi.

Mus´ab b. Umeyr ile arkadaşları onun yanından ayrıldılar.

Amr b. Cemûh putunun yanına girdi ve:

"Sen de bilirsin ki, vallahi, bu kavim senden başkasına bağlanmamı istiyor! Sende buna karşı bir güç, kudret yok mu " dedi.[69]

Amr b. Cemûh´un oğlu Muaz ile Muaz b. Cebel ve Selime oğullarının Müslüman olan gençlerinden bazıları, geceleyin, Amr b. Cemûh´un putunu bulunduğu yerden alıp Selime oğullarının çöplük çukurlarından, içinde insan pisliği de bulunan bir çukura attılar.

Amr b. Cemûh, sabahleyin:

"Yazıklar olsun size! Bu gece ilahlarımıza kim sataştı !" dedi. Onu aramaya gitti, buldu,yıkayıp tem­izledikten, güzel koku sürdükten sonra

"Vallahi, bunu sana yapanı bir bilseydim, onu rezil ederdim!" dedi. Amr b. Cemûh akşamleyin uyuduğu zaman, putuna aynı şeyi tekrar yaptılar. O da, sabahleyin gidip putunu aynı çukurun içinde buldu, yıkadı, temizledi, ona koku sürdü.

Puta geceleri aynı şey birkaç kere daha yapıldıktan ve Amr b. Cemûh da bulup yıkadıktan ve güzel koku sürdükten sonra,[70] kılıcını onun boynuna astı[71] ve:

"Ben, vallahi, gördüğüm şeyi sana yapanı bilmiyorum. Eğer sende bir hayır varsa, artk kendini kendin koru, savun! İşte, kılıç da yanında!" dedi.[72] Dışarı çıktı.

Ev halkı, kalkıp kılıcı putun boynundan aldılar.

Amr b. Cemûh, eve dönüp kılıcın putun üzerinden alınmış olduğunu görünce:

"Ey Menât! Kılıç nerede ! Ben gidip servetimi Menât´a harcanmak üzere vasiyet ve vakfedeceğim!" dedi, gitti.[73]

O gidedursun, put da bir köpek ölüsü ile bağlanarak Selime oğullarının, içinde insan pisliği bulunan kuyularından bir kuyuya atıldı.[74]

Amr b. Cemûh, evine dönünce, ev halkına:

"Nasılsınız " diye sordu.

Onlar da:

"Ey efendimiz! Biz hayırlı yoldayız! Allah evimizden pisliği giderdi!" dediler.

Amr b. Cemûh:

"Vallahi, sanıyorum ki, siz bana karşı Menât´a bir kötülük yaptınız " dedi.

"Evet! Orası da öyle! Bak! İşte, o, şu kuyudadır!" dediler.[75]

Amr b. Cemûh, gidip putunu kuyunun içinde bir köpek ölüsüyle bağlanarak başaşağı atılmış bir halde görünce, uyandı!

Kavminden, Müslüman olan bazı zâtlarla konuştu.

Allah´ın rahmetiyle Müslüman olup Allah´tan gelen bilgilerle bilinçlendiği zaman, kendisini içinde bulunduğu körlük ve sapkınlıktan Peygamberimiz (a.s.)ın sayesinde kurtaran Yüce Allah´a şükretti.[76]

Kavmine de haber saldı.

Yanına geldikleri zaman, onlara:

"Siz benim bulunduğum şey üzerinde bulunur değil misiniz " diye sordu.

"Evet! Bulunuruz! Sen bizim seyyidimiz, ulu kişimizsin!" dediler.

Amr b. Cemûh:

"Sizi şahit tutarım ki,[77] ben artık Muhammed´e indirilmiş olanlara iman etmiş bulunuyorum!" dedi ve bunu dört beyiflik bir şiirinde dile getirdi.[78]

Yüce Allah ondan razı olsun![79]







--------------------------------------------------------------------------------

[1] * Ensar; yardımcılar demek olup, Ashabdan Enesb. Malik´e: "Senin görüşüne göre, siz öteden beri Ensar adıyla anılır mıy­dınız Yoksa, bu adı size Allah mı taktı " diye sorulduğu zaman, Enes b. Malik "Evet! Ensar adını bize Allah taktı!" demiştir (Buhârî, Sahih, c. 4, s. 221).

İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 220.

[2] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, o. 2, s. 73, Belâzuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 299, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 431, İbn Hazm, C evâm iu´s-Sîre, s. 71, Ebu´I-Ferec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 219, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 96, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, o. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, o. 1, s. 156, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 291, Ebu´l-Fidâ, el- Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 150.

[3] Diyarbekrî, Hamîs, c. 2, s. 73, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Taberî, Târih, c. 2, s. 235.

[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 73.

[5] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 73, Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251, Beyhakî, c. 2, s. 431, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 218, Zehebî, s. 291 , Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 150.

[6] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 323.

[7] Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251 , Müslim, Sahih, c. 3, s. 1334.

[8] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323.

[9] Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251.

[10] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, İbn Sa´d, c. 1 , s. 220.

[11] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 251.

[12] Müslim, Sahih, o. 3, s. 1333.

[13] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 323, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 220.

[14] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 251 , Müslim , c. 3, s. 1333.

[15] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75-76, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, Müslim, c. 3, s. 1333.

[16] Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1334.

[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323,

[18] Müslim, Sahih, c. 3, s. 1333.

[19] Buhâri, c. 4, s. 251 , Müslim, c. 3, s. 1333.

[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c.5, s. 323, Buhâri, c. 4, s. 251, Müslim, c. 3, s. 1334.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/247-249.

[21] İbn İshak.İbn Hişam,c.2, s. 73-76, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 220, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Taben, Târih, c. 2, s. 235, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 431, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 71-72, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 217-218, İbnEsîr, Kâmil.c. 2, s. 96, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156-157, Zehebî, Tâıfhu´l-islâm, s. 291, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 150, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.

[22] İbn Sa´d, c. 3, s. 545, İbn ^bdilberr, İstiâb, c. 2, s. 641, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 62.

[23] İbn Sa´d, c. 3, s. 439, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 641, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 428, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 95.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/249.

[24] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 77, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 317.

[25] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 437.

[26] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 38, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307, Heysemî, Mecınau´z-zevâid, c. 6, s. 41, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 163.

[27] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 220, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 437, Kastalânî, c. 1, s. 77.

[28] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 220.

[29] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 437, Halebî, c. 2, s. 164.

[30] İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Taberî, Târih, c. 2, s. 235.

[31] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239.

[32] Belâzurî, c.1, s. 239, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 38.

[33] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Belâzurî, c. 1, s. 239. Yâkubî, c. 2, s. 38, Taberî, c. 2, s. 235, Beyhakî, c. 2, s. 437.

[34] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 96, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 151.

[35] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 151.

[36] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, İbn Esîr, c. 2, s. 96, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 151.

[37] İbn Sa´d, c.1, s. 220, Yâkubî, c. 2, s. 38, Beyhakî, c. 2, s. 437, İbn Hazm, Cevamiu´s-Sîre, s. 72, İbn Esîr, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 158, Zehebî, s. 293.

[38] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Beyhakî, c. 2, s. 437.

[39] İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Beyhakî, c. 2, s. 437, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 218.

[40] Belâzurî, c. 1, s. 239, İbn Hazm, s. 72, İbn Seyyid, c. 1, s. 158.

[41] İbn Hazm, Cevâm iu´s-Sîre, s. 72.

[42] Belâzurî, c. 1, s. 239, İbn Hazm, s. 72, İbn Seyyid, c. 1, s. 158.

[43] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 218.

[44] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, Beyhakî, c. 2, s. 437. İbn Seyyid, c. 1, s. 158, Zehebî, s. 293, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 151 , Halebî, c. 2, s. 163.

[45] Belâzurî, c. 1, s. 239, İbn Hazm, s. 72.

[46] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 77, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 437, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 293, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 151, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 163.

[47] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 317.

[48] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 158, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 51, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 77.

[49] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 284, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 264, İbn Seyyid, c. 1, s. 158, Halebî, c. 2, s. 163.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/249-251.

[50] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 87. İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 91, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 111. 51

[51] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 604.

[52] İbn Sa´d, c. 3, s. 604, İbn Abdilberr, c. 1, s. 93, İbn Esîr, c. 1, s. 112.

[53] İbn Sa´d, c. 3, s. 604.

[54] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 77-78, Taberî, Târih, c. 2, s. 236, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 438439, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 159-160, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 152, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 170.

[55] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294.

[56] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 78, Taberî, Târîh, c. 2, s. 236, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 439440, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 160, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294-296, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 152-153, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 170-172.

[57] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307-308, Heysemî, Mean au´z-zevâid, c. 6, s. 41.

[58] İbn İshak, İbn Hisam , c. 2, s. 78-79, Taberî, c. 2, s. 237, Beyhakî, c. 2, s. 439440, İbn Esîr, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, c. 1, s. 160, Zehebî, s. 296-297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 153, Halebî, c. 2, s. 1 70-1 71.

[59] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307, Zehebî, c. 295, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 153, Heysemî, Meanau´i-zevâid, c. 6, s. 41.

[60] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294, Heysemî, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 41.

[61] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 295, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 41 .

[62] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 79-80, Taberî, Târîh, c. 2, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1, s. 308, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 440, İ bn Esîr Kâm il, c. 2, s. 93, İtan Seyyid, Uyûnu´l -eser, c. 1, s. 1 60-1 61, Zehebî, s. 2 97, Ebu´l-F idâ, el-Bi dâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 153, Halebî, c. 2, s. 171.

[63] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 79-80, Taberî, Târîh, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 437-440, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 160-161, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294-295, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 53, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 171.

[64] İbn Sa´d, Taba kât, c. 3, s. 420-421.

[65] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s.80, Taberî, c. 2, s. 237, Beyhakî,c. 2, s. 440, İbn Haim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 73, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 98, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 161, Zehebî, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.1 53, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 1 2, Halebî, c. 2, s. 171.

[66] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 73, İbn Seyyid, c. 1,s.161 , İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 12.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/251-256.

[67] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 112, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 258, İbn Hazm , Cevâmiu´s-sfne, s. 86, İbn Ea>, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 341, Zehebî, TârıTiu´l-islam , s. 31 2, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 169, Halebî, İnsanu´l-uyûn, c. 2, s. 182.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/257.

[68] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 95, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 207, İbn Hacer, el-İsâbe, t 2, s. 529.

[69] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182.

[70] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182.

[71] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 95, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 207, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 529.

[72] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 95-96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.

[73] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182.

[74] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 95-96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.

[75] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182-183.

[76] İbn İshak.İbnHişam, c. 2, s. 96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.

[77] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 183.

[78] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, Zehebî, c.1, s. 183, İbn Hacer, c. 2, s. 529.

[79] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/257-260.
İsrâ ve Mirac Kelimelerinin Mânâları


İsrâ; gece yürümek, yola gitmek, gece yolculuğu etmek, ettirilmek[1] demektir. Mirac da; yükseğe çıkış aracı demektir.[2]



İsrâ ve Mirac Hadisesinin Tarihi


İsrâ ve Mirac hadisesi nübüvvetin onikinci yılında,[3] Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden onsekiz ay[4] veya onaltı ay[5] veya ondört ay,[6] ya da bir yıl önce vuku bulmuştur.[7] Bunun; Hicretten sekiz ay önce,[8] Recep ayında[9], Recep ayının yirmiyedinci gecesinde vuku bulduğu da rivayet edilir. [10] Daha başka rivayetler de vardır.[11]



İsrâ ve Miracın Ruhen mi, Bedenen mi Vuku Bulduğu Meselesi


İsrâ ve Miracın, her ne kadar ruhen vuku bulduğu da rivayet edilmekte ise de;[12] selef ve halefi[13] hadis ve kelam âlimleri[14] topluluğunun mezhebine göre, Peygamberimiz (a.s.) geceleyin Mescid-i Haram´dan Mescid-i Aksaya uykuda ve ruhen değil uyanık iken, bedeni ve ruhu ile birlikte, Burak üzerinde isra buyrulmuş, gece yolculuğu ettirilmiş; getirilen Miraç ile de, oradan ruhen değil-yine bedeni ve ruhu ile birlikte, uyanık iken, göklere uruc ettirilmiş, çıkarılmıştır.[15]

Hak ve gerçek olan budur.

Ashab-ı Kiram´dan:

1. Abdullah b. Abbas,

2. Cabirb. Abdullah,

3. Enes b. Malik,

4. Huzeyfe b. Yeman,

5. Hz. Ömer,

6. E bu Hureyre,

7. Malik b. Sa´saa,

8. E bu Habbetü´l-Bedrî,

9. Abdullah b. Mes´ud ile;

Tâbiîn´den:

10. Dahhâk,

11. Katâde,

12. Saîd b. Müseyyeb,

13. Saîd b. Cübeyr,

14.Zührî,



İbn Zeyd,

Hasan,

İbrahim,

Mücahid,

Mesrûk,

İkrime,

İbn Cüreyc de, bu görüştedirler.

Ahmed b. Hanbel, Taberî ve Müslümanlardan büyük bir cemaat; hatta, sonraki fakihlerden, muhaddislerden, kelamcılardan ve müfessirlerden pek çoğu da, bu görüştedirler.[16]

Bazı ilim adamlarınca; Peygamberimiz (a.s.)a peygamberliğin sâlih rüya ile başlangıcında olduğu gibi, kolaylaştırılmak ve alıştırılmak üzere, İsrâ ve Mirac´ın önce rüyada gösterilmiş, sonra da uyanıklık halinde yaptırılmış olabileceği de muhtemel görülerek, bu husustaki uyku ve uyanıklık rivayet­leri bağdaştırılmak istenilmiştir.[17]

Peygamberin rüyalarının vahiy hükmünde bulunduğu,[18] kendilerinin gözleri uyuşa da kalblerinin uyumadığı mâlûmdur.[19]



İsrâ Hadisesinin Kur´an-ı Kerîm´de Açıklanışı


Yüce Allah, İsrâ hadisesini, Kur´ân-ı Kerîım´incie şöyle açıklar:

"Kulunu (Muhammed (a.s.)) bir gece Mescid-i Haram´dan (alıp) Mescid-i Aksa´ya kadar götüren (Allah´ın sânı, her türlü noksanlardan) münezzehtir. (O Mescid-i Aksâya ki) biz, onun etrafına, bereket verdik.

(Bu gece yolculuğunu) ona (o kulumuza), âyetlerimizden bazısını gösterelim diye (yaptırdık). Şüphesiz ki, O, (asıl) O, (herşeyi) hakkıyla işiten, (herşeyi) hakkıyla görendir!"[20]



İsrâ ve Mirac Mucizesi Hadisesini Rivayet Eden Erkek ve Kadın Sahabiler


1. Enes b. Malik,

2. Ebu Hureyre,

3. Abdullah b. Abbas,

4. Abdullah b. Mes´ud,

5. Ebu Saîd el-Hudrî,

6. Ümmü Hani binti Ebi Talib,

7. Malik b. Sa´saa,

8. Şeddad b. Evs,

9. Ebu Zerr el-Gıfârî,

10. Hz. Ümmü Seleme,

11. Hz.Âişe,

12. Esma binti Ebu Bekir,

13. Abdullah b. Ebi Sebre,

14. Übeyyb.Ka´b,

15. Büreyde b. Husayb,

16. Cabir b. Abdullah,

17. Huzeyfe b. Yeman,

18. Semûre b. Cündüb,

19. Sehl b.Sa´d,

20. Suheyb b. Sinan,

21. Abdullah b. Ömer,

22. Abdullah b. Es´ad b. Zürâre,

23. Abdurrahman b. Kurt,

24. Hz. Ömer,

25. Hz. Ali,

26. Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensarî

27. Abdullah b. Seddad,

28. Ebu´l-Hamrâ,

29. Ebu Leyla,

30. Ebu Ümâme,

31. Abdullah b. Amr b.Âs,

32. Ebu Habbetu´l-Bedrî.[21]



Peygamberimiz (a.s.) ın Göğsünün Yarılıp Kalbine İman ve Hikmet Dolduruluşu:


Mekke de, İsra ve Mirac gecesinde, Cebrail (a.s.) inip peygamberimiz (a.s.)ın göğsünü yardı ve kalbini çıkardı.

Kalbinin içini Zemzem suyu ile yıkadıktan sonra, içi hikmet ve imanla dolu altın bir tas getirip Peygamberimiz (a.s.)ın kalbinin içine boşalttı ve göğsünü kapadı.[22]



Burak´ın Getirilişi ve Peygamberimiz (a.s.)ın Ona Bindirilişi


Yatsıdan sonra,[23] Peygamberimiz (a.s.)ın binmesi için, katırdan küçük, merkepten büyük olan,[24] Cârud diye anılan,[25] katırla merkep arası,[26] beyaz,[27] uzun,[28] gemi vurulmuş ve eğerlenmiş olarak,[29] bir hayvan; Burak getirildi.[30]

Burak´a, Peygamberimiz (a.s.)dan önceki peygamberler de binmişlerdi.[31]

Nitekim, İbrahim (a.s.) da, ona binip; önüne Hz. İsmail´i, terkisine de Hz. Hacer´i bindirerek Mekke´ye getirmişti.[32]

İbrahim (a.s.), Beyt-i Haram´ı ziyaret için onun üzerinde gelir giderdi.[33]

Burak´a Burak isminin verilişi, ya renginin son derecede parlak oluşundan, ya da hızlı gidişinin berki, şimşeği andırışından dolayı idi.[34]

Burak´ın iki bacağında iki kanadı vardı ki, ayaklarını onlarla itip hızlandırırdı.[35]

Peygamberimiz (a.s.) Burak´a binmek üzere yaklaşınca, Burak, Peygamberimiz (a.s.)a karşı, nazlanırcasına, hırçınlaştı.

Cebrail (a.s.), elini onun yelesinin üzerine koyup:

"Ey Burak! Sen şu yaptığından utanmıyor musun ![36]

Sen Muhammed´e mi bunu yapıyorsun ![37]

Ey Burak![38] Vallahi,[39] Allah´ın Muhammed´den önceki kullarından,[40] Allah katında bundan daha şerefli bir kimse senin üzerine binmemiştir![41] Sakin ol!" deyince,[42] Burak utandı,[43] ter döktü.[44] Uysallaşıp sakinleşti.

Peygamberimiz (a.s.) Burak´ın üzerine bindi.[45]

Peygamberimiz (a.s.)la Cebrail (a.s.), birbirlerini bırakmaksızın, Mescid-i Aksa´ya doğru yollandılar.

Burak; ayağını, gözünün alabildiği yerin en son noktasına basıyordu.[46] Bir müddet gittikten sonra, Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:

"İn de, namaz kıl!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) indi ve orada namaz kıldı.

Cebrail (a.s.): "Sen nerede namaz kıldın, biliyor musun Sen Tûr-u Sînâ´da namaz kıldın! Yüce Allah, Musa (a.s.)la orada konuşmuştu!" dedi.[47]

Nihayet, Beytü´l-Makdis´e ulaşıldı, Peygamberimiz (a.s.), orada Burak´ı kendisinden önceki peygamberlerin onu bağlayageldikleri halkaya bağladı.[48]


Peygamberimiz (a.s.)ın İmam Olup Peygamberlere Namaz Kıldırışı


Peygamberimiz (a.s.), Beytü´l-Makdis Mescidine (Mescid-i Aksa´ya) girdi.[49]

İçlerinde İbrahim, Musa ve İsa (a.s.)ların da bulunduğu[50] bazı peygamberler orada Peygamberimiz (a.s.) için toplanmış bulunuyorlardı.

Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı ileri sürdü.[51] Peygamberimiz (a.s.) onlara imam oldu.[52]

Orada iki rekat namaz kıldı,[53] kıldırdı.[54]

Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:

"Kureyşîler Allah´ın bir şeriki bulunduğunu, Hıristiyanlar da Allah´ın bir oğlu olduğunu iddia ediyor­lar!

Sen, sor şu peygamberlere bakalım: Yüce Allah için, şerik veya oğul olur mu !" dedi.[55]

Peygamberimiz (a.s.) onlara sordu.

Onlar; "Biz tevhid ile, Allah´ın bir oluşu inancını tebliğ etmek üzere gönderildik!" dediler.[56]

Yüce Allah´ın vahdaniyetini, birliğini ikrar ettiler.[57]


Peygamberimiz (a.s.)ın Sunulan İçeceklerden Sütü Tercih Edişi


Peygamberimiz (a.s.)a iki kap getirildi ki; kabın birisinde şarap, diğerinde süt vardı.[58]

"Bunlardan hangisini istersen, al!" denildi.[59]

Peygamberimiz (a.s.) onlara baktı.[60]

Şarabı bırakıp[61] sütü seçti,[62] aldı,[63] içti.[64]

Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:

"Sen fıtratı seçtin,[65] fıtrata isabet ettin![66] Fıtrata yöneltildin![67]

Hamdolsun Allah´a ki, seni fıtrata yöneltti.[68]

Eğer sen şarabı almış olsaydın, [69] senden sonra [70] ümmetin azardı. [71]

Sütü tercih etmekle sen de fıtratla yöneltildin, ümmetin de fıtrata yöneltildi. [72]

Şarap size haram kılındı! dedi. [73]



Peygamberimiz (a.s.)ın Göklere Çıkarılışı ve Orada Bazı Peygamberlerle Karşılaşıp Selamlaşması


Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı Beytü´l-Makdis´teki Sahra´nın [Sahre´nin] üzer­ine çıkardı.

Peygamberimiz (a.s.), bakınca, orada, tabanı Sahra´da, tepesi semada, meleklerin inip çık­tıkları, bakanların ondan daha güzel birşey görmedikleri birMirac´ın kurulu olduğunu gördü![74]

İbn İshak´ın (85-151 Hicrî), kendilerini herhangi bir kusurla kusurlayamayacağı kimselerin kendisine Ebu Saîd el-Hudrî´den rivayet ettiklerini açıklayarak bildirdiğine göre:

Peygamberimiz (a.s.) buyurmuştur ki:

"Beytü´l-Makdis´te olanlardan boşaldıktan sonra, Mirac´a götürüldüm.

Ben, şimdiye kadar, ondan daha güzel birşey görmedim.

O, öyle birşeydir ki; ölünüz, ölüm anında gözlerini ona diker![75]

Âdem oğullarının ruhları, göklere onun üzerinde çıkarılır!"[76]

Sahibim Cebrail beni kanadının üstüne koydu,[77] ona yükseltti.[78]

Gök kapılarından, Hafaza diye anılan kapıya kadar çıkardı."[79]

Peygamberimiz (a.s.)ın, Sidretül-Müntehâya kadar, göklere yükselişi hep bu Miraç ile olmuştur.[80]

Dünya semasına varılınca, Cebrail (a.s.),[81] o göğün kapısını çaldı.[82] Bekçisi olan meleğe:

"Aç!" dedi.

"Kimdir o " [83] "Kimsin sen " denildi.[84]

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kimse var mı " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Yanımda Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Evet! Gönderildi" dedi.[85]

Kapı açılıp dünya semasının üstüne çıktıkları zaman, orada oturan, sağında ve solunda birtakım karaltılar bulunan, sağına baktıkça gülen, soluna baktıkça da ağlayan bir zât ile karşılaşırlar.[86]

Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.) a:

"Selam ver ona!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele etti[87] ve "Hoşgeldin, safa geldin salih peygamber! Salih oğlum!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) a:

"Kim bu " diye sordu.[88]

Cebrail (a.s.):

"Bu, atan Âdem ((a.s.))´dır.[89] Sağındaki ve solundaki şu karaltılar da, onun soyundan gelen çocuklarının ruhlarıdır. Onlardan, sağında olanlar Cennetlik, solunda olan karaltılar da Cehennemliktirler! Sağına bakınca güler, soluna bakınca da ağlar!" dedi.

Sonra, ikinci kat göğe yükseldiler.[90]

Cebrail (a.s.) o göğün kapısını çaldı. [91] Bekçisine:

"Aç!" dedi.

"Kimdir o "[92] "Kimsin sen " denildi.[93]

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kimse var mı " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Evet!" deyince, göğün kapısı açıldı.[94]

İkinci semada, teyze oğulları olan İsa b. Meryem ve Yahya b. Zekeriyya (a.s.)larla karşılaştılar.[95]

Cebrail (a.s.):

"Bunlar, Yahya ve İsa ((a.s.))´dır. Selam ver onlara!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

Onlar da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettiler ve:

"Hoş geldin, safa geldin salih kardeş! Salih peygamber!" dediler.[96] Ve hayır dua ettiler.[97]

İsa (a.s.); orta boylu, hamamdan çıkmış gibi kırmızıya çalar ak benizli,[98] düz saçlı[99] ve yüzü çok benli idi.[100]

Sonra, üçüncü kat göğe yükseldiler.

Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı. Göğün bekçisine:

"Aç!" dedi.

"Sen kimsin " denildi.

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kim var " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Gönderildi!" dedi.

Kapı açılınca, kendisine güzelliğin yarısı verilmiş olan Yusuf (a.s.)la karşılaştılar.[101] Peygamberimiz (a.s.):

"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.

Cebrail (a.s.):

"Bu, senin kardeşin Yusuf b. Yakub ((a.s.))´dur![102] Selam ver ona!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra:

"Hoş geldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.[103]

Sonra, dördüncü kat göğe yükseldiler.

Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.

"Sen kimsin " denildi.

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kimse var mı " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Gönderildi!" dedi.

Göğün kapısı açılınca, İdris (a.s.)la karşılaştılar. [104]

Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) a:

"Kim bu " diye sordu.[105]

Cebrail (a.s.):

"Bu, İdris ((a.s.))´dır. Selam ver ona!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.[106] Ve hayır dua etti.

Bundan sonra, beşinci kat göğe yükseldiler.

Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.

"Sen kimsin " denildi.

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kimse var mı " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

"Gönderildi!" cevabıyla mukabele edildi.

Göğün kapısı açılınca, orada Harun b. İmran ((a.s.))´la karşılaştılar.[107] Kendisi, ak saçlı, gür ve ak sakallı idi. Son derece güzel yüzlü idi. Peygamberimiz (a.s.):

"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu. Cebrail (a.s.):

"Bu, kavmi içinde sevdirilmiş Harun ((a.s.))´dır![108] Selam ver ona!" dedi. Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Hoşgeldin! Safa geldin salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.[109] Hayır dua etti.

Sonra, altıncı kat göğe yükseldiler.

Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.

"Sen kimsin " denildi.

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kimse var mı " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Gönderildi!" dedi.

Göğün kapısı açılınca, orada Musa ((a.s.)) ile karşılaştılar.[110] Musa (a.s.); uzun boylu, esmer tenli,[111] yüksek burunlu,[112] kulaklarına kadar uzanan düz saçlı ,[113] hafif etli idi. [114]

Sanki, Şenue kabilesi erkeklerinden biri![115]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.[116]

Cebrail (a.s.):

"Bu, kardeşin Musa b. İmran ((a.s.))´dır![117] Selam ver ona!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamberin [118] Ümmî peygamber!" dedi.[119] Ve hayır dua etti.

Sonra, yedinci kat göğe yükseldiler.

Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.

"Sen kimsin " denildi.

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kim var " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Gönderildi!" dedi.

Göğün kapısı açılınca, orada İbrahim (a.s.)la karşılaştılar ki, kendisi sırtını Beyt-i Mâmur´a dayanış,[120] Beyt-i Mamur´un kapısının önündeki bir kürsü üzerinde oturuyordu.[121]

Beyt-i Mâmur´a her gün yetmiş bin melek girer, girenler de bir daha geri dönmezdin.[122]

Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.)a´a bunun ne olduğunu sordu.

Cebrail (a.s.):

"Bu, Beyt-i Mâmur´dur!" dedi.[123]

İbrahim (a.s.) için de:

"Selam ver ona!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih oğlum! Salih peygamber!" dedi.[124]

Kendisi, çok yaşlı, ulu ve heybetli bir zât idi.[125]

Ona, soyundan gelen çocuklarından simaca en çok benzeyeni de, Peygamberimiz (a.s.)dı.[126]

Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.)a:

"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.[127] Cebrail (a.s.) da:

"Bu, atan İbrahim (a.s.)dır!" dedi.[128]



İbrahim (a.s.)ın, Cennete Çokça Fidan Dikmelerini Müslümanlara Tebliğ Etmesini
Peygamberimiz (a.s.)a Tavsiye Edişi


İbrahim (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:

"Ümmetine[129] benden selam söyle![130] Onlara emret![131] Haber ver [132] de, Cennete fidan dikmeyi çoğaltsınlar! [133] Çünkü, Cennetin toprağı güzel, [134] suyu tatlı [135] arzı da geniş [136] ve düzlüktür!" dedi.[137]

Peygamberimiz (a.s.):

"Cennete dikilecek fidan nedir " diye sordu.[138]

İbrahim (a.s.):

"Cennete dikilecek fidan ´Sübhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber´dir" dedi.

Yani: "Allah her noksandan münezzehtir. Bütün övmeler, övülmeler Allah´a mahsustur. Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur! Allah, en büyüktür! [139] Bütün güç, kuvvet, ancak Allah´ındır, Allah iledir!" [140]



Sidretü´l-Müntehâ´ya Yükseliş


Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı, yedinci kat göğün üzerinde bulunan ve Allah´tan başkasınca bilinmeyen makamlara yükseltti. [141]

Sidretü´l-Müntehâya kadar götürdü, [142] yükseltti. [143]

"Bu, Sidretü´l-Müntehâ´dır!" dedi. [144]

Sidretül-Müntehâ; kökü altıncı kat gökte ve gövdesi, dallan yedinci kat göğün üzerinde, [145] gölgesiyle bütün gökleri ve Cenneti gölgeleyen, [146] yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar., bir ağaçtı ki, onu Yüce Allah´ın celâl ve azamet nurunun tecellisi kapladıkça kaplamış, [147] öyle renklere bürümüş, [148] yakut veya zümrüt veya benzeri cevherlere [149] çevirmiş, [150] o kadar güzelleştirmişti ki, Allah´ın yarattıklarından hiçbiri, onun güzelliğini tavsif edemezdin[151]

Sidretü´l-Müntehâ ki; Bütün peygamberlerin ve meleklerin işleri ona varır, dayanır.[152] Yaratıkların ilmi onda nihayet bulur, onun yukarısında olanlar hakkında hiçbir bilgileri bulunmaz! [153] Yeryüzünden semaya çıkan, onda nihayet bulur.[154] Alınacağı zaman da, ondan alınır.[155]



Refref ve Öteler Ötesindeki Buluşma


Peygamberimiz (a.s.)ın bildirdiklerine göre; Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı yukan götüre götüre, nihayet (kaza ve kaderi yazan) kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek bir yere çı kardı. [156]

Peygamberimiz (a.s.); Cennetten, yemyeşil bir Refref (ipek döşek)´in birden ufku kapladığını, doldurduğunu gördü.[157]

Peygamberimiz (a.s.), onun (Refref in) üzerine oturdu.

Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)dan ayrıldı.[158] Peygamberimiz (a.s.); Aziz ve Cebbar olan Rabbine yükseltilip yaklaştırıldı.[159]

Kendisinden bütün sesler kesildi .[160]

Peygamberimiz (a.s.), Yüce Rabbinin:

"Korkmaya Muhammedi Yaklaş!" buyruğunu işitmeye başladı. [161]

Nihayet, hiçbir kimsenin hiçbir zaman erişememiş olduğu Yakınlık Makamına, İlahî Kabule, İlahî İkram ve İhsana nail oldu![162]

İbn Abbastan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (a.s.):

"Ben, Yüce Rabbimi gördüm!" buyurmustur. [163]

Peygamberimiz (a.s.); Cebrail (a.s.)ın da, Mele-i A´lâ´da, Allah korkusu ve saygısın­dan, eskimiş deve çuluna benzediğini görmüştür. [164]

Yüce Allah; Miraç gecesinde, Peygamberimiz (a.s.)a vahyetmek istediğini, istediği gibi vahyetti.[165]

Yüce Allah, İbrahim (a.s.)ı haliliyet ile, Musa (a.s.)ı kelamı ile, Muhammed (a.s.)ı da rü´yetle mümtaz kılmıştır. [166]



Kur´ân-ı Kerîm´in Mirac Hakkındaki Açıklaması


Mirac hadisesi, Kur´ân-ı Kerîm´de şöyle açıklanır:

"Battığı zaman, yıldıza andolsun ki: Sahibiniz (doğru yoldan) sapmadı, bâtıla da inanmadı.

O, kendi (rey ve) hevâsından söylemez!

O (Kur´ân), kendisine (Allah tarafından) ilka edilegelen vahiyden başka (birşey) değildir.

Onu (Kur´ân´ı, ona) müthiş kuvvetlere mâlik olan (Cebrail) öğretti (ki, o) akıl ve reyinde kâmil (bir melek)dir, hemen (kendi suretine girip) doğruldu.

O (Cebrail), en yüksek ufukta idi.

Sonra (ona) yaklaştı derken, sarktı.

İki yay kadar, ya da daha yakın olduğunda, kuluna vahyetti.

Onun (gözünün) gördüğünü, kalbi yalanlamadı.

Şimdi, siz onun bu görüşüne karşı, kendisiyle mücadele mi edeceksiniz !

Andolsun ki, o, onu, diğer bir defa da Sidretü´l-Müntehâ´nın yanında gördü ki, Cennetü´l-Me´vâ onun yanındadır.

O (gördüğü)zaman, Sidre´yi, buruyordu onu, bürümekte olan!

Onun göz(ü gördüğünden) ne şaştı, ne de aştı!

Andolsun ki: O, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını görmüştür." [167]


Cennetü´l-Me´vâ, Kürsî ve Arş
Sidretül-Müntehâ´nın yanında bulunan Cennetü´l-Me´vâ, Arş´ın sağında olup, şehit ruhlarının durağıdır.[168]

Yedi kat gökler ve yerler, Kürsî karşısında, çöl ortasına atılmış bir halka; [169] Kürsî de, Arş karşısında, çöl ortasına atılmış bir halka gibi kalır![170]



Mirac Mülâkatında Peygamberimiz (a.s.)a Verilenler
Peygamberimiz (a.s.)a Mirac mülakatı sonunda şu üç şey verildi:

Elli vakit namaz sevabına denk, beş vakit namaz verildi.

Bakara sûresinin son âyetleri verildi.

Peygamberimiz (a.s.)ın ümmetinden olup da, Allah´a şerik koşmayanlardan Mukhimat
bağışlandı.[171]

Yüce Allah:

"Yâ Muhammedi Bu namazlar, her gün ve gecede,[172] beş namazdır![173] Amma, her namaz için, on sevab vardır![174] Bu, yine, elli namaz demektir.[175]

Bende söz bir olur, değişmez![176]

Her kim, bir hayr işlemek ister ve onu yapmazsa, o kimseye (bu iyi niyetinden dolayı) bir sevab yazılır, yaparsa on sevab yazılır.

Her kim de, bir kötülük yapmak ister, onu yapmazsa, ona birşey yazılmaz. O kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır!" buyurdu.[177]

Bakara sûresinin son iki ayetinde de, meâlen şöyle buyurulur:

"O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü´minler de (iman ettiler).

Onlardan her biri:

Allah´a,

Allah´ın meleklerine,

Allah´ın kitablarına,

Allah´ın peygamberlerine inandı. Peygamberlerin hiçbirini, diğerlerinin arasından ayırmayız! (Hepsine inanırız.)

Dinledik! (Emrine) itaat ettik!

Ey Rabbimiz! Mağfiretini dileriz!

Son varış(ımız) ancak Sanadır!1 dediler.

Allah, hiçbir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını yüklemez.

(Herkesin) kazandığı (hayır) kendi yararınadır.

Yaptığı (şer) de kendi zararınadır.

Ey Rabbimiz! Unuttuk yahut yanıldık ise, bizi tutup sorguya çekme!

Ey Rabbimiz! Bizden önceki (ümmet)lere yüklediğin gibi, üstümüze ağır bir yük yükleme!

Ey Rabbimiz! Takat getiremeyeceğimizi, bize yükleme!

Bizden (sâdır olan günahları) sil, bağışla! Bizi yarlığa! Bizi esirge!

Sen bizim Mevlâmızsın!

Artık, kâfirler güruhuna karşı da, bize yardım et!"[178]

Mukhimat; insanı Cehenneme sürükleyen büyük ve tehlikeli günahlar, demektir.[179]

Peygamberimiz (a.s.), bir gün:

"İnsanı helake sürükleyen yedi şeyden sakınınız!" buyurmuştu.

"Yâ Rasûlallah! Nedir bu tehlikeli şeyler " diye sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

Allah´a şerik koşmak,

Sihir (büyü) yapmak,

Yüce Allah´ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi, haksız yere öldürmek,

Faiz yemek,

Yetim malı yemek,

Savaş meydanından kaçmak,

Zinadan korunan, böyle birşey hatırından bile geçmeyen Müslüman kadınlarına zina isnad etmektir!" buyurdu.[180]



Mirac Gecesinde Peygamberimiz (a.s.)ın Cennete Götürülüşü


Yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.)a vahyedeceğini vahyettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) tarafından Cennete götürüldü.[181]

Cennetin eni, göklerle (altlarındaki) yer kadar olup.[182] Peygamberimiz (a.s.) orada:

İnciden, yakuttan, zebercetten.. köşkler,[183]

İnciden kubbeler (kubbeli evler) gördü.

Cennetin toprağını da, misk kokar bir halde buldu.[184]

Peygamberimiz (a.s.), Cennette;

İki yanında içi boş inciden yapılmış kubbeler (kubbeli evler) dizili bir ırmak da gördü[185] ki, inci, yakut çakılları ve misk üzerinde akıp gidiyordun [186]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey Cebrail! Nedir bu " diye sordu.[187]

Cebrail (a.s.):

"Bu, sana Yüce Allah´ın vermiş olduğu[188] Kevser ırmağıdır!" dedi.[189]

Kevser ırmağının suyu da, baldan daha tatlı ve sütten daha ak idi.[190]



Peygamberimiz (a.s.)a Cehennemin Gösterilişi


Peygamberimiz (a.s.); dünya semasında kendisini güleryüzle karşılayan melekler arasında, yüzü hiç gülmeyen, Cehennemin hâzini, bekçisi Malik adındaki bir melekle de karşılaşmıştı.

Peygamberimiz (a.s.), onun kim olduğunu Cebrail (a.s.)dan sorup öğrenince, Cebrail (a.s.)a:

"Cehennemi bana göstermesini ona emretmez misin " diye sormuştu.

Cebrail (a.s.) da:

"Olur!" diyerek Cehennemin bekçisi Malik´e:

"Ey Malik! Muhammed ((a.s.))´e Cehennemi göster!" demişti.

Malik;

Cehennem´in üzerinden örtüsünü açınca, Cehennem öyle kaynamaya ve kabarmaya başladı ki, Peygamberimiz (a.s.) onun gördüğü herşeyi yakalayıp yakıvereceğini sandı. Hemen, Cebrail (a.s.)a:

"Ey Cebrail! Malik´e emret de, onu yerine geri çevirsin!" buyurdu.

Cebrail (a.s.) da, Cehennemi yerine çevirmesi için, Malik´e emretti.

O da, Cehenneme:

"Sakin ol!" dedi.

Cehennem, çıkmış olduğu yerine girince, Malik onun üzerine örtüsünü tekrar örttü.[191]

Peygamberimiz (a.s.);

Cehennemdeki susuzluk azaplarını, azap zincirlerini, azap yılan ve akreplerini, oradaki azaplardan daha bazılarını da gördü.[192]

Peygamberimiz (a.s.), bir hadis-i şeriflerinde:

"Eğer benim bildiğimi sizler de bilmiş olsaydınız, muhakkak ki, pek az güler ve çok ağlardınız!" buyurmuştur.[193]



Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´ye Dönüşü


Peygamberimiz (a.s.), Mekke´ye dönmek üzere, Beytü´l-Makdis Mescidinin kapısına bağladığı Burak´a binip[194] Mekke´ye döndü.[195] Peygamberimiz AIeyhisselamin İsrâ ve Miracı, bir gece içinde, yatsı namazı ile sabah namazı arasında vuku buldu.[196]



Abdulmuttalib Oğullarının Peygamberimiz (a.s.)ı Aramaya Çıkışları


Abdulmuttalib oğulları, İsrâ ve Mirac gecesinde, Peygamberimiz (a.s.)ı bulamayınca, ara­maya çıkmışlardı.

Hatta, Hz. Abbas, Zîtuvâ´ya kadar gitti. Oralarda, yüksek sesle:

"Yâ Muhammedi Yâ Muhammedi" diyerek bağırdı.

Peygamberimiz (a.s.):

"Lebbeyk!=Buyur!" diye karşılık verince, Hz. Abbas:

"Ey kardeşimin oğlu! Sen kavmini geceden beri zahmet ve meşakkate soktun! Nerede idin " dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Beytü´l-Makdis´e gittim" buyurunca, Hz. Abbas:

"Bu gecenin içinde mi " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet. Bu gecenin içinde gidip geldim!" buyurunca, Hz. Abbas:

"Her halde, senin başına ancak hayır gelmiş olmalıdır!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Benim başıma hayırdan başka birşey gelmemiştir!" buyurdu.[197]



İsrâ ve Mirac Mucizesinin Kureyş Halkına Haber Verilişi


Peygamberimiz (a.s.); İsrâ ve Miracını Kureyş müşriklerine gidip haber vermek üzere ayağa kalkınca,[198] Ebu Talib´in kızı Ümmü Hani Hatun, Peygamberimiz (a.s.)ın ridasının ucun­dan tutup: [199]

"Ey amcamın oğlu![200] Ey Allah´ın peygamberi![201] Sana and veriyorum.[202] Bunu halka 5öyleme![203] Onlar seni yalanlarlar.[204] Üzerler!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Vallahi, ben bunu onlara söyleyeceğim!" buyurdu.[205]

Ümmü Hani Hatun, Habeşli cariyesine:

"Yazıklar olsun sana! Git de, Resûlullah (a.s.) o halka ne söylüyor Halk ona ne söylüyor Göz kulak ol!" dedi.[206]

Peygamberimiz (a.s.) İsrâ ve Miracını Kureyş müşriklerine gidip haber vereceği zaman;

"Ey Cebrail!" dedi, "kavmim beni tasdik etmezler"

Cebrail (a.s.):

"Ebu Bekir seni tasdik eder" dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), gidip, Kabe´nin Hicr diye anılan yerinde ayakta durarak[207] Kureyş müşriklerine İsrâ hadisesini haber verince, onlar şaştılar:[208]

"Doğrusu, biz şimdiye kadar bunun gibisini hiç işitmedik! [209]

Bu, şaşılacak, inanılmayacak şey!

Vallahi, deve Mekke´den Şam´a gidişte bir ayda, dönüşte de bir ayda sürülüp götürülür!

Muhammed bir tek gecenin içinde oraya gider de, Mekke´ye dönebilir mi ![210]

Biz Beytü´l-Makdis´e, devemizin ciğerlerine, böğürlerine vura vura bir ayda varırız. O oraya bir tek gecenin içinde gitmiş ha ![211]

Ey Muhammed! Buna delilin nedir " dediler[212] ve yalanladılar.[213]

Peygamberimiz (a.s.), yalanlanmaktan üzgün bir halde, bir tarafa çekilip oturduğu sırada, yanına Ebu Cehil gelerek oturdu.

Alaylı bir tavırla:

"Geceleyin yararlandığın birşey var mı " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet! Vardır!" buyurdu.

Ebu Cehil:

"Ne imiş o " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Geceleyin götürüldüm!" buyurdu.

Ebu Cehil:

"Nereye " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Beytü´l-Makdis´e!" buyurdu.

Ebu Cehil:

"Sonra da aramızda sabahladın ha !" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet!" buyurdu.

Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.) söylediği sözü inkâr eder korkusu ile, kavmini onun yanı­na çağırmak istedi ve:

"Bana söylediğin sözü onlara da söyleyesin diye, kavmini senin yanına çağırmamı uygun görür müsün " dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Olur!" buyurunca, Ebu Cehil:

"Ey Ka´b oğulları cemaatı!" diyerek çağırmaya başladı.

Meclislerinden silkinip kalkanlar, gelip Peygamberimiz (a.s.)la Ebu Cehil´in yanına oturdu­lar.

Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Haydi, bana söylediğini, kavmine de söyle!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben geceleyin götürüldüm!" buyurdu.

"Nereye " diye sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

Beytü´l-Makdis´e!" buyurdu.

"Sonra da aramızda sabahladın ha !" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet!" buyurunca, Peygamberimiz (a.s.)ın sözünü yalanlamak için, şaşkınlıklarından ve inkârlarından, kimisi ellerini çırptılar, kimisi de ellerini başlarına koydular![214]

Kureyş müşrikleri, hemen, Hz. Ebu Bekir´in yanına vardılar. Ona:

"Ey Ebu Bekir! Senin sahibin hakkındaki şeyden haberin var mı

O, güya, bu gece Beytü´l-Makdis´e varmış![215] Orada namaz kılmış! Sonra da Mekke´ye dönmüş! " dediler.

Hz. Ebu Bekir:

"Siz onun hakkında yalan söylüyorsunuz!" dedi.

Müşrikler:

"Hayır! Kendisi, şuradaki Mescid´de halka böyle söyledi!" dediler.[216]

Hz. Ebu Bekir:

"Vallahi, eğer o bunu söyledi ise, muhakkak, doğrudur!" dedi.[217]

Müşrikler:

"Sen onu doğruluyor,[218] kendisinin bir gecede Beytü´l-Makdis´e gidip sabahtan önce Mekke´ye geldiğini[219] doğru buluyor musun " dediler.

Hz. Ebu Bekir:

"Evet![220] Bunda şaşacağınız ne var [221]

Vallahi, ben onu bundan daha uzak olanında, gecenin veya gündüzün herhangi bir saatinde kendi­sine semadan haber geldiğini bana haber verdiğinde tasdik edip duruyorum!"[222] dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve:

"Ey Allah´ın Peygamberi! Sen şu halka bu gece Beytü´l-Makdis´e gittiğini söyledin mi " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet!" buyurdu.

Hz. Ebu Bekir:

"Ey Allah´ın Peygamberi! Onu bana tarif ve tavsif et! Çünkü, ben oraya gitmişimdir" dedi.

Beytü´l-Makdis, hemen, Peygamberimiz (a.s.)ın gözünün önüne geldi. Peygamberimiz (a.s.), ona bakarak, Hz.Ebu Bekir´e Beytü´l-Makdis´i birer birertarif etmeye başlamış; anlattıkça, Hz. Ebu Bekir de:

"Doğru söylüyorsun! Ben şehadet ederim ki; sen Allah´ın Resûlüsün!" demiştir.

Peygamberimiz (a.s.) da:

"Ey Ebu Bekir! Sen, Sıddîk´sın!" buyurmuş ve o gün ona Sıddfk ismini vermiştir.[223]



Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Beytü´l-Makdis ve Beytü´l-Makdis Mescidi
Hakkında Sorular Sormaları


Müşriklerden, o beldeleri gezmiş ve Beytü´l-Makdis Mescidini görmüş olanlar, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Sen Beytü´l-Makdis Mescidini bize tarif ve tavsif edebilir misin " diye sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

"Oraya gittim!" buyurdu ve tarif etmeye başladı.

Bazı noktalarda tereddüde düşünce, Beytü´l-Makdis Mescidi Peygamberimiz (a.s.)ın gözünün önüne getirildi ve ona bakarak, müşriklerin sorularını cevapladı. Müşrikler:

"Vallahi, tarif ve tavsifte isabet ettin!" dediler.[224]

Peygamberimiz (a.s.), bu hususu şöyle anlatır:

"Kureyşîler, gezdiğim yerler, özellikle Beytü´l-Makdis hakkında, bana birçok sorular sormaya başladılar ki, ben İsra gecesi onları zihnimde iyice tesbit ve hıfz etmiş değildim.

Bunun için, o kadar sıkılmıştım ki, böyle bir sıkıntıya hiç düşmemiştim.

Derken, Yüce Allah benimle Beytü´l-Makdis arasındaki uzaklığı kaldırdı da, ne sordularsa, ona bakarak, sorularını birer birer cevapladım.[225] Bana:

´Beytül-Makdis´in kaç kapısı var 1 diye sordular.

Ben de, Beytü´l-Makdis´e bakıp, onlara haber verdim.

Bazıları da:

´Beytü´l-Makdis Mescidinin kaç kapısı var ´ diye sordular.

Beytü´l-Makdis Mescidi gözümün önüne dikilince, ona bakıp kapılarını sayarak, onlara bildirdim."[226]



Müşriklerin Kervanları Hakkındaki Soruları


Kureyş müşrikleri:

"Ey Muhammedi Sen bize kervanımızdan haber ver! O bizim için Beytü´l-Makdis´ten daha önemlidir. [227] Sen onlardan birşeye rastladın mı " dediler.[228] İçlerinden birisi de:

"Yâ Muhammed! Sen şu, şu yerdeki develerimize rastladın mı " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet! Vallahi,[229] filan oğullarına rastladım:

Onlar bir deve kaybetmişler ve onu aramaya gitmişlerdi.[230]

Konak yerlerinde de onlardan hiç kimse yoktu.[231]

Susamıştım.[232]

Onların içinde su bulunan bir kapları vardı ki, onun üzerine birşey örtmüşlerdi. Örtüsünü açtım ve içindeki suyu içtim. Sonra, üzerini, yine eskisi gibi kapadım.

Onların kafilesi, şimdi Beyzâ´dan, Ten´im yokuşundan iniyordun

Kafilenin önünde boz, siyah renkli erkek bir deve, devenin üzerinde de birisi siyah, birisi de alaca iki çuval vardır!" buyurunca,[233] Velid b. Mugîre, "Sihirbaz!" dedi.[234]

Peygamberimiz (a.s.), sözlerine devamla:

"Yanınıza geldikleri zaman, onlara sorun:[235] Kaplarındaki suyu içilmemiş bulmuşlar mıdır " buyurdu.[236]

Müşrikler:

"Lât ve Uzzâ´ya andolsun ki, bu bir delildir!" dediler.[237]

Peygamberimiz (a.s.):

"Şu, şu vadide filan oğullarının kafilesine de rastladım.

Onları bir hayvanın gizli sesi ürkütmüş; bir develeri kaçmıştı.

Ben kaçan develerinin yerini onlara gösterdim!" buyurdu.

Kureyş müşrikleri, Ten´im yokuşuna doğru hızla gitfiler.[238]

Peygamberimiz (a.s.)ın verdiği haberleri yalana çıkarma umurlusu ile, kervanı gözlemeye başladılar.

Kervan görününce:

"Vallahi, işte kervan geliyor! Boz deveyi de en öne sürmüşler! " dediler.[239]

İlk karşılaştıkları deve, kendilerine tarif edildiği gibi idi.

Kafileye su kabından sordular.

Onlar da, onu su dolu olarak bıraktıklarını, üzerini örttüklerini, fakat sonradan örtüsünü açtıkları zaman içinde su bulamadıklarını haber verdiler.

Kureyş müşrikleri, diğer kafilelere de, soracaklarını sordular.

"Doğrudur! Vallahi, kendisinin anmış olduğu vadide ürkütüldük ve bir devemiz de kaçtı.

Bir adamın sesini işittik ki, o bizi devemize çağırıyordu!

Deveyi onun çağırdığı yerde bulduk ve tuttuk!" dediler.[240]

Bazılarına göre; işittikleri ses, Peygamberimiz (a.s.)ın sesi idi.[241]

Kureyş müşriklerinin, kervanlarındaki develerinin ve hatta çobanlarının sayısına varıncaya kadar, sormadıkları ve Peygamberimiz (a.s.)dan doğru cevaplarını almadıkları birşey kalmadı.[242]

Kureyş müşrikleri, kendilerine verilen haberlerin doğru çıktığını gördükleri halde,[243] iman etmedil­er

"Bu, açık bir sihirdir![244] Velid b. Mugîre´nin dediği doğru imiş!" dediler.[245]


İslam Dininin İbadet Esaslarından Namaz


İslâm dininin ibadet esaslarından birincisi olan[246] ve düşman karşısında bile bulunulsa vaktinde kılınması gereken;[247] yaratılışımızın gayesi bulunan[248] namaz; Yüce Yaratanımızı zikretmek, anmak üzere[249] her türlü kötülüklerden geri durmak için[250] kılınır.

Namaz; kıyam, kıraat, rükû ve sücud gibi rükünlerden oluşan bir ibadet olup Kufân-ı Kerîm´in müteaddit âyetlerinde bu rükünlerle namaza işaret edilmiş olduğu.[251] hatta rükû ve sücud tesbihleriyle de namazın murad olunduğu görülür. Nitekim:

Devrinin tartışmacı bilginlerinden Nâfi b. Ezrak, Abdullah b. Abbas´a:

"Beş vakit namaz Kur´ân´da var mı " diye sorduğu zaman, Abdullah b. Abbas:

"Evet! Vardır!" diyerek Rûm sûresinin 17 ve 18. âyetlerini:

"Fesübhânallâhi hine tümsûne ve hine tusbihûne velehülhamdü fissemâvâti vel´ardi ve aşiyyen ve hîne tuzhirûne" diyerek okuyup; "´Hine tümsûne1 akşam namazıdır. Ve hfne tusbihûne1 sabah namazıdır. ´Ve aşiyyen1 ikindi namazıdır. ´Ve hîne tuzhirûne´ öğle namazıdır!" dedikten sonra; Nur sûresinin 58. âyetindeki "ve min ba´di salâti´l-ışâi=Bir de, yatsı namazından sonra..." kısmını okumuştur.[252]



Beş Vakit Namazın Farz Kılınışı ve Vakitlerinin Tarif Edilişi


Beş vakit namaz; bir rivayete göre, Peygam berim iz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden bir buçuk yıl önce,[253] Miraç gecesinde farz kılınmıştır.[254]

Miraç gecesinin sabahında Cebrail (a.s.) inerek[255] Peygamberimiz (a.s.)a göster­mek için, beş vakit namazı, vakitlerinde imam olup kıldırdı.[256]

Peygamberimiz (a.s.) bu husustaki hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

"Cebrail bana Beyt´in (Kabe´nin) yanında.[257] iki kere, yani iki gün[258] imam oldu.

Güneşin zeval vaktinde, gölge bir nalın tasması kadar uzadığında, öğle namazını kıldırdı.

Sonra, herşeyin gölgesi bir misli olunca, ikindi namazını kıldırdı.

Sonra, oruçlu iftar ettiği (orucunu açtığı)zaman, akşam namazını kıldırdı.

Sonra, şafak kaybolduğu zaman, yatsı namazını kıldırdı.

Sonra, oruçluya yemek, içmek haram olduğu zaman, sabah namazını kıldırdı.

Ertesi günü ise, öğle namazını, herşeyin gölgesi bir misli olduğu zaman kıldırdı.

Sonra, ikindi namazını, herşeyin gölgesi iki misli olduğu zaman kıldırdı.

Sonra, akşam namazını, oruçlu iftar ettiği (orucunu açtığı) zaman kıldırdı.

Sonra, yatsı namazını, gecenin üçte birinin evvelinde,[259] üçte birinin evveline doğru[260] kıldırdı.

Sonra, ortalık ağardığı, aydınlandığı zaman da sabah namazını kıldırdı.

Sonra, bana yönelip:

´Yâ Muhammedi Bu, senden önceki peygamberlerin (namaz) vaktidir. (Namaz için) vakit, bu iki vak­tin arasıdır1 dedi. "[261]



Namazın Peygamberimiz (a.s.)dan Önceki Peygamberlerin Şeriatlarında da Yer Aldığı


Namaz, Peygamberimiz (a.s.)dan önceki peygamberlerin şeriatlarında da vardı. İbrahim ve İsmail (a.s.)lar, devamlı surette namaz kılarlardı. Zürriyetlerinden de namaza devamlı bir ümmet gelmesi için, Yüce Allah´a dua etmişlerdi.[262] İshak ve Yakub (a.s.)lar da namaz kılarlardı. [263]

Şuayb (a.s.)ın çok namaz kılışı, kavminin kendisiyle alay etmesine sebep olmuştu.[264] Musa (a.s.) namazla memurdu.[265] Namaz kılmaları hususunda, İsrail oğullarından da kesin söz almıştı.[266]

Lokman (a.s.) namaz kılar, oğluna da bunu emrederdi.[267] Zekeriyya (a.s.) namaza devamlı idi.[268] İsa (a.s.) da namazla memurdu.[269]



Beş Vakit Namazdan Önceki Namaz: Teheccüd Namazı


Beş vakit namaz farz kılınmadan önce, gecenin geç vakitlerine kadar, uzun sûreler okunarak gece namazı (teheccüd) kılmak, farzdı.[270] Bu, bir yıl devam etmiş; namazda uzun müddet dikilmekten, Müslümanların ayaklan şişmişti.

Nihayet, beş vakit namaz farz kılınınca, teheccüd namazı Müslümanlar hakkında hafifletilip nafileye çevrilmiş,[271] fakat Peygamberimiz (a.s.)ın buna özel olarak devamı emir buyrulmuştur.[272]



Vitir Namazı ve Vakti


Peygamberimiz (a.s.), vitir namazı hakkında da:

"Yüce Rabbim bana bir namaz daha arttırdı ki, o, vitir namazıdır. Onun vakti de, tan yeri ağarıncaya kadar olan zaman arasındadır.[273]

Muhakkak ki, Allah, hakkınızda, kızıl tüylü develerden (dünya malından) daha hayırlı olan bir nama­zla imdatta bulundu ki, o vitir namazıdır.

Allah, onu yatsı ile tan yeri ağarıncaya kadar olan zaman arasında kılmanızı meşru kıldı" buyur­muştur. [274]



Peygamberimiz (a.s.)ın Beş Vakit Namazı Kılışı, Kıldırışı


Namaz, abdestli olarak kılınır.[275] Abdest, namazın anahtarıdır.[276] Abdestsiz, namaz olmaz ve kabul olunmaz.[277]

Peygamberimiz (a.s.) namaz kılacağı zaman Kıble´ye döner,[278] ellerini kulaklarının hizası­na kadar kaldırıp "Allahuekber" diyerek tekbir alır;[279] sağ eliyle sol elini tutar,[280] sağ elini sol elinin üzerine koyar (bağlar);[281] "Sübhâneke allâhümme ve bihamdike ve tebâreke ismükeve teâlâ ceddüke velâ ilahe gayrüke!" diyerek namaza başlardı.[282]

Sonra, içinden Eûzü ve Besmele çekerdi.

(Sabah, akşam, yatsı namazlanyla Cuma ve Bayram namazında) açıktan Fatiha sûresini okur,[283] Fâtiha´nın sonunda yavaşça "Âmîn!" der ve "Âmîn" denilmesini de emrederdi.[284]

Peygamberimiz (a.s.)ın:

"Her kim içinde Ümmü´l-Kur´ân´ı (Fâtiha´yı) okumaksızın bir namaz kılarsa, o namaz noksandır, tamam değildir, güdüktür!" buyurduğu bildirilmektedir.[285]

Peygamberimiz (a.s.), sabah namazında, Fatiha sûresinden sonra, Yasin sûresini[286] ve Kaf sûresini,[287] ya da benzeri sûreleri[288] veya Tûrsûresini[289] veya Mü´minûn sûresini[290] veya Tekvir sûresini[291] veya benzeri sûreleri okurdu.[292] Peygamberimiz (a.s.) m okuduğu âyetlerin sayısı altmışı ve hatta yüzü bulurdu.[293]

Birinci rekatta uzun sûre, ikinci rekatta kısa sûre okurdu.[294]

Cuma günü ise, sabah namazında Secde sûresi ile Dehr sûresini okurdu.[295]

Öğle ile ikindinin ilk iki rekatlarında Fâtiha´dan sonra, birer sûre,[296] meselâ Târik ve Buruc sûrelerini[297] ve benzeri erini,[298]

Öğle namazında, Leyi sûresini,

İkindi namazında, onun gibi bir sûreyi okurdu.

Öğle namazında, A´lâ sûresini okuduğu da olurdu.[299]

Öğlenin birinci rekatında otuz, ikincide onbeş âyet kadar okurdu.[300]

Akşam namazında, Mürselât sûresini,[301] Tûr sûresini okuduğu da olurdu.[302]

Yatsı namazında, Tîn sûresini,[303] Şems ve benzeri sûreleri okurdu.[304]

Muaz b. Cebel´e yatsı namazında A´lâ, Leyi ve Alâk sûrelerini okuması tavsiye buyurulmuştur.[305]

Peygamberimiz (a.s.), kıraatten sonra, "Allahuekber!" diyerek tekbir alır, belini kam-buriaştırmaksızın büküp rükûa varır, ellerini dizkapaklarının üzerine koyar,[306] "Sübhâne Rabbiyel azîm!" der;[307] "Semiallâhu limen hamiden" diyerek[308] başını kaldırıp omurga kemiklerinden her biri yerli yerine gelinceye kadar doğrulunca,[309] "Rabbena ve lekelhamd!" der;[310] "Allahuekber!" diyerek secdeye giderdi.

Secdeye gittiği zaman; kollarını ne yere yayar, ne de yanlarına yapıştırırdı.

Ayaklarının parmaklarını, Kıbleye karşı dikerdi.[311]

Peygamberimiz (a.s.), bu secde vaziyetini anlatırken de:

"Ben, birisi cephe (alınla burun), ikisi dizler, ikisi de ayak uçları olmak üzere, yedi kemik (organ) üzerinde secde etmekle emrolundum.

Namaz kılarken, elbisemizle saçımızı, düzeltmek için toplamaktan da, nehyolundum."[312]

"Secde ettiği zaman, kulun yedi âzası:

Yüzü,

İki eli,

İki dizi,

İki ayağı da, onunla birlikte, secde eder" buyurmuştur.[313]

Peygamberimiz (a.s.), secdede "Sübhâne Rabbiyel a´lâ!" derdi.[314] Gerek rükûdaki, gerek secdedeki teşbihlerin en az üçer kere söylenmesini tavsiye buyurmuştur.[315]

Peygamberimiz (a.s.) "Allahuekber!" diyerek başını secdeden kaldırır ve sol ayağını büküp, üstüne otururdu ve ikinci secdede de böyle yapardı.

İkinci secdeyi yaptıktan sonra "Allahuekber!" diyerek ikinci rekata kalkar,[316] onu da kılıp oturunca "Ettahiyyâtü..."yü ve arkasından, şehadet kelimelerini okurdu ve namazın sonunda, buna "Allâhümme salli..." ve "Allâhümme bârik..." salavatlarını ekler ve bundan sonra istedikleri duayı yapmalarını Müslümanlara emrederdi.[317]

Kendileri ise, en çok "Allâhümme Rabbena âtinâ fi´d-dünyâ haseneten ve fi´l-âhireti haseneten ve kına azâbennâr!" diyerek dua ederdi.[318]

Peygamberimiz (a.s.), bundan sonra, başını önce sağ tarafına çevirip "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh!," sonra da sol tarafına çevirip "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh!" diyerek selam verir­di.[319]

Selam verdikten sonra, üç kere "Estağfirullâh!,"[320] bir kere de "Allâhümme entesselâmu ve min kesselâmu tebârekte yâ zelcelâli vel´ikram. Lâ ilahe illallâhu vahdedû lâ şerîke leh lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümîtu ve nüve alâ külli şey´in kadîr. Allâhümme lâ mania limâ atayte ve lâ mûtî limâ mena´te. Velâ yenfau zelceddi minkel cedd" derdi.[321] Arkasından da:

Otuz üç kere "Sübhânallah,"

Otuz üç kere "Elhamdülillah,"

Otuz üç kere "Allahuekber,"

Sonunda da, bir kere "Lâ ilahe ilallâhu vahdehû lâ şerike leh lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey´in kadîr" derdi[322]-ki, böyle diyen kimsenin günahlarının, deniz köpükleri kadar çok bile olsa, hepsinin bağışlanacağını müjdelemiştir.[323]

Peygamberimiz (a.s.), en sonunda "Sübhâne Rabbike Rabbil izzeti amma yasıfûn ve selâmün alel mürselîn velhamdü lillâhi rabbil âlemîn" âyetini okurdu.[324]

Peygamberimiz (a.s.), farz namazların arkasında Âyete´l-Kürsî´yi okuyan kimsenin de, ikin­ci bir namaza kadar Yüce Allah´ın himayesinde bulunacağını haber vermiştir.[325]

"Peygamber (a.s.)ın Kufân´ı okuyuşu nasıldı " diye sorulunca, Enes b. Mâlik:

"Çekilmesi gerekeni çekerdi" dedikten sonra, Besmeleyi okuyarak: "´Bismillâhiyi çekerdi, ´errah-mân´ı çekerdi, ´errahîm´i çekerdi" demiştir.[326]

Hz. Hafsa ve Hz. Ümmü Seleme´nin bildirdiklerine göre; Peygamberimiz (a.s.) Kur´ân-ı Kerîm´i âyet âyet okurdu:

´Bismillâhirrahmânirrahîm´ der, keserdi.

´Elhamdulillâhi rabbil âlemîn´ der, keserdi.

´Mâliki yevmiddîn´ der, keserdi.[327]



Peygamberimiz (a.s.)ın Beş Vakit Farz Namazlarla Birlikte Kıldıkları Sünnetler ve Rekatları


Hz. Aişe´nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz (a.s.):

Sabah namazının farzından önce, evinde iki rekat,

Öğle namazının farzından önce, evinde dört rekat; farzından sonra, evinde iki rekat,[328]

İkindi namazının farzından önce, evinde dört rekat,[329]

Akşam namazının farzından sonra, evinde iki rekat,

Yatsı namazının farzından sonra, evinde iki rekat nafile namaz kılardı.[330]

Bunu dört kıldığı da olurdu.[331]

Peygamberimiz (a.s.):

"Öğlenin farzından önce dört rekat, farzından sonra da dört rekat kılmaya devam edeni, (Allah) Cehennem ateşine haram kılar!"[332]

"İkindi namazının farzından önce dört rekat namaz kılana, Allah rahmet etsin!" buyurmuştur.[333]

Yatsı namazının farzından önce kılınan dört rekat nafile ise, Müslümanların isteklerine bırakılmış olan; daha uygun bir deyişle, Müslümanların kılmaya mezun bulundukları ve müstahsen görerek kılageldikleri nafilelerdendir ki, bu da Peygamberimiz (a.s.)ın şu hadis-i şerifine dayanır

Ashab-ı Kiram´dan Talha b. Ubeydullah derki:

"Necd halkından, saçı darmadağın bir kimse, Resûlullah (a.s.)a geldi. Kendisinin sesini uzaktan karmakarışık duyuyor, fakat ne söylediğini anlamıyorduk. Nihayet, yaklaştı.[334]

"Yâ Rasûlallâh! İslâm nedir " diye sordu.[335]

Meğer, İslâm´ın ne demek olduğunu soruyomnuş.

Onun bu sorusuna, Resûlullah (a.s.):

"Bir gün bir gecede beş namaz!" buyurdu.

Adamcağız:

"Üzerimde bu namazlardan başkası da olacak mı " diye sordu.

Resûlullah (a.s.):

"Hayır, olmayacak! Meğer ki kendiliğinden (nafile olarak) kılasın..." buyurdu.[336]



Namaza Özenmenin Gerekliliği


Peygamberimiz (a.s.) bir gün[337] Mescid´de otururken,[338] çöl arabı gibi[339] bir adam gelip[340] Peygamberimiz (a.s.)ın yakınında[341] iki rekat[342] namaz kıldı.[343] Namazı itinasız ve gevşek kıldı.[344]

Peygamberimiz (a.s.) onun gevşek kılışına bakıyordu.[345]

Adam Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip selam verdi.

Peygamberimiz (a.s.), onun selamına mukabele ettikten sonra.[346] adama:

"Dön de, yeni baştan kıl! Çünkü, sen (tam) namaz kılmış olmadın!" buyurdu.

Adam dönüp,[347] önceki kıldığı gibi, tekrar namaz kıldı. [348]

Sonra, dönüp Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelerek,[349] tekrar selam verdi.

Peygamberimiz (a.s.), onun selamına mukabele etti[350] ve:

"Dön de, namazını yeni baştan kıl! Çünkü, sen (tam) namaz kılmış olmadın!" buyurdu.[351]

Adam tekrar döndü. Namaz kıldı, gelip selam verdi.

Peygamberimiz (a.s.), selamına mukabeleden sonra, ona:

"Dön de, namazını yeni baştan kıl! Çünkü, sen (tam) namaz kılmış olmadın!" buyurdu.

Bu, üç kez tekrarlandı.[352]

Namazı hafife alanın, namaza özenmeyenin namaz kılmış olmayacağı, Mescid´deki insanları da korkuttu. Bu, onlara da ağır geldi.[353]

Bunun üzerine, adam:

"Ey Allah´ın Resûlü! Babam, anam sana feda olsun!

Sana Kitabı indiren.[354] seni hak dinle peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; ben bunun daha iyisini bilmiyorum![355]

Yâ Rasûlallâh![356] Nasıl yapacağımı, [357] namazın doğrusunun nasıl olduğunu[358] bana göster![359] Öğret![360]

Ben nihayet bir beşerim: Doğru da, yanlış da yapabilirim!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Peki![361] Namaz kılmak istediğin,[362] namaz kılmaya kalkacağın zaman,[363] Allah´ın sana emret­tiği gibi,[364] güzelce tam abdest al![365]

Kıble´ye yönelip[366] ´Allahuekber!1 diyerek tekbir al![367]

Ümmü´l-Kitâbı (Fatihayı) oku![368]

Sonra, Kur´ân´dan, ezberinde olanı, sana kolay geleni,[369] istediğini,[370] Allah´ın okumanı dilediği kadar oku![371] Sonra, rükû et![372] Rükûa vardığında, avuçlarını diz kapaklarının üzerine koy! Sırtını kamburlaştrmayıp, dümdüz tut![373]

Uzuvların yatşıncaya kadar rükû halinde kal![374]

Rükûdan başını kaldırdığın zaman, kemikler mafsallarda yerleşince,[375] uzuvlar yatışıncaya kadar ayakta dimdik dur!

Secdeye gittiğinde, uzuvların yatışıncaya kadar secdede dur![376]

Secdeden başını kaldırıp[377], uzuvların yatışıncaya kadar[378] sol uyluğunun üzerine otur!

Bunu her rekat ve secdede,[379] namazının bütün rekatlarında yap![380]

Bunları tam yaptığın zaman, namazını tamamlamış; bunlardan neyi eksiltirsen.[381] ancak namazın­dan eksiltmiş olursun!" buyurdu.[382]



Kabul Olunan ve Olunmayan Namazın Durumu


Peygamberimiz (a.s.), bir hadis-i şeriflerinde:

"Kim namazları vaktinde kılar ve onun abdestlerini tam ve güzelce alır, kıyamını, huşûunu, rükûunu ve secdelerini tam yaparsa, o namazlar ışık saçarak bembeyaz bir şekilde yükselirken:

´Sen beni koruduğun gibi, Allah da seni korusun!1 diye dua eder.

Kim de namazı vaktinin dışında kılar, onun abdestini tam ve güzelce almaz, huşûunu, rükûunu ve secdelerini tam yapmazsa, onlar da simsiyah bir şekilde yükselirken:

´Sen nasıl özenmeyip beni yitirdinse, Allah da seni (senin amelini) vitirsin!´ diyerek ilenir. Allah´ın dilediği yere varınca, paçavra gibi dürülüp, o kimsenin üzerine atılır!" buyurmuşlardır.[383]


Beş Vakit Namazı Özenerek Kılan ve Kılmayanların Durumu


Peygamberimiz (a.s.), başka bir hadis-i şeriflerinde de:

"Beş vakit namazı Allah farz kıldı.

Her kim bu namazların abdestini tam alır, onları vaktinde kılar, rükû ve huzûlarını eksiksiz yaparsa, Allah´ın, onu bağışlayacağı hakkında va´di vardır.

Herkim de bunu yapmazsa, Allah´ın ona bir va´di yoktur. İsterse onu bağışlar, isterse azaba uğratır!" buyurmuşlardır.[384]















--------------------------------------------------------------------------------

[1] Fmjzâbâdf, Kamûsu´l-muhit, c. 4, s. 343.

[2] İbn Esir, Nihâye, c. 3, s. 203.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/201.

[3] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 218, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 48. Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 39, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 306.

[4] İ bn Sa´d, Tabak âtü´l -k übrâ, c. 1, s. 213, Belâ zurf, E nsâb u´l-eşrâf, c. 1, s. 255, E bu11-Ferec İ bn C era, el -Vfetâ, c. 1, s. 21 8.

[5] Beyhakî, Delâilü´n-nübü we, c. 2, s. 354, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 219, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 109, Bedrüddin Aynî, c. 4, s. 39.

[6] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 40.

[7] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 214, Belâzurî, c. 1 , s. 255, Beyhakî, c. 2, s. 354, İbn Abdilberr, c. 1, s. 40, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 219, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 51, Kurtubı, Tefsîr, c. 15, s. 216, İbnSeyyid, c. 1 , s. 148, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 22, Bedrüddin Aynî, Umde, c. 4, s. 39.

[8] Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 219, İbn Esîr, Usdu´l-gabe, c. 1, s. 27.

[9] İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 27, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 109.

[10] Ebu´l-Ferec, c.1, s. 219.

[11] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 148.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/201.

[12] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 4041, Belâzurî, c. 1, s. 256, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 18, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 39.

[13] Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 113, B. Aynî, c. 4, s. 39.

[14] Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 4.

[15] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 114, Tefsir, c. 3, s. 22.

[16] Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 146, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 308.

[17] Kadı E bu Bekir b. Arabî´den naklen Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 417, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 47, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 447448, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 3-4.

[18] Malik, Muvatta´, c. 1, s. 120, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 36, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 209, c. 2, s. 48, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 509, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 303, Belâzurî, E nsâb, c. 1, s. 256, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 431, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 7, s. 62.

[19] İbn Sa´d. Tabakât. c. 1.S.171. Ahmed b. Hanbel. c. 1. s. 274. Buhârî. c. 4. s. 168.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/202-203.

[20] İsrâ: 17/1.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/203.

[21] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 24, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 378, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 7.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/204.

[22] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s.143, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 91, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 148, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvıe, c. 2, s. 379, Begavî, Mesâbıhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 139, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 55, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 145, Zehebî, Târflıu´l-islâm, s. 258, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 9.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/205.

[23] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 214.

[24] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buharı", c. 4, s. 248, Müslim, Sahîh, c.1, s. 145, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 218, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 26, Beyhakî, c. 2, s. 379, Begavî, c. 2, s. 179, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1, s. 53, İbn Kâmil, c. 2, s. 51, Zehebî, s. 258, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 8.

[25] Buharı, Sahih, c. 4, s. 248, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 378, İbn Esir, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 47, Zehebî, s. 261.

[26] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 38, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.214.

[27] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 214, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buhârî, c. 4, s. 248, Müslim, c. 1, s. 145, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 8.

[28] İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Müslim, c. 1, s. 145, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 4.

[29] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 164, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 301, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 363, Ebu´l-Ferec, İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 224, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 4.

[30] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buhârî, c. 4, s. 248, Müslim, c. 1, s. 145, Tirmizî, c. 5, s. 301, Beyhakî, c. 2, s. 362-363, Begavî, c. 2, s. 177, İbn E sîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53. Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 8.

[31] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 38, Beyhakî, c. 2, s. 396, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 09.

[32] İbn Sa´d, c. 1, s. 50, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1 , s. 309.

[33] Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 5, Târîh, c. 1, s. 140, Sa´lebî, Arâis, s. 93, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 310.

[34] İbn Esîr, Nihâye, c. 1,s.12O.

[35] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 38, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 26, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 143, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 110.

[36] İbn İshak, İbn Hişam, c.2,s. 38-39, İbn Sa´d, c. 1, s.214, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s.430, İbn Seyyid, c. 1, s. 143, Ebu´l-Fidâ, c. 3.S.110.

[37] Tirmizi, Sünen, c. 5, s. 301, E bu´l-F erec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 224, Diyarbekrî, c. 1, s. 310.

[38] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 51.

[39] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d.c. 1,s. 214, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 164, İbn Esîr, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c.1, s. 143, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[40] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Süheylî, c. 3, s. 430, Diyarbekrî, c. 1, s. 310.

[41] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 164, Tirmizî, c. 5, s. 301, Taberî, Tefsîr, c.15, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 363, Süheylî, c. 3, s. 430, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 224, İbn Esîr, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c.1 , s. 143, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[42] İbn Seyyid, c. 1, s. 1 43, Diyarbekrî, c. 1, s. 310.

[43] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, İbn Seyyid, c. 1, s. 143.

[44] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 164, Tirmizî, c. 5, s. 301, Taberî, Tefsîr, c.15, s. 15, Beyhakî c. 2, s. 363, Ebu´l-Ferec, c. 1,s.224, İbn E sîr, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 43, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 4, Diyarbekrî, c. 1 , s. 310.

[45] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c.1, s. 214.

[46] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 38, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 48, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 145, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 221 , Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 382, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 177, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 1 36, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 143, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 242, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n- nihâye, c. 3, s. 109.

[47] Mesâf, Sünen, c.1, s. 221-222, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 6.

[48] İbn Sa´d, c. 1, s. 214, İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 145, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 356, Begavî, c. 2, s. 178, Kadı lyaz, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 143, Zehebî, s. 242.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/205-207.

[49] Nesâî, c. 1, s. 222, Kadı lyaz, c. 1, s. 136.

[50] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 ,s.214, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 3, s. 109-110.

[51] İbn Şa´d, c. 1,s.214, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 222, İbn Esîr, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 6.

[52] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 222, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 388, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 53, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 3, s. 109-110.

[53] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 1 45, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 382, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. , s. 178, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usül, c. 12, s. 53, İbn E sîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[54] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[55] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52.

[56] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 ,s.214.

[57] İbn Esîr. Kâm il. c. 2. s. 52.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/207-208.

[58] İbn İshak, İbn Hişam, c 2, s. 39, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 329, İbn E bi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141, Müslim, Sahih, c. 1, s. 145, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, Dârımf, Sünen, c. 2, s. 36, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 256, Taberî, Tefsir, c. 15, s. 15, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 387, Kadı Iyaz, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 144, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 244, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.109-110.

[59] Abdurrezzak.c.S, s. 329, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buharı", c. 4, s. 141, Tirmizî, c. 5, s. 300, Tabeıf, Tefsir, c.1 5, s. 12.

[60] Dârımf, c. 2, s. 36, Belâzurî, c. 1, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 387.

[61] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[62] İbn E bi Şeybe, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, c. 1 , s. 145, Kadı lyaz, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[63] İbn İshak, İbn Hişam,c.2, s. 39, Abdurrezzak, c. 5, s. 329, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Dârimî, c. 2, s. 36, Belâzurî, c. 1, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 387, İbn Esîr, c. 2, s. 52, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 244.

[64] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 39, Abdurrezzak, c. 5, s. 329, Ahmed, c. 2, s. 282, Belâzurî, c. 1, s. 256, Taberî, c.15, s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 287, İbn Esîr, c. 2, s. 52.

[65] Müslim, Sahîh, c. 1, s. 145, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[66] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 329, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 282, c. 3, s. 1 48, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141.

[67] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 39, Abdurrezzak, c.5, s. 329, Ahmed b. Hanbel, c.2,s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, B elâzurf, E n sâbu´ l-eşrâf, c. 1 , s. 256, Tabe ıf, Tefsîr, c. 15, s. 15.

[68] Dârımf, Sünen, c. 2, s. 36, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 357, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 244.

[69] Abdurrezzak, c. 5, s. 329-330, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 36.

[70] İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 52.

[71] Abdurrezzak, c. 5, s. 330, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 141, Tirmizî, c. 5, s. 300, Taberî, Tefsîr, c. 1 5, s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 357, İbn E ar, c. 2, s. 52, Zehebî, s. 244.

[72] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 15, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[73] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/208-209.

[74] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 310.

[75] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 44-45, Taberî, c. 15, s. 14, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 273, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110-111 , Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 24.

[76] Taberî, c. 15, s. 12, Beyhakî, c. 2, s. 391 , Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 273, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 12, Suyutî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 488.

[77] İbn Esîr, Kâmil, c.2, s. 52.

[78] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 45, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 14, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 111, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 24.

[79] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 45, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 14, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 24.

[80] Zehebî, Târîhu l-islâm, s. 273, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 111.

[81] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 143, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 91 -92, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 1 48.

[82] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Beyhakî, DelâiI, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[83] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 43, Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c. 1, s. 148.

[84] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 1 48, Müslim, c. 1, s. 145, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 178, Kadı lyaz, c. 1,5.136, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 44.

[85] Aynı kaynaklar.

[86] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 43, Müslim, c. 1, s. 145.

[87] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208, Buhârî, c. 4, s. 248.

[88] Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c.1, s. 1 48.

[89] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208, Buhârî, c. 4, s. 248.

[90] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 143, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 92, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 148, Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 197.

[91] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302-303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 143, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[92] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 43, Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c. 1, s. 148.

[93] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 143, Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c. 1, s. 145, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.

[94] Aynı kaynaklar

[95] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 143, Müslim, c. 1, s. 1 45, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1 ,s.137, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.

[96] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208, Buhârî, c. 4, s. 248.

[97] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buhârî, c. 4, s. 248, Müslim, c. 1, s. 145, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, İbn E sîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 44.

[98] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Abdurrezzak, c. 5, s. 329, Buhârî, c. 4, s. 140, Müslim, c.1, s. 152.

[99] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Buhârî, c. 4, s. 84, Müslim, c. 1, s. 152.

[100] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41.

[101] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. Müsned, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c.2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[102] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.2, s. 48.

[103] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208-209, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 248.

[104] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n- nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[105] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.2, s. 48, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 107.

[106] Ahmed b. Hanbel, c.14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, c. 1, s. 146, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c.2, s. 179, Kadı lyaz, c.1, s. 137, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.

[107] İbn E bi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n- nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[108] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 48.

[109] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 209, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 249.

[110] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 1 37, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[111] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 41, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 257,

[112] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 41.

[113] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1,s.257.

[114] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41 , Tirm izf, Sünen, c. 5, s. 300.

[115] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 329, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 84, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 152, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300.

[116] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 48, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 107.

[117] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 48.

[118] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 209, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 249.

[119] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 257.

[120] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303-304, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 148-149, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 146-147, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 384, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l- usûl, c. 12, s. 53-54, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[121] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s. 48-49.

[122] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 1 49, Müslim, c. 1, s. 147, Beyhakî, c. 2, s. 384, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, c. 1 2, s. 54, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.

[123] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 207.

[124] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 209, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 92, Taberî, Tefsîr, c. 27. s. 53.

[125] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 209.

[126] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Müslim , c. 1, s. 1 54, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, Beyhakî, c. 2, s. 387.

[127] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Müslim , c. 1, s. 1 54, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, Beyhakî, c. 2, s. 387.

[128] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 49, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 257, Buhârî, c. 4, s. 249, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 53.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/209-217.

[129] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Tirmizî, c. 5, s. 51 0, Tabeıİ, c. 15, s. 255, Taberânî, Mu´cemu´s-sagfr, c. 1, s. 196, Kurtubî, Tefsir, c. 10, s. 415, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 414.

[130] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 510, Taberânî, c. 1, s. 196, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 415, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 123.

[131] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 510, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 414, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 123.

[132] Ti rm izf, Sü nen, c. 5, s. 510, Taberânî, M u´cem u´s-sagfr, c. 1 , s. 196, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 415.

[133] Ahm ed b. H anbel, M üsned, c. 5, s. 418, Ta berf, Tefsîr, c. 15, s. 255, E bu´l-F idâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, H asâisü´l-k übrâ,c. 1, s. 41 4, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 123.

[134] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 510, Taberî, c. 15, s. 255. Taberânî, Mu´cemu´s-sagfr, c. 1, s. 196, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 415, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 415, Halebî, c. 2, s. 123.

[135] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 510, Taberânî, Mu´cemu´s-sagfr, c. 1 , s. 196, Kurtubî, c. 1 0, s. 415.

[136] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Taberî, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 414.

[137] Tirmizî, c. 5, s. 510, Taberânî, c. 1 , s. 196, Kurtubî, c. 10, s. 415.

[138] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Taberî, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 414, Halebî, c. 2, s. 1 23.

[139] Tirmizî, c. 5, s. 510, Taberânî, c. 1 , s. 196.

[140] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Taberî, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 414, Halebî, c. 2, s. 1 23.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/217-218.

[141] Buhârî , Sahîh, c. 8, s. 2 4, Zehebî, Târîhu1-İslâm, s. 267.

[142] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahmedb. Hanbel.c. 5, s. 144, Kadı I yaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137.

[143] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 207-208, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 249.

[144] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 209, Buhârî, c. 4, s. 249, Zehebî, s. 263.

[145] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 45, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 33, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 310, Halebî, c.2, s. 128.

[146] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 45.

[147] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 1 4, s. 304, Ahmedb. Hanbel, c. 3, s. 1 28, Buhârî, c. 4, s. 249, Müslim, Sahîh, 11, s. 146, Taberî, c. 27, s. 55, Beyhakî, c. 2, s. 376, 384, İbn Esir, c. 12, s. 54, İbn Seyyid, c. 1, s. 144, Zehebî, s. 266.

[148] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 93, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 149, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179.

[149] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 128.

[150] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 128, Müslim, Sahîh, c. 1 ,s. 146, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 55, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 384, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 54, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 44.

[151] İbn E bi Şeybe, c. 14, s. 304, M üslim, c. 1, s. 146, Taberî, c. 27, s. 54, Beyhakî, c. 2, s. 384, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 54, İbn Seyyid, c. 1,s.144, Zehebî, s. 266.

[152] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 309, Kurtubî, Tefsîr, c. 1 7, s. 95.

[153] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 397, Taberî, c. 27, s. 52, İbn Esîr, c. 12, s. 57, Kurtubî, c. 17 s. 95.

[154] Ahmed b. Hanbel.c. 1, s. 387, Müslim, c. 1, s. 1 57, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 393, Taberî, c. 27, s. 52, Beyhakî, c. 2, s. 373, Begavî, c. 2, s. 179, İbn Esîr, c. 1 2, s. 52, Kadı lyaz, c. 1 , s. 141, Kurtubî, c. 17, s. 94, Zehebî, s. 254, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 252.

[155] Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 387, Müslim, c. 1, s. 157, Taberî, c. 27, s. 52, Beyhakî, c. 2, s. 373, Begavî, c. 2, s. 179, İbn Esîr, c. 12, s. 57, Kadı Iyaz, c. 1, s. 1 41, Kurtubî, c. 17, s. 94, Zehebî, s. 254, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 252.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/218-219.

[156] İbn Sa´d.Tabakâtü´l-kübrâ. c. 1, s. 213, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 92, Müslim, Sahih, 11, s. 149, Beyhakî, c. 2, s. 381, Kadı lyaz, c. 1,s.14O, 148, İbn Esîr, c. 12, s. 56, İbn Seyyid, c. 1.S.145, Zehebî, s. 254.

[157] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 449, Buhârî, c. 6, s. 51, Taberî, c. 27, s. 57, Beyhakî, c. s. 372, Kurtubî, c. 17, s. 98.

[158] Kadı lyaz, c. 1, s. 162, Kurtubî, c. 17, s. 89, 98.

[159] Buhârî, c. 8, s. 204, Taberî, c. 27, s. 45, İbnEsîr, c. 12, s. 51, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 53, Kurtubî, c. 17, s. 98, Zehebî, s. 267, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 112.

[160] Kadı lyaz, c. 1, s. 160, Kurtubî, c. 17, s. 98, Diyarbekrî, Hâm is, c. 1, s. 31 2.

[161] Kadı lyaz, c. 1, s. 160, Diyarbekrî, c. 1, s. 312.

[162] Kadı lyaz, c. 1, s. 160, Diyarbekrî, c. 1, s. 312.

[163] Kadı lyaz, c. 1, s. 163.

[164] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 285, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 1, s. 78, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 19, s. 198, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 8, s. 468.

[165] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 369, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 250, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 1, s. 78.

Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 48, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 469, Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 92. Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 1 , s. 79, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 8, s. 467.

[166] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 149, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 51, Beyhakî, c. 2, s. 384, Kadı İyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 54, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144, Zehebî, s. 250-251.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/219-220.

[167] Necm: 53/1-18.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/220-221.

[168] Taberî, Tefsir, c. 27, s. 55.

[169] Nesefî, Medârik, c. 1, s. 128, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 1 33, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c.1, s. 310, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 16, s. 132.

[170] Taberî, Tefsir, c. 3, s. 10, Alâüddin AJi, Kenz,c.16, s. 132.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/221.

[171] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 422, Müslim , Sahih, c. 1, s. 157, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 393-394, Nesâî, Sünen, c. 1 , s. 224, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 373, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 1 79, Kadı I yaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 1 42, İbn EsTr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 57, Kurtubî, c. 17, s. 94, Zehebî, s. 255, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 312.

[172] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Müslim, c. 1, s. 146-147 Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 384, Kadı lyaz.c.1, s. 138, İbn Esîr, c. 1 2, s. 54, Zehebî, s. 266.

[173] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahm ed b. Hanbel, cc. 3, s. 148, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 93, Müslim, c. 1, s. 1 47, Kadı lyaz, c. 1, s. 138, İbn Esir, c. 12, s. 54, Zehebî, s. 266-267.

[174] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Müslim, c. 1,s.147, Kadı lyaz, c. 1, s. 138, İbn Esîr, c. 12, s. 54,

[175] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahm ed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Buhârî, c. 1, s. 93, Müslim, c. 1, s. 147, Beyhakî, c. 2, s. 384, Kadı lyaz, c. 1 ,s.138, İbn Esîr, c. 12, s. 54, Zehebî, s. 267.

[176] Buhârî, Sahih, c.1, s. 93, Müslim, Sahih, c. 1 ,s.149, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 57.

[177] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304-305, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Müslim, c. 1, s. 147, Beyhakî, c.2, s. 384,Kadı lyaz, c. 1 ,s.138, İbn Esîr, c. 12, s. 54.

[178] Bakara: 285-286.

[179] İbnEsîr,Nihâye, c. 4.S.19.

[180] Abdurrezzak, M usannef, c. 11 , s. 17, Buhârî, Sahih, c. 195, Müslim, Sahih, c. 1, s. 92, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 8, s. 20, 249.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/221-223.

[181] Buhârî, Sahili, c. 1 , s. 93, Müslim , Sahili, c. 1, s. 149, Begavı", Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 57, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 145.

[182] Al-i İmran: 133.

[183] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.

[184] Buhârî, c. 1, s. 93, Müslim, c. 1, s. 149, Begavî, c. 2, s. 179, İ bn Esîr, c. 12, s. 57, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 45, Zehebî, Târîhu´l-islâm,s.260.

[185] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 263, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 92, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 449, Taberî, Târîh, c. 2, s. 211.

[186] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.

[187] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 263, Buhârî, c. 6, s. 92, Tirmizî, c. 5, s. 449, Taberî, c. 2, s. 211.

[188] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 263, Tirmizî, c. 5, s. 449, İbn Esîr, c. 2, s. 55.

[189] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 263, Buhârî, c. 6, s. 92, Tirmizî, c. 5, s. 449, İbn Esîr, c. 2, s. 55.

[190] Tirmizi, c.5, s. 450, Taberî, c. 2, s. 211, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/223-224.

[191] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 45-46.

[192] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.

[193] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 210, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 190, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 557, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1412, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 216, Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 320, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 7, s. 52, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2. s. 335. Zehebî. Târîhu´l-islâm. s. 480.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/224-225.

[194] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 111.

[195] İbrı İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s.39, Taberî, Tefsîr, c. 15,6, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 56.

[196] İbn İshak, İbnHişam, c. 2,s.43,İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214-215, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 2, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 272, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 439.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/225-226.

[197] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.214, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 272.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/226.

[198] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 43.

[199] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 43, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 141, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 245, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 110.

[200] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.1 41, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 245.

[201] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[202] İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 141, Zehebî, s. 245.

[203] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[204] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 43, İbn Seyyid, c. 1, s. 141 .Zehebî, s. 245, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[205] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, İbn Sa´d, c. 1 , s. 215, Zehebî, c. 3, s. 110.

[206] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, İbn Seyyid, c. 1, s. 141, Zehebî, s. 245.

[207] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 215.

[208] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 43, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 215, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 141, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 245-246, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 110.

[209] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 43, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 215.

[210] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43.

[211] Zehebî, Târîhu´l-islâm , c. 246.

[212] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43.

[213] Zehebî, T ârThu ´l-islâm, s. 246, Ebu´l -Fid â, c. 3, s. 110.

[214] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 305-306, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 309, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 223, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 249.

[215] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Zehebî, s. 247-248, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.

[216] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 113.

[217] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39-40, Zehebî, s. 248, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.

[218] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 248.

[219] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.

[220] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 248; Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.

[221] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 40.

[222] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 40, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 247-248, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21-22.

[223] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 39-40, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21-22.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/226-230.

[224] İbn Ebi Şevbe, Musannef, c. 14, s. 306, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 309, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vetâ, c. 1 , s. 223, Zehebî, TâriTıu´l-islâm, s. 250.

[225] İbn Saıd,Tabakâtü´l-kübrâ,c. 1, s. 215, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 247, 248, Müslim, Sahih, c. 1, s. 156, Timizf, Sünen, t 5, s. 301, Zehebî, Târîhu´l-isJâm, s. 246, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye vıe´n-nihâye, c. 3, s. 113, Diyartoekrf, Hamîs, c. 1, s. 315.

[226] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 215.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/230-231.

[227] İtan Seyyi d, Uyunul -eser, c. 1, s. 142, Diyarbekrî, c. 1, s. 315.

[228] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 315.

[229] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 22.

[230] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, c.1, s. 142, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 22.

[231] İbn Seyyid, Uyunul-eser, c. 1, s. 142.

[232] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.

[233] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 44, Diyarbekıf, Hamîs, c. 1, s. 316.

[234] İbn Seyyid, Uyunul-eser, c. 1, s. 142.

[235] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.

[236] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.

[237] İbn Seyyid, Uyunul-eser, c. 1, s. 142.

[238] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 44, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 57.

[239] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 57, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.

[240] İbn İshak, İ bn Hisam, Sîre, c. 2, s. 44.

[241] Zehebî, Târîhul-islâm, s. 243.

[242] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 22.

[243] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 44, İbn Sa´d, Tabakâtül-kübrâ, c. 1, s. 215.

[244] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.

[245] İbn Seyyid, Uyûnul-eser, c. 1, s. 142.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/231-233.

[246] İmam-ı Azam Ebu Hanffe, Müsned, s. 3, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 143, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 8, Müslim, c. 1 , s. 45.

[247] Nisa: 101-102.

[248] Tâhâ: 14.

[249] Zâriyât: 56.

[250] Ankebüt: 45.

[251] Furkân: 64, Hicr: 98, Zümer: 9, 20, Hacc 77, Tevbe: 112, Bakara: 228.

[252] Taberî. Tefsir, c. 1. s. 29. Hâkim. M üstedrek. c. 2. s. 410-411.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/233-234.

[253] İ bn S a´d, Tabak âtü´l-k übrâ, c. 1, s. 213, Be lâzurf, E nsâbu´l -eşrâ f, c. 1, s. 255, E bu´l-F ere c İ bn C evzî, el -Veli, c. 1, s. 218.

[254] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 213, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 149, Müslim, Sahıh, c. 1, s. 146-147, Beyhakî, Delâi lü´ n-nü büvve, c. 2, s. 384, İbn Esîr, Câmiu "l-usû I, c. 1 2, s. 54, Zehebî, Târîhu´l -islâm, s. 266- 267.

[255] Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 532.

[256] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 148, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 117.

[257] Abdurrezzak, Musannef, c.1, s. 531, İbn Ebi Şeybe, c. 1, s. 317, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 333, Ebu Davud, c. 1, s. 107, Tirmizî, c. 1, s. 279, Hâkim, c. 1, s. 193, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 1, s. 364, İbn Esîr, c. 6, s. 146.

[258] İbn Ebi Şeybe, c. 1, s. 317, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 354, Ebu Davud, c. 1, s. 107, Tirmizî, c. 1, s. 279, Hâkim, c. 1 , s. 193, Beyhakî, c. 1, s. 364, İbn Esîr, c. 6, s. 1 46.

[259] Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 531, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c.1 , s. 317, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 193, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c.1, s. 364,

[260] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1,s.333, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 107, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 6, s. 147.

[261] Abdurrezzak, c.1, s. 532, İbn Ebi Şeybe, c. 1,s.317, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 333, Ebu Davud, c. 1, s. 1 07 Tirmizî, c. 1, s. 279-280, Hâkim, c. 1, s. 193, Beyhakî, c. 1, s. 364, Begau, Mesâbîhu´s-sünne, c. 1, s. 30, İbn Esîr, c. 6. s. 147.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/234-235.

[262] İbrahim: 14/37-40.

[263] Enbiya: 21/73.

[264] Hûd: 11/87.

[265] Tâhâ: 20/14.

[266] Mâide: 5/12.

[267] Lukman: 31/17.

[268] ÂI-i İmran: 39.

[269] Meryem: 19/31.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/235-236.

[270] Müzzemmil: 73/2-4.

[271] Müzemmil: 73/20, Nesâi, Sünen, c. 3, s. 200.

[272] İsrâ: 18/79.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/236.

[273] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 242.

[274] EbuDavud,Sünenıc.2ıs. 61, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 314, İbn Abdilberr, İStJâb, C. 2, S. 41 9.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/236.

[275] Mâide: 5/6.

[276] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 129, Tirmizî, c. 1, s. 9, Dârımf, Sünen, c. 1, s. 175.

[277] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 20, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 43, Müslim, Sahih, c. 1, s. 204, Tirmizî, d ,s.5.

[278] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 316, Ebu Davud, c. 1, s. 193, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 264.

[279] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 316, Buhârî, c. 1, s. 1 80, Müslim, c. 1 , s. 292, Ebu Davud, c. 1, s. 193.

[280] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 316, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 193.

[281] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 316, Ebu Davud, c. 1, s. 193, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 255.

[282] Ebu Davud, c. 1, s. 206, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 10, 11, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 264, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 132.

[283] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 14-15.

[284] Malik,Muvatta´, c. 1,s.87, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 31 6, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 1 90, Tirmizî, c. 2, s. 28.

[285] Malik,Muvatta´,c.1, s. 84, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 241, Müslim, c.1, s. 296, Ebu Davud, c.1, s. 216-217, Tirmizî, c. 2, s. 121, Nesâî, c. 2, s. 135.

[286] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 34.

[287] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 34, Müslim, c. 1, s. 337.

[288] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 34, Müslim, c. 1, s. 337.

[289] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 1 87.

[290] Buhârî, Sahih, c.1, s. 187.

[291] Müslim, c.1, s. 336, Tirmizî, c. 2, s. 109.

[292] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 104.

[293] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 419, Buhârî, c. 1, s. 1 87, Müslim, c. 1 , s. 338, Tirmizî, c. 2, s. 109.

[294] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 295, Buhârî, c. 1, s. 1 85, Müslim, c. 1 , s. 333, Ebu Davud, c. 1,s.212.

[295] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 328, İbn Mâce, c. 1, s. 269-270.

[296] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 383, Buhârî, c. 1, s. 1 85, Müslim, c. 1 , s. 333.

[297] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 103, Ebu Davud, c. 1, s. 213, Tirmizî, c. 2, s. 111.

[298] Ahmet b. Hanbel, c. 5, s. 1 03.

[299] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 86, Müslim, c. 1, s. 337-338.

[300] Tirmizî, c. 2, s. 111.

[301] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 83, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 214-215, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 272.

[302] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 215.

[303] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 284, Buhârî, c. 1, s. 1 86, Müslim, c. 1 , s. 339, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 115.

[304] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 114.

[305] Müslim, Sahih, c. 1 , s. 340.

[306] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, E bu Davud, c. 1, s. 194.

[307] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 1 55, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 382, Tirmizî, c. 2, s. 48.

[308] Abdurrezzak, c. 2, s. 165, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, Ebu Davud, c. 1.S.194

[309] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, E bu Davud, c. 1, s. 194.

[310] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 353, Buhârî, c. 1, s. 1 93.

[311] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, Ebu Davud, c. 1, s. 194.

[312] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 179-1 80, Buhârî, c. 1, s. 198, Müslim, c. 1, s. 354, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 244-245.

[313] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 206, Müslim, c. 1 , s. 355, Ebu Davud, c. 1, s. 235, Tirmizî, c. 2, s. 61 , İbn Mâce.c. 1, s. 286. 31 4.

[314] Abdurrezzak, c. 2, s. 155, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 382, Tirmizî, c. 2, s. 48.

[315] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 47, İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 287-288.

[316] Ebu Davud, Sünen, c. 1 , s. 194.

[317] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 408, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 203, Müslim , Sahîh.c. 1, s. 301-302, Ebu Davud, c. 1, s. 254, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 81 , İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 290.

[318] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 101, Buhârî, c. 7, s. 1 63, E bu Davud, c. 2, s. 85.

[319] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 219, Ahm ed b. Hanbel, c. 1, s. 390, Ebu Davud, c. 1, s. 261 -262, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 89, İbn Mâce, c. 1 , s. 296.

[320] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 275, Müslim, c. 1 , s. 414.

[321] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 245, Buhârî, c. 1 , s. 205, Ebu Davud, c. 2, s. 82, Tirmizî, c. 2, s. 96-97, Dârimî, Sünen, c. 1,s. 253.

[322] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 238, Müslim, c. 1 , s. 418, Ebu Davud, c. 2, s. 82, Dârimî, c. 1, s. 254.

[323] Müslim, c. 1, s. 418, Ebu Davud, c. 2, s. 82.

[324] Tirmizî, c. 2, s. 97, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 2, s. 147-148.

[325] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 2, s. 148.

[326] Buhârî, Sahıh,c.6, s. 112.

[327] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 288, 302.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/237-241.

[328] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 30, Müslim , Sahih, c. 1, s. 504, E bu Davud, Sünen, c. 2, s. 18-19.

[329] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 294.

[330] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 30, Müslim, c. 1, s. 504, Ebu Davud, c. 2, s. 18.

[331] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 341, Buhârî, c. 1, s. 37, Ebu Davud, c. 2, s. 45.

[332] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 326, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 293.

[333] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 117, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 23, Tirmizî, c. 2, s. 296.

[334] Malik, Muvatta´, c. 1, s. 175, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 17, Müslim, Sahih, c. 1,s. 40-41, Ebu Davud, c. 1, s. 106, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 226-227, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 1, s. 361.

[335] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 162.

[336] Malik, c.1 ,s.175, Buhârî, c. 1, s. 17, Müslim, c. 1,5.4041 , Ebu Davud, c. 1 ,s.1O6, Nesâî, c. 1, s. 226-227, Beyhakî, c. 1,5.361.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/241-242.

[337] Tirmizî, c.2, s. 100-101.

[338] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Tirmizî, c. 2, s. 100.

[339] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 101.

[340] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Tirmizî, c. 2, s. 101.

[341] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340.

[342] Abdurrezzak, c. 2, s. 370.

[343] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, E bu Davud.c.1 , s. 226, İbn Mâce .Sünen, c. 1, s. 336.

[344] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 101.

[345] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370.

[346] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Buhârî, Sahîh, c. 1,s.184,192, Ebu Davud, Sünen, c.1, s. 226, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 101, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 336, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 124.

[347] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1,s.184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 101, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 124.

[348] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 1 84, E bu Davud, c. 1, s. 226, Nesâî, c. 2, s. 124.

[349] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 101, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 1 24.

[350] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, E bu Davud, c. 1 , s. 226, İbn M âce, c. 1, s. 336.

[351] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1 , s. 226, İbn Mâce.c. 1, s. 336, Nesâî, c.2, s. 124.

[352] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, Nesâî, c. 2, s. 124.

[353] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 105.

[354] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370.

[355] Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Nesâî, c.2, s. 124.

[356] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, İbn Mâce, c. 1, s. 336.

[357] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.

[358] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 102.

[359] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370.

[360] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 ,s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c.1, s. 336.

[361] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 102.

[362] Abdurrezzak, Musannef, c.2, s. 370, Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.

[363] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 1 84, E bu Davud, Sünen, c. 1, s. 227.

[364] Mâide: 6, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 102.

[365] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 7, s. 226, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 102, İbn M âce, Sünen, c. 1 ,s.336.

[366] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 7, s. 132, Ebu Davud, c. 1 , s. 227, İbn Mâce, c. 1, s. 336.

[367] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 ,s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 124.

[368] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, E bu Davud, c. 1, s. 227.

[369] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 1 84, E bu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 124.

[370] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.

[371] Ebu Davud, Sünen, c. 1 , s. 227.

[372] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, c.2,s.124.

[373] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, E bu Davud, c. 1, s. 227.

[374] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 1 24.

[375] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.

[376] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 ,s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 336-337, Nesâî, c. 2, s. 1 24.

[377] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, İbn Mâce, c. 1, s. 337.

[378] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 337, Nesâî, c.2, s. 124-1 25.

[379] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340.

[380] Buhârî, Sahîh, c.1, s. 1 84-1 85, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c.2, s. 104. İbn Mâce, c. 1.S.337.

[381] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340.

[382] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, E bu Davud, c. 1, s. 228.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/242-245.

[383] Münzirî, et-Tergıb vet-terhıb, c. 1, s. 258, H eysem f, M ecm au´z-zevâi d, c. 2, s. 122, Al âüddin Al i, Kenzu´l-um mâl, c. 7, s. 316.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/245-246.

[384] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 317, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 115, Nesaî, Sünen, c. 1, s. 230, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ. c. 3. s. 366.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/246.
Ebu Talib´in Hastalanışı ve Müşriklerin Onunla Konuşmaya Gelişi


Ebu Talib nübüvvetin onuncu yılında,[1] Şı´b´dan çıktıktan sonra[2] hastalanıp[3] ölüm döşeğine düşünce,[4] günden güne ağırlaştığını haber alan Kureyş müşrikleri, birbirlerine:

"Hamza, Ömer, Müslüman oldu. Muhammed´in işi bütün Kureyş kabileleri arasında yayıldı.

Vallahi, onun işimizi elimizden zorla almayacağından emin değiliz!

Ebu Talib´e gidelim. O, bizim için, kardeşinin oğlundan bir söz alsın! Bizden de, ona bir söz versin!" dediler ve:

1- Utbe b. Rebia,

2- Şeybe b. Rebia,

3- Ebu Cehil Amr b. Hişam,

4- Ümeyye b. Halef,

5- Ebu Süfyan Sahr b. Harb ve Kureyş eşrafından daha bazı adamlarla gidip Ebu Talib´le konuştu­lar.

"Ey Ebu Talib! Biliyorsun ki, sen bizdensin!

Gördüğün gibi, ölüm döşeğine de düşmüş, ölüme yaklaşmış bulunuyorsun! Biz senin ansızın ölüvereceğinden korkuyoruz! Bizim aramızla kardeşinin oğlu arasındaki durumu pekâlâ biliyorsun. Kendisini çağır!

Bizden onun için alacağın sözü al; ondan da bizim için alacağın sözü al da, o artık bizimle uğraş­maktan vazgeçsin! Biz de onunla uğraşmaktan vazgeçelim!

O, bizimle ve dinimizle uğraşmayı bıraksın! Biz de, onunla ve onun dini ile uğraşmayı bırakalım!" dediler.

Bunun üzerine, Ebu Talib, Peygamberimiz (a.s.)a haber saldı. Gelince:

"Ey kardeşimin oğlu! Bunlar senin kavminin eşrafıdırlar!

Sana söz vermek ve senden de söz almak için toplanıp gelmişlerdir" dedi.[5]

"Ey kardeşimin oğlu! Senin kavminden istediğin nedir " diye sordu.[6]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey amcam![7] Ben onların bir tek kelimeyi söylemelerini istiyorum ki, onlar onunla bütün Araplara hakim olurlar, Arap olmayanlar da kendilerine cizye [vergi] öderler!" buyurdu.[8]

Müşrikler, o kelimeden korktular.[9]

"Evet! Nedir o kelime !

Babam sana feda olsun. Sen onu bize söyle de, biz onu bir tek yerine on defa söyleyelim!" dedil­er. [10]

Ebu Cehil de aynı sözleri tekrarladı.[11]

Ebu Talib:

"Ey kardeşimin oğlu! Hangi kelimedir o " diye sordu.[12]

Peygamberimiz (a.s.):

"´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka ilah yoktur" derseniz; Allah´tan başka tapmakta olduğunuz şeyleri de söker atarsanız!" buyurunca,[13] müşrikler hemen kalkıp[14] ellerini,[15] elbiselerini[16] çırptılar.[17]

"Ey Muhammedi Sen bunca ilahları bir tek ilah mı yapmak istiyorsun Senin işin şaşılacak şey doğrusu!" dediler.

Birbirlerine de:

"Vallahi, bu adam istediğiniz şeylerden size birşey verici değildir! Gidiniz! Allah sizinle onun arasın­da hükmünü verinceye kadar atalarınızın dini üzerinde sebat ediniz!" diyerek dağıldılar. [18]

Ebu Talib, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Vallahi, ey kardeşimin oğlu! Ben senin hiç de haktan uzak birşey istediğini görmedim" dedi.[19]

Peygamberimiz (a.s.), Ebu Talib´in bu sözünden, kendisinin Müslüman olacağını umdu.[20]

Ebu Talib´in yanına vardığı zaman, Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye orada bulunuyordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey amca! ´Lâ ilahe illallah = Al I a h ´ta n başka hiçbir ilah yoktur´ kelime-i tevhidini söyle de, ben Allah katında senin imanına bununla şehadet edebilirim" buyurdu.

Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye:

"Ey Ebu Talib! Sen Abdulmuttalib´in milletinden (dininden) yüz mü çevireceksin " dediler.

Peygamberimiz (a.s.) kelime-i tevhidi Ebu Talib´e teklife devam ettiği müddetçe, Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye, sözlerini tekrarlayıp durdular.

Ebu Talib´in onlara son sözü:

"Ben, Abdulmuttalib´in milleti (dini) üzereyim" demek oldu.[21]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey amca! Sen o kelime-i tevhidi söyle ki, Kıyamet gününde, sana onunla şefaat etmek helalleşir" buy urdu.[22]

Ebu Talib:

"Vallahi, ey kardeşimin oğlu! Benden sonra, sana ve senin atanın oğullarına sövülmesi ve Kureyşîlerin bunu benim ölümden korkarak söylediğimi sanmaları korkusu olmasaydı, senin gözünü aydın etmek için, söylerdim!" dedi.[23]

Peygamberimiz (a.s.):

"Vallahi, ben de, Yüce Allah tarafından men olununcaya kadar, senin için muhakkak istiğfarda bulunmaya, yarlıganmanı dilemeye devam edeceğim" buyurdu.[24]Bunun üzerine, inen âyette şöyle buyuruldu:

"Gerçekten, sen her istediğini hidayete erdiremezsin.

Fakat, Allahtır ki, kimi dilerse, ona hidayet verir ve O, hidayete erecekleri daha iyi bilendir."[25]


Ebu Talib´in Peygamberimiz (a.s.)a Önemli Bir Tavsiyesi


Ebu Talib, öleceği sırada, Peygamberimiz (a.s.)ı yanına çağırdı ve:

"Ey kardeşimin oğlu! Ben öldüğüm zaman, sen Neccar oğullarından olan dayılarının yanına git!

Çünkü, onlar evlerinde, yurtlarında bulunanı koruma gücüne, insanların en çok malik olanlarıdırlar"

Dedi.[26]



Ebu Talib´in Vefatı


Ebu Talib, nübüvvetin onuncu yılında,[27] Şı´b´dan çıktıktan 5onra,[28] Peygamberimiz (a.s.)in Medine´ye hicretinden üç yıl ünce,[29] Şevval ayının ortasında vefat etti .[30]

Vefat ettiği zaman, kendisinin yaşı sekseni aşmış;[31] seksenyediyi,[32] doksanı bulmuştu.[33]

Hz. Ali derki:

"Babam vefat ettiği zaman, Resûlullah (a.s.)ın yanına gidip: ´Amcan,[34] dalâlet içindeki ihti­yar amcan[35] müşrik olarak öldü!1 dedim.[36]

Resûlullah (a.s.) ağladı .[37]

´Git! Onu yıka! Kefenle ve göm![38] Allah onu yarlıgasın! Ona rahmet etsin!´ buyurdu.[39]

´Onu kim gömecek ´ diye tekrar sordum .[40]

Peygamberimiz (a.s.):

´Sen git, babanı göm! Dönüp yanıma gelinceye kadar da, hiçbir şey yapma!´ buyurdu.[41]

Dediğini yaptım.[42]

Babamı gömüp gelince emretti, yıkandım; bana dua etti.[43]

Resûlullah (a.s.) günlerce evinden dışan çıkmadı, onun yariıganmasını diledi durdu.

´Allah sana rahmet etsin! Seni yarlıgasın!

Allah beni men edinceye kadar, senin için mağfiret dilemeye devam edeceğim´ buyurdu."[44]


Hz. Hatice´nin Vefatı
Peygamberimiz (a.s.)ın zevcesi Hz. Hatice de; nübüvvetin onuncu yilında,[45] Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden üç yıl önce,[46] Şı´b´dan çıktıktan sonra,[47] Ramazan ayında vefat etti.[48]

Ebu Talib´in vefatından üç gün sonra vefat ettiği de rivayet edilir.[49] Hz. Hatice, vefat ettiği zaman altmış beş yaşında idi.[50]

Mekke´nin Hacun kabristanına götürülüp gömüldü.[51] Hz. Hatice gömülürken, Peygamberimiz (a.s.) onun kabrinin içine indi.[52] O zaman, cenaze namazı teşri kılınmamıştı.[53]

Hz. Hatice İslâm dâvasında Peygamberimiz (a.s.) için sadık bir müşavir ve dert ortağı, sükunet kaynağı idi.

Ebu Talib de, Peygamberimiz (a.s.)ın kolu, kanadı, sığınağı, müşriklere karşı savunucusu ve yardımcısı idi.[54]

İki musibetin böyle birbiri ardınca gelip Peygamberimiz (a.s.)ın üzerinde toplanması,[55] Peygamberimiz (a.s.)a:

"Şu ümmet üzerinde şu günlerde toplanan iki musibetten hangisine en çok yanacağımı bilemiyo­rum" dedirtecek kadar[56] ağır geldi.[57]

Peygamberimiz (a.s.), bu yıla "Hüzün Yılı" adını taktı.[58]



Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a İşkenceye Başlamaları ve Ebu Leheb´in Peygamberimiz (a.s.)ı Himayesine Alışı
Peygamberimiz (a.s.), amcası Ebu Talib´in vefatından sonra, günlerce evinden dışarı çık­madı.[59] Hep evinde oturdu. Pek az dışarı çıktı.[60] Dışarı çıktığı zaman da, Kureyş müşrikleri,[61] Ebu Talib´in sağlığında[62] yapmak isteyip de yapamadıkları hakaret ve işkenceleri,[63] istediklerini yapmaya başladılar.[64]

Nitekim, Kureyş müşriklerinin beyinsizlerinden bir beyinsiz Peygamberimiz (a.s.)ın önünü kesip başına toprak saçmış, Peygamberimiz (a.s.) başı toza toprağa bulanmış olarak evine gir­mişti.

Kızlarından birisi hemen kalkıp Peygamberimiz (a.s.)ın başındaki tozu toprağı ağlaya ağlaya giderirken, Peygamberimiz (a.s.):

"Kızcağızım! Ağlama! Muhakkak ki, Allah senin babanı koruyacak, savunacaktır!" demişti.

Peygamberimiz (a.s.)ın kendi kendine de:

"Ebu Talib ölünceye kadar, Kureyşlilerden, böyle birşey başıma gelmemişti![65] Ey amca! Senin yok­luğunda, imdadıma senden daha çabuk koşanı bulamadım" buyurduğunu işittiği; ve müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)ı himayesiz bularak işkenceye uğratmaya kalktıklarını gördüğü zaman, Ebu Leheb Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve:

"Ey Muhammedi Git! Ne istiyorsan, Ebu Talib´in sağlığında ne yapıyor idiysen, yine yap! Lâfa andol-sun ki, ben ölünceye kadar sana hiç kimse dokunamayacaktır!" dedi.

Bir gün, Gaytala´nın oğlu Peygamberimiz (a.s.)a sövüp sayarken, Ebu Leheb çıkageldi. Onu yüzünün üzerine düşürdü.

Gaytala´nın oğlu:

"Ey Kureyş cemaatı! Ebu Utbe dininden çıkmış!" diyerek bağırmaya ve yaygaraya başladı.

Kureyş müşrikleri gelip Ebu Leheb´in üzerine dikildiler.

Ebu Leheb onlara:

"Ben Abdulmuttalib´in dininden ayrılmış değilim.

Fakat, ben kardeşimin oğlunu yapmak istediği şeyi yapıncaya kadar koruyorum" dedi.

Müşrikler:

"Güzel ve iyi etmişsin!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.), böylece, bir müddet, Ebu Leheb´in korkusundan hiç kimse sataşmaz olduğu halde, gider gelir oldu.

Bir gün; Ukbe b. Ebi Muayt ile Ebu Cehil Amr b. Hişam Ebu Leheb´in yanına giderek, ona:

"Kardeşinin oğlu sana babanın nereye girdiğini haber verdi mi " diye sordular.

Bunun üzerine, Ebu Leheb:

"Ey Muhammedi Abdulmuttalib´in girdiği yer neresidir " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"O, kavmi ile birliktedir!" buyurdu.

Ebu Leheb, Ukbe b. Ebi Muayt ile Ebu Cehil´e:

"Ona babamın girdiği yeri sordum.

´Kavmi ile birliktedir1 diye cevap verdi" dedi.

Ukbe ile Ebu Cehil:

"´O ateş (Cehennem) içindedir!´ demek istemiştir" dediler.

Ebu Leheb tekrar Peygamberimiz (a.s.)ın yanına varıp:

"Ey Muhammedi Abdulmuttalib, ateşe (Cehenneme) mi girdi " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet! Abdulmuttalib de, putlara tapa tapa onun gibi ölüp gitmiş olan herkes de, ateşe (Cehenneme) girmiştir" buyurdu.

Bunun üzerine, Ebu Leheb:

"Vallahi, artık sana işkenceden nefes aldırmayacak, temelli düşmanlık edeceğim! Sen Abdulmuttalib´in Cehennemde olduğunu söylersin ha !" dedi.

Ebu Leheb de, başka müşrikler de, Peygamberimiz (a.s.)a düşmanlıklarını ve zulümlerini şiddetlendirdiler.[66]



Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Yaptıkları Düşmanlık ve Kötülüklerden Bazıları


1) Übeyy b. Halefle Ukbe b. Ebi Muayt, birbirlerinin sıkı dostu idiler.

Ukbe b. Ebi Muayt´ın, bazan Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip, konuştuklarını dinlediği olurdu. Ukbe´nin bu hareketi Übeyy b. Halefe anlatılınca, Übeyy b. Halef Ukbe´ye:

"İşittim ki; sen Muhammed´le birlikte oturup, konuşmasını dinliyormuşsunl

Bir daha onunla oturur, söylediklerini dinlersen; gidip onun yüzüne tükürmezsen, yüzüm senin yüzüne haram olsun! Seninle hiç konuşmayacağım da!" dedi ve ağır yemin etti.

Bunun üzerine, Ukbe b. Ebi Muayt, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vanp Übeyy b. Halefin istediğini yerine getirdi.[67]

Ukbe b. Ebi Muayt´ın o gün attığı murdar tükrük ve salyası yüzünden Peygamberimiz (a.s.)ın nâzik yanakları kavrulmuş, ve onun izleri hayatının sonuna kadar kaybolmamıştır.[68]

Yüce Allah, bu hususta indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:

"O gün (Kıyamet günü), (her) zâlim, (nedametle) iki elini ısırarak:

´Ne olurdu, diyecek, ´ben o peygamberin yanında (bulunup, Allah´a) bir yol edineydim!

Ne yazık bana! Keşke filanı dost tutmayaydım!

Andolsun ki, beni zikirden-o bana geldikten sonra-saptıran odur.1

Şeytan, insanı-başına bir bela gelince-yapayalnız ve yardımsız bırakandır."[69]

2) Hz. Osman´ın gözlerinden yaşlar akarak anlattığına göre; Peygamberimiz (a.s.), bir gün,Kabe´yi tavaf ediyor, o sırada Kabe´nin Hicr mevkiinde de, Ukbe b. Ebi Muayt, Ebu Cehil Amr b. Hişam
ve Ümeyye b. Halef oturuyordu.

Peygamberimiz (a.s.) onların hizasından geçerken, Peygamberimize, hoşlanmayacağı bazı laflar attılar.

Bu laflardan Peygamberimiz (a.s.)ın hoşlanmadığı, yüzünden belli olmakta idi.

Hz. Osman Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vardı.

Peygamberimiz (a.s.) ı, Hz. Ebu Bekir´le, aralarına aldılar.

Peygamberimiz (a.s.) parmağını onun parmakları arasına geçirdi.

Bütün tavafları böylece, el tutuşarak yaptılar.

Ebu Cehil ve arkadaşlarının hizasına geldikleri zaman, Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Vallahi, deniz bir kıl parçasını ıslatacak suya malik bulundukça, sen atalarımızın tapageldikleri tan­rılara tapmaktan men ettiğin müddetçe, seninle barışmayacağız!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) da:

"Ben de öyle!" buyurdu.

Sonra, tavafın üçüncü bölümünü de öylece yapıp dördüncü bölümünü yapmaya geldiği zaman, Ebu Cehil yerinden sıçradı ve Peygamberimiz (a.s.)ın yakasını tutmak istedi. Bu işe kalkışınca, itilip kıçının üzerine düşürüldü.

Hz. Ebu Bekir Ümeyye b Halefi, Peygamberimiz (a.s.) da Ukbe b. Ebi Muayt´ı defetti.

Onlar Peygamberimiz (a.s.)ın başından dağılınca, Peygamberimiz (a.s.) ayakta durarak, onlara:

"Vallahi, size âcil azab mubah oluncaya kadar siz bundan vazgeçmeyeceksiniz! Sizler, Peygamberiniz için, ne kötü kavimsiniz!" buyurduktan sonra, evine döndü.

Hz. Ebu Bekir´le Hz. Osman da, kendisini evine kadar takip ettiler, arkasından gittiler.

Peygamberimiz (a.s.), kapısının önünde durarak, onlara yönelip:

"Sevinin ki, hiç şüphesiz, Yüce Allah dinini açıklayacak, üstün kılacak; Peygamberine yardım ede­cektir.

Şu gördüğünüz kişiler, Yüce Allah´ın sizin ellerinizle tez vakitte boğazlayacağı kimselerdendir!" buyurdu.

Hz. Osman:

"Vallahi, ben onları Yüce Allah´ın bizim ellerimizle boğazladığını gördüm!" demiştir.[70]

3) Peygamberimiz (a.s.) bir gün bazı müşrikler tarafından dövülüp kana boyandığı, üzgünbir halde oturduğu sırada, Cebrail (a.s.) geldi ve:

"Sana ne oldu " diye sordu. Peygamberimiz (a.s.): "Bana şu müşrikler yapacaklarını yaptılar" buyurdu. Cebrail (a.s.):

"Sana bir mucize göstermemi ister misin " diye sordu. Peygamberimiz (a.s.): "Evet! Göster!" buyurdu.

Cebrail (a.s.), vadinin gerisindeki ağaca bakarak: "O ağacı çağır!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) çağırınca, ağaç yürüyerek Peygamberimiz (a.s.)ın önüne kadar gelip durdu.

Cebrail (a.s.):

"Ona söyle, geri dönsün!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) geri dönmesini söyleyince, ağaç eski yerine varıncaya kadar geri gitti.

Peygamberimiz (a.s.):

"Yeter!" buyurdu.[71]

4) Mahzum oğullarından Ebu Cehil ile Velid b. Mugîre ve üçüncü bir arkadaşları,[72] Peygamberimiz(a.s.)ı öldürmeyi aralarında tasarladılar.[73] Ebu Cehil; Peygamberimiz (a.s.)ı namaz kılarken görürse, Peygamberimiz (a.s.)ın başını taşla ezeceğine yemin etti:[74]

"Muhammed´i görecek olursam, şöyle şöyle yapacağım" dedi.[75]

Bir gün, Peygamberimiz (a.s.)ın Kabe´de namaz kıldığı bir sırada, Ebu Cehil´e:

"İşte, Muhammed orada!" dediler.

Ebu Cehil ise:

"Nerede o " diye sorup durdu. Peygamberimiz (a.s.)ı göremedi.[76]

Peygamberimiz (a.s.) Kabe´de namaz kılmaya durup kıraatına başladığı ve Mahzum oğullarının da Peygamberimiz (a.s.)ın kıraatim işittikleri,[77] Ebu Cehil´in de eli boşa çıktığı sıra-da;[78] Peygamberimiz (a.s.)ı öldürmesi için, Velid b. Mugîre´yi gönderdiler.

Velid Peygamberimiz (a.s.)ın namaz kıldığı yere kadar ilerledi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın kıraatini işitiyor, fakat kendisini göremiyordu!

Arkadaşlarının yanına dönüp, bunu onlara bildirdi:[79]

"Vallahi, sesini duyduğum halde, kendisini göremiyordum!" dedi.

Bunun üzerine, arkadaşlarından üçüncüsü:

"Vallahi, gidip onun başını ben ezeceğim!" dedi, eline bir taş alıp gitti.

İzi sıra geri döndü ve kafasının üzerine, baygın halde düştü.

Kendisine:

"Sana ne hal oldu !" diye sordular.

"Benim başımda büyük bir hal var. Bir adam gördüm. Onun yanına yaklaşınca birpuğur deve ile karşılaştım ki, kulaklarını sallıyordu!

Ben, bu ana kadar, ondan daha iri bir puğur görmemi simdir!

O Muhammed´le benim arama gerilmiş, duruyordu!

Lât ve Uzzâya yemin ederim ki; eğer ona biraz daha yaklaşsa idim, o beni muhakkak yerdi!" dedi.[80]

Bunun üzerine, Mahzum oğulları, Peygamberimiz (a.s.)ın namaz kıldığı ve kıraatini işittik­leri yere kadar hep birlikte ilerlediler.

Sese yaklaştıkları zaman, ses arkadan gelmeye başladı!

Arkadan geldiğini işittikleri yere doğru gidince de, bu sefer, ses arkalarından gelmeye başladı!

Döndüler, Peygamberimiz (a.s.)a yapmak istedikleri için bir yol bulamadılar![81]

"İşte, Biz, onların önlerinden bir set, arkalarından da bir set çektik. Böylece, onlar görmezler!" mealindeki âyetin,[82] Ebu Cehil ve arkadaşlarınca Peygamberimiz (a.s.)a karşı girişilen bu suikast üzerine nazil olduğu rivayet edilir.[83]

5)Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden bir cemaat, Kabe´nin Hicrinde toplanıp:
"Muhammed´i görür görmez, hep birden, tek bir adamın kalkışı gibi kalkacak, onun üzerine yürüye­ceğiz; öldürmedikçe de kendisinden ayrılmayacağız!" diyerek Lât ve Uzzâ, Menât, İsaf ve Naile putları
üzerine antlaşülar.

Hz. Fâtıma ağlayarak Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve:

"Şu Kureyşlilerin ileri gelenleri senin aleyhinde antlaştılar: Seni görünce, üzerine yürüyüp seni öldürecekler!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey kızcağızım! Bana abdest suyu getir!" buyurdu.

Abdest aldı. Sonra da, Mescid-i Haram´a, onların yanına vardı.

Müşrikler Peygamberimiz (a.s.)ı görünce:

"İşte, o orada!" dediler. Gözlerini önlerine indirdiler, çeneleri göğüslerinin üzerine düştü.

Oturdukları yerlerden ne ilerleyebildiler, ne gerileyebildiler!

Başlarını kaldırıp Peygamberimiz (a.s.)a bakamadılar!

İçlerinden hiçbirisi, kalkıp Peygamberimizin üzerine yürüyemedi!

Peygamberimiz (a.s.) vanp tepelerine dikildi. Yerden bir avuç toprak aldı ve:

"Yüzleriniz kara olsun!" diyerek, onların üzerlerine saçtı.

Onlardan hiçbir kimse yoktu ki, bu topraktan kendisine isabet etsin de, Bedir savaşında kâfir olarak öldürülmemiş olsun![84]



Peygamberimiz (a.s.)ın Taif Eşrafını İmana Davet Etmeye, Kendisine Yardımcı Olmalarını
İstemeye Gidişi ve Oradan Mekke´ye Dönüşü


Peygamberimiz (a.s.); amcası Ebu Talib´in vefatından sonra[85] nübüvvetin onuncu yılında, Şaban ayının bitmesine[86] üç gece kala[87], yanına azadlı kölesi ve oğulluğu Zeyd b. Hâriseyi alıp,[88] yürüyerek[89] Taife gitti.[90]

Taif şehrine Mekke´den yaya yürüyüşle bir günde çıkılır, Taif´ten Mekke´ye de yarım günde inilir.[91] Peygamberimiz (a.s.)ın Taife gitmekten maksadı, Taif eşraflyla görüşüp konuşarak, onları:

Bir ve tek olan Allah´a imana,[92] İslâmiyete davet etmek,[93]

Allah katından getirip tebliğ etmiş olduğu şeyleri kabul etmelerini istemek,[94]

Kavmi olan Kureyş müşriklerine karşı[95] kendisini barındırmalarını,[96] korumalarını,[97] kendisine yardımcı olmalarını istemek idi.[98]

Peygamberimiz (a.s.), Taife varınca, orada Sakif kabilesinin ulu kişilerinden ve eşrafından bazı kimselerle buluştu ki, onlar:

Abdi Yalil b. Amr b. Umeyr,

Mes´ud b. Amr b. Umeyr,

Habib b. Amr b. Umeyr adlarındaki üç kardeş idiler.[99]

Bunlardan birisi, Cumah oğulları ailesinden bir kadınla evli bulunuyordu.[100]

Peygamberimiz (a.s.) onlarla oturup konuştu.[101] Kendisinin Allah tarafından gönderilen bir peygamber olduğunu bildirdi. Kureyş müşriklerinin uğrat­tıkları bela ve musibetlerden şikâyetlendi.[102] Kendilerini Allah´a imana davet etti. İslâmiyeti yaymasına yardımcı olmalarını ve kavmi olan Kureyş´ten muhalefet edenlere karşı kendisiyle birlikte hareket etmelerini istemek üzere yanlarına gelmiş olduğunu söyledi.[103]

Onlardan birisi:

"Eğer Allah seni peygamber gönderdi ise, Kabe´nin örtüsünü üzerinden çıkartıp atmış olayım![104]

Eğer Allah seni peygamber gönderdi ise, Kabe´nin örtüsünü çalmış,[105] yırtıp atmış olayım!" dedi (Beyhakî, c. 2, s. 415).

Onlardan ikincisi de:

"Allah, senden başka, peygamber gönderecek kimse bulamadı mı ![106] Allah senden başkasını peygamber göndermekten âciz midir " dedi.[107]

Üçüncüsü ise:

"Vallahi, ben seninle hiçbir zaman konuşmayacağım.[108] Çünkü, sen dediğin gibi[109] Allah tarafın­dan gönderilmişsen, elbette ki, benim sana cevap vermemden müstağnisin, çok yüksek bir mevkide bulunuyorsun demektir.

Eğer sen Allah´a karşı yalan söylüyorsan, zaten seninle konuşmam bana yaraşmaz!" dedi.[110]

Taifliler:

"Yurdunun halkı, kavmin seni istememiş, kabul etmemişler! Sen de kalkmış, bize gelmişsin!

Biz, vallahi, senin gelişine razı değiliz. Senden ürküyor, seni reddediyoruz!" dediler.[111]

Taiflilerden, ne barındıracak, ne de yardım edecek bir kimse görülmedim.[112]

Peygamberimiz (a.s.) Sakif kabilesinden hayır geleceğinden ümidini kesmiş olarak yan­larından kalkarken,[113] onlara:

"Bari bana karşı yaptığınız şeyleri gizli tutun!" buyurdu.[114]

Peygamberimiz (a.s.) kavminin kendisine karşı cüretlerini arttıracak olan bu Taife geliş haberini duymalarını istemiyordu.[115]

Taifliler Peygamberimiz (a.s.)ın bu isteğini de yerine getirmediler.[116]

Halidü´l-Advânî der ki:

"Resûlullah (a.s.)ı, Sakif kabilesinin yardımını istemek üzere yanlarına geldiği zaman, Taif´in doğusunda, kavse veya asaya dayanmış olduğu halde gördüm.

Başından sonuna kadar okuduğu Târik sûresini, ben Cahiliye devrinde, bir müşrik iken dinleyip ezberledim.

Taifliler, beni çağırıp:

´Şu adamdan dinlediğin şey ne idi ´ diye sordular.

Ezberlediğim sûreyi onlara okudum.

Yanlarında bulunan, Kureyşîlerden bir adam:

´Biz, adamımızı daha iyi biliriz. Onun dedikleri şeyin hak ve gerçek olduğunu bilseydik, kendisine tâbi olurduk´ dedi."[117] Peygamberimiz (a.s.) Taif´te on gün kaldı.[118]

Sakif kabilesi eşrafından, yanına varıp konuşmadığı bir kimse bırakmadı.

Taifliler Peygamberimiz (a.s.)ın teklifini kabul etmediler. Gençlerinin Müslüman olmaların­dan korktular. Peygamberimiz (a.s.)a:

"Sen hemen yurdumuzdan çık, git! Seni kurtaracak yerlere iltica et!" dediler.[119] Peygamberimiz (a.s.)ı en çirkin red ile reddettiler.[120]

Peygamberimiz (a.s.)la alay ettiler.[121]

Bununla da kalmayıp, aralarından birtakım hafif akıllıları, beyinsizleri[122] ve köleleri[123] kışkırt-tılar.[124]bağırttılar, Peygamberimiz (a.s.)a sövdürdüler!

Halkı Peygamberimiz (a.s.)ın başına toplattılar.

Halkın serseri, ayaktakımı güruhunu,[125] Peygamberimiz (a.s.)ın geçip gideceği yolun iki yanına oturttular.

Peygamberimiz (a.s.) onların aralarından geçerken, ayaklarını kaldırıp indirdikçe,[126] attık­ları taşlarla yaraladılar, kanattı lan[127] ayakkabıları kana boyandı![128]

Peygamberimiz (a.s.) ayaklarının acısına dayanamayarak yere oturdukça, kollarından tutup kaldırdılar!

Yürüdüğü zaman, taşa tuttular, gülüştüler!

Zeyd b. Harise, atılan taşlara kendi vücudunu siper ederek, Peygamberimiz (a.s.)ı koru­maya çalışmakta idi.

Atılan taşlarla, onun da başı ağır şekilde yarılmıştı .[129]

Taif eşrafından üç kardeşin birisiyle evli bulunan Safiyye binti Ma´meru´l-Cumahî[130] ile karşılaşın­ca, Peygamberimiz (a.s.) ona:

"Kocan tarafından hısımlarının nedir bize şu yaptıkları işkenceler !" diyerek şikâyetiendi.[131]

Taiflilerin beyinsizleri, Peygamberimiz (a.s.)ı, Utbe ve Şeybe b. Rebia´nın Taif teki bostanı­na

sığınıncaya kadar takip ettikten ve taşladıktan sonra, dönüp gittiler.[132]

Onların aralarından ve ellerinden kurtulduğu zaman, Peygamberimiz (a.s.)ın ayaklarından kanlar akıyordun.[133]

Peygamberimiz (a.s.), sığındığı bostandaki bir asmanın gölgesi altına oturdu.

Utbe ve Şeybe b. Rebia, Peygamberimiz (a.s.)a yapılanları seyretmekte idiler.[134]

Peygamberimiz (a.s.), ayaklarından akan kanlardan[135] çok muztarip bir halde idi.

Bakınca, bostanın içinde Utbe b. Rebia ile Şeybe b. Rebia´yı gördü.[136]

Onların Allah´a ve Resûlullaha olan[137] düşmanlıklarını bildiği için,[138] bostanlarında bulunmaktan hoşlanmadı.[139] Yanlarına varmak da istemedi.[140]

Peygamberimiz (a.s.), biraz dinlenip sükûnet bulduktan[141] ve iki rekat namaz kıldıktan sonra,[142] ellerini semaya kaldırdı,[143] Yüce Allah´a halini şöyle arzetti:

"Ey Allah! Gücümün zayıflığını, tedbirimin azlığını, halk nazarında hakîr görülüşümü, Sana arz ve şikâyet ediyorum!

Ey merhametlilerin en merhametlisi!

Sensin, zayıf düşenlerin Rabbi!

Sensin, benim Rabbim!

Sen, beni kime; Senden uzak olan ve beni gördükçe süratini asan kimselere mi bırakıyorsun İşimi eline verdiğim düşmana mı bırakıyorsun

Eğer Sende bana karşı bir azab yoksa, hiç gam çekmem!

Senin af ve mağfiretin, benim için, gazabından daha geniştir.

Senin üzerime gazab indirmenden, yahut gazabının üzerimde yerleşmesinden Senin karanlıkları aydınlatan, dünya ve âhiret işlerini düzenine koyan Yüzünün (Zâtının) Nuruna sığınırım!

Herşey Senin rızan içindir ve bütün güç, kuvvet de Sende, Senin Elindedir!"[144]


Hıristiyan Köle Addas´ın Müslüman Oluşu


Utbe ve Şeybe b. Rebia; Peygamberimiz (a.s.)ı o halde gördükleri zaman, aradaki akra­balık, kendilerini Peygamberimiz (a.s.)a karşı gayrete getirdi:

Addas adındaki Hıristiyan kölelerini yanlarına çağırdılar. Ona:

"Şuradan birkaç salkım üzüm al! Şu tabağın içine koy! Sonra da, onu şu adama götür! Kendisine, ondan yemesini söyle!" dediler.

Addas da öyle yaptı. Üzümü tabakla götürüp önüne koyduktan sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Buyurye!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Sen hangi beldeler halkındansın Dinin nedir " diye sordu.

Addas:

"Hıristiyanım ve Ninova halkından bir kimseyim!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Demek, sen salih kişi Yunus b. Metta´nın köyündensin ha " buyurdu.[145]

Addas:

"Yunus b. Metta´nın kim olduğunu sana kim bildirdi ![146]

Vallahi, o Ninova´dan çıkıp gitmiştir.

Ninova´da, Metta´nın ne olduğunu bilen on kişi bile bulunmaz!

Sen Metta´nın ne olduğunu nereden biliyorsun !

Sen ümmîsin ve ümmî ümmet içerisinde bulunuyorsun! " dedi.[147]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben Allah´ın Resûlüyüm! Allah bana Yunus´un haberini haber verdi.[148] O benim kardeşimdir. Kendisi bir peygamberdi. Ben de bir peygamberim!" buyurdu.[149]

Addas:

"Yâ Rasûlallah! Bana Yunus b. Metta´nın haberini ver!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) ona Yunus b. Metta´nın hal ve şanı hakkında Yüce Allah tarafından kendisine vahyolunanları haber verince,[150] Addas:

"Ben şehadet ederim ki: Sen, Allah´ın kulu ve resûlüsün!" dedi,[151] Müslüman oldu.[152] Yüce Allah ondan razı olsun!

Addas; Peygamberimiz (a.s.)ın üzerine kapanıp, başını, ellerini, ayaklarını öptü!

Rebia´nın oğullarından biri öbürüne:

"O, sana karşı köleni de bozdu, yoldan çıkardı!" dedi.

Yanlarına gelince, Addas´a:

"Yazıklar olsun sana ey Addas! Sen ne için o adamın başını, ellerini ve ayaklarını öptün !" dediler.

Addas:

"Ey efendim! Bütün yeryüzünde, ondan daha hayırlısı yoktur![153]

O, muhakkak Resûlullah´tir!" dedi.

Utbe ve Şeybe, gülüştüler:[154]

"Yazıklar olsun sana ey Addas! O, seni de dili ile sihirlemiş![155]

Sakın, o seni Hıristiyanlığından döndürmesin!

Çünkü, o aldatır bir kimsedir" dediler.[156]

Addas:

"O bana öyle birisi haber verdi ki, onu peygamberden başkası bilemez!" dedi.[157]

Utbe ve Şeybe b. Rebia:

"Yazıklar olsun sana ey Addas! O seni sakın dininden döndürmesin![158] Çünkü, senin dinin onun dininden daha hayırlıdır" dediler.[159]


Peygamberimiz (a.s.)ın Üstün Rahmet ve Şefkati


Peygamberimiz (a.s.) Sakif kabilesinden hayır gelmeyeceğini anlamış,[160] ne bir erkeğe, ne de bir kadına İslâmiyeti kabul etti nem em iş olmaktan üzgün[161] ve me´yus1[162] bir halde, Taiften aynlarak Mekke´ye yönelmişti.[163]

Hz. Âişe, bir gün, Peygamberimiz (a.s.)a:[164]

"Yâ Rasûlallah! Senin başına, Uhud gününden daha çetin bir gün geldi mi " diye sormuş, Peygamberimiz (a.s.) da:

"Senin kavminden neler çektim neler! H ele onların yüzünden Akabe günü çektiğim ise, çektiklerim­in en çetini idi:

(Taife gidip) kendimi Abdi Yal illere arz ve bana yardımcı olmalarını niyaz ettiğim zaman, isteğimi kabul etmemiş, reddetmişlerdi.

Ben de, üzgün bir halde Mekke´ye yönelip, yüzümün doğrusuna gittim durdum.

Ancak Kamu´s-Seâlib´de[165] kendime gelebildim.

Başımı kaldırıp baktığım zaman, bir bulutun beni gölgelemekte olduğunu gördüm.

Tekrar baktığımda, bir de ne göreyim

Bulutun içinde Cebrail var! Hemen bana seslendi:

´Şüphe yok ki, Allah, kavminin sana söylediklerini ve sana verdikleri red cevaplarını işitti de, onlar hakkında dilediğini kendisine emredesin diye sana Dağlar Meleğini gönderdi! dedi.

Dağlar Meleği bana seslendi ve selam verdi. Sonra da:

´Yâ Muhammedi Şüphe yok ki, Allah, kavminin sana söylediklerini işitti.

Ben Dağlar Meleğiyim!

Rabbin, dilediğini bana emredesin diye beni sana gönderdi.

Şimdi, ne dilersen, dile!

Eğer onların üzerlerine iki ahşabı (dağı) kapamamı dilersen dile! (Hemen kap ayı ve reyi m!) dedi.

Ben:

´Hayır! Ben onların helak olmalarını istemem.

Bilakis, Allah´ın, onların sulblerinden, yalnız Allah´a ibadet edecek, O´na hiçbir şeyi şerik koşmaya­cak kimseler çıkarmasını dilerim1 dedim" buyurmuştur. [166]



Peygamberimiz (a.s.)dan Kur´an Dinleyen Cinlerin İman Etmeleri


Peygamberimiz (a.s.) Taif´ten Mekke´ye dönerken, Nahle´de[167] geceleyin kalıp namaz kıldığı sırada, Nasibîn[168] cinlerinden yedisi oradan geçiyorlardı. Durdular, Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğu Kur´ân´ı dinlediler.[169]

Peygamberimiz (a.s.) namazını bitirince, cinler iman, ve dinlediklerini kabul ettiler.

Kavimlerinin yanına, inzar edici, uyarıcı olarak döndüler.[170]

Bu hadise, Kur´ân-ı Kerîm´de de açıklanmıştır.[171]


Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´ye Girmek İçin Bazı Müşriklerden Himaye Talebinde Bulunuşu


Peygamberimiz (a.s.); Nahle´de günlerce kaldıktan sonra,[172] Mekke´ye girmek istey-ince,[173] Zeyd b. Harise:

"Kureyş müşrikleri seni tedirgin edip Mekke´den çıkardıkları halde, şimdi onların yanına nasıl gire­bileceksin " dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey Zeyd! Hiç şüphesiz, Allah, senin göremediğin yerden bir kapı, bir çıkış yolu açacaktır! Şüphe yok ki, Allah, dininin ve peygamberinin yardı maşıdır!" buyurdu.[174]

Peygamberimiz (a.s.), Hira dağına varıp ulaştığı zaman, Huzâa´lardan[175] veya Mekkelilerden, rastladığı bir adama,[176] Uraykıt´a: [177]

"Ben, seni, tarafımdan birşeyi tebliğ etmek üzere göndersem, gider misin " diye sordu.

Uraykıt:

"Evet! Giderim" deyince, Peygamberimiz (a.s.):

"Sen, Ahnes b. Şerîk´e git! Kendisine:[178]

´Muhammed ´Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, sen beni himayene alırmısın "[179] diyor de!" buyurdu.

Elçi gitti. Bunu ona söyledi.[180]

Ahnes:

"Halîf, Sarîh´ı[181] himayeye alamaz!" dedi. [182]

Elçi, Ahnes´in bu sözünü gelip Peygamber (a.s.) a haber verdi.

Peygamberimiz (a.s.), elçiye:

"Sen, bir kez daha Mekke´ye gidip elçilik yapar mısın " diye sordu.

Elçi:

"Evet! Yaparım" dedi.[183]

Peygamberimiz (a.s.):

"Süheyl b. Amr´a git! Kendisine:

´Muhammed ´Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevlerini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, sen beni himayene alır mısın 1 diyor1 de!" buyurdu.

Elçi Süheyl b. Amr´a gitti ve bunu ona söyledi.[184]

Süheyl b. Amr:

"Âmir b. Lüeyy oğulları, Ka´b oğullarını himayelerine alamazlar!" dedi.[185]

Elçi dönüp bunu da Peygamberimiz (a.s.) haber verdi .[186]

Peygamberimiz (a.s.), elçiye:

"Sen Mekke´ye bir daha döner misin " diye sordu.

Elçi:

"Evet! Dönerim" dedi.[187]

Peygamberimiz (a.s.):

"Sen Mut´im b. Adiyy´e de git ve kendisine:

´Muhammed ´Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevlerini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, sen beni himayene alır mısın ´ diyor´ de!" buyurdu.[188]

Elçi, Mutim b. Adiyy´e gitti ve bunu kendisine söyledi.[189]

Mut´im b. Adiyy:

"Olur![190] Kendisine söyle! Gelsin, himayeme girsin!" dedi.

Elçi dönüp bunu da Peygamberimiz (a.s.)a haber verdi.[191] Peygamberimiz (a.s.) gelip o gece Mut´im´in evinde yattı .[192]

Mut´im b. Adiyy, sabaha çıkınca,[193] oğullarını*[194] kardeşinin oğullarımı[195] ve kavminil[196] yanına çağırdı.[197] Onlara:

"Silahlarınızı kuşanınız ve Beytullahın Rükünleri yanında bulununuz!" dedi.[198]

Öyle yaptılar.[199]

Hepsi, kılıçlarını sıyırmış olarak, Mescid-i Haram´a girdiler.[200]

Ebu Cehil, onları görünce, Mut´im b. Adiyy´e:

"Himayeci misin Yoksa tâbi misin " diye sordu.

Mut´im b. Adiyy: "Evet! Himayeciyim" dedi.

Ebu Cehil: "Senin himayene aldığını, biz de himayemize aldık!" dedi.[201] O sırada, Peygamberimiz (a.s.) da,[202] yanında Zeyd b. Harise bulunduğu halde.[203] Mescid-i Harama girmişti.[204]

Mut´im b. Adiyy, kavminin üzerinde doğrulup:

"Ey Kureyş cemaatı! Ben Muhammed´i himayeme aldım!

Ona sizlerden hiçbiri dokunmasın!" diyerek seslendi.[205]

Peygamberimiz (a.s.) Kabe´yi tavaf ettikten,[206] Hacerü´l-Esved´i istilamdan sonra, iki rekat namaz kılıp evine dönünceye kadar, Mut´im b. Adiyy ile oğulları, Peygamberimiz (a.s.) m çevresinde dönüp dolaşmaktan geri durmadılar.[207]

Peygamberimiz (a.s.) yıllarca sonra bile Mut´im b. Adiyy´in bu iyiliğini unutmamış, Bediide esir düşen müşrikler hakkında, Mut´im b. Adiyy´in oğlu Cübeyr´e:

"Mut´im b. Adiyy sağ olsaydı, şu kokmuşlar hakkında bana söyleseydi, onları onun hatırı için (kur­tulmalık akçesi alınmaksızın) bağışlar, serbest bırakırdım!" buyurmuştur.[208]



Tufeyl b. Amr´ın Müslüman Oluşu


Tufeyl b. Amru´d-Devsî;[209] şerefli, akıllı, şair.[210] konuklan çok bulunur hanedan bir zâttı. Kendisinin, Kureyşîlerden, müttefikleri de vardı .[211]

Peygamberimiz (a.s.); kavminden kendisine her kötülüğün yapılıp durduğunu görüyor, yine de, onları öğütlemekten, içinde bulundukları dalâletten kurtuluşa davet etmekten geri durmuyordu.

Yüce Allah Peygamberimiz (a.s.)ı Kureyş müşriklerinden koruduğu zaman; onlar, Araplardan,[212] hac veya umre ya da başka bir maksatla[213] Mekke´ye, yanlarına gelenleri,[214] Peygamberimiz (a.s.)a delilik, sihir, kehânet., gibi birtakım iftiralarda bulunmak suretiyle Peygamberimiz (a.s.)dan sakındırmaya çalıştılar.[215]

Tufeyl b. Amr Mekke´ye gelince de, Kureyşlilerin ileri gelenlerinden birtakım kimseler onun yanına vardılar.[216] Ona:

"Ey Tufeyl! Sen şair, kavminin içinde seyyid, sözü dinlenir bir adamsın.[217]

Ey Tufeyl! Sen bizim memleketimize geldin ama, aramızda çıkan şu adamın işi bizi sıkıntıya soktu. Topluluğumuzu ve işimizi darmadağın etti.

Kendisinin sözü, sihir gibi, tesir ediyor İnsanın babasıyla arasını açıyor. İnsanın kardeşiyle arasını açıyor. İnsanın karısıyla arasını açıyor. Bizim başımıza gelen bu halin, senin ile kavminin başına da gelmesinden korkarız![218] Sen sakın onunla hiç konuşma ve kendisinden de hiçbir şey dinleme!" dedil-er.[219]

Tufeyl b. Amr der ki:

"Vallahi, onlar bunu bana o kadar çok söylediler ki, kendi kendime, ondan birşey dinlememeye ve kendisiyle hiç konuşmamaya karar verdim.

Hatta, Mescid-i Haram´a vardığım zaman, onun söylediklerinden birşey erişmesin diye, kulaklarıma pamuk tıkıyor ve onu dinlemek istemiyordum!

Allah beni onun sözlerinden bazısını işitmeye elverişli kılmış olmalı ki, çok güzel bir kelam olarak işittim. Kendi kendime:

´Hay bana, anam ağlasın!

Vallahi, ben akıllı, şair bir adamım.

Bana, sözün güzel olanı da, çirkin olanı da gizli değildir.

Şu adamın söylediğini dinlememe, benim için ne sakınca var

Onun bana getirdiği şey güzel ise, onu kabul ederim. Çirkin ise, onu bırakırım´ dedim.

Orada bekledim.

Nihayet, Resûlullah (a.s.) oradan ayrıldı.

Ben de, evine girinceye kadar, arkasından gittim.

Kendisi eve girince, arkasından ben de içeri girdim, ve:

´Yâ Muhammedi Kavmin bana senin hakkında şöyle şöyle söylediler.

Vallahi, senin işinden beni o kadar korkuttular ki, sözünü işitmeyeyim diye, kulaklarıma pamuk bile tıkadım!

Sonra, Allah beni senin gözünü işitmeye elverişli kılmış olmalı ki, onu çok güzel bir kelam olarak işittim.

Sen şu işini bana bir arzet bakayım!1 dedim.

Resûlullah (a.s.) bana İslâmiyeti arzetti, Kur´ân okudu.

Vallahi, ben hiçbir zaman, ondan (Kur´ân´dan) daha güzel bir söz, ondan (İslâm´dan) da daha güzel bir iş işitmemişimdir!

Hemen Müslüman oldum. Cenab-ı Hak´tan başka hiçbir ilah bulunmadığına şehadet getirdim. Resûlullah (a.s.)a:

´Ey Allah´ın Peygamberi! Ben kavminin içinde sözü dinlenir bir kimseyim. Onların yanına dönecek ve kendilerini İslâmiyete davet edeceğim.

Allah´a dua et de, davetimde bana yardımcı olacak bir âyet, bir keramet yaratsın!´ dedim.

Resûlullah (a.s.):

´Ey Allah! Ona bir âyet, bir keramet ihsan et!´ diyerek dua etti.

Kavmimin yanına dönerken, karanlık bir gecede, kavmimin oturduğu su başına bakan yokuşta bulunduğum sırada, iki gözümün arasında kandil gibi bir nur peyda oldu!

´Allah´ım! Bunu yüzümden, başka yere değiştir!

Çünkü ben, dinlerinden ayrıldığım için, kabilem halkının onu bende ilahî bir ezanın eseri imiş gibi sanmalarından korkuyorum´ dedim.

Bunun üzerine, nur, yüzümden ayrılıp değneğimin başına geçti!

Kabilemin kondukları su başına, yokuştan inmeye başladığım sırada idi ki, orada bulunanlar, değneğimin başındaki, asılı kandili andıran bu nura bakışıyorlardı.

Yanlarına vardım ve içlerinde sabahladım.

Yurduma indiğim zaman, babam yanıma geldi. Kendisi çok yaşlı bir ihtiyardı. Ona:

´Babacığım! Sen benden uzak dur! Artık ben senden değilim. Sen de benden değilsin´ dedim.

Babam:

´Oğulcağızım! Ben senden niçin uzak durayım ´ diye sordu.

Ona:

´Ben Müslüman oldum ve Muhammed (a.s.)ın dinine uydum´ dedim.

Babam:

´Ey oğulcağızım! Senin dinin, benim de dinimdir1 dedi. Ona:

´Öyle ise, git! Hemen guslet ve elbiseni de temizle! Sonra da, benim yanıma gel! Bana öğretilen şeyi, ben de sana öğreteyim´ dedim.

Babam gidip gusletti ve elbisesini temizledi.

Gelince, kendisine İslâmiyeti arz ve teklif ettim. Hemen Müslüman oldu.

Bundan sonra, yanıma zevcem geldi.

Ona da:

´Sen benden uzak dur! Artık ben senden değilim. Sen de benden değilsin´ dedim.

Zevcem:

´Babam, anam sana feda olsun! Ben niçin senden uzak durayım !´ dedi. Ona:

´İslâmiyet, benimle senin aranı ayırdı. Ben Müslüman oldum. Muhammed (a.s.)ın dinine tâbi oldum´ dedim.

O da:

´Senin dinin, benim de dinimdir´ dedi. Kendisine:

´Öyle ise, git! Züşşerâ putundan temizlen!´ dedim. Zevcem:

´Babam, anam sana feda olsun! Züşşerâ putundan çocuklara bir zarar geleceğinden korkuyorum´ dedi. Kendisine:

´Hiç korkma! Ben ondan hiçbir şey gelmeyeceğine kefilim´ dedim.

Bunun üzerine, zevcem gidip guslettikten sonra yanıma geldi.

Kendisine İslâmiyeti arz ve teklif ettim, hemen Müslüman oldu.

Bundan sonra, Devs kabilesini İslâmiyete davet ettim.

Onlar, davetime icabette, ağırdan aldılar.

Bunun üzerine, Mekke´ye, Resûlullah (a.s.)ın yanına varıp:

´Ey Allah´ın Peygamberi! Devs kabilesi bana galebe çaldılar,[220] İslâmiyetten kaçındılar, asi oldu-lar.[221] Onlar aleyhinde Allah´a dua et!´ dedim.

Resûlullah (a.s.):

´Ey Allah! Devs´e hidayet et!´ diyerek dua etti. Bana da:

´Kavminin yanına dön, git! Onları İslâmiyete davete devam et ve kendilerine yumuşak davran!´ buyurdu.[222]

Kavmimin yanına döndüm.

Resûlullah (a.s.) Medine´ye hicret edinceye kadar, Devs toprağından ayrılmaksızın, onları İslâmiyete davet edip durdum."[223]


Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.) Yüzünden Birbirleriyle Tartışmaları


Peygamberimiz (a.s.), bir gün, Mescid-i Haram´a girmişti. O sırada, Kureyş müşrikleri Kabe´nin yanında bulunuyorlardı.

Peygamberimiz (a.s.)ın Mescid-i Haram´a geldiğini gören Ebu Cehil, Abdi Menaf oğulları­na:

"Ey Abdi Menaf oğulları! İşte, bu sizin peygamberinizdir" diyerek alay etmek isteyince, Utbe b. Rebia:

"Bizden bir peygamber veya bir hükümdar olmasını, sen ne diye beğenmiyor, çirkin görüyorsun !" dedi.

Bu konuşmalarya Peygamberimiz (a.s.)a haber verildi, ya da Peygamberimiz (a.s.) konuşmaları duyup yanlarına vardı ve:

"Ey Utbe b. Rebia! Vallahi, senin gayretin ne Allah, ne de Allah´ın Resûlü içindir; ancak burun onu­run içindir!

Sen de, ey Ebu Cehil Amrb. Hişam! Vallahi, çok geçmeden başına öyle bir felâket gelecek ki, sen pek az gülecek, pek çok ağlayacaksın.

Sizler de, ey Kureyş ileri gelenleri! Vallahi, çok geçmeden, hoşlanmadığınız şeye (İslâmiyete)-istemediğiniz halde-gireceksiniz!" buyurdu.[224]

Yine, bir gün de, Ebu Cehil ile Ebu Süfyan oturup konuşuyorlar, Peygamberimiz (a.s.) da onların yanlarından geçiyordu.

Ebu Cehil, Ebu Süfyan´a:

"Ey Abduşşems oğulları! İşte, sizin peygamberiniz!" diyerek alay etmek isteyince, Ebu Süfyan kızdı ve:

"Bizden bir peygamber olmasına sen ne diye şaşıyorsun ! Bizim içimizde bir peygamber bulunur da karşımızdakinde bulunmazsa; bu, onun bizden daha az ve daha zelil olduğunu ifade eder!" dedi.

Bunun üzerine, Ebu Cehil:

"Yaşlılar dururken, onların arasından bir gencin peygamber olmasına şaşarım!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.), onların bu konuşmalarını işitince, yanlarına vardı ve:

"Sen ey Ebu Süfyan! Allah ve O´nun Resûlü için değil, fakat soy yakınlığı gayretinden dolayı kızdın!

EyHakem´in babası! Sen de pek az gülecek, pek çok ağlayacaksın!" buyurdu.[225]


Âs b. Vâil´in Peygamberimiz (a.s.) Aleyhindeki Konuşmaları


Peygamberimiz (a.s.) bir gün Kâbe Mescidinden çıkarken, Mescidin Benî Sehm kapısı yanında, Kureyş müşriklerinden Âs b.Vâil ile karşılaştılar ve ayakta biraz konuştular. O sırada, Kureyş müşriklerinin ulularından bazıları, Mescidde topluca oturmakta idiler.

Yanlarına varınca, Âs b. Vâil´e:

"Kiminle durup konuşuyordun " diye sordular.

Âs b.Vâil:

"Şu Ebterle konuşuyordum.[226]

Onun oğulları ölüp gitti, nesli kesildi![227]

Erkek çocuğu yaşamı yor. [228]

Artık onun kendisinin adı sanı anılmaz olur.[229]

Ondan sonra, siz de rahata erersiniz.[230]

Bırakın onu![231] Artık o bir ebter kişidir" dedi .[232]

Peygamberimiz (a.s.)ın İslâm devrinde Hz. Hatice´den doğan ve Abdullah ismi verilen ikin­ci erkek çocuğu[233] da, dört yaşında bulunduğu sırada[234] vefat etmişti.[235]

Araplar; oğulları ve kızları bulunanlardan, oğulları ölüp kızları kalanlara "Ebter" adını takarlardı .[236]

Yüce Allah, indirdiği Kevser sûresinde şöyle buyurdu:

"Şüphe yok ki, Biz sana Kevser´i verdik!

Sen de, Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!

Sana buğzeden, kin besleyen (yok mu ) İşte asıl güdük (nesil ve zürriyeti kesik, her hayırdan uzak, adı sanı hayırla anılmayacak) olan, şüphesiz ki odur![237]

Kevser; Cennette bir nehrin adı olduğu gibi, Kur´ân, peygamberlik ve pek çok hayır., diye de tefsir edilmiştir.[238]



Peygamberimiz (a.s.)ın Arap Kabilelerine Başvuruşu


Peygamberimiz (a.s.) Taiften Mekke´ye geldikten sonra Kureyş müşrikleri ona karşı büs­bütün sert ve katı davranmaya başlayınca,[239] Yüce Allah Peygamberimiz (a.s.)a Arap kabilelerine başvurmasını emretti.[240]

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) her yıl hac mevsiminde[241] Ukâz, Mecenne ve Zülmecaz panayırlarına giderdi.[242]

Arapların, Cahiliye devrinde, Mekke çevresinde kurulan ve:

Ukâz,

Mecenne,

Zülmecaz,

diye anılan üç büyük panayırı vardı.[243] Bunlardan Ukâz panayırı, Arap panayırlarının en büyüğü idi.[244] Her yi I Kureyş kabileleri,[245]

Hevazinler,

Gatafanlar,

Eşlemler,

Benî Harisler,

Adaller,

Dişler (Kareler),

Mustalıklar.. hep oraya konariar,[246] her yerin eşrafı orada hazır bulunur,[247]

Kabileler şairlerini orada bulundururlar, karşılıklı şiirler okutturur, övünür, dağılırlardı .[248]

Ukâz; Necd´in yukarısında, Arafat yakı nında.[249] Taife bir, Mekke´ye iki gecelik bir mesafede idi.[250]

Ukâz panayırı Zilkade hilali doğunca kurulur, yirmi gün devam ederdi.[251]

Mecenne panayırı; Merruz-Zahran nahiyesinde, Esfardağı yakınında, Mekke´nin aşağı tarafında olup, Mekke´ye birberid (oniki mil) uzaklıkta idi.[252]

Mecenne panayırı on gün kurulur, Zilhicce hilali görününceye kadar devam ederdi. Oradan ayrılarak Zülmecaz panayırına gidilirdi.[253]

Zülmecaz; Ukâz´ın yakınında,[254] Arafat´ın arkasında olup,[255] Arafat´a uzaklığı bir fersah (oniki bin adım) idi.[256]

Zülmecaz panayın[257] Zilhicce´nin birinci gününden, Ten/iye (Zilhicce´nin sekizinci) gününe kadar,[258] sekiz gün kurulur; sonra, oradan kalkılıp hac için Minaya doğru gidilir.[259] o gün Mina´da bulunulurdu.[260]

Peygamberimiz (a.s.), bu panayırlarda toplanmış bulunan:

1- BenîÂmir b. Sa´saa,

2- Muharib b. Hasafa,

3- Fezâra,

4- Gassan,

5- Mürre,

6- Hanife,

7- Süleym,

8- S.Abs,

9- Benî Nasr,

10- BenîBekkâ´,

11- Kinde,

12- Kelb,

13- Hariseb.Ka´b,

14- Uzre,

15- Hudârime...[261]

gibi Arap kabilelerinin konak yerlerine kadar vanp,[262] onlara kendisini arz ve takdim eder;[263] onları Allah´a,[264] Allah´ın birliğini ikrara,[265] yalnız O´na ibadet etmeye,[266] İslâmiyete[267] davet eder; kendisinin onlara Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini haber verir;[268] kendisini tasdik etmelerini;[269] Rabbinin elçilik vazifelerini açıklayıncaya ve yerine getirinceye kadar[270] kendisine yardım etmelerini;[271] kendisini barındırmalarını[272] ve korumalarını onlardan isterdi.[273]

Dilediğini yerine getirdikleri takdirde kendilerine Cennet verileceğini bildirerek:[274]

"Kureyş müşrikleri beni Rabbimin Kelamını tebliğden men ettiler! Beni alıp kavimlerinin yanına götürecek adam yok mu " diye sorarlardı.[275]

Fakat, ne yazık ki, onlardan ne davetini kabul edecek,[276] ne kendisini barındıracak,[277] ne de ken­disine yardım edecek bir kimse çıkmaz;[278] aksine, kimisi Peygamberimiz (a.s.)a suratını asar, kaba ve kat davranır;[279] kimisi "Onu kendi kavmi daha iyi bilir,"[280] kimisi de, "İçinde bulunduğun cemaatin, kavmin seni daha iyi bilir! Onlar sana ne diye tâbi olmuyor !" der, Peygamberimiz (a.s.)la tartışmaya kalkardı.

Peygamberimiz (a.s.) da, onlara gereken cevaplan verir ve kendilerini Allah´a imana davet etmeye devam eder, bir yandan da:

"Ey Allah! Sen dilemesen, herhalde, böyle olmazlardı!" diyerek şikâyetlenirdi.[281]

Onlardan kimisi de:

"Bakınız hele! Kavmini bozup dağıtmış olan bir adam bizi ıslah edecek, düzeltecekmiş ha !" diy­erek laf atardı.[282]

Yemen´den veya Mudarlardan, panayırlara gelmek üzere yola çıkacak olan bir kimseye, kavmi veya akrabası gelip:

"Sakın ha! Kureyşîlerin genci seni dininden döndürmesin!" diye uyarıda bulunurlardı.[283]

Hz. Ali derki:

"Yüce Allah Arap kabilelerine kendisini arzetmesini Peygamberi (a.s.)a emrettiği zaman, Resûlullah (a.s.) Minaya gitti.

Ben ve Ebu Bekir de kendisinin yanında bulunuyorduk.[284]

Dönüp dol aşa dolaşa bir meclise vardık ki, o mecliste sükûnet ve ağırbaşlılık vardı.

Bakılınca, yaşlılarında usluluk, şekil ve şemaillerinde güzellik göze çarpıyordu.

Ebu Bekir onların yanlarına varıp selam verdi[285] ve onlara:

´Siz hangi kavimdensiniz ´ diye sordu.

´Biz,´ dediler, ´Şeyban b. Salebe oğullarıyız.´[286]

Ebu Bekir, Resûlûllah (a.s.)a dönüp:

´Babam, anam sana feda olsun!1 dedi ve kavimleri içinde bulunan Mefrûk b. Amr, Hâni´ b. Kabîsa, Müsenna b. Harise, Numan b. Şerik hakkında da:

´Bunlar Şeyban b. Salebe oğullarının izzet ve şeref sahibi kişileridir´ dedi.[287]

Bunlardan, Ebu Bekir´e en yakını da, Mefrûk b. Amr idi.

Mefrûk; yakışıklılığı, dilinin düzgünlüğü ve iki yandan göğsüne dökülen örgülü saçlarıyla, diğerler­ine karşı üstünlük arzediyordu.[288]

Ebu Bekir, ona:

´Sizde askerî hazırlık sayısı nasıldır ve kaçtır ´ diye sordu.

Mefrûk:

´Biz binden fazlayız! Bin ise, azlığından dolayı yenilebilecek bir sayı değildir dedi.

Ebu Bekir

´Size sığınanları koruma geleneği nasıldır 1 diye sordu.

Mefrûk:

´Korumaya, olanca gücümüzü sarfetmemiz gerekir. Her kavim için, bir nasip ve saadet vardır´ dedi.

Ebu Bekir

´Düşmanlarınızla aranızda savaş nasıldır ´ diye sordu.

Mefrûk:

´Biz, düşmanla karşılaştığımızda, kızgın olmadıkça, çok sert ve sağlamız. Kızgın iken, düşmanla karşılaşmadıkça da, çok sert ve sağlamız.

Biz atlan evlatlara, silahları da sütlü sağmal develere üstün tutarız.

Yardımı da Allah´tan bekleriz!

Allah bazan bize, bazan da karşımızdakine yardım eder.

Herhalde sen Kureyşli kardeşsin ´ dedi.

Ebu Bekir

´Eğer size bir zâtın Resûlullah olarak kendisini halka arz ve takdim ettiği haberi erişmişse, işte o, şu zâttır!´ diyerek Resûlullahı gösterdi.

Mefrûk:

´Bize bu hususta bazı haberler erişmişti´ dedikten sonra, Resûlullah (a.s.)a dönüp:

´Ey Kureyşî kardeş! Sen insanları nelere davet ediyorsun ´ diye sorunca, Resûlullah (a.s.) gelip yanlarına

oturdu.

Ebu Bekir de, ayağa kalkarak, Resûlullah (a.s.)ı elbisesiyle gölgeledi.

Resûlullah (a.s.), Mefrûk´a:

´Ben sizi Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına, Allah´ın şeriksiz bir olduğuna, benim de Allah´ın Resûlü bulunduğuma şehadet etmeye;

Yüce Allah tarafından bana emrolunan şeyleri yerine getirinceye kadar beni barındırmaya, koru­maya;

Bana yardımcı olmaya., davet ediyorum.

Çünkü, Kureyşliler Allah´ın emrine karşı koymuş, Allah´ın Resûlünü yalanlamış, bâtılı tutup haktan yüz çevirmiş bulunuyorlar.

Allah ki, herşeyden müstağnî, her türlü övülmeye lâyık olandır!´ buyurdu.

Mefrûk:

´Ey Kuneyşî kardeş! Sen daha nelere davet ediyorsun ´ diye sordu.

Resûlullah (a.s.), En´am sûresinin:

´De ki: ´Gelin! Üzerinize Rabbinizin neleri haram kıldığını ben okuyayım:

O´na hiçbir şeyi şerik koşmayın!

Babanıza, ananıza iyilikten ayrılmayın!

Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin!

Sizin de, onların da rızkını, Biz vereceğiz.

Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın!

(Meşru) bir hak terettüp etmedikçe, Allah´ın haram kıldığı cana kıymayın!

İşte, Allah size, aklınızı başınıza alasınız diye, bunları emretti.

Yetimin malına, rüşdüne erişinceye kadar, o en güzel olandan başka bir suretle yaklaşmayın!

Ölçüyü, tartıyı tam ve doğru tartın!

Biz, bir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını teklif etmeyiz.

Söz söylediğiniz zaman (leh ve aleyhinde söyleyeceğiniz kimse) hısım bile olsa, adaleti gözetin!

Allah´ın ahdini (verdiğiniz sözü) yerine getirin!

İşte, Allah size, iyice düşünesiniz diye, bunları emretti.

Şüphe yok ki, (emrettiğim) bu (yol), benim dosdoğru yol umdur.

O halde, ona uyun!

Başka (aykırı) yollara tâbi olup gitmeyin!

(Aykırı yollar) sizi O´nun (Allah´ın) yolundan ayırır.

İşte, Allah size bunları emretti ki, (kötülüklerden) sakınasınız!" [mealindeki 151-153.] âyetlerini okudu.

Mefrûk:

´Ey Kureyşî kardeş! Sen daha nelere davet ediyorsun

Vallahi, bunlar yeryüzü halkının kelamlarından değildir!

Eğer onların kelamlarından olsaydı, biz onu çok iyi tanırdık´ dedi.

Resûlullah (a.s.), Nahl sûresinin:

´Şüphesiz ki, Allah; adaleti, iyiliği, akrabaya (muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emreder.

Taşkın kötülüklerden, münkerden (akıl ve şeriatın kötülüğüne hükmettiği şeylerden), zulüm ve tecebbürden nehyeder.

Size (bu suretle) öğüt verir ki, iyice dinleyip ve anlayıp tutasınız!´ [mealindeki 90.] âyetini okuyunca da, Mefrûk:

´Vallahi, ey Kureyşî kardeş! Sen beni ahlâkın en üstünlerine ve amellerin en güzellerine davet ettin!

Seni yalanlayan kavim sana iftira etmiş ve karşı koymuştur!´ dedi.

Hâni´ b. Kabîsa´nın da kendisinin sözüne ve görüşüne katılmasını istercesine:

´Buhârîi´ b. Kabîsa, bizim büyüğümüz ve din işleri başkanımızdır1 dedi.

Bunun üzerine, Hâni´ b. Kabîsa, Resûlullah (a.s.)a:

´Ey Kureyşî kardeş! Söylediklerini dinlemiş ve sözünü doğrulamış bulunuyorum.

Benim görüşüme göre; bizi davet ettiğin şeyin sonucunu iyice düşünmeden bizim için başı ve sonu olmayan bir mecliste dinimizi terkedip senin dinine uymamız, görüşte kayma, sürçme, akılda hafiflik, sonuçta kısa görüşlülük olur!

Görüş kayma ve sürçmesi ise, ancak acele ile birlikte bulunur.

Bununla beraber, arkamızda bulunan kavmimizin gıyabında herhangi bir akit yapmayı da uygun bul­muyoruz.

Fakat, şimdi sen de dön git! Biz de dönüp gidelim.

Biz de iyice düşünelim, sen de iyice düşün!1 dedi.

Mefrûk, Müsenna b. Hârise´nin de kendi görüşüne katılmasını istercesine:

´Bu, Müsenna´dır! Bizim büyüğümüz ve savaş işleri başkanımızdır1 dedi.

Bunun üzerine, Müsenna, Resûlullah (a.s.)a:

´Ey Kureyşî kardeş! Ben de, söylediklerini dinlemiş ve güzel bulmuşumdur.

Söylediğin şeyler hoşuma gitmiştir.

Sana tarafımdan verilecek cevap, Hâni1 b. Kabîsa´nın verdiği cevaptır.

Biz iki bulanık su arasında konaklamış bulunuyoruz ki, onlardan biri Yemame, diğeri de Semâve´dir´ dedi.

Resûlullah (a.s.):

´Bu iki su, nelerdir ´ diye sordu.

Müsenna:

´Onlardan birisi, karadan Irak´ın kasabalarına kadar bakan yüksek Arap toprakları, diğeri de Farşların ırmak ağızları ve Kisra´nın ırmaklarıdır.

Kisra; herhangi bir hadise çıkarmayacağımıza, bir hadise çıkarıcıyı barındırmayacağımıza dair biz­den ahd almıştır ve orada ancak bu şartla konaklamış bulunuyoruz.

Senin bizi kabule davet ettiğin şu iş ise, hükümdarların hoşuna gitmeyebilir.

Arap beldeleri yakınında işlenen suçtan sahibi bağışlanabilir ve özrü kabul edilebilir, ama Fars beldeleri yakınında işlenen suçta sahibi bağışlanmaz ve özrü kabul edilmez.

Eğer sen Arap beldelerine yakın olan yerde Araplara karşı sana yardım etmemizi istiyorsan, bunu üzerimize alabiliriz dedi.

Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.):

´Siz fena bir cevap vermediniz. Doğruyu açıkça dile getirdiniz.

Şüphe yok ki, her tarafından emin olmayan kimseler, Allah´ın dinine yardım etmeye kalkamazlar!´ buyurdu.

Ayağa kalktı. Ebu Bekir´in elinden tutup, onların yanlarından ayrıldı."[289]

Rebia b. Abbâdü´d-Dilî der ki:

"Peygamber (a.s.)ı Zülmecaz panayırında görmüştüm.[290] ´Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah = Al I ah ´ta n başka ilah yok!´ deyiniz de, kurtulunuz!´ buyuruyor;[291] kendisi hangi caddeye girse halk da oraya gidiyor,[292] onun başına toplanıyor.[293] birbiri üzerine yığılıyorlardı. Orada, ne bir kimsenin birşey söylediğini, ne de onun sustuğunu gördüm.[294] O, hep:

´Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka ilah yok! deyiniz de, kurtulunuz!´ buyurup duruyordu.[295]

Akik (şaşı) gözlü,[296] güzel,[297] yumru[298] yüzlü, iki bölük halinde örgülü saçlı bir adam da, o ner­eye giderse arkasından gidiyor:[299]

´Ey insanlar![300] Bu, sizi aldatıp da, dininizden, baba ve atalarınızın dininden vazgeçirmesin![301] Bu, dinden çıkmış bir yalancıdır!´ diyordu.[302]

´Kimdir bu zât ´ diye sordum.

´Muhammed b. Abdullah´tır. Kendisi, peygamber olduğunu söylüyor´ dediler.

´Ya onun arkasında giden, onu yalanlayan, şu akik (şaşı) gözlü adam da kimdir ´ diye sordum.

´O da, onun amcası Ebu Leheb´dir!´ dediler."[303]

Rebia b. Abbâd, diğer rivayetinde de, şöyle der:

"Ben, yeni yetişmiş bir genç iken, babamla birlikte Mina´da bulunuyordum.

Resûlullah (a.s.) da, Arap kabilelerinin konak yerlerinde durup:

´Ey filan oğulları! Allah´tan başka, tapmış olduğunuz şu putları atarak, Allah´a hiçbir şeyi şerik koş-maksızın ibadet etmenizi; bana inanmanızı; beni doğrulamanızı; Allah tarafından gönderilmiş olduğum vazifeyi açıklayıp yerine getirinceye kadar beni korumanızı size emreden Allah´ın Resûlüyüm ben´ buyu­ruyor; arkasında da, akik, şaşı gözlü, güzel yüzlü, iki bölük halinde örgülü saçlı, üzerinde Aden işi elbise bulunan bir adam da, Resûlullah (a.s.) sözlerini bitirince:

´Ey filan oğulları! Bu, sizi, ancak Lât ve Uzzâ ile müttefikleriniz Malik b. Ukayş oğullarının cinlerini boynunuzdan soyup atmaya ve kendisinin getirdiği bid´atve dalâletlere sarılmaya davet ediyor! Sakın hâ! Siz ona itaat etmeyin ve onu dinlemeyin!´ diyordu.

´Babacığım! Şu zâtı takip eden kimdir ´ diye sordum.

Babam: ´Bu. onun amcası Ebu Leheb Abduluzzâ b. Abdulmuttalib´dir´ dedi."[304]

Tank b. Abdullahi´l-Muharibî de, bu husustaki bir müşahedesini şöyle anlatır:

"Resûlullah (a.s.)ı Zülmecaz panayırında görmüştüm:

Kendisinin üzerinde kırmızı bir cübbe bulunuyor, en yüksek sesiyle:

´Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka hiçbir ilah yok!´ deyiniz de, kurtulunuz!´ buyurarak sesleniyordu.

Bir adam da, elindeki taşla, onu takip ediyor ve:

´Ey insanlar! Sakın ona itaat etmeyiniz! Çünkü, o yalancıdır!´ diyerek bağırıyordu.

Attığı taşlarla, Resûlullah (a.s.)ın ayak bileklerini kanatmıştı.

Oradakilere, Resûlullah (a.s.) hakkında:

´Kimdir bu zât 1 diye sordum.

´Bu, Abdulmuttalib oğullarından bir gençtir!´ dediler.

´Ya onun ardına düşen ve ona taş atan da kimdir ´ diye sordum.

´O da, onun amcası Ebu Leheb Abduluzzâ´dır!´ dediler."[305]

Peygamberimiz (a.s.), Zülmecaz panayırında:

"Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka hiçbir ilah yok!1 deyiniz de, kurtulunuz!" buyurarak seslendiği sırada bir adamın da Peygamberimiz (a.s.)ın üzerine toprak saçtığı, ve bakılınca, onun Ebu Cehil olduğu görüldü ki, o da;

"Ey insanlar! Sakın, bu sizi dininiz hakkında aldatmasın!

O, muhakkak, sizin Lât ve Uzzâ´ya tapmayı bırakmanızı istiyordur" diyordu.[306]

Peygamberimiz (a.s.) her hakarete, her işkenceye katlanarak, vazifesini yerine getirmeye çalışmaktan geri durmuyordu.

Müdriku´l-Ezdî der ki:

"Babamla birlikte hac yapıyordum. Mina´ya gelip konaklayınca, bir toplulukla karşılaştım.

Babama:

´Bu cemaat ne için toplanmış 1 diye sordum.

Babam:

´Şu, kavminin dinini terketmiş olan kişi için´ dedi.[307]

Bakınca, Resûlullah (a.s.)ı gördüm:

´Ey insanlar! Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur!´ deyiniz de, kurtulunuz!´ buyuruyor-du.

İnsanlardan kimisi onun yüzüne tükürüyor;

Kimisi başına toprak saçıyor;

Kimisi de ona sövüp sayıyordu![308]

Gün yarılanıncaya kadar, bu hal devam etti.

O sırada, göğsü açılmış bir kız, içinde su bulunan bir kapla geldi.[309] Ağlıyordu.[310]

Resûlullah (a.s.), su kabını alıp sudan içti.

Elini, yüzünü yıkadı. Başını kaldırıp:

´Kızcağızım![311] Göğsünü başörtünle ört!

Baban hakkında, tuzağa düşürülüp öldürülecek, zillete uğrayacak diye korkma!´ buyurdu.[312]

´Kimdir bu kız ´ diye sorduk.

´Kendisinin kızı, Zeyneb´dir!´ dediler.[313]

Peygamberimiz (a.s.), Kinde´lerin[314] Ukâz panayırındaki[315] konak yerlerine gitti.

Onların seyyid ve ulu kişileri olan Müleyh de, o sırada, onların içlerinde bulunuyordu.[316]

Peygamberimiz (a.s.), onlara:

"Sizler, hangi kavimdensiniz " diye sordu.

"Ben îAmr b. Muaviye´lerden" dediler.[317]

Arap kabileleri içinde, Kinde´lerden daha mülayimi yoktu.

Peygamberimiz (a.s.), onları yumuşak bulunca, oturup kendileriyle konuştu.[318]

Kendisini onlara, Allah tarafından gönderilen bir peygamber olarak arz ve takdim; kendilerini Allah´a imana davet etti.[319]

"Sizi, bir olan, şeriki olmayan Allah´a imana;

Kendinizi koruduğunuz şeylerden, beni de korumaya davet ediyorum!

Muvaffak olursam, o zaman, siz bana yardıma devam edip etmemekte serbestsiniz!" buyurdu.

Onların hemen hepsi:

"Bundan daha güzel söz olmaz! Amma, biz atalarımızın tapageldiklerine tapmaya devam ede­ceğiz!" dediler.

Kinde´lerin en küçük yaşlısı:

"Ey kavmim! Şu zâtın davetini kabule başkaları koşmadan önce, siz koşun! Vallahi, Kitab ehli olan­lar (Yahudiler ve Hıristiyanlar), ´Harem´den bir peygamber çıkacaktır! Onun çıkacağı zamanın gölgesi de, düşmüştür!´ diyorlar" dedi.

Kinde´lerin içinde, bir gözü kör bir adam da bulunuyordu.

"Geri durun da, bir de ben konuşayım:

Kavim ve kabilesi onu yurtlarından çıkarmış iken, siz onu barındıracaksınız ki, bu, bütün Araplarla savaşmayı üzerinize almak demektir!

Hayır! Hayır! Olamaz!" dedi.[320]

Peygamberimiz (a.s.)ın teklifini kabulden kaçındılar.[321]

Peygamberimiz (a.s.), onların yanından da üzgün olarak ayrıldı.

Kinde´ler, yurtlarına dönünce, durumu kavimlerine haber verdiler.

Yahudilerden bir adam, onlara:

"Vallahi, siz nasibinizi elde etmekte yanılmışsınız!

Eğer o zâta tâbi olmaya koşsaydınız, Araplara üstün olurdunuz!

Biz, onun sıfatını Kitabımızda yazılı bulmuşuzdur!" dedi ve sıfatlarını anlatmaya başladı.

O anlattıkça, Peygamberimiz (a.s.)ı görmüş olanlar, onun anlattıklarını doğruladılar.

Bundan sonra, Yahudi:

"Biz, onun çıkacağı yerin Mekke, ve hicret edeceği yerin Yesrib (Medine) olacağını da Kitabımızda yazılı bulduk!" dedi.

Kinde´ler, gelecek hac mevsiminde Peygamberimiz (a.s.)la buluşmaya, aralarında karar verdiler. Fakat, o yıl seyyid ve ulu kişileri onları alıkoyduğu için, hiçbirisi, gidip Peygamberimiz (a.s.)la buluşamadı.

Yahudi de, öldü. Ölürken, kendisinin Peygamberimiz (a.s.)ı tasdik ve ona iman ettiği, ağzın­dan işitildi.[322]

Yüce Allah, ondan razı olsun!

Peygamberimiz (a.s.); Kelb kabilesinin konak yerlerine uğrayıp, orada, onlardan bir oymak olan Benî Abdullah´ların yanına vardı. Kendisini onlara, Allah tarafından gönderilen peygamber olarak arz ve takdim, kendilerini Yüce Allah´a imana davet etti:

"Ey Abdullah oğulları! Bakınız: Yüce Allah, babanıza da pek güzel isim vermiş!" buyurdu.[323] Fakat, Benî Abdullah´lar, Peygamberimiz (a.s.)ın yaptığı tekliflerden hiçbirini kabul etmediler.[324]

İçlerinden bir şeyh ise:

"Şu olgun genç, ne güzel şeye davet ediyor!

Ne yazık ki, kavmi onu uzaklaştırın iş bulunuyor!

O keşke kavmi ile anlaşsaydı! Bütün Araplar kendisine tâbi olurdu" demişti.[325]

Peygamberimiz (a.s.) Benî Hanife kabilesinin konak yerlerine gitti. Kendisini onlara, Allah tarafından gönderilen peygamber olarak arz ve takdim, kendilerini Yüce Allah´a imana davet etti.

Ne yazık ki, Peygamberimiz (a.s.)ı, Araplar içinde, Benî Hanife kabilesi kadar çirkin birred ile reddeden olmamıştır.[326]

Peygamberimiz (a.s.), Benî Âmir b. Sa´saa´ların,[327] Ukâz panayırındaki konak yerlerine vardı. Onlara:

"Siz hangi kavimdensiniz " diye sordu.

"Benî Âmir b. Sa´saa´lardan" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"BenîÂmirlerin hangi ailesindensiniz " diye sordu.

"Benî Ka´b b. Rebia´lardan" dediler.[328]

Peygamberimiz (a.s.), onlara kendisini Allah tarafından gönderilen peygamber olarak arz ve takdim, kendilerini Yüce Allah´a imana davet etti.[329]

"Sizde, mün´a [sığınan kimseleri koruma] nasıldır " diye sordu.

"Bizim tarafımıza ne laf atılabilir, ne de habersiz ateşimizle ısınılabilir!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"O halde, ben Allah´ın Resûlüyüm! Sizin yanınıza geldiğimde, Rabbimin elçilik vazifelerini halka ulaştırıncaya, yerine getirinceye kadar beni korur musunuz İçinizde hiçbir kimseyi zorlamayacağım!" buyurdu.

"Sen, Kureyşlilerden kimlerdensin " diye sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

"Abdulmuttalib oğullarından!" buyurdu.

"Sen Abdi Menaf oğullarından olduğuna göre, onlar neredeler (Seni ne diye korumuyorlar !)" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Onlar beni yalanlayan ve tardedenlerin ilki oldular!" buyurdu.

Benî Ka´b b. Rebia´l ar:

"Biz, seni ne tard, ne de sana iman ederiz! Şu kadar ki, Rabbinin elçiliğini insanlara ulaştırıncaya, yerine getirinceye kadar seni koruruz!" dediler.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), onların yanına indi. O sırada, Benî Ka´b b. Rebia halkı, pazarda alışverişle uğraşıyorlardı.[330]

Onlardan bir adam ,[331] Beyhara b. Firas[332] çıkageldi:

"Kimdir şu yanınızda gördüğüm ve tanıyamadığım kişi " diye sordu.

"Muhammed b. Abdullahi´l-Kureyşî´dir!" dediler,

Beyhara:

"Sizin onunla ne işiniz var " diye sordu.

"O bize kendisinin Resûlullah olduğunu söylüyor ve Rabbinin elçilik vazifesini tebliğ edinceye kadar, kendisini korumamızı bizden istiyor" dediler.

Beyhara:

"Ona ne cevap verdiniz " diye sordu.

"Kendisine ´Hoş geldin! Seni yurdumuza götüreceğiz. Kendimizi nelerden korursak, seni de onlar­dan koruyacağız´ dedik," dediler.[333]

Beyhara, kendi kendine:

"Vallahi, şu adamı Kureyşîlerden alabilsem, onun sayesinde bütün Arapları yerdim (sömürürdüm!)" diye mırıldandıktan sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Eğer biz sana işin hakkında bey´at edersek, Allah da seni muhaliflerine galip kılarsa, senden sonra işin bizim olur, bize kalır mı " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"İş Allah´a aittir! Allah onu dilediğine verir!" buyurdu.

Beyhara:

"Demek, göğüslerim senin önünde bütün Arapların okuna hedef olacak, Allah seni muzaffer kıldığı zaman iş bizden başkasına geçecek ha ! Senin işin bize gerekmez!" dedikten sonra,[334] kavmine dönüp:

"Şu panayır halkından, yurtlarına birşeyle dönerlerken, sizinkinden daha kötü birşeyle dönen bir kimse bilemiyorum.

Demek, siz bütün halkla savaşmaya başlayacak, kendinizi bütün Arapların tek yaydan oklarına tut­turacaksınız ha !

Onu kendi kavmi sizden daha iyi bilir.

Eğer kavmi onda bir hayır, bir iyilik görmüş olsalardı, onunla herkesten çok mutlu olurlardı.

Siz, kendi kavminin içlerinden sürüp çıkardığı, yalanladığı bir kimseye yakınlık gösteriyor, yardım etmeye, kendisini barındırmaya kalkıyorsunuz.

Ne kötü görüştür sizin görüşünüz!" dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a dönüp:

"Hemen kalk, kavminin yanına git!

Vallahi, sen şimdi kavmimin yanında olmasaydın, muhakkak senin boynunu vururdum!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) kalkıp devesinin üzerine oturunca,[335] kötü adam Beyhara, devenin böğrünü ansızın dürttü. Deve, sıçrayıp kalkarken, Peygamberimiz (a.s.)ı yere düşürdü!

Mekke´de Müslüman olan kadınlardan Dubâa binti Âmirb. Kurt da, o gün, Benî Âmirlerden olan amcalarının oğullarını ziyaret için gelmişti ve o sırada Benî Âmirlerin yanında bulunuyordu.

Dubâa Hatun Peygamberimiz (a.s.)a yapılan hakareti görür görmez:

"Ey Âmir hanedanı! Gözünüzün önünde şu Allah´ın Resûlüne yapılanı görüp de, içinizden benim için onu koruyacak hiçbir kimse yok mu !" dedi.

Amcalarının oğullarından üç kişi, hemen kalkıp Beyhara´nın üzerine yürüdüler.[336] Hazn b. Abdullah ile Muaviye b. Ubâde de, Beyhara´ya yardım etti.[337]

Âmir oğullarından her biri, Beyhara ve yardımcılarından birini tutup yere yıktılar. Göğüslerinin üzer­ine oturup, yüzlerini tokatladılar.

Allah onlardan razı olsun!

Peygamberimiz (a.s.), kendisini kayıranlar hakkında:

"Ey Allah! Şunlara bereketini ihsan et!"[338]

Beyhara ve yardımcıları aleyhinde de:

"Ey Allah! Onları da rahmetinden uzaklaştır!" diyerek dua etti.

Peygamberimiz (a.s.)ı kayıran üç kişiden ikisi Sehl´in oğulları Gıtrîf (Gatîf)ve Gatafan, birisi de Urve (Uzne) b. Abdullah olup,[339] bunlar sonradan Müslüman oldular ve Allah yolunda şehit olarak öldüler.[340] Ötekiler ise küfür ve şirk üzere ölüp gittiler.[341]

Benî Âmirlerin, çok yaşlı olması dolayısıyla hac mevsimlerine katılamayan ihtiyar bir adamları vardı.

Benî Âmirler, yurtlarına döndükçe, olan bitenleri ona anlatırlardı.

Bu yıl da, hac mevsiminden dönüp yurtlarına geldikleri zaman, ihtiyar adam onlara yine mevsimde olan bitenleri sormuştu.

Benî Âmirler de:

"Kureyşîlerden, Abdulmuttalib oğullarından, yanımıza bir genç gelmişti. Kendisinin peygamber olduğunu söylüyor, işinin üzerinde kendisiyle birlikte durmaya, kendisini korumaya, yurdumuza getirm­eye bizi davet ediyordu" dediler.

İhtiyar, hemen ellerini başının üzerine koydu.[342] Sonra da:

"Ey Âmir oğulları! Kaçırılan bu fırsat telâfi edilebilecek mi !

Ağdan kurtulan, yakalanmaya çalışılan av yakalanabilecek mi !

Filanın varlığı Kudret Elinde bulunan Allah´a andolsun ki; İsmail oğullarından hiçbirisi şimdiye kadar yalan yere peygamber olduğunu söylememiştir!

Elbette ki, onun söylediği hak ve gerçekti ![343]

Sizin o isabetli görüşünüz o sırada nerede idi ![344]

Siz, herhalde, o sıradaki görüşünüzde hazır bulunmamışsınızdır!" diyerek onları kınadı.[345]

Peygamberimiz (a.s.) Benî Muharib b. Hasafa´ların bulundukları yere kadar gitti.

Onların içinde bulunan yüzyirmi yaşındaki bir şeyhle konuştu.

Onu İslâmiyete, ve Rabbinin elçilik vazifesini tebliğ edinceye, yerine getirinceye kadar da kendisini korumaya davet etti.

Benî Muharib´lerin şeyhi:

"Ey adam! Senin haberini kendi kavmin daha iyi bilir![346]

Vallahi, seni alıp yurduna götüren bir kimse, şu mevsim halkının götürmediği kötülüğü götürmüş olur!

Sen kendini bizden uzak tut!" dedi.[347]

O sırada Ebu Leheb gelmiş, ihtiyar Muhariblinin söylediklerini dinlemişti.

Onun başına dikilerek:

"Eğer şu mevsim halkının hepsi senin gibi cevap verseydi, o, üzerinde durduğu dini bırakırdı.

Kendisi, dinini bırakmış bir yalancıdır!" dedi.

İhtiyar da:

"Sen, vallahi, onu daha iyi bilirsin:

O senin kardeşinin oğludur ve senin etindendir.

Ey Ebu Uttıe! Belki de onda bir delilik vardır. Bizim yanımızda, bu hastalığı tedavi eden bir adam var!" dedi.

Ebu Leheb ihtiyarın bu sözüne bir cevap vermedi.

Ebu Leheb, Peygamberimiz (a.s.)ı kabilelerden hangi kabilenin yanında görse, hemen orada durup:

"Bu, dinini terketmiş bir yalancıdır!" diyerek bağırmakta idi.

Peygamberimiz (a.s.)ı, yanlarından ayrılırken arkasından taşlamayan bir kabile kalmadı ![348]

Abdullah b. Vâbısatu´l-Absî´nin babasından, babasının da dedesinden rivayetine göre, dedesi demiştir ki:

"Mina´daki konak yerlerimizde bulunduğumuz sırada, Resûlullah (a.s.) bize geldi.

Biz, o sırada, Hayf mescidinin yanındaki Cemretü´l-ûlâ´da konaklamış bulunuyorduk.

Resûlullah (a.s.) devesinin üzerinde, Zeyd b. Harise de terkisinde idi.

Bizi İslâmiyete davet etti, ama vallahi biz onun davetini kabul etmedik!

Davetini kabul etmeyişimiz, bizim için, hiç de hayırlı olmadı.

Halbuki, kendisinin peygamber olarak ortaya çıktığını ve hac mevsimlerinde halkı İslâmiyete davet ettiğini de işitmiş bulunuyorduk.

Başımıza dikilip bizi Müslümanlığa davet edince, kabul etmedik!

O sırada yanımızda bulunan Meysere b. Mesrûku´l-Absî:

´Vallahi, şu zâtı tasdik etmiş, kendisini bindirip yurdumuzun ortasına götürmüş olsak, muhakkak ki, yerinde bir görüş olur.

Vallahi, onun işi muvaffak olacak, ve hatta, her ulaşılacak yere ulaşacaktır!´ dedi.

Abs kavmi, ona:

´Bırak, bizi üstesinden gelemeyeceğimiz birşeyle karşılaştırma!´ dediler.

Resûlullah (a.s.), Meysere hakkında ümide düşüp kendisiyle konuştu.

Meysere:

´Senin sözünden daha güzeli, daha nurlusu yoktur.

Fakat, ne yapayım ki, kavmim bana muhalefet ediyorlar.

Kişi ise, kavmiyle birlikte hareket etmek zorundadır.

Kavmi ona destek ve yardımcı olursa, düşmanlar ondan daha uzak durur, ona hiç yanaşmazlar!´ dedi.

Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.) oradan ayrıldı.

Abs kavmi de, yurtlarına dönmek üzere, konak yerlerinden ayrıldılar.

Meysere, onlara:

´Bizi götürürken, Fedek´e yönelin! Orada Yahudiler vardır.

Onlara bu zâtı bir soralım bakalım ´ dedi.

Yahudilerin yurduna yönelip yanlarına vardılar.

Yahudiler, Benî Abs´lere bir Kitab çıkartıp ortaya koydular. Onda, Resûlullah Al eyhisselamın anıldığı yeri okudular:

´O Peygamber, ümmîdir ve Arabdır. Deveye, merkebe biner, ekmek kırıntılarını yemekle yetinir. Ne uzun, ne de kısa boyludur. Ne kıvırcık, ne de düz saçlıdır. Kendisinin gözlerinde hafif kırmızılık vardır. Teni pembedir.1

[Kitab´dan bunu okuduktan sonra, Yahudiler]:

´Eğer o sizi getirdiği dine davet ederse, onun davetini kabul edin ve onun dinine girin!

Bizler ise, onu kıskanırız ve ona tâbi olmayız.

Onun eliyle, bize, birtakım savaşlarda büyük belalar gelecektir.

Araplardan da, ona tâbi olmayan, onunla çarpışmayan hiç kimse kalmayacaktır!

Siz, ona tâbi olanlardan olun!1 dediler.

Bunun üzerine, Meysere, Benî Abs´lere:

´Ey kavmim! İşte, iş apaçık meydana çıktı!´ dedi.

Benî Abs´ler:

´Önümüzdeki yıl, hac mevsiminde döner, onunla buluşuruz´ dediler, yurtlarına döndüler.

Fakat, Benî Abslerin ileri gelenleri hac mevsiminde buna razı olmadıkları için, onlardan hiçbirisi Resûlullah (a.s.)a tâbi olamadı.

Resûlullah (a.s.), Medine´ye hicret ettikten sonra, Mekke´ye gelerek Veda Haccını yaptığı zaman, Meysere Resûlullah (a.s.)la karşılaştı ve hemen onu tanıdı:

´Yâ Rasûlallah! Vallahi, senin bize geldiğin günden beri, sana tâbi olmayı özlemekten geri dur­madım.

Bildiğin gibi, Allah, Müslümanlığımı geciktirmemden başkasına razı olmadı.

O gün benim yanımda bulunmuş olan kimselerin hepsi ölüp gitmiş bulunuyorlar.

Ey Allah´ın Peygamberi! Onların girdikleri yer neresidir ´ diye sordu.

Resûlullah (a.s.):

´Her kim İslâmiyetten başka din üzerinde ölmüş ise, o, ateş (Cehennem) içindedir!´ buyurdu.[349]

Meysere:

´Hamdolsun o Allah´a ki, beni[350] senin sayende ateşten (Cehennemden)[351] kurtardı´ deyip hemen Müslüman oldu. Ve iyi birMüslüman oldu."[352]

Allah ondan razı olsun![353]



Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Sevde ile Evlenişi


Nübüvvetin onuncu yılı, Ramazan ayında,[354] Osman b. Maz´un´un zevcesi Havle Hatun, Peygamberimiz (a.s.)ın evine gelip:[355]

"Yâ Rasûlallan! Evine girince, sanki Hatice´nin yokluğunu görür gibi oldum!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet, öyledir. O, çocukların anası, evin sahibesi, görüp gözeticisi idi" buyurdu.[356]

Havle Hatun:

"Yâ Rasûl ali ah! Evlenmez misin " dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Kiminle " diye sordu.

Havle Hatun:

"Kız istersen kızla, dul istersen dulla!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Dul olan, kimdir " diye sordu.

Havle Hatun:

"Zem´a´nın kızı Sevde´dir! Sana iman etmiş, söylediklerine tâbi olmuştur" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Haydi, git! Benim için dünürlük et!" buyurdu.

Havle Hatun, Hz. Sevde´nin yanına vardı. Ona:

"Yüce Allah, senin üzerine, hayır ve bereketten neyi indirdi, biliyor musun dedi.

Hz. Şevde:

"Nedir o hayr ve bereket " diye sordu.

Havle Hatun:

"Resûlullah (a.s.), seni kendisine istemek üzere, beni gönderdi" dedi.

Hz. Şevde:

"Sen, bunun olmasını istiyorsan, babamın yanına git! Bunu ona söyle!" dedi.

Zem´a; çok yaşlı ve yaşlılığı sebebiyle hacdan geri kalmış bir ihtiyardı.

Havle Hatun, onun yanına girip, kendisini Cahiliye devri selamıyla selamladı.

Zem´a:

"Kim bu " diye sordu.

Havle Hatun:

"Hakîm´in kızı Havle!" dedi.

Zem´a:

"Başında ne hal var " diye sordu.

Havle Hatun:

"Muhammed b. Abdullah, kendisine Sevde´yi istemek üzere, beni gönderdi" dedi.

Zem´a:

"Doğrusu, çok şerefli bir eşittir! Arkadaşın (Şevde), buna ne diyor " dedi.

Havle Hatun:

"Bunu senin arzuna bıraktı" dedi.

Zem´a:

"Öyle ise, onu benim yanıma çağır!" dedi.

Havle Hatun, Hz. Sevde´yi çağırdı.

Zem´a:

"Kızcağızım! Bu Havle, Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib´in, kendisini, seni kendisine iste­mek üzere gönderdiğini söylüyor. O, gerçekten, şerefli bir eşittir. Seni ona nikahlamamı istiyor musun " diye sordu.

Hz. Şevde:

"Evet!" dedi.[357]

Fakat, Hz. Şevde, vefat eden kocasından beş-altı küçük çocuğu bulunduğu için, Peygamberimiz (a.s.)la evlenmeye cesaret edemiyordu.

Peygamberimiz (a.s.), onun tereddüt ettiğini görünce:

"Senin benimle evlenmene engel olan nedir " diye sordu.

Hz. Şevde:

"Vallahi, ey Allah´ın Peygamberi! Yaratılmışlardan, bana, senden daha sevgilisi olamazken, benim seninle evlenmeme ne engel olabilir

Fakat, şu küçük çocukların, sabah akşam senin başında bağırıp çağırmaları olmasa; ben bu işi seni memnun ve mesrur etmek için seve seve yaparım" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Senin benimle evlenmene, bundan başka, engel olan birşey var mı " diye sordu.

Hz. Şevde:

"Yoktur vallahi!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Allah sana rahmet etsin![358]

Develere binen Arap kadınlarının hayıriısı[359] Kureyş kadınlarının yararlısı olup,[360] onlar küçük çocuğuna karşı en çok şefkat gösterir, kocasına da elindeki işi hususunda en çok riayet eder" buyur-du.[361]

Hz. Şevde:

"Yâ Rasûl ali ah! Ne yapmamı bana emir buyurursun " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Seni bana nikahlaması için, kavminden bir adama emret!" buyurdu.

Hz. Şevde de, Hâtıb b. Amr´a emretti.

Hz. Şevde, Hz. Hatice´den sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın ilk evlendiği hatundu.

Bu evlilik, nübüvvetin onuncu yılı Ramazan ayının içinde vuku buldu.[362]



Kureyş Müşriklerinin Peygamberimiz (a.s.)dan Safâ Tepeciğini Altına Çevirmesini İstemeleri


Kureyş müşrikleri, bir gün, Peygamberimiz (a.s.)dan bir mucize getirmesini istediler.

Peygamberimiz (a.s.), onlara:

"Size hangi şeyi getirmemi istiyorsunuz " diye sordu.

Müşrikler:

"Safa tepeciğini bizim için altın yap!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben bunu yaparsam, beni tasdik eder, doğrular mısınız " diye sordu.

Müşrikler:

"Evet! Tasdik ederiz! Vallahi, sen bunu yaparsan, muhakkak, topyekün sana tâbi oluruz![363]

Eğer senin söylediklerin hak ve gerçekse ve bizim iman etmemiz seni sevindirecekse, haydi, Safa tepeciğini bizim için altına çevir![364]

Safa tepeciğini bize altın yapması için Rabbine dua et! Biz de sana iman edelim!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.), onlara:

"Dediğinizi yapar mısınız " diye sordu.

Kureyş müşrikleri:

"Evet! Yaparız!" dediler.[365] Yemin de ettiler.[366]

Bunu isteyenler, Kureyş müşriklerinden:

Nadr b. Haris,

Ümeyye b. Halef,

Ebu Cehil Amr b. Hişam idi .[367]

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) Yüce Allah´a dua etti.[368]

Cebrail (a.s.) gelip:[369]

"Yâ Muhammed![370] Yüce Rabbin sana selam ediyor ve:

´İstersen, onlar için, Safa tepeciğini altın yapayım.

Fakat, bundan sonra onlardan kim küfre kalkışırsa, işte o zaman, Ben onları muhakkak ki âlemler­den hiçbirisini azaplandırmadığım bir azapla azaba uğratırım![371]

İstersen, istediklerini yerine getirmeyeyim de,[372] kendilerine tevbe ve rahmet kapısını açık tutayım 1 buyuruyor" dedi.[373]

Rahmetenli´l-âlemîn olan Peygamberimiz (a.s.):

"Hayır! Safâyı altın yapıp da, onları azaba çarpma![374]

Bilakis, onlara tevbe ve rahmet kapısını açıktut![375] Tevbekâr oluncaya kadar, onları bırak!" diyerek dua etti.[376]

Süheylî´nin İbn İshak´tan nakline göre; müşrikler de, korkarak, bu yoldaki isteklerinden vazgeçtil-er.[377]

Peygamberimiz (a.s.)dan istemiş oldukları şey için, "İstemiyoruz!" dediler.[378]

İşte:

"Bizi, (Kureyşflere) âyetler (mucizeler) göndermemizden alıkoyan, ancak, öncekilerin onları yalan­lamış olduklarıdır.

Biz, Semûd´a, gözleri göre göre o dişi deveyi verdik de, (onu öldürdüler ve) bu yüzden kendilerine yazık ettiler!

Halbuki, Biz âyetleri (azab ve helak etmek için değil), ancak (âhiret azabından) korkutmak için gön­deririz" (İsrâ: 59) mealindeki âyetin bunun üzerine nazil olduğu rivayet edildiği gibi;[379]

"Allah´a, yeminlerinin bütün hızıyla and ettiler ki, eğer kendilerine bir âyet (bir mucize) gelirse, her halde iman edecekler! De ki: ´Âyetler, ancak Allah´ın nezdindedir.´ O geldiği zaman da, onların, muhakkak, yine iman etmeyeceklerinin farkında değil misiniz " (En´am: 109) mealindeki âyetin de bunun üzerine nazil olduğu rivayet edilir.[380]



Peygamberimiz (a.s.)la Alay Eden Müşrikler ve Akıbetleri


Peygamberimiz (a.s.), bir gün, Kureyş müşriklerinden

Velid b. Mugîreye,

Ümeyye b. Halef´e,

Ebu Cehil Amr b. Hişam´a rastlamıştı.

Bunlar; kaşlarını göllerini oynatarak, Peygamberimiz (a.s.)la alay ettiler.[381]

Başlarıyla Peygamberimiz (a.s.)a işaret ederek:

"Bu da, kendisinin peygamber olduğunu ve yanında Cebrail bulunduğunu sanıyor! " dediler.[382]

Onların bu tutum ve davranışları Peygamberimiz (a.s.)ın çok ağırına gitti.

Bunun üzerine, Yüce Allah, indirdiği âyetlerde mealen şöyle buyurdu:

"Andolsun ki, senden önceki peygamberlerle de alay edildi de, eğlenmekte oldukları şey, içlerinden o maskaralık edenleri, çepeçevre kuşatıverdi!

De ki: ´Yeryüzünde gezip dolaşın! Sonra da, bakın ki, (peygamberleri) yalanlayanların sonu nice olmuştur!´"[383]

Peygamberimiz (a.s.); karşılaştığı her türlü eza, cefa, istihza ve yalanlamaya katlanarak ve âhirette sevabını umarak, Yüce Allah´ın emriyle, kavmine öğüt vermeye devam etti.[384]

Peygamberimiz (a.s.)la alay eden müşrik ulularından:

Esved b. Muttalib,

Esved b. Abdi Yağus,

Velid b. Mugîre,

Âsb.Vâil,

Haris b. Tulaytıla

kötülüklerini sürdürdükleri ve Peygamberimiz (a.s.)la alaylarını çoğalttıkları zaman, Yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.)a âyetler indirdi[385] ve indirdiği âyetlerde meal olarak şöyle buyur­du:

geliriz!)

Onlar, yakında (uğrayacakları akıbetleri) bileceklerdir!

Andolsun; biliyoruz ki, onların söyleyip durduklarından göğsün daralıyor!" (Hicr: 95-97)

Cebrail (a.s.), bir gün, gelip, Kabe´de Peygamberimiz (a.s.)ın yanına dikilmişti.

Kureyş müşriklerinin Peygamberimiz (a.s.)la alay edenlerinden:

Esved b. Muttalib,

Esved b. Abdi Yağus,

Velid b. Mugîre,

Âs b. Vâil,

Haris b. Tulaytıla, o sırada, Kabe´yi tavaf ediyorlardı.[386]

Esved b. Abdi Yağus, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelince, Cebrail (a.s.):

"Sen bunu nasıl buldun " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Benim dayım olmakla beraber, Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.

Cebrail (a.s.):

"Biz, senin için onun hakkından geliriz!" dedi.

Ondan sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına, Âs b. Vâil geldi.

Cebrail (a.s.):

"Bunu nasıl buldun " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Bu da Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.

Cebrail (a.s.):

"Biz, senin için onun hakkından geliriz!" dedi.

Ondan sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına, Velid b. Mugîre geldi.

Cebrail (a.s.):

"Bunu nasıl buldun " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Bu da Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.

Cebrail (a.s.):

"Biz, senin için onun hakkından geliriz!" dedi.

Sonra, Esved b. Muttalib geldi.

Cebrail (a.s.):

"Bunu nasıl buldun " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Bu da Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.

Cebrail (a.s.):

"Biz, senin için onun hakkından da geliriz!" dedi.[387]

Bunların hepsi de, birer musibete uğrayarak, Bedir savaşından önce ölüp gittiler.[388]



Ebu Cehil´in Peygamberimiz (a.s.)ın Secdede Boynunu Çiğnemeye Yemin Edişi


Ebu Cehil,[389] bir gün, Kureyş azgınlarından bir topluluğun içinde:[390]

"Vallahi,[391] Muhammed´i[392] Kabe´nin yanında[393] namaz kılarken görecek olursam, muhakkak, onun boynunu çiğnerim!" demişti.[394]

Peygamberimiz (a.s.):

"Eğer o bunu yapmaya kalkacak olursa, [395] muhakkak, zebanilerden, başları gökte, ayakları yerde oniki melek

iner[396], açıktan[397] kendisini yakalayıverirler!" buyurdu.[398]

Peygamberimiz (a.s.) namaz kıldığı sırada,[399] Ebu Cehil haber alıp acele[400] geldi.[401]

"Yâ Muhammed![402] Ben seni[403] bundan[404] men etmedim mi [405]

Ben seni bundan men etmedim mi

Ben seni bundan men etmedim mi " dedi.[406]

Peygamberimiz (a.s.), namazdan dönünce,[407] onu azarladı.[408]

Ebu Cehil:

"Yâ Muhammed![409] Sen beni nasıl azariarsın [410]

Sen de bilirsin ki,[411] şu vadide benim meclisimden daha kalabalık bir meclis yoktur![412]

Vallahi, istersem, şu vadiyi sana karşı süvariler ve piyadelerle doldururum!" dedi.[413]

Ebu Cehil, Kureyş müşriklerinden bir topluluğa:

"Muhammed sizin aranızda hâlâ yüzünü toprağa sürüyor mu !" diye sormuştu.

"Evet! Sürüyor!" denilince, Ebu Cehil:

"Lâtve Uzzâ´ya andolsun ki; ben onu böyle yaparken görürsem, ya onun boynuna basarım, ya da yüzünü toprağa sürerim!" dedi.[414]

Namaz kıldığı sırada, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vardı.

Kendisinin birdenbire Peygamberimiz (a.s.)ı bırakıp geri döndüğü ve elleriyle korunduğu görüldü! Kendisine:

"Sana ne oldu " diye sorulunca:

"Onunla benim aramda ateşten bir hendek! Korkunç birşeyler, birtakım kanatlar!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) da:

"Eğer bana yaklaşmış olsaydı, melekler kendisinin uzuvlarını birer birer koparırlardı!" buyurdu.[415]

Hz. Abbas da, bu husustaki bir müşahedesini şöyle anlatmıştır "Bir gün Mescid-i Haram´da idim. Oraya Ebu Cehil geldi: ´Andolsun ki; secdede görürsem, Muhammed´in boynuna basacağım!´ dedi. O sırada, Resûlullah (a.s.) geldi. Ebu Cehil´in söylediği sözü kendisine haber verdim.

Son derecede kızdı, ve Mescid-i Haram´a kapısından girmeyi beklemeyerek, hemen duvarından aşarak girdi.

Kendi kendime:

´Bu, kötü ve uğursuz bir gündür!1 dedim. Hemen, izarımı toplayıp, ben de arkasından gittim.

Resûlullah (a.s.), Alak sûresini başından sonuna kadar okudu ve secde etti.

Ebu Cehil´e:

´Ey Ebu´l-Hakem! İşte, Muhammed secdede!´ dediler.

Ebu Cehil:

´Siz benim gördüğümü görmüyor musunuz !

Vallahi, gök ufku gerilip önümü kapattı!1 dedi."[416]



Peygamberimiz (a.s.)ın Ebu Cehil´e, İraş´a Olan Borcunu Ödettirişi


İraş b. Amr diye anılan[417] bir adam devesine binip Mekke´ye gelmiş, Ebu Cehil de ondan devesi­ni satın almıştı.

Fakat, ona devesinin bedelini ödemeyi geciktirmiş, uzatmış durmuştu.

Adamcağız, Kureyşîlerin toplandıkları yere vardığı sırada, Peygamberimiz (a.s.), Mescid-i Haram´ın bir köşesinde oturuyordu.

İraş b. Amr:

"Ey Kureyş cemaatı! Ben garib, yolcu bir adamım!

Ebu´l-Hakem Amr b. Hişam´daki hakkımı almak için, bana kim yardım eder " diye sordu.

Orada oturanlar, Ebu Cehil´in Peygamberimiz (a.s.)a olan düşmanlığını bile bile, alay için, Peygamberimiz (a.s.)ı göstererek:

"Şu oturan adamı görüyor musun

Sen ona git! O, senin ondaki hakkını almakta sana yardım eder!" dediler.

Adamcağız, varıp Peygamberimiz (a.s.)ın başucuna dikildi:

"Ey Allah´ın kulu! Ebu´l-Hakem Amrb. Hişam, bana hakkımı ödememekte baskın çıktı.

Ben garib ve yolcu bir adamım!

Şu cemaattan, ondaki hakkımı almakta bana yardım edecek bir adam sormuştum.

Onlarda, bana seni gösterdiler.

Sen ondan benim hakkımı alıver! Allah seni rahmetiyle esirgesin!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.), hemen kalkıp, onunla birlikte Ebu Cehil´e gitti.

Kureyş cemaatı Peygamberimiz (a.s.)ın kalkıp adamla birlikte gittiğini görünce, yanlarında­ki adamlardan birine:

"Onu takip et; bak, gör ne yapacak !" dediler.

Peygamberimiz (a.s.) Ebu Cehil´in evine kadar gitti, kapısını çaldı. Ebu Cehil, içeriden:

"Kim o " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben Muhammed´im! Hemen yanıma çık!" buyurdu.

Ebu Cehil Peygamberimiz (a.s.)ın yanına çıktı. Kendisinin yüzü sararmış, benzi değişmişti.

Peygamberimiz (a.s.), ona:

"Ver şu adamın hakkını!" buyurdu.

Ebu Cehil:

"Olur!" dedi. Hemen içeri girdi. Hiç güçlük çıkarmadan, adamcağızın hakkını getirip kendisine verdi.

Peygamberimiz (a.s.), İraş´a:

"Git artık işinin başına!" buyurdu. Kendisi de oradan ayrıldı.

Kureyş cemaatının gönderdikleri adam yanlarına gelince, ona:

"Ne gördün " diye sordular.

Adam:

"Şaşılacak şeylerden şaşılacak şey gördüm!

Vallahi, o Ebu´l-Hakem´in kapısını çalar çalmaz, Ebu´l-Hakem hemen onun yanına çıktı ve benzi sarardı. Ebu´l-Hakem´e:

´Ver şu adamın hakkını!´ dedi. Ebu´l-Hakem de:

´Olur!1 dedi. Hemen içeri girdi. Hiç güçlük çıkarmadan, adamın hakkını getirip ödedi" dedi.

İraş da, Kureyşîlerin meclislerine gelip:

"Allah o zât hayırla mükâfatlandırsın!

Vallahi, o benim hakkımı Ebu´l-Hakem´den alıverdi!" dedi.[418]

Çok geçmeden, oraya Ebu Cehil de geldi.

Mecliste bulunanlar, ona:

"Ne oldu sana Vallahi, biz, şimdiye kadar, senin yaptığın şeyin bir benzeri daha görmedik!" dedil­er. Ebu Cehil:

"Vallahi, o kapımı çalar çalmaz, onun sesini duyar duymaz, içime bir korku doldu!

Kendisinin yanına çıktığım zaman, başının üzerinde, develerden öyle bir puğur gördüm ki, şimdiye kadar ben onun gibi büyük başlısını, boyunlusunu ve dişlisini hiç görmemişimdir!

Vallahi, adamın hakkını ödemekten kaçınsaydım, muhakkak o puğur beni yiyiverir, yutuverirdi![419] Hemen adamın hakkını verdim!" dedi.

Orada bulunan cemaat:

"Bu da onun sihirlerinden biridir!" dediler.[420]



Âs b. Vâil´in Habbab´a Olan Borcunu Ahirette Ödeyeceğini Söylemesi


Ashabdan Habbab b. Eret, Cahiliye devrinde,[421] Mekke´de demirci idi.[422] Kılıç yapandı.

Yaptığı ve sattığı kılıçlardan,[423] Âs b. Vâil´in üzerinde toplanmış bir hayli dirhem[424] alacağı vardı.

Alacağını istemek üzere, onun yanına gitti.[425]

Âs b. Vâil:

"Sen Muhammed´i inkâr etmedikçe, sana birşey ödemem!" dedi.

Habbab b. Eret:

"Vallahi, sen ölünceye ve öldükten sonra dirilinceye kadar, ben onu inkâr etmem!" dedi.[426]

Âsb.Vâil:

"Ben öldükten sonra dirilecek miyim " diye sordu.

Habbab b. Eret:

"Evet! Dirileceksin!" dedi.[427]

Âs b. Vâil:

"Siz, Cennette gümüş, altın, ipek ve her çeşit meyveler bulunduğunu söylüyorsunuz, değil mi " diye sordu.

Habbab b. Eret:

"Evet!" dedi.[428]

Âs b. Vâil:

"Ey Habbab! Dinine tâbi olduğunuz sahibiniz şu Muhammed de, Cennetliklerin Cennette altından, gümüşten, giyileceklerden ve hizmetçilerden istediklerini hazır bulacaklarını söylemiyor mu " diye sordu.

Habbab b. Eret:

"Evet!" dedi.

Âsb.Vâil:

"O halde, ey Habbab! Sen bana Kıyamet gününe kadar mühlet ver! Ben Cennet yurduna döneceğime,[429] bana o zaman mal ve evlat verilecek olduğuna,[430] mal ve evladıma döneceğime göre,[431] bendeki hakkını da sana o zaman orada öderim!"[432] diyerek, Kufâm Kerîm´in Cennette mü´minlere verilecek nimetler hakkındaki âyetleriyle alay etmek istedi.[433]

"Vallahi, ey Habbab! Ne sen, ne de sahibin ve sahiplerin, Allah katında benden daha iyi ve bu hususta daha nasipli olamazsınız![434]

Vallahi, senin söylediğin gerçekleşecek olsaydı, orada ben muhakkak senden daha üstün olurdum!" dedi.[435]

Yüce Allah, Âs b. Vâil hakkında âyetler indirdi.[436] İndirdiği âyetlerde, meal olarak şöyle buyurdu:

"Şu âyetlerimizi tanımayan ve ´Bana elbette mal ve evlat verilecek!´ diyen adamı gördün mü

O gayba mı vâkıf olmuş

Yoksa, çok Esirgeyen (Allah) katından, bir ahid mi almış

Hayır! Öyle değil!

Biz, onun söylemekte olduğu (sözü) yazar, azabını da uzattıkça uzatırız!

Onun söyleyegeldiğine, Biz mirasçı olacağız ve o, Bize tek başına gelecektir!"[437]



Peygamberimiz (a.s.)ın Süveyd b. Sâmit´le Görüşüp Kendisini İslamiyete Davet Edişi


Medineli Evs kabilesinden Amr b. Avf oğullarının kardeşi Süveyd b. Sâmit, hac veya umre için, Mekke´ye gelmişti.[438]

Kendisine, kabilesi içinde, cesareti, şiirleri, yaşlılığı,[439] soyu ve şerefliliği ile,[440] "Kâmil" ismi ver­ilmişti.

Peygamberimiz (a.s.), Süveyd´in Mekke´ye geldiğini işitince, gidip[441] onu Yüce Allah´a imana,[442] Kur´ârvı Kerîm okuyup-kendisini İslâmiyete davet etti.[443]

Süveyd İslâmiyeti ne kabul etti,[444] ne de ondan uzaklaştı.[445]

Kur´ân-ı Kerîm hakkında da:

"Hiç şüphesiz, bu, güzel bir sözdür![446]

Belki de, sende olan, benim yanımdakinin benzeridir!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Senin yanındaki nedir " diye sordu.

Süveyd:

"İçinde Lokman´ın hikmetli sözleri yazılı Mecelle (Mecmua)!" dedi.[447]

Peygamberimiz (a.s.):

"Onu bana okusana " buyurdu.

Süveyd onu Peygamberimiz (a.s.)a okudu.[448]

Peygamberimiz (a.s.):

"Şüphesiz ki, bu, güzel bir sözdür.

Fakat, benim yanımdaki, Allah´ın bana indirdiği.[449] Allah´ın Kelamı olan[450] Kur´ân[451] bundan daha güzel,[452] daha üstündür!

O, hidayet ve nurdur!" buyurdu.[453]

Süveyd, dönüp Medine´ye, kavminin yanına gitti.

Çok geçmeden de, Hazrecîler tarafından öldürüldü.[454]

Kabilesi halkından bazı kimseler:

"Biz onun Müslüman olduğu halde öldürüldüğünü gördük!" demişlerdir.[455]

Böyle ise, Allah ona rahmet etsin![456]


Kureyş Müşrikleriyle İttifak Kurmaya Gelen Medinelilerin İslamiyete Davet Edilişi


Ebu´l-Hayser Enes b. Rafi´, kavmi olan Abduleşhel oğullarından, içlerinde İyas b. Muaz´ın da bulun­duğu bazı gençlerle Mekke´ye gelmişti.

Maksatları; Hazrecîlere karşı, Kureyşîlerle bir ittifak antlaşması yapma çareleri aramakü.

Peygamberimiz (a.s.), onların geldiğini işitince, gidip yanlarına oturdu ve onlara:

"Sabahlamak üzere geldiğiniz şeyden, sizin için daha hayırlısı yok mudur " diye sordu.

"Nedir o daha hayırlı olan şey " dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben Allah´ın Resûlüyüm! Allah beni, hiçbir şeyi şerik koşmaksızın Allah´a ibadet etmeye davet edeyim diye kullara gönderdi ve bana Kitab da indirdi" buyurduktan sonra, onlara İslâmiyeti anlattı ve Kur´ân-ı Kerîm okudu.

Henüz pek genç yaşta olan İyas b. Muaz:

"Ey kavmim! Bu, vallahi, sağlamaya geldiğiniz şeyden daha hayırlıdır!" dedi.

Ebu´l-Hayser Enes b. Râfi1, hemen yerden bir avuç toprak alıp İyas b. Muaz´ın yüzüne atıp, onu:

"Sen bizi kendi halimize bırak! Hayatım üzerine yemin ederim, biz buraya ondan başkası için gelmiş bulunuyoruz!" diyerek[457] azarlayınca,[458] İyas b. Muaz sustu.[459] Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), kalkıp onların yanlarından ayrıldı.[460]

Ebu´l-Hayser ve arkadaşları da, Medine´ye döndüler.[461]

İyas b. Muaz, çok geçmeden vefat etti.

Vefat ederken yanında bulunanlar, onun ruhunu teslim edinceye kadar Yüce Allah´ı tevhid, tekbir ve O´na hamd edip durduğunu işitmişler, Müslüman olarak öldüğünde şüphe etmemişlerdir.[462]

Yüce Allah ona rahmet eylesin!

Ebu´l-Hayser Enes b. Rafi1 ve arkadaşları Mekke´den Medine´ye döndükten sonra, Kays b. Hâtım da Mekke´ye geldi.

Peygamberimiz (a.s.) onu da İslâmiyete davet etti.

Kays:

"Sen beni bu yıl bırak da, işimin üzerinde bir düşüneyim, sonra senin yanına yine gelirim!" dedi.

Fakat, gelecek yıldan önce öldü, gelemedi.[463]



Peygamberimiz (a.s.)ın Akabe´de Medineli Altı Hazrecî ile Buluşup Görüşmesi


Peygamberimiz Aleyhisselaım, nübüvvetin onbirinci yılında,[464] hac mevsiminde Akabe´de bulun­duğu sırada idi ki, Yüce Allah´ın kendilerine hayır murad ettiği Medineli Hazrecîlerden küçük bir toplu­lukla karşılaştı .[465]

Başka bir deyişle; Yüce Allah, İslâmiyeüe şereflendirmek istediği Medinelilerden, başlarını kazıtıp ihramdan çıkmış bazı kişilere, Peygamberimiz (a.s.)ı sevketti.[466] Ki, onlar:

Es´ad b. Zürâre,

Avf b. Haris,

Râfi1 b. Malik,

Kutbe b. Âmir,

Ukbe b.Âmir, Câbirb. Abdullah idi.[467]

Peygamberimiz (a.s.), onlara:

"Siz, kimlersiniz " diye sordu.

Onlar:

"Hazrec kabilesinden bazı kişileriz!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Yahudilerin dost ve müttefikleri olan Hazrecîlerden misiniz " diye sordu.

Onlar:

"Evet!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Oturmaz mısınız Sizinle biraz konuşayım" buyurdu.

Onlar:

"Olur" dediler, oturdular.

Peygamberimiz (a.s.) onları Yüce Allah´a imana davet ve kendilerine İslâmiyeti arz ve tek­lif etti, Kur´ân-ı Kerîm okudu.

Yüce Allah, Medinelilere İslâmiyetle yapacağı ihsanı yaptı.

Yahudiler, Kitab ve ilim sahibi idiler. Medine´nin yerlisi olan Evs ve Hazrecîler ise putperest idiler. Bunlar, kendi yurtlarında Yahudilerle çarpışır dururlardı.

Aralarında birşey çıktıkça, Yahudiler bunlara:

"Bir peygamber gönderilmek üzeredir. Onun geleceği zamanın gölgesi düşmüştür. O Peygamber gelince, biz ona tâbi olacağız. Onunla birlik olup, Âd ve İrem kavminin öldürüldükleri gibi, biz de sizi öldüreceğiz!" derlerdi.

Peygamberimiz (a.s.), Medineli Hazrecîlerle konuşup kendilerini Allah´a imana davet edince, birbirlerine:

"Ey kavmimiz! Biliniz ki: Vallahi bu, Yahudilerin bizi kendisiyle korkuttuğu peygamber olsa gerek! Sakın, Yahudiler ona inanmak ve tâbi olmakta sizi geçmesinler" diyerek, Peygamberimiz (a.s.) m kendilerini davet ettiği şeye icabet ve İslâmiyetten kendilerine teklif edilen şeyleri hemen kabul ve tasdik ettiler.

"Biz, kavmimizi, hem birbirlerine karşı, hem de kavmimizden olmayan bir kavme (Yahudilere) karşı, aralarında düşmanlık ve kötülük olduğu halde gerimizde bırakmış bulunuyoruz.

Umulur ki, Allah onları senin sayende biraraya toplar.

Biz, hemen yanlarına vanp, onları da senin işine, İslâmiyete davet edecek; bizim bu dinden kabul ettiğimiz şeyleri onlara da arz ve teklif edeceğiz.

Eğer Allah onları bu din üzerinde birleştirirse, senden daha aziz ve daha şerefli bir kimse olamaz!" dediler.[468]

Peygamberimiz (a.s.), onlara:

"Siz, Rabbimin elçilik vazifesini halka tebliğ edinceye, yerine getirinceye kadar beni koruyacak, bana yardımcı olacak mısınız " diye sordu[469] ve kendileriyle birlikte Medine´ye gitmek istedi.[470]

Onlar:

"Sen de biliyorsun ki, Evs ve Hazrec kabileleri arasında kanlar dökülmüştür. Allah´ın onları senin İslâmiyet işinle doğru yola çıkaracağını çok umuyoruz.[471]

Yâ Rasûlallah![472] Biz, Allah ve Resûlü için son derecede gayret göstereceğiz! Fakat, biz, bugün birbirlerine karşı kızgın,[473] birbirlerinden uzaklaşmış,[474] önceki yıl Buasta birbirlerimizle çarpışmış bulunuyoruz.

Biz bu durumda iken, eğer sen bugün yanımıza gelirsen, bizim için senin üzerinde toplanma, bir­leşme hâsıl olmaz![475]

Biz sana görüşümüzü sunuyoruz.

Sen, Allah´ın ismiyle, biraz bekle![476]

Bu yıl bizi serbest bırak![477]

Biz kavim ve kabilemizin yanına dönelim.[478]

Onlara senin işini haber verelim.

Kendilerini Allah´a ve Allah´ın Resûlüne,[479] senin davet ettiğin şeylere[480] davet edelim.

Belki Allah aramızı düzeltir,[481] işimizi birleştirir.[482]

Allah´ın bizleri senin üzerinde birleştirmesi umulur.[483]

Eğer onlar senin üzerinde sözbirliği eder, sana tâbi olurlarsa,[484] senden daha aziz bir kimse olmaz ![485]

Biz, sana, gelecek yıl hac mevsiminde gelmeye söz veriyoruz!" dediler.[486]

Peygamberimiz (a.s.) da kabul etti.[487]

Onlar; gerçekten, inanmış, Peygamberimiz (a.s.)ı ve getirdiklerini doğrulamış olarak yurt­larına dönmek üzere, Peygamberimiz (a.s.)ın yanından ayrı İdi lar.[488]

Medine´ye, kavimlerinin yanına vardıkları zaman, Peygamberimiz (a.s.)ı anlatmaya ve onları İslâmiyete davet etmeye koyuldular.[489]

Ensar evlerinden, içinde Peygamberimiz (a.s.)ın anılmadığı,[490] İslâmiyetin açıklan-madığı[491] ev kalmadı.[492]

Allah onlardan razı olsun![493]


Zekvan b. Abdi Kays´ın Müslüman Oluşu


Zekvan b. Abdi Kays da, Es´ad b. Zürâre ile Medine´den Mekke´ye gelerek Peygamberimiz (a.s.)la buluşmuş, Peygamberimiz (a.s.) İslâmiyeti arz ve teklif edip Kur´ân-ı Kerîm okuyunca, Müslüman olmuştur.[494]

Yüce Allah ondan razı olsun![495]











--------------------------------------------------------------------------------

[1] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 130.

[2] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 129.

[3] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 58, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 227, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 130, Ebu´l-Fidâ,el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 123.

[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 58.

[5] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 58-59, İbn Seyyid, c. 1 , s. 130, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 123.

[6] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 345.

[7] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 362, Taberî, Târih, c. 2, s. 219, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 345.

[8] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 362, Taberî, c. 2, s. 219, Beyhakî, c. 2, s. 346, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 130-131 .

[9] Taberî, Târih, c. 2, s. 21 9.

[10] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 362.

[11] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59.

[12] Taberî, Târîh.c. 2, s. 220.

[13] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 362.

[14] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 362.

[15] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59.

[16] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 362.

[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, Ahmed b. Hanbel, c. 1,s.362.

[18] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 130-131, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 123.

[19] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, Taberî, c. 2, s. 219, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 31, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 123.

[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 131, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 123.

[21] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 122, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 233, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 98, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 54, Neseî, Sünen, c. 4, s. 90-91, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 342-343, Vâhidî, E sbâbü´n-nüzûl, s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 131-132, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 230, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 124.

[22] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59, Beyhakî, c. 2, s. 346, İbn Seyyid, c. 1, s. 131, Zehebî, s. 236, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.123.

[23] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, İbn Sa´d, c. 1, s. 122-123, Beyhakî, c. 2, s. 346, İbn Seyyid, 11, s. 131, Zehebî, s. 236,Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 123.

[24] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 18, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 54, Vâhidî, E sbâbü´n-nüzûl, s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 132.

[25] Kasas: 56.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/119-122.

[26] İbn Sa´d. Tabakât. c. 3. s. 543. Zehebı. Târıhu´l-islâm. s. 233.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/122-123.

[27] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 130.

[28] Belâzurî, c. 1,5.236, İbn Seyyid, c. 1, s. 129.

[29] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 2, s. 57, İbn Esîr, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, c. 1, s. 130, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 10, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 71.

[30] Belâzuıî, Ensâb, c. 1, s. 236, İbn Esîr, c. 2, s. 90.

[31] Belâzuıî, c. 1, s. 236, İbn Esîr, c. 2, s. 90. Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 299.

[32] Kastalâni, Mevahib,c.1, s. 71, Diyarbekrî, c. l.s.299.

[33] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 35.

[34] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 124, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 349, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 47.

[35] İ bn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 1 24, Ebu Davud, Sünen, c. 3, s. 214, Neseî, Sünen, c. 4, s. 79, Beyhakî, c. 2, s. 349, Ebu´l-Ferecİbn Ceraf, el-Vefa, c. 1, s. 208, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 234, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 125, Halebî, c. 2, s. 47.

[36] Beyhakî, c. 2, s. 349, İbn Seyyid, c. 1, s. 132, Zehebî, s. 234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.

[37] İbn Sa´d, c. 1, s. 123, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 208, Diyarbekn, c. 1.S.301 .Halebî, c. 2, s. 47.

[38] İbn Sa´d, c. 1, s. 123, Beyhakî, c. 2, s. 349, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 208, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 32, Zehebî, s.234, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 125, Halebî, c. 2, s. 47.

[39] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.123.

[40] Neseî, Sünen, c. 4, s.79 Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.

[41] İbn Sa´d, c. 1, s. 124, Ebu Davud, Sünen, c. 3, s. 214, Nesâî, Sünen, c. 4, s. 79, Beyhakî, c. 2, s. 349, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.

[42] İbn Sa´d, c. 1, s. 123, Beyhakî, c. 2, s. 349, E bu´l-Ferec, c. 1 , s. 208, Zehebî, s. 234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.

[43] İbn Sa´d, c. 1, s. 124, Ebu Davud, c. 3, s. 214, Nesâî, c. 4, s. 79, Beyhakî, c. 2, s. 349, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 208, Zehebî,s.234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.

[44] İbn Sa´d. Tabakât. c. 1. s. 123-124.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/123-124.

[45] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 8, s. 18, Belâzuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 130, İbnHacer, el-İsâbe, c. 4, s. 283, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 301.

[46] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 57, İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 406, Yâkubî, Tâıîh, c. 2, s. 35, Taberî, Târih,c.2, s. 229,Hâkim,Müstedrek, c. 3, s. 182, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1 825, İbn Seyyid, c. 1, s. 129-130, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s. 237, İbn Hacer, c. 4, s. 1825, İbn Seyyid, c. 1, s. 129-130, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 237, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1 ,s. 301.

[47] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 236, İbn Esir, Kâmil, c. 2 s. 90, Zehebî, s. 236, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3,s. 127, İbn Hacer, c. 4, s. 283.

[48] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 1 8, Belâzurî, c. 1, s. 406, Yâkubî, c. 2, s. 35, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1825, Zehebî, s. 237, İbnHacer, c. 4, s. 283, Kastalâni, c. 1 , s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 301.

[49] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 182, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1825, Beyhakî, c. 2, s. 352-353, İbn Esîr, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, c.1, s. 1 30, Zehebî, s. 237, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 127, Kastalâni, c. 1, s. 73.

[50] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 57, İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 406, Yâkubî, c. 2, s. 35, Taberi, c. 2, s. 229, Hâkim ,c. 3, s. 182, İbn Abdilberr c. 4, s. 1825, İbn Seyyid, c. 1 , s. 129-130, Zehebî, s. 237, Diyarbekrî, c. 1 , s. 301.

[51] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 237, 406, Hâkim, c. 3, s. 182, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1825, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 85, Zehebî, s. 237, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1, s. 301 , Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 40, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 294.

[52] İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Hâkim, c. 3, s. 182, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1, s. 301, Zürkânî, c. 1,s.294.

[53] İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 237, 406, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1, s. 301, Halebî, c. 2, s. 40, Zürkânî,c. 1, s. 294.

[54] İbn İshak, İbn Hişam, c. 57, İbn Seyyid, c. 1, s. 130, Zehebî, s. 237, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 122, Zürkânî, c. 1, s. 293.

[55] İbn Sa´d, c.1, s. 211, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 130, Zehebî, s. 237, Ebu´l-Fidâ,c. 3, s. 122, Diyarbekrî, c. 1, s. 302.

[56] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 35.

[57] Taberî, Târih, c.2, s:. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Haldun, Târih, c. 2, s. ks.2, s. 10.

[58] Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 301.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/124-125.

[59] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 123, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 208.

[60] İbn Sa´d, c. 1, s. 211, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 210, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 134, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s.302.

[61] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 57, İbn Sa´d, c. 1 , s. 211, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 210, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134.

[62] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 58, Taberî, Târih, c. 2, s. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 130,1 34, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 50.

[63] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 57-58, İbn Sa´d, c. 1, s. 211, Taberî, c. 2, s. 229.

[64] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 134, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 10.

[65] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 58, Taberî, c. 2, s. 229, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 350, İbn Seyyid, c. 1, s. 130,Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 234, Halebî, c. 2, s. 50.

[66] İ bn S a´d, Tabak âtü´l -k übrâ, c. 1, s. 211, E bu´l-F ere c İbn C evzî, e I-Vefa, c. 1, s. 210-211, Ebu´l-Fidâ, el-Bi dâye ve´n-ni hâye,c. 3, s.

134, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 50-51.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/125-127.

[67] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 387.

[68] Kurtubî, Tefsir, c. 13, s. 26, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 292, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 508.

[69] Furkan: 27-29, İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 387.

[70] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 188-189, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 103-104, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 472.

[71] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 11 3, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 26, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1336, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 154, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 301.

[72] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve,0.2,5.197, Kurtubî, Tefsir, c. 15, s. 7, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 3, Suyûtî, Dürru´l-mensür, c. 5, s.258.

[73] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1 97, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 5, s. 258.

[74] Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 316, Nesefî, Medârik, c. 2, s. 3, Kurtubî, Tefsîr, c. 15, s. 7, Hâzin, Tefsir, c. 3, s.3.

[75] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 564, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.

[76] Taberî, Tefsîr, c. 22, s. 152, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 564, Suyûtî, c. 5, s. 258.

[77] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1 97, Suyûtî, c. 5, s. 258.

[78] Kurtubî, Tefsîr, c. 15, s. 7, Hâzin, c. 3, s. 3.

[79] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 197, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.

[80] Kurtubî, Tefsîr, c. 15, s. 7.

[81] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 197, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.

[82] Yâsin: 9.

[83] Taberî, Tefsir, c.2 2, s. 152, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 197, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 316, Nesefî, Medârik, c. 3, s. 3, Kurtubî,Tefsir, c. 15, s. Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 564, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.

[84] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 303, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 163, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 192-193,Beyhakî, Delâilü´n-Nübüvve, c. 6, s. 240, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 8, s. 228.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/128-133.

[85] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 60.

[86] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 211 , Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 211 ,İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302.

[87] Belâzurî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302.

[88] İbn Sa´d, Tabakât, c .1 , s. 211, Belâzurî c. 1, s. 237, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 211, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 91 , İbn Kayyım ,Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 134, Kastalâni, c. 1, s. 73, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c.2, s. 51.

[89] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, c. 1, s. 75.

[90] İ bn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 60, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s.211, Belâzurî, c. 1, s. 237, Taberî, Târih, c . 2, s. 229, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 211, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 134, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 282, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.135, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 73,Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[91] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 8.

[92] İbn Kayyım, Zâd, c. 2, s. 52, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302.

[93] İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 10, Halebî, c. 2, s. 51.

[94] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.

[95] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 34, Ebu´l-Fidâ,c. 3, s.135, Halebî, c. 2, s. 52.

[96] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Zehebî, s. 282.

[97] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 34, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.135.

[98] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91 , İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1 ,s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.

[99] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s 60, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Taberî, Târîh, c. 2, s. 229-230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve , c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 212, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 91 , İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 282, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 135, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks.2, s. 1 0, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 52.

[100] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 ,s.134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî,c. 1,5.302.

[101] İbn İ shak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1 , s. 302.

[102] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 416, Zehebî, s. 282, Bedrüddin Aynî,Umdetu´l-Kârî, c. 1 5, s. 142, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 6, s. 224.

[103] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 60-61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 1 35, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[104] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212. İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s.1234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[105] Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Zehebî, s. 283.

[106] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212. İbn Esîr, c. 2,s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[107] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, c.1, s. 295, Zehebî, s. 283.

[108] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Yâkubî, c. 2, s. 36, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2,s. 415, Zehebî, s. 283, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415.

[109] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,c. 1, s. 21 2, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 135.

[110] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Yâkubî, c. 2, s. 36, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295,Beyhakî, Delâil, c .2, s. 415, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 21 2, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.

[111] Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237.

[112] İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52.

[113] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s.134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, Hamis, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[114] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1 , s. 1 34, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135,Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[115] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 22, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1 ,s. 134, Diyarbekrî, c. 1, s.302, Halebî, c. 2, s. 52.

[116] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1 , s. 1 34, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135,İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Diyarbekrî, c. 1, s. 302.

[117] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 235, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 91-92, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.136-137.

[118] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52,İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 4, s. 275, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 74, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302.

[119] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 21 2, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Diyarbekrî, c. 1,s.3O2.

[120] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 15, s. 142, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 6, s. 224.

[121] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c.1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s. 283.

[122] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, İbn Sa´d, c.1, s. 21 2, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Esîr,Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c . 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks.2, s. 1 0, Kastalâni, M evâhib, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 52.

[123] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3,s. 135, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[124] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, İbn Sa´d, c. 1 , s. 212, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Esîr, c. 2, s. 91 ,İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c.1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2,s. 52.

[125] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 212, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1, s.302.

[126] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 ,s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 416, İbn Seyyid, c.1, s.134, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136.

[127] Yâkubî, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, c. 1,s. 295, Ebu´l-Ferec, c. 1,s. 282, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1,s.3O2.

[128] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 46, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[129] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 46, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 52.

[130] Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 297.

[131] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, Taberî, Târih, c. 2, s. 230, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 136.

[132] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, Taberî, Târih, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, e I-Vefa, c. 1, s. 213, İbn Esîr,Kâm il, c. 2, s. 91 , Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 283, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2, s. 53.

[133] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Zehebî, s. 283, Halebî,c.2,s.52.

[134] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Ebu´l-Ferec, c.1, s. 213, İbn Esîr, c. 2,s. 91, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2, s. 53.

[135] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295.

[136] Ebu Nuaym, c. 1,s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136,Halebî, c. 2, s. 53.

[137] Ebu Nuaym, c.1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2, s. 53.

[138] Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2 , s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 35, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136,Halebî, c. 2, s. 53.

[139] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 35, Zehebî, s. 283, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2,s. 53.

[140] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415.

[141] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 213, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, İbnHaldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 10.

[142] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73.

[143] İbn Haldun, Târîh, c. 3, ks.2, s. 10.

[144] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 61-62, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 213, İbn Esîr,Kâm il, c. 2, s. 91 -92, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.136, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 75.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/133-140.

[145] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 213, İbn Esir, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s.1135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 ,s.3O2, Halebî, c. 2, s. 53.

[146] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 416, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 56, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 213, İbn Esîr.c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Diyarbekrî, c. 1 , s. 303, Halebî, c. 2, s. 53.

[147] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 56, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2,s. 54.

[148] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 416, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 283, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 54.

[149] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 62, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Süheylî,Ravd, c. 4, s. 56, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 213, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 35, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 136. Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî, c. 2, s. 54.

[150] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295.

[151] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 466.

[152] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 74, Diyarbekrî, c. 1, s. 303.

[153] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62-63, Taberî, c. 2, s. 230-231, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 213-214, İbn Esîr, c. 2, s. 92, İbn Seyyid,c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Diyarbekrî, c. 1, s. 303, Halebî, c. 2, s. 56.

[154] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Zehebî, s. 223.

[155] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 56.

[156] Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Zehebî, s. 283, Halebî, c. 2, s. 56.

[157] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 63, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230-231 , Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 214, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 36, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî, İ nsânu´l-uyûn, c. 2,s. 56.

[158] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 35, Halebî, c. 2, s.56.

[159] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/140-142.

[160] İbrı İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Seyyid.c. 1 ,s.136, Diyarbekrî, c. 1, s. 303.

[161] İbn Şa´d, Tabakatü´l-kübrâ, c. 1, s. 212.

[162] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Seyyid.c. 1, s. 136.

[163] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 63, İbn Sa´d, c. 1, s. 21 2, Belâzurî, c. 1, s. 237, Taberî, c. 2, s. 231, Diyarbekrî, c. 1, s. 303.

[164] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 83, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1420.

[165] Kamu´s-Seâlib, Mekke´ye iki merhalelik veya bir gün bir gecelik bir yerdir (Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 15, s.142, İbn Hacer, Fethu´l-bârî, c. 6, s. 224).

[166] Buhârî, Sahîh,c.4, s. 83, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1420-1421, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 281-282, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 417, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 135, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 284, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Halebî, İnsânu´luyûn, c. 2, s. 56-58.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/142-143.

[167] Mahle, Mekke´ye bir geceliktir (Kastalanı, Mevahibu´l-ledünniye, c. 1, s. 74, Diyarbekrı, Hamıs, c. 1, s. 363).

[168] Nasibin (Nusaybin), M usul´dan Şam´a giden kafile yolu üzerinde, Cezire beldelerinden, bostanları, suları bol bir belde olup Sencar ilEsîralan dokuz fersah, Musul ile altı günlüktür. Sur içinde bulunan küçük bir dağdan şehre akreb yayılır (Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 288).

[169] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 63, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212,Taberî, Târih, c. 2, s. 231, E bu Nuaym ,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 363, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 92, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52. İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.136, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s.74,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 60.

[170] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu Nuaym, c. 2, s. 363, İbn Esîr, c. 2, s. 92.

[171] Ahkâf 29-32, Cinn: 1-15, İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 63, İbn Sa´d.c.1, s. 212.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/143-144.

[172] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 212, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî,İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 61.

[173] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 61.

[174] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, Zad, c. 2, s. 52, Halebî, c. 2, s. 61.

[175] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, İbn Kayy,m , Zâd, c. 2, s. 52, Halebî, c. 2, s.52.

[176] Taberî,Târîh,c.2, s. 231.

[177] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137.

[178] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231.

[179] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 214.

[180] Taberî,Târîh,c.2, s. 231.

[181] İsmail (a.s.)ın, halis ve saf soyundan gelen oğullarına Sarfh (İ bn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 26, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe,c.1, s. 20); Abduddar, Cuman, Manzum, Adiyy, Ka´bveSehm oğullarına da, Halff´in çoğulu olarak Ahiâf denir (İbn Esîr, Nihâye, o.1, s. 425).

[182] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 20, Taberî, Târih, c . 2, s. 231 , Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 214, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137.

[183] Taberî, Tarih, c. 2, s. 231.

[184] Taberî, T ârfh, o. 2, s. 231, E bu´l-F erec İ bn C evzî, el-Vefa, c. 1, s. 214.

[185] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 20, Taberî, Târîh, o. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 214, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137.

[186] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1,5.215.

[187] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231.

[188] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1.S.215.

[189] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s.52.

[190] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 21 5, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.137.

[191] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 62.

[192] Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, c. 2, s. 62.

[193] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, c. 2, s. 62.

* Altı veya yedi kişi idiler (Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, c. 2, s. 62).

[194] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.

[195] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215.

[196] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.

[197] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.

[198] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 212.

[199] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215.

[200] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137.

[201] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,c.1, s. 215, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93.

[202] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, o. 2, s. 52.

[203] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52.

[204] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.

[205] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 212, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 62.

[206] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 21, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137.

[207] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, E bu´l-F erec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, Zâd, c. 2, s. 52.

[208] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s.80,Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 20, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 56,Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ,c. 9, s. 67, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 233, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 136.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/144-147.

[209] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 237, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 759, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 78, İbn Hacer, el-İsâbe,c.2, s. 225.

[210] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 238, Etau´l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 204, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 79, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 139, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ,c. 1, s. 336, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 69.

[211] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 237, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 139.

[212] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 238, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204.

[213] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 98.

[214] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, Ebu Nuaym , c. 1, s. 238, Ebu´l-Fenec, c. 1, s. 204.

[215] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 98.

[216] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 238, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 759, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204, İbn Esîr, c. 3, s. 78-79, İbn Seyyid, c. 1, s. 139, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 248, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 99.

[217] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 759, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 248-249.

[218] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1 ,s.239, İbn Abdilberr, c. 2, s. 759, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204, İbn Esir, c. 3, s. 79, İbn Seyyid, c. 1, s. 139, Zehebi", c. 1, s. 249, Suyûtî, c. 1, s. 336.

[219] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1, s. 239, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204, İbn Esîr, c. 3, s. 79, Suyûtî, c. 1, s. 336, Halebî, c. 2, s. 69.

[220] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 22-24, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 237-239, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 239, İ bn Abdi Iberr, İstiâb, c. 2, s. 760-761, E bu´l -F erec İ b n C evzî, el- Vefâ, c. 1, s. 204-206, İ bn Esîr, Usdu´l -g âbe, c. 3, s. 7 9-80, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 139-140, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1,s. 249-250, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 99-100, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 336-337, Halebî, İ nsânu´l-uyûn, c. 2, s. 69-70.

[221] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 243, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 123, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1957, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 758, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 249, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 225.

[222] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 24, İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 239, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 259, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 239-240, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî,el-Vefâ,c. 1 ,s. 206, İbn Esîr.Usdu´l-gâbe.c. 3, s.80, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 100, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 337.

[223] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 239, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 140

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/147-152.

[224] Taberî, Tarih, c. 2, s. 231, İbn Esîr, Kâmil, c . 2, s. 93.

[225] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 284, Ebu´l-Fidâ, el-Bidaye ve´n-nihâye, c. 3, s. 65.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/152-153.

[226] Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 306-307, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 132, Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 222, Hâzin, Tefsir, c. 4, s.417.

[227] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 133, Ebu´l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 655, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 288,Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 307.

[228] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 405.

[229] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 34, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 307, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 132, Hâzin, c. 4, s. 417.

[230] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 34, Vahidi, s. 307, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 132.

[231] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 34, Vahidî, s. 307, Hâzin, c. 4, s. 417.

[232] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 34, İbn Sa´d, c. 1, s. 133, Belâzurî, c. 1, s. 405, Vâhidî, s. 307, Ebu´l-Fenec, c. 2, s. 655, İbn Seyyid, c. 2, s. 288, Hâzin, c. 4, s. 417.

[233] İbn Sa´d, c. 1, s. 133, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 50, c. 4, s. 1818-19, İbn Asalar, Târih, c. 1, s. 293, Ebu´l-Ferec, c. 2, s.655, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1 , s. 23, İbn Seyyid, c. 2, s. 288,

[234] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 39.

[235] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 39, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 307.

[236] Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 222.

[237] Kevser 1-3.

[238] İbn Esîr, Nihâye, c. 4, s. 208.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/153-154.

[239] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 63, Taberî, Târih, c. 2, s. 231, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 138.

[240] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 282, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 422, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 142.

[241] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63-64, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 216, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 36, Taberî, Târîh, c. 2, s. 231.

[242] İbnSa´d, Tabakât, c. 1, s. 216, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Ebu Nuaym, c. 1, s. 292, Diyarbekrî, Hamis, c.1,s. 306, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 153.

[243] Zübeyr b.Bekkâr, Cem hene, c. 1, s. 367-368, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 1 97, c. 3, s. 15.

[244] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267, Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.

[245] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267, Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.

[246] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.

[247] İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.

[248] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.

[249] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 1 0, s. 103.

[250] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.

[251] Zübeyr b.Bekkâr, Cem here, c. 1, s. 367, B. Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 10, s. 103, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.

[252] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 58-59.

[253] Zübeyr b. Bekkâr, Cemhere, c. 1, s. 368,Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 10, s. 104, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.

[254] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.

[255] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.

[256] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 55.

[257] Zübeyr b. Bekkâr, Cem here, c. 1, s. 368, İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.

[258] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.

[259] Zübeyr b.Bekkâr, Cemhere, c. 1, s. 368, B. Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 10, s. 104, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.

[260] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.

[261] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 216-217, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 292, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2,s. 56, E bu´l -F i dâ, el -Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 146, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 306.

[262] İbn Sa´d, c. 1, s. 216, 217, Ebu Nuaym , c. 1, s. 292, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks.2, s. 11, Diyarbekrî, c. 1,s.3O6.

[263] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 63-64, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.216, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Taberî, Târih, c. 2, s.231, Ebu Nuaym , D elâ ilü ´n-n übü we, c. 1, s. 282, Süheylî, Ra vdu´l -ünüf, c. 4, s. 59, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 216, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c.1, s. 152-53, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 282, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c.3, s. 138.

[264] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 63-64, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 216, Taberî, Târih, c. 2, s. 231, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 185, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 94, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-Nihâye, c. 3, s. 439.

[265] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.1, s. 216, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c . 3, s. 492, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 186, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 138.

[266] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 64, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Taberî, Târîh, c. 2, s. 232, Ebu´l-F erec İbn Cevzî, el-Vefâ,c.1, s. 21 5, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 135, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138.

[267] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 67, Ahmed b. Hanbel, 3, s. 492, İbn Esîr, c. 2, s. 94, İbn Haldun, Târîh, c. 2, s. ks.

2, s. 11 .

[268] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 64, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.

[269] İbn İshak, İ bn Hişam, c. 2, s. 64, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Kayyım, Zâdü´l-m ead, c. 2, s. 56,Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Halebî, c. 2, s. 154.

[270] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 64, İbn Sa´d, c. 1,s. 216, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Kayyım,c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138-139, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 46.

[271] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 59, E bu´l-Ferec, c. 1 ,s. 216, İbn Kayyım , c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46, İbn Haldun, c. 2, ks.2, s. 11.

[272] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 36, Ebu´l-F erec, c. 1, s. 21 6. İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285,Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46.

[273] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 64, İbn Sa´d, c. 1, s. 216, Belâzurî, c. 1, s. 237, Yâkubî, c. 2, s. 36, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 216, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138.

[274] İbn Sa´d, c. 1, s. 21 6, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322. Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 292, Beyhakî, Delâil, c. 2,s. 442, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 59, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46.

[275] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 292, E bu´l-Ferec, c. 1.S.216, İbn Seyyid, c. 1, s. 152, Zehebî, s. 282, Halebî, c. 2, s. 153.

[276] İbn Sa´d, . c1, s. 216, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[277] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Beyhakî, c. 2, s. 442, Zehebî, s. 282, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, c. 6, s. 46.

[278] İbn Sa´d, c. 1, s. 216, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Beyhakî, c. 2, s. 442, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 282, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, c. 6, s. 46, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[279] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237.

[280] Yâku bf, Târîh, c. 2, s. 36, Ze hebf, Tâ rfhu ´l-islâm, s. 282, E bu´l -Fi dâ, el-Bi dâye ve´n-nih âye, c. 3, s. 140, Diyarbekrf, Hamîs, c.1, s. 306.

[281] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.216, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56.

[282] Zehebî, s. 282, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 40, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 158.

[283] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 6624, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 442, Zehebî,s. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c . 6, s.46.

[284] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 ,s.282, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 422, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye,c. 3, s. 142-1 43, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 309-310.

[285] Ebu Nuaym, c. 1, s. 285, Beyhakî, c. 2, s. 424, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 143.

[286] Ebu Nuaym, c. 1, s. 285, Beyhakî, c. 2, s. 424, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1,s. 153, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 143, Halebî, c.2,s. 156.

[287] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 285, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 424, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 251 ,İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 153, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 143, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 156.

[288] Ebu Nuaym, c.1, s. 285, Beyhakî, c. 2, s. 424, İbn Seyyid, c. 1, s. 153, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.143, Halebî, c. 2, s. 156.

[289] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 285-288, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 424426, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c.5, s. 250-251, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 153-155, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 143-144, Halebî, İ nsânu´l-uyûn,c. 2, s. 156-1 57.

[290] Ahmed b. Hanbel, Müsned,c. 3, s. 492, Hâkim, Müstedrek, c.1, s. 15, Beyhakî, Delâil,c. 2,s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s. 151, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 22.

[291] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1,s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 185, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1,s.15, Beyhakî, c. 2, s. 185, İbn Abdilberr, İ stiâb, c. 2, s. 492, Zehebî, s. 151, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysem f, c. 6, s. 22.

[292] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492.

[293] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1, s. 15, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysemî, c. 6, s. 22.

[294] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Heysemî, c. 6, s. 22.

[295] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1, s. 15.

[296] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 15, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 185, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 492493, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 22.

[297] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1, s. 15, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysemî, c. 6, s. 22.

[298] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 185, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41 .

[299] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Beyhakî, c. 2, s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 151, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysemî,Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 22.

[300] Be yhak f, D el âil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 185.

[301] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Beyhakî, c. 2, s. 185, Zehebî, s. 151 , Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41.

[302] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, Müstedrek, c. 1 , s. 15, Beyhakî, c. 2, s.1 85, İbn Abdilberr, c. 2, s. 483, Ebu´l-Fidâ,c. 3, s. 41 , Heysemî, c. 6, s. 22.

[303] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41 .

[304] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 64-65, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492493, Taberî, Târih, c. 2, s. 231-232,Zehebî, Tâ rihu´ l-islâm, s. 285, E bu´l -Fidâ, c. 3, s. 1 38-1 39, Halebî, İ n sânu´ l-uyûn, c. 2, s. 15 4.

[305] Dârekutnî, Sünen, c. 3, s. 44-45, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 182, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 71, AJâüddinAli, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 49, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 153-154.

[306] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 151, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41 ,Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21.

[307] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 130, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.

[308] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.

[309] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 130, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.

[310] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 130.

[311] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.

[312] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 5, s. 130, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.

[313] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.

[314] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 65, Taberî, Târîh, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93.

[315] E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.

[316] İbn İshak, İ bn Hişam, c. 2, s. 65, Taberî, c. 2, s. 232, E bu Nuaym , c. 1, s. 297, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139.

[317] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 140.

[318] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.

[319] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 65, Taberî, Târîh, c.2,s. 232, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139.

[320] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.

[321] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 65, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 139.

[322] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.

[323] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 65, Taberî, Târîh, c.2,s. 232, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s.285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.

[324] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 65, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî,s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 139, Halebî, c. 2, s. 154.

[325] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238.

[326] İbn İshak, İbn Hişam ,c. 2, s. 65-66, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 139, Halebî,c.2,s.155.

[327] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 66, Taberî, c. 232, E bu Nuaym, c. 1, s. 289, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, E bu´l-Fidâ,c.3,s.140.

[328] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 289, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 140.

[329] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93.

[330] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 41.

[331] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 39.

[332] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 139.

[333] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 141.

[334] İ bn İ shak, İ bn H işam, Sîre, c. 2, s. 66, Taberî, Tâ rıh, c. 2, s. 232, Zeheb f, Tâ rfhu´ l-islâm, s. 285-286, Ebu´l-Fidâ, el-Bi dâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139-140.

[335] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 297, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 141.

[336] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 179, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 141, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 353.

[337] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 297, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 141.

[338] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 179, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye c. 3, s.141, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 353.

[339] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 297, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 141.

[340] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, İbn Esîr, c. 7, s. 179, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 141, İbn Hacer, c. 4, s. 353.

[341] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 41.

[342] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 66, Taberî, Târîh, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, c. 1,s.297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 140.

[343] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, c.1 ,s.297, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 1 40, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.

[344] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, c. 1, s. 297, İbn Esîr, c.2, s. 93, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.140.

[345] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.

[346] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 293.

[347] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 293.

[348] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 293.

[349] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 293-294, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 145-146.

[350] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 294, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 146.

[351] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 285.

[352] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 294, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 5, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 146.

[353] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/154-177.

[354] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 53.

[355] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 57.

[356] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 57, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282.

[357] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 211 , Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 132.

[358] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 318-319, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 132-133, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 4, s. 270.

[359] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.1 ,s.319, Buhârî, Sahih, c.6, s. 120, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1958, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 133, Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 4, s. 270.

[360] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 319, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 120, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 133, Heysemî, Meanau´z-zevâid,c. 4, s. 270-271.

[361] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 319, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 120, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1959, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 4, s. 271.

[362] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 53.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/177-180.

[363] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 5, s. 255, Taberî, Tefsir, c. 7, s. 312, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150.

[364] Taberî, Tefsir, c. 15, s. 108, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 4, s. 190.

[365] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 242, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 314, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 53,Suyûtî, D ürru´l-mensur, c. 4, s. 190.

[366] Taberî, Tefsir, c. 7, s. 312, H ale bf, İ nsânu´l -u yûn, c. 1, s. 497

[367] Belâzurî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 142.

[368] İ bn İ shak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 5, s. 255, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 242, Taberî, Tefsir, c. 7, s. 31 2, Hâkim ,Müstedrek, c. 2, s. 314, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190, Halebî, c. 1, s. 496.

[369] İbn İshak, c. 5, s. 255, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 242, Taberî, c. 7, s. 312, c. 1 5, s. 108, Hâkim, c. 2, s. 314, Vâhidî, s.150, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 272 Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190.

[370] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 272

[371] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 242, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 314, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 52,Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 7, s. 50, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 4, s. 190, Halebî, İnşânu´l-uyûn, c. 1, s. 497.

[372] Halebî, İ nsânu´l-uyun, c. 1, s. 497.

[373] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 242, Hâkim, c. 2, s. 314, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s.272, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190, Halebî, c. 1, s. 497.

[374] Halebî, İ nsânu´l-uyun, c. 1, s. 497.

[375] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 242, Hâkim, c. 2, s. 314, Beyhakî, c. 2, s. 272, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190, Halebî,c.1, s. 497.

[376] İbn İshak, c. 5, s. 255, Taberî, Tefsir, c. 7, s. 312, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150.

[377] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 1 53-1 54.

[378] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 272.

[379] Taberî, Tefsir, c. 15, s. 108, Hâkim , c. 2, s. 362, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 234, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c.3, s. 47, Hâzin,Tefsir, c. 3, s. 169, Suyûtî, c. 4, s. 190.

[380] Taberî. c. 7. s. 312. Vâhidî. Esbâbü´n-nüzûl. s. 150.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/180-182.

[381] "Allah´ın yanında başka bir ilah daha tanıyan o alaycılara karşı, muhakkak, Biz sana yeteriz! (Onların hakkından, İbn İshak, İtan Hişam, Sîre, c. 2, s. 36.

[382] Şuyuti, Dürru´l-m ensûr, c. 4, s. 108.

[383] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 36.

[384] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 50.

[385] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s. 50-51, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 69-70 Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvvie, c. 1, s. 268, Kurtubî,Tefsir, c. 10, s. 62, Meseff, Medârik, c. 2, s. 279, Beyzâvf, Tefsir, c. 1, s. 547, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 92.

[386] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 51, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 70, Kurtubî, Tefsir, c. 10, s. 62, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 106.

[387] Taberî, Tefsir, c. 14, s. 72.

[388] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 51-52, Taberî, c. 14, s. 70-72, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 268, Beyhakî,D el â il ü´n-nübü we, c. 2, s. 316-318, K urtu bf, Tefsir, c. 10, s. 62, İ bn Seyyid, U yûnu ´l-eser, c. 1, s. 11 3, Zehebî, T ârfhu´l -i si âm, s. 224-225, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 105-106.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/182-185.

[389] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 368, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 81, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 444, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 254.

[390] Ebussuud, Tefsir, c. 9, s. 179.

[391] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126

[392] Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 368, Buhârî, c. 6, s. 81, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 254.

[393] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Buhârî, c. 6, s. 81, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 529, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 394

[394] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 248, 368, Buhârî, c. 6, s. 81, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 125, Taberî, c. 30, s. 254, Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 124, Hâzin, c. 4, s. 394, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Ebussuud, c. 9, s. 179.

[395] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 248, 368, Buhârî, c. 6, s. 81, 89, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 257, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529.

[396] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126, Bedruddin Ayni, Umdetu l-Kari c. 19, s. 308, İbn Hacer, Fethu l-Bari, c. 8 s. 557.

[397] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126.

[398] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 248, 368, Buhârî, c. 6, s. 81 , 89, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 257, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Bedrüddin Aynî, c. 19, s. 308, Hâzin, c. 4, s. 1 94.

[399] Tirmizî, c. 5, s. 444, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 1 92, Zehebî, Târîhu´Nslâm, s. 151-152, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.

[400] Belâzuıî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 126.

[401] Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 1 266, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.

[402] Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, t 4, s. 529.

[403] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.

[404] Tirmizî, c. 5, s. 444, Taberî, c. 30, s. 256, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.

[405] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 44, s. 394.

[406] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 444.

[407] Tirmizî, c. 5, s. 444, Hâzin, c. 4, s. 394.

[408] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Kurtubî, c. 20, s. 127, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 259, Hâzin, c. 4, s. 394.

[409] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 256, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 256, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 192, Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 127.

[410] Ahm ed b. Hanbel, c. 1, s. 256, Belâzurî, c. 1, s. 1 26, Taberî, c. 30, s. 256, Kurtubî, c. 20, s. 127, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, t 4, s. 394.

[411] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 256, Tirmizî, c. 5, s. 444, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.

[412] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 256, Tirmizî, c. 5, s. 444, Taberî, c. 30, s. 256, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 208, Beyhakî, c. 2, s. 189, Zehebî, s. 151-152, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 19, s. 308.

[413] Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 394.

[414] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2154, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 256, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 208, Beyhakî, Delâil, c. 2, s.189, Zehebî, s. 151-152, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Bedrüddin Aynî, c. 19, s. 308.

[415] Müslim, c. 4, s. 2154, Taberî, c. 30, s. 256, Ebu Nuaym, c. 1, s. 208, Beyhakî, c. 2, s. 189, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.

[416] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 2, s. 191, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 02, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 43, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 463464.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/185-187.

[417] İbrı Hazm, Cemhere, c. 2, s. 387, Süheylî, Ravıdu´l-ünüf, c. 3, s. 387.

[418] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 29-30, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 128-129, Ebu Nuaym, Delâilü´n-Nübüvve, c. 1 , s. 210-212, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 193-194, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 45, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 506-507.

[419] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 30, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 212, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1 93-1 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 112, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 45.

[420] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 129.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/188-190.

[421] Buhârî,Sahih,c.5ı s. 238, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2153, Kurtubî, Tefsir, c. 11, s. 145.

[422] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 383, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 164, Bu hân , Sahih, c. 5, s. 238, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2153, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 176, Taberî, Tefsir, c. 16, s. 120, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 204, Kurtubî, Tefsir, c. 11, s. 145, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 135.

[423] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.1, s. 383.

[424] Taberî, Tefsir, c. 16, s. 120, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 135.

[425] İbn İshak, İbn Hişam, Sire.c.1 ,s. 383, İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 164, Buhârî.c. 5, s. 238,Müslim, c.4,s. 2153, Belâzurî, c. 1, s. 176, Taberî, c. 16, s. 120, Vâhidî, s. 204, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.

[426] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 237-238, Müslim, c. 4, s. 2153, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 318, Belâzurî, c. 1, s. 177, Taberî, c. 16, s. 120, Vâhidî, s. 204, Fahm´r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 249, Kurtubî, c. 11, s. 145-146, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 279.

[427] İ bn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 237, Müslim , c. 4, s. 2153, Tirmizî, c. 5, s. 318, Belâzurî, c. 1, s. 177, Taberî, c.16, s. 1 21, Fahru´r-Râzî, c. 22, s. 249, Kurtubî, c. 11, s. 146, Ebussuud, c. 5, s. 279.

[428] Taberî, c. 16, s. 121, Vâhidî, s. 205, Fahru´r-Râzî, c. 22, s. 249, Kurtubî, c. 11, s. 145-146, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.

[429] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 383.

[430] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 237, 238, Taberî, Tefsir, c. 16, s. 1 21, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 204, Zemahşerî, Keşşaf, c. 2, s. 523, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 249.

[431] Buhârî, c. 5, s. 238, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2153, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 1 77, Vâhidî, s. 204, Kurtubî, Tefsir, c. 11, s. 145.

[432] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 383, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 237, Belâzurî, c. 1, s. 177,Vâhidî, s. 204, Kurtubî, c. 11 , s. 145.

[433] Taberî, c. 16, s. 121, Vâhidî, s. 205, Kurtubî, c. 11, s. 146.

[434] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 383, Kurtubî, c. 11, s. 146.

[435] Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 205.

[436] İbn İ shak, İbn Hişam, c. 1, s. 383, İbn Sa´d, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 238, Müslim, c. 4, s. 2153, Belâzurî, c. 1, s. 177,Taberî, c. 16, s. 1 21, Vâhidî, s. 204-205, Kurtubî, c. 11, s. 145, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 136.

[437] Meryem: 77-80.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/190-192.

[438] İbn İshak, İtan Hişam , Sîre, c. 2, s. 67, Yâkubî, Tarih, c. 2, s. 37, Taberî, Târih, c. 2, s. 233, Beyhakî, Delâilü´n-Nübüvve, c. 2, s. 419, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 69, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 155, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 287, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 147, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 160.

[439] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287.

[440] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 67, Taberî, c. 2, s. 233, İbn Esîr, c. 2, s. 94, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147.

[441] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 67-68, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, c. 2, s. 94, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[442] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 68, Yâkubî, c. 2, s. 37, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[443] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Belâzurî, c. 1, s. 238, Taberî, t 2, s. 233, Beyhakî, t 2, s. 419, İbn Esîr, c. 2, s. 94-95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[444] İbn Hazm, Cevâmiu´s-are, s. 69, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 155,

[445] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, c. 2, s. 95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2,5.160.

[446] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn E sır, c. 2, s. 95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[447] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s.68, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[448] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 68, Belâzurî, c. 1, s. 238, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[449] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 68, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238, Taberî, Târih, c. 2, s. 233, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvE, c. 2, s. 419, Zehebî, Târıhu´l-isJâm, s. 287, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 147, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 160.

[450] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 37.

[451] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 68, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 47, Halebî, c.2,s.160.

[452] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 238, Yâkubî, c. 2, s. 37.

[453] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s.68 Belâzurî, c. 1 , s. 238, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[454] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[455] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, c.2, s. 95, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1,s.155, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 47, Halebî, c. 2, s. 160

[456] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/192-194.

[457] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 69, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 427, Taberî, Târîh, c. 2, s. 233, Hâkim,
Müstedrek, c. 3, s. 1 81, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 1 86, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 288, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 148, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6. s. 36.

[458] İbn Haim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 69, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 155, İbn Haldun,Târîh, c. 2, ks, 2, s. 11, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 161.

[459] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 69, Taberî, c. 2, s. 233, Hâkim, c. 3, s. 181 .Beyhakî, c. 2, s. 420, İbn Haim, s. 69, İbn Esîr, c. 1, s. 186, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, c. 1, s. 155, Zehebî, s. 288, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 48, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 11.

[460] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 427, Taberî, c. 2, s. 233, Hâkim, c.3, s. 181, Beyhakî, c. 2, s. 420, İbn Esîr, c. 1, s. 186, Zehebî, s. 288, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 148, Heysemî, c. 6, s. 36, Halebî, c. 2, s. 161.

[461] İbn Hazm, s. 69, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, c.1, s. 155, İbn Haldun, c. 2, ks, 2, s. 11.

[462] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 427, Taberî, c. 2, s. 233, Hâkim, c.3, s. 181, Beyhakî, c. 2, s. 420, İbn Hazm, s. 69, İbn Esîr, c. 1, s. 186, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 288, İbn Seyyid, c. 1, s. 155, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 148, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 11, Halebî, c. 2, s. 1 61.

[463] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/194-195.

[464] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 216, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 306.

[465] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 70, Taberî, Târih, c. 2, s. 234, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 298, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 433, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 148, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76.

[466] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 217, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 299.

[467] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 71 -72, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 219, Taberî, c. 2, s. 234, E bu Nuaym , c. 1, s. 299, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 433, İbnHaim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 69-70, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 217, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 96, İbn Kayyım, Zâdü1 l-mead, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 290, Ebu´l-Fidâ,c.3, s.149, İbn Haldun, c. 2, kş. 2, s. 11. Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[468] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 70-73, Taberî, Târih, c. 2, s. 234, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 298-299,Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 433434, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 290, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 148-149, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 306, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 159.

[469] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 218, Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[470] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 38.

[471] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 299, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 290, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 40.

[472] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 219.

[473] İbn Sa´d, c. 1 , s. 218, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 299, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 40, Kastalâni,Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 306.

[474] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 299, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 40.

[475] İbn Sa´d, c. 1, s. 218-219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Heysemî, c. 6, s. 40, Kastalâni, c. 1 , s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[476] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[477] İbn Sa´d, c. 1, s. 219, Kastalâni, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[478] İbn Sa´d, c. 1, s. 219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40.

[479] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40.

[480] İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 11, Kastalâni, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[481] İbn Sa´d, c. 1 , s. 219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40. Kastalâni, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[482] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40.

[483] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 38.

[484] Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76.

[485] Yâkubî, c. 2, s. 38, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 11.

[486] İbn Sa´d, c. 1 , s. 219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40, Kastalâni, c. 1,s.76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[487] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Heysemî, c. 6, s. 40.

[488] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 71 , Taberî, Târih, c. 2, s. 234, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s.434, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 56. E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 149.

[489] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 219, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 38, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 299, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 435, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 217, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 290, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 40.

[490] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 219, Yâkubî, c. 2, s. 38, Taberî, Târih, c. 2, s. 234-235, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Beyhakî, c. 2, s. 435, İbn Hazm , Cevâmiu´s-Sîre, s. 71 , İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 12.

[491] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 299, İbn Hazm, s. 71, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56.

[492] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 21 9, Yâkubî, c. 2, s. 38, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 299, Beyhakî, c. 2, s. 435, İbn Hazm, s. 71, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 12.

[493] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/195-199.

[494] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 593, Ibn Abdilberr, Istiâb, c. 2, s. 466, Ibn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 169, Zehebî, Siyeru A´lâmi´n-nübelâ.c.1. s. 219-220. İbn Hacer. el-İsâbe. c. 1.S.482

[495] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/199.
Müşriklerin Hâşim ve Muttalib Oğullarına İçtimaî ve İktisadî Ambargo Uygulamaları


Hâşim ve Muttalib oğullarının Müslüman olan ve olmayanlarının tümünün Şı´b´da toplandıklarını ve Peygamberimiz (a.s.)ı korumaya azmettiklerini görünce,[1] Kureyş müşrikleriyle Kinane´ler,[2] Mekke´nin yukarı tarafında, kabirler yanındaki[3] "Kinane oğullarının Hayf´ı" diye anılan Muhassab´da[4] toplandılar.[5]

Hâşim oğulları ile Muttalib oğullarına karşı:[6]

1- Öldürmek için[7] Peygamberimiz (a.s.) kendilerine[8] teslim edilinceye kadar, Haşim oğullarından gelecek barış dileği asla kabul edilmemek,

2- Kendilerine acınmamak.[9]

3- Onlara kız vermemek, onlardan kız alınmamak,[10]

4- Onlara birşey satmamak.[11]

5- Onlardan birşey satın almamak.[12]

6- Onlarla oturmamak, görüşmemek,[13] konuşmamak,[14]

7- Onların evlerine girmemek[15] üzere, küfür üzerinde[16] aralarında andlaştılar.[17] Kararlaştırıpüzerinde andlaştıklan bu maddeleri bir sahifeye yazdılar.[18] Sahifenin üzerine üç mühür bastılar.[19]

Verdikleri sözlerinde durmalarını sağlamak için de,[20] onu Kabe´nin içine astılar.[21]

Bu sahifeyi yazan, Mansur b. İkrime idi.[22]

Sahifeyi yazdığı gün,[23] Peygamberimiz (a.s.) dua edince,[24] Mansur´un eli[25] çolak oldu,[26] kurudu.[27]

Bunun üzerine, Kureyş müşrikleri aralarında:

"Hâşim oğullarına zulmettik de,[28] işte bakınız! Mansur b. İkrime musibete uğradı!" demeye başladılar.[29]

Bu zulüm sahifesinin Ebu Cehil´in anası,[30] veya halası Ümmü´l-Cülas´ın[31] ve daha başkalarının yanında bulundurulduğu da rivayet edilir.[32]

Sanıldığına göre; sahifenin şahıslar yanında bulunduruluşu, Kabe´nin içine asılısından önce idi .[33]



Ebu Talib´in Kureyşlileri Uyarışı ve Kendisine Karşı Saygılı ve Merhametli Davranmaya Çağırışı


Kureyş müşriklerinin, Haşim ve Muttalib oğullarına karşı aldıkları acımasız tedbirler üzerine, Ebu Talib, söylediği bir manzumesinde:

Lüeyy oğullarına ve bilhassa onlardan Ka´b oğullarına;

Muhammed ((a.s.))ın, Musa ((a.s.)) gibi bir peygamber olduğunu eski semavî kitablarda yazılı bulduklarını kendilerinin de bildiklerini; Kabe duvarına astıkları yazının, başlarına ancak uğursuzluk ve felaket getireceğini hatırlattı.

Suçsuzlar suçlu durumuna düşmeden ayılmalarını, fesatçılara uyup aradaki akrabalık ve dostluk bağlarını koparmamalarını, sonucu çok acı olabilecek kanlı bir savaşı davet etmemelerini tavsiye etti.

Zağlı kılıçlarla boyunlar ve kollar kesilip başlar uçurulmadan, Muhammed (a.s.)ı kendiler­ine teslim edebileceğini hiç ummamalarını, babaları Hâşim´in vasiyetini tutan Hâşim oğullarının hiçbir zaman savaşmaktan yılmayacaklarını hatırlattı .[34]



Ebu Talib´in Peygamberimiz (a.s.) İçin Her Gece Koruma Tedbiri Alışı


Ebu Talib; Peygamberimiz (a.s.)a herhangi bir kötülük veya suikastta bulunmak isteyecek­lere karşı bir koruma tedbiri olmak üzere, her gece, yatağa yatılacağı zaman, herkesin gözü önünde, Peygamberimiz (a.s.)a yatağına yatmasını söyler; halk uykuya dalınca da, oğullarından veya kardeşlerinden ya da amca oğullarından birisine, Peygamberimiz (a.s.)ın yatağına yatmasını emreder. Peygamberimiz (a.s.)a da onun yatağında uyumasını söylerdi.[35]



Şı´b Sakinlerinin Yokluk ve Açlık Sıkıntısına Düşmeleri


Kureyş müşrikleri; Peygamberimiz (a.s.)ı ve Peygamberimiz (a.s.)ın kabile halkı olan Hâşim oğullarıyla Muttalib oğullarını, Şı´b´cia[36] üç yıl kuşatıp gözaltında tuttular.[37]

Onlara sıkı bir içtimaî ve iktisadî ambargo uyguladılar.

Çarşı ve pazarların, Şı´b sakinlerine giden yollarını kestiler.[38] Şı´b´a yiyecek ve katık gitmesini önlediler.[39]

Kureyş müşrikleri; Mekke´den gelen yiyecekleri veya satılan herhangi bir şeyi Şı´b´a bırakmamakta, hemen varıp onları kendileri satın almakta,[40] Şı´b sakinlerini açlıktan öldürüp,[41] böylece Peygamberimiz (a.s.)ın kanını dökmeye muvaffak olabileceklerini um m aktaydılar.[42]

Şı´b sakinlerinin hac mevsimlerinde-dinî geleneğe uyarak-Şı´b´dan çıkıp alışverişte bulunmalarına her ne kadar engel olmamakta iseler de,[43] Mekke çarşısına bir deve yükü yiyecek geldiği ve Şı´b sakin­lerinden birisi çoluk çocuğu için biraz yiyecek almak üzere oraya vardığı zaman, Ebu Leheb hemen erzak yüklerinin başına dikilir:

"Ey tüccar topluluğu! Muhammed´in ashabına fiyatları öyle yükseltiniz ki, onlar yanınızdaki şeyler­den birşey alamasınlar!

Siz benim zengin ve verdiği sözü yerine getirir bir kimse olduğumu bilirsiniz.[44] Böyle yapmanızdan size bir zarar gelmeyeceğine ben kefilim!" der;[45]

Tüccarlar da meta´larının fiyatını öyle kat kat arttırırlardı ki, Müslümanlar açlıktan ağlaşan çocuk­larının yanına, ellerinde onlara yedirecek birşey bulunmaksızın dönmek zorunda kalırlardı.

Ertesi günü, sabahleyin, tüccarlar Ebu Leheb´in yanına varırlar; o da kalan yiyecek ve giyecekleri onlardan yüksek fiyatla satın alıp,[46] mü´minleri ve yanındakileri aç ve çıplak bırakırdı .[47]

Şı´b sakinlerini geçindirmek için Peygamberimiz (a.s.) bütün malını harcadı.

Hz. Hatice de, Ebu Talib de, bu yolda bütün mallarını harcadılar.[48]

Yiyecek birşey bulunup satın alınmadığı için, açlıktan ölenler,[49]

Ağaç yapraklarını yiyenler,[50]

Buldukları kuru deri parçalarını su içinde yumuşatıp ateşe tuttuktan sonra, onunla üç gün idare edenler oldu![51]

Açlıktan ağlaşan çocukların feryatları, Şı´b´ın arkasından duyulmaya başladı.[52]

Müşriklerden kimisi bundan sevinç, kimisi de üzüntü duymakta; üzüntü duyanları, "Bakınız! Sahifeyi yazan Mansur b. İkrime nasıl felakete uğradı!" demekte idi.[53]

Kureyş müşrikleri Şı´b sakinlerine birşey göndermemekte, akrabalarına birşey göndermek isteyen­ler de, onu ancak gizlice salabilmekte idiler.[54]

Ebu Cehil Şı´b´ı sık sık gözetler dururdu.

Hz. Abbas, bir gün, yiyecek satın almak için Şı´b´dan çıkmıştı.

Ebu Cehil ona çatmak istedi. Fakat, Allah onu Ebu Cehil´in şerrinden korudu.

Hz. Hatice, Zem´a b. Esved´e:

"Ebu Cehil´e bir söz dinlet" diye bir haber saldı.

O da söz dinletti, Ebu Cehil geri durdu.[55]

Hakîm b. Hizam; bir ticaret kafilesiyle, Şam´dan buğday yükleyip getirmişti.

Üzerine, buğday yüklediği bir deveyi, gizlice, Şı´b yoluna yöneltti, arkasına vurup Şı´b sakinlerinin yanına soktu. Onlarda, devenin üzerindeki buğdayı aldılar.[56]

Yine Hakîm b. Hizam; başka bir gece, devenin üzerine un yükleyip Şı´b´ın içine saldı .[57]

Hişam b. Amr da; bir gece, deveye yiyecek yükleyip Şı´b´ın ağzına kadar götürdü. Devenin başın­dan yularını çözdü. İki böğrüne vurup onu Şı´b´a soktu.[58]

Hişam b. Amr Şı´b sakinlerine böyle yardım etmekte devam etti.[59]

Başka bir gecede üç yük yiyecek gönderdi.

Kureyş müşrikleri bunu öğrenince, sabahleyin ona bu hususta ihtarda bulundular. Hişam da:

"Ben artık böyle birşeyi tekrarlar ve size aykırı davranır değilim!" dedi.

Bunun üzerine, müşrikler onun yanından ayrıldılar.

Fakat, Hişam; bundan sonra, tekrar Şı´b sakinlerine geceleyin bir veya iki deve yükü daha yiyecek salınca, müşrikler ona ağır sözler söylediler.[60] Hatta, onu öldürmeye kalktılar![61]

Ebu Süfyan b. Harb:

"Bırakınız adamı! Şı´b´daki akrabalarına iyilik etmiş!

Vallahi, keşke biz de onun yaptığı gibi yapaydık! Ne güzel olurdu!" diyerek, onu kayırdı.[62]

Hakîm b. Hizam; bir gün, kölesinin sırtına biraz buğday yükleyip Peygamberimiz (a.s.)ın zevcesi Hz. Hatice´ye götürmek üzere Şı´b´a giderken, yolda Ebu Cehil´e rastladı.

Ebu Cehil hemen Hakîm´in yakasına yapıştı.

"Demek sen Haşim oğullarına yiyecek götürüyorsun ha !

Vallahi, ben seni Mekke´de rezil etmedikçe, buradan ne sen ileri geçebilirsin, ne de yiyecek geçe­bilir!" dedi.

O sırada, Ebu´l-Bahterî b. Hişam, yanlarına geldi. Ebu Cehil:

"O," dedi, "Hâşim oğullarına yiyecek taşıyor! "

Ebu´l-Bahterî:

"Halasına ait olup yanında bulunan bir yiyeceği ona götürmesine sen nasıl engel olursun !

Çekil adamın yolundan, gideceği yere gitsin!" dedi.

Ebu Cehil kabul etmedi ve hatta Hakîm´in veya kölesinin yakasına yapışınca, Ebu´l-Bahterî kızdı. Eline geçirdiği bir deve çenesi kemiği ile vurup Ebu Cehil´in başını yardı, kendisini yere yıktı, tepeledi, tekmeledi durdu.[63]

Hz. Hamza oraya yakın bir yerde bulunuyor ve onları seyrediyordu.

Müşrikler ise, aralarında geçen bu gibi hadiseleri Peygamberimiz (a.s.)la ashabının görüp veya işitip kendilerine gülmelerini hiç istemezlerdi.[64]



Müşriklerin Kuraklık ve Kıtlık Azabına Uğramaları


Peygamberimiz (a.s.); Kureyş müşriklerinin kendisini dinlemediklerini,[65] yalanlayıp dur­duklarını ,[66] İslâmiyete karşı çok yavaş ve isteksiz davrandıklarını[67] ve sırt çevirdiklerini[68] görünce:

"Ey Allah! Şunlara da, Yusuf (a.s.)ın zamanındaki yedi (kıtlık) yılı gibi, yedi (kıtlık azabı) verip[69] bana yardım et!" diyerek.[70] Kureyş müşrikleri aleyhinde dua etti.[71]

Bunun üzerine, yağmurlar kesildi. Yer kupkuru oldu, kurudu![72]

Kureyş müşriklerini öyle bir kuraklık ve kıtlık yakaladı ki,[73] herşeyi kökten kazıdı, silip süpürdü![74]

Birçokları açlıktan öldüler![75]

Yiyecek birşey bulamayınca,[76] açlıktan dolayı, ölü hayvanların etlerini,[77] kokmuş leşleri,[78] deri­leri,[79] kemikleri,[80] köpekleri,[81] kanla deve yününden yapılan "ılhız" denilen şeyi., yediler.[82]

Onlardan herhangi biri, gökyüzüne baksa, açlıktan dolayı, ortalığı duman kaplamış gibi görürdü![83]

Mekke´de kuraklık ve kıtlık son dereceyi bulunca,[84] Ebu Süfyan Sahr b. Harb, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi:[85]

"Ey Muhammed![86] Sen kendinin rahmet olmak üzere gönderildiğini söylüyor,[87] Allah´a itaati,[88] akrabayı görüp gözetmeyi bize emredip duruyorsun![89]

Kavmin ise, kuraklık ve kıtlıktan ölüp gitmektedirler![90]

Onlardan bu felâketin kaldırılması için.[91] Allah´a bir dua ediver![92]

Eğer sen dua edersen, Allah da şu belayı üzerimizden kaldıracak olursa, Allah´a iman edeceğiz!" diye and içerek söz verdi.[93]

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) Allah´a dua etti.

Yağmur sularıyla sulandılar.[94]

Yüce Allah onların üzerinden kuraklık ve kıtlık azabını kaldırınca, onlar eski şirklerine döndüler.[95]

Yüce Allah, bu hususta indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:

"Hayır! Onlar (öldükten sonra dirilmekten) şüphe içindedirler. (Bununla) eğlenirler.

O halde, semanın apaşikâr bir duman getireceği günü gözle!

(Öyle bir duman ki) insanları, saracaktır o!

(´Bu,´ diyecekler) ´pek yaman bir azab!

Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı açıp kaldır!

Çünkü, biz artık iman edeceğiz!´ diyecekler.

Onlara, düşünmek, ibret almak nerede

Kendilerine gerçekleri apaçık anlatan bir Resûl geldi de, ondan yüz çevirdiler.

Ona: ´Bir öğretilmiştir!, ´Bir mecnundur!´ dediler.

Biz o azabı biraz açacak, kaldıracağız!

Fakat, siz yine küfre döneceksiniz!

Amma, o büyük satvetle sıkıvereceğimiz gün, her halde, Biz onlardan intikam alacağız!"[96]



Acem-Rum Savaşı Hakkında Müşriklerle Bahse Girişilmesi


Nübüvvetin sekizinci yılında icii[97] ki, İran ordusu ile Rum ordusu,[98] Şam toprağı ile İran toprağı arasında,[99] Ezriat´ta[100] Busra´da[101] karşılaşarak çarpışmışlar; İranlılar Rumları ağır bir yenilgiye uğrat­mışlardı.[102]

Rumların şehirlerini yakıp yıkmışlar,[103] ağaçları kesmişler,[104] hatta İstanbul´a kadar iler­lemişler.[105] Halic´in üzerine konmuşlardı.[106] İstanbul´u uzun müddet kuşattıkları halde, yarısı denizde, yansı karada olduğu için, ele geçirememişlerdi.

İran Şahı, Kayserden tazminat olarak, dünya hükümdarlarından hiçbirinin sağlamaya güç yetine­meyeceği kadar çok altın, mücevherat, kumaşlar, hizmetçi kadınlar, uşaklar ve daha pek çok türlü mal­lar da istemiş; o da, muvafakat etmişti .[107]

Kureyş müşrikleri, Farslıların (İranlıların) Rumları yenmelerini isterlerdi.

Çünkü, onlar putperest idiler.

Müslümanlar ise, Rumların Farslılan yenmelerini isterlerdi.

Çünkü, onlar Kitab ehli idiler.[108]

Rumların mağlubiyet haberi Peygamberimiz (a.s.)la ashabına çok ağır geldi.

Peygamberimiz (a.s.); Kitabsız Mecusilerin Kitab ehli olan Rumlara galip gelmelerini iste­mezdi.

Kureyş müşrikleri, Müslümanlara:

"Siz ehl-i Kitabsınız, Hıristiyanlar da Kitab ehlidirler.

Biz Kitabsız ümmîleriz.

Farslı kardeşlerimiz sizin Kitab ehli olan kardeşlerinize galip gelmişlerdir.

Siz de bizimle çarpışacak olursanız, muhakkak, biz size galip geliriz!" dediler.[109]

Hz. Ebu Bekir müşriklerin bu sözlerini Peygamberimiz (a.s.)a anınca, Peygamberimiz (a.s.):

"Şu muhakkak ki, onlar (Farslılar, er geç) mağlup olacaklardır!" buyurdu.[110]

Yüce Allah da, bu hususta indirdiği âyetlerde şöyle buyurmuştur:

"Elif Lâm Mîm!

Rum(lar) mağlup oldu yakın bir yerde.

Halbuki, onlar, bu yenilmelerinin ardından, galip olacaklar. Bid´-i sinînde (üçten dokuza kadar olan yıllar içinde)[111]

Önünde de, sonunda da, emr Allah´ındır.

O gün, mü´minler de Allah´ın yardımıyla ferahlanacak.

O (Allah), kime dilerse yardım eder.

O (Allah) kudretiyle herşeye üstün gelen Azîz, rahmetiyle mü´minleri esirgeyen Rahîm´dir.

Bu, Allah´ın va´didir.

Allah va´dinden caymaz.

Fakat, insanların çoğu (bunu) bilmezler."[112]

Bunun üzerine, Hz. Ebu Bekir Kureyş müşriklerinin yanına varıp:

"Sizler (putperest) kardeşleriniz (Farslılar)ın, bizim (Kitab ehli) kardeşlerimiz (Rumlar)a galip gelme­sine seviniyor musunuz Hiç de sevinmeyin!

Allah sizin gözlerinizi aydın etmeyecektir!

Vallahi, Rumlar muhakkak Farslılara galip geleceklerdir!

Bunu bize Peygamberimiz (a.s.) haber verdi!" deyince, Übeyy b. Halef kalkıp Hz. Ebu Bekir´e doğru vardı ve:

"Sen yalan söyledin!" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Ey Allah düşmanı! Sensin yalancı olan!

Eğer üç yıla kadar, Rumlar Farslılara galip gelirse, bana on deve vermeyi borçlan!

Fakat, Farslılar Rumlara galip gelirse, ben sana on deve vermeyi borçlanayım!" diyerek bahse gir­iştiler.

Bundan sonra, Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip, Übeyy b. Halef ile aralarında geçeni haber verince, Peygamberimiz (a.s.):

"Ben, böyle mi andım !

Âyetteki ´bid´i´ sözü ancak üç ile dokuz arasındaki müddeti ifade eder.

Sen hemen gidip devenin sayısını da, müddeti de (ona göre) uzat!" buyurdu.

Hz. Ebu Bekir gitti. Übeyy b. Halefle karşılaştı.

Übeyy b. Halef:

"Sen galiba (bahse giriştiğine) pişman oldun !" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Hayır! Pişman olmadım!

İstersen, aramızdaki bahiste alınacak, verilecek develerin sayısını arttı rai im, müddeti de uzatalım:

Bahiste kazanacak olan, yüz deve alsın! Kaybeden de yüz deve versin!

Müddet de dokuz yıla kadar uzatılsın!" dedi.

Übeyy b. Halef:

"Öyle yaptım!" dedi.[113]

Hz. Ebu Bekir´in Peygamberimiz (a.s.)la gizlice Mekke´den ayrılıp Medine´ye hicret edeceği sıralarda idi ki, Übeyy b. Halef Hz. Ebu Bekir´e:

"Bahiste yenilecek olursan bana ödeyeceğin develer hakkında bir kefil ver" dedi.

Hz. Ebu Bekir de, oğlu Abdurrahman´ı kefil verdi.

Übeyy b. Halef de Uhud savaşına gitmek istediği zaman, Abdurrahman ondan bir kefil istedi, o da verdi.[114]

Übeyy b. Halef Uhud´da Peygamberimiz (a.s.)ı öldürmek isterken, Peygamberimiz (a.s.)ın mızrağından aldığı yaradan kurtulamayarak, Mekke yakınındaki Şerifte öldü.[115]

Rumlar belirlenen müddet içinde[116] birdenbire kalkınarak İranlıları ağır bir hezimete uğrattığı zaman;[117] Hz. Ebu Bekir Übeyy b. Halefin veresesinden yüz deveyi alıp.[118] Peygamberimiz (a.s.)a getirdi.[119]

Peygamberimiz (a.s.) da Hz. Ebu Bekir´e:

"Bunları fakirlere dağıt!" buyurdu.[120]

O da fakirlere dağıttı.[121]

Rumların İranlıları dokuz yıl içinde mağlup edecekleri hakkındaki ihbar-ı Kufâniyenin böylece gerçekleşmesi üzerine, Mekkeli müşriklerden birçok kimseler Müslüman oldular.[122]



Dımâdu´l-Ezdî´nin Peygamberimiz (a.s.)ı Tedaviye Kalkışı ve Müslüman Oluşu


Ezd-i Şenûe kabilesinden[123] Dımâd b. Sa´lebe, umre yapmak üzere[124] Mekke´ye gelmişti.[125]

Kendisi, Cahiliye devrinde, Peygamberimiz (a.s.)ın tanışı, dostu idi. Doktorluğa özenir,[126] delilere okur,[127] ilim elde etmeye çalışırdı.[128]

Dımâd, Mekke´ye gelince, Ebu Cehil, Utbe b. Rebia ve Ümeyye b. Halefin bulunduğu bir mecliste oturdu.

Ebu Cehil:

"Şu adam bizim topluluğumuzu dağıttı. Akıllarımızı akılsızlık, ölüp gitmiş baba ve atalarımızı dalâlete düşmüş saydı. İlahlarımıza dil uzattı" dedi.

Ümeyye b. Halef de:

"O, hiç şüphesiz, deli bir adamdır!" dedi.[129]

Dımâd, müşriklerin "Muhammed delidir!" dediklerini işitince,[130] kendi kendine: [131]

"Ben gidip[132] şu zâtı bir görseydim,[133] tedavi etseydim,[134] belki Allah ona benim ellerimle şifa verirdi"[135] diyerek, müşriklerin meclislerinden kalktı.

O gün, Peygamberimiz (a.s.)ı aradı, bulamadı.

Ertesi gün, tekrar aramaya çıktı.[136] Buldu[137] ve:

"Yâ Muhammed! Ben deliliği tedavi ederim.[138] İstersen seni de tedavi edeyim.[139] Belki Allah sana fayda verir![140]

Ben delilere okurum. Belki Allah benim elimle senin deliliğine de şifa verir!

Okumamı istersen, gel, sana da okuyayım.[141]

Sen, üzerindekini, gözünde büyütme!

Ben sendekinden daha ağırını tedavi etmişimdir, kurtulmuştur!

Ben senin hakkında;

Kavminin akıllarını akılsızlık saymak,

Toplululuklarını dağıtmak,

Onlardan ölüp gitmiş olanların dalâlet içinde bulunduklarını ileri sürmek,

İlahlarını ayıplamak... gibi birtakım kötü huylardan söz ettiklerini işittim.

Bunu, kendisinde delilik bulunan adamdan başkası yapmaz!" dedi.[142]

Peygamberimiz (a.s.), Dımâd´a şöyle mukabele buyurdu:

"Hamd Allah´a mahsustur.

Biz O´na hamdeder; yardımı,[143] yarlıganmayı da[144] O´ndan dileriz.[145]

Nefislerimizin şerlerinden de Allah´a sığınırız.[146]

Allah´ın doğru yola eriştirdiğini saptıracak yoktur!

Saptırdığını da doğru yola eriştirecek yoktur!

Şüphesiz bilir ve bildiririm ki: Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur!

O, birdir, tektir!

O´nun eşi, ortağı yoktur!

Yine, şüphesiz bilir ve bildiririm ki: Muhammed, O´nun kulu ve resûlüdür!"[147]

Peygamberimiz (a.s.)ın söyledikleri, Dımâd´ın çok hoşuna gitti: [148]

"Ben, hiçbir zaman, bundan daha güzel bir kelam dinlememişimdir![149]

Sen şu sözlerini bana tekrarı asana " dedi.

Peygamberimiz (a.s.) tekrarladı.[150]

Dımâd onu Peygamberimiz (a.s.)a iki kere daha tekrarlattı .[151]

"Vallahi,[152] ben kâhinlerin sözlerini de, sihirbazların sözlerini de, şairlerin sözlerini de dinlemişimdir. Fakat, senin şu sözlerin gibi hiçbir söz işitmemişimdir. Bunlar, denizin dibine kadar varıp dayanmıştır!" dedi. "Sen nelere davet ediyorsun " diye sordu.[153]

Peygamberimiz (a.s.):

"Seni boynundan putları atıp, eşi, ortağı olmayan, bir ve tek olan Allah´a iman etmeye ve benim de Allah´ın resûlü olduğuma şehadet getirmeye davet ediyorum" buyurdu.

Dımâd:

"Ben bunu yaparsam, bana ne var " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Sana Cennet var!" buyurdu,

Dımâd:

"Ben, boynumdan putları atıp onlardan uzaklaşarak[154] şehadet ederim ki: Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur!

O, birdir; O´nun eşi, ortağı yoktur!

Yine şehadet ederim ki: Sen de, Allah´ın kulu ve resûlüsün!

Getir, ver elini, sana İslâmiyet üzerine bey´at edeyim!" dedi.[155]

Peygamberimiz (a.s.) elini uzattı. Dımâd bey´at etti.[156]

Peygamberimiz (a.s.):

"Bu bey´at kavmin adına da mı " diye sordu.

Dımâd:

"Kavmim adına da!" dedi.[157]

Peygamberimiz (a.s.):

"Kendin adına da, kavmin adına da mı " diye sordu.

Dımâd:

"Hem kendi adıma, hem kavmim adına!" dedi.[158]

Dımâd, böylece, hem kendi adına, hem kavmi adına bey´at edip Müslüman oldu.[159]

Yüce Allah ondan razı olsun![160]


Peygamberimiz (a.s.)ın Halkı İslamiyete Davetten Geri Durmaması ve İman Ettirmek İçin
Kureyş Pehlivanı Rükâne ile Güreşmesi


Kureyş müşriklerinin İslâmiyeti önlemek için her tedbire başvurmalarına bakmayarak, Peygamberimiz (a.s.), Yüce Allah´ın emriyle, hiç kimseden korkmaksum, gece gündüz, gizli açık, halkı İslâmiyete davet ve teşvik etmekten geri durmamakta idi.[161]

Rükâne b. Abdi Yezid,[162] Kureyşlilerin en güçlü ol anlarından,[163] sırtı yere getirilmeyen pehlivan-larındandı.[164]

Rükâne, bir gün, Mekke vadilerinden[165] veya dağlarından birisinde,[166] Peygamberimiz (a.s.)a rastlamıştı.[167]

Peygamberimiz (a.s.) ona:

"Ey Rükâne! Sen hâlâ Allah´tan, korkmamakta ve seni davet ettiğim şeyi kabul etmemekte direnip duracak mısın [168] Müslüman ol!" diyerek,[169] kendisini İslâmiyete davet etti.[170]

Rükâne:

"Eğer söylediklerinin hak ve gerçek olduğunu bilseydim, sana tâbi olurdum.[171]

Yâ Muhammedi Sen beni yıkarsan, sana iman ederim!" dedi.[172]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben seni yıkarsam, ne dersin Söylediklerimin hak ve gerçek olduğunu bilir ve kabul eder misin " diye sordu. Rükâne:

"Evet.[173] Sen beni yıkacak olursan, ben ya Müslüman olurum, ya da şu koyunlarım senin olur! Ben seni yıkacak olursam, sen şu peygamberlik işinden vazgeç!" dedi.[174]

Peygamberimiz (a.s.):

"Kalk haydi! Seninle güreşelim!" buyurdu.

Rükâne, Peygamberimiz (a.s.)la güreşmeye kalktı.

Peygamberimiz (a.s.), onu tutar tutmaz yere yıkıverdi!

Rükâne kendisini korumaya, savunmaya kadir olamadı.[175]

"Yâ Muhammedi Bir daha güreşelim!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) tekrar güreşti ve onu yine yıkıverdi.[176] Rükâne:

"Ey amcamın oğlu! Haydi bir kez daha güreşelim " dedi.

Peygamberimiz (a.s.) onu üçüncü güreşte de yi ki verdi.[177]

Rükâne:

"Vallahi, yâ Muhammedi Bu çok şaşılacak bir iş! Sen beni nasıl yıkabiliyorsun, anlayamadı m.[178]

Şehadet ederim ki, sen muhakkak bir sihirbazsın!" dedi.[179]

Peygamberimiz (a.s.):

"Bundan daha çok şaşılacak olanı davar. İstersen, sana onu da göstereyim-Allahtan korkar ve dav­etime uyarsan!" buyurdu.

Rükâne:

"Ne imiş o daha acaib olan şey " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Şu gördüğün ağacı senin için çağıracağım. O da bana gelecektir!" buyurdu.

Rükâne:

"Haydi çağır, gelsin bakayım !" dedi.[180]

Peygamberimiz (a.s.), kendilerine yakın bir yerdeki, dallı budaklı[181] semüre[182] veyatalha ağacını "Allah´ın izniyle, gel benim yanıma!" diyerek çağırınca,[183] ağaç yeri yi ita yi ita gelip,[184] Peygamberimiz (a.s.)ın önünde durdu![185]

Rükâne:

"Doğrusu, ben şimdiye kadar bugünkü gibi büyük bir sihir görmedim![186] Ona emret de, yerine dön­sün!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) ağaca:

"Allah´ın izniyle,[187] dön yerine!" buyurdu.

Ağaç eski yerine döndü.[188]

Peygamberimiz (a.s.), Rükâne´ye:

"Yazıklar olsun sana! Müslüman olsana!" buyurdu.

Rükâne:

"Hayır! Müslüman olmam" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Öyle ise, ben de senin davarlarını alırım!" buyurdu.

Rükâne:

"Kureyşlilere bu hususta ne söyleyeceksin " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"´Onunla güreştim. Kendisini yıkıp, davarlarını aldım´ diyeceğim" buyurdu.

Rükâne:

"Böyle söylersen, beni rezil rüsvay etmiş olursun!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Öyle ise, onlara ne söylemeliyim " diye sordu.

Rükâne:

"Onlara ´Rükâne ile bahse girişip, bahsi, kumarı kazandım1 dersin" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"O zaman ben yalan söylemiş olurum" buyurdu.

Rükâne:

"Sabahtan akşama kadar hep yalan içinde bulunuyor, yalan söyleyip duruyor değil misin " deyince, Peygamberimiz (a.s.) Rükâne´nin bu çirkin sözlerinden çok müteessir oldu ve ona:

"Al git davarını!" buyurdu.

Bunun üzerine, Rükâne:

"Sen, vallahi, benden daha hayırlı ve daha şereflisin!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Böyle olmaya, elbette, ben senden daha layı ki m!" buyurdu.[189]

Rükâne, kavminin yanına gidip:

"Ey Abdi Menaf oğulları! Sahibinizin sayesinde, bütün yeryüzü halkıyla sihir yarışması yapın! Vallahi, ben şimdiye kadar ondan daha üstün sihirbaz görmedim!" dedi. Sonra da, onlara, Peygamberimiz (a.s.)ın yaptığını gördüğü şeyleri haber verdi.[190]

Rükâne Mekke´nin fethinde Müslüman olmuş, Medine´ye de giderek, orada yerleşmiştir.[191]

Allah ondan razı olsun![192]



Ayın İkiye Ayrılması Mucizesi


İnşıkak-ı Kamer (Ayın ikiye ayrılması) mucizesinin Medine´ye hicretten beş yıl önce,[193] nübüvvetin dokuzuncu yılında,[194] Kureyş müşriklerinin istekleri üzerine-Yüce Allah´ın izniyle-Peygamberimiz (a.s.) tarafından gösterildiği:

Enes b. Malik.[195]

Hz. Ali,

Huzeyfe b. Yeman.[196]

Abdullah b. Mes´ud,[197]

Abdullah b.Abbas.[198]

Abdullah b. Ömer.[199]

Abdullah b. Amr b.Âs.[200]

Cübeyr b. Mut´im196 ve daha başka sahabiler tarafından bildirilmiştir.[201]

Abdullah b. Mes´ud der ki:

"Resûlullah (a.s.)ın zamanında, Ay iki parçaya ayrılınca, Resûlullah (a.s.):

´Şahit olunuz!´ buyurdu."[202]

"Bir kere, biz, Resûlullah (a.s.)la birlikte Mina´da bulunuyorduk.

Ay iki parçaya ayrıldı!

Ayın bir parçası dağın gerisinde, bir parçası da berisinde oldu!

Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.), bize:

´Şahit olunuz!´ buyurdu."[203]

"Resûlullah (a.s.)ın zamanında, Ay iki parçaya ayrıldı da, parçanın birisini dağ örttü[204] diğer parça dağın üzerinde oldu!

Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.):

´Ey Allah! Şahit ol!´ dedi."[205]

Cübeyr b. Mut´im de:

"Resûlullah (a.s.)ın zamanında, Ay, şu dağın üzerinde olmak üzere iki parçaya ayrıldı!" demiştir.[206]

Abdullah b. Mes´ud ile Enes b. Malik´in diğer rivayetlerinde de:

"Ay iki parçaya ayrıldığı zaman, dağın, Hira dağının, Ayın iki parçası arasında göründüğü" açıklan-mıştir.[207]

Hadisenin ayrıntılarına gelince:

Kureyş müşriklerinden,

1- Velid b. Mugîre,

2- Ebu Cehil Amr b. Hişam,

3- Âs b. Vâil,

4- Âs b. Hişam,

5- Esved b. Abdi Yağus,

6- Esved b. Muttalib,

7- Zem´a b. Esved,

8- Nadr b. Haris; ve daha başkaları ,[208] Peygamberimiz (a.s.)a:

"Eğersen gerçekten peygambersen, bize Kameri (Ayı), yansı Ebu Kubeys dağı,yarısı daKuaykıan dağı üzerinde görülmek üzere ikiye ayır!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Eğer bunu yaparsam iman eder misiniz " diye sordu.

Müşrikler:

"Evet! İman ederiz" dediler.

Ayın bedir, yani dolunay olduğu, iyice göründüğü gece, Peygamberimiz (a.s.), müşriklerin istedikleri şeyi kendisine vermesini, Yüce Allahtan diledi.[209]

Cebrail (a.s.) inip:

"Yâ Muhammedi Mekkelilere:

´Bu gece mucizeyi seyredin; yararlanabilmeniz!´ de" dedi.

Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.)ın söylediğini, onlara haber verdi. Müşrikler Ayın ondördüncü gecesinde, Ayın ikiye ayrıldığını gördüler![210]

Yüce Allah Ayın yansını Ebu Kubeys dağı, yarısını da Kuaykıan dağı arasında doğdurunca, Peygamberimiz (a.s.):

"Ey Ebu Seleme b. Abdulesed! Erkam b. Ebi´l-Erkam! Şahit olunuz!" diyerek Müslümanlara;[211]

"Ey filan! Ey filan! Şahit olunuz!" diye de, müşriklere seslendi.[212]

Fakat müşrikler "Bu, Ebu Kebşe´nin oğlunun bir sihridir!"[213]

"Ebu Kebşe´nin oğlu sizi sihirledi!"[214]

"Muhammed bizi sihiriedi!" dediler.[215]

Bazısı da:

"Muhammed bizi sihiriediyse,[216] bütün insanları da sihirlemez ya!" dedi .[217]

"O ayı sihiriedi, nihayet Ay yanldı!" dediler.[218]

Kimisi de:

"Muhammed Ayı sihiriedi ise, sihrini bütün yeryüzünü sihiriemeye de yetiştiremez ya!"[219]

Başka beldeler halkından, yanınıza gelecek olanlara, sorun bakalım: Bunu onlar da görmüşler mi "[220]

"Siz gelecek olan yolcularınızı da gözleyin![221] Onlara da sorun bakalım ![222]

Eğer onlar sizin gördüğünüz şeyin tıpkısını gördüklerini size haber verirlerse,[223] gördüğünüz doğru demektir.[224]

Şayet sizin gördüğünüz gibi birşey görmem işlerse, o sizi bir sihirle sihirlem iştir!" dediler.[225]

Ebu Cehil de:

"Bu bir sihirdir! Çevre ülkeler halkına adam salın! Bakalım, onlar da Ayı böyle yarılmış görmüşler mi Yoksa görmemişler mi " dedi.[226]

Sordular.[227]

Hertaraftan[228] gelenler:[229]

"Evet![230] Onu biz de öyle gördük![231] Ayı ikiye yanlmış gördük!" dediler.[232] Ayın ikiye ayrılmış olduğunu haber verdiler,[233] doğrul adı lar.[234]

Her taraftan gelenlerden, Ayın ikiye ayrıldığını görüp de haber vermeyen bir kimse kalmadı .[235]

Fakat müşrikler iman etmekten, Müslüman olmaktan yüz çevirip:

"Bu, müstemir (olagelen) bir sihirdir!" dediler.[236]

Yüce Allah, Kamer sûresinde bu mucizeye şöyle temas buyurur

"Saat yaklaştı.

Ay (ikiye) yarıldı (ayrıldı).

Onlar (ne zaman) bir âyet, bir mucize görseler, yüz çevirirler ve:

´Müstemir (olagelen) bir sihir!´ derler.

(Ayın ikiye ayrılması mucizesini görünce de) hevalarına uydular:

´Yalan!´ dediler (Peygamberi yalanladılar).

Oysa ki, her iş bir gayeye bağlıdır.

Andolsun ki; onlara (kendilerini küfür ve inattan) vazgeç irecek öyle önemli haberler gelmiştir ki, her biri, gayesine ermiş bir hikmet ve ibrettir.

Fakat, onları tehdit eden bütün o hadiseler kendilerine fayda vermiyor!

O halde, sen de onlardan yüz çevir!

O Çağırıcının benzeri görülmedik korkunç şeye (Kıyamete) çağıracağı gün, onlar gözleri zelil ve hakîr (korkudan, dehşetten donmuş) olarak dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkacak, o Çağırıcıya doğru koşacaklar. Kâfir olanlar

´Bu,´ diyecekler, ´pek çetin bir gün!´"[237]



Müşriklerin Kâbe´ye Astığı Anlaşma Sahifesinin Güve Tarafından Yenilişi


Haşim ve Muttalib oğulları Şı´b´da üç yıl kuşatılmış bir halde kaldıktan sonra,[238] Kabe´nin içinde asılı sahifeye, Yüce Allah ağaç kurdunu (güvesini) musallat etti.

Güve; sahifede, Allah´ın ismi anılan[239] "Bismik´allahümme=5enin isminle başlarım ey Allah" cüm­lesi dışında,[240] zulüm ve cevr ifade eden herşeyi yedi, bırakmadı.[241]

Bunu Yüce Allah Peygamberimiz (a.s.)a vahiyle bildirdi .[242]

Peygamberimiz (a.s.) da, Ebu Talib´e:

"Ey amca! Benim Rabbim olan Allah, Kureyşlilerin sahifesine ağaç kurdunu (güvesini) musallat etti. Allah´ın isminden başka, onda tesbit edilen,zulüm, akraba ile ilgi kesme, bühtan., gibi şeylerden hiçbiri­ni bırakmadı, yok etti!" buyurdu.

Ebu Talib:

"Bunu sana Rabbin mi haber verdi " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet! Rabbim haber verdi" buyurdu.[243]

Ebu Talib:

"Ey kardeşimin oğlu! Bana haber verdiğin şey gerçek midir " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet! Vallahi gerçektir!" buyurdu.[244]

Ebu Talib:

"Vallahi, bizim yanımıza da,[245] senin yanına da, (bunu haber verecek) hiç kimse girmemiştir![246] Bunu sana kim haber verdi " diye tekrar sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Rabbim haber verdi. Doğrudur bu ey amca!" buyurdu.

Ebu Talib:

"Ben şehadet ederim ki; sen ancak doğru söylersin!" dedi.[247]

Ebu Talib bu haberi kardeşlerine anlattı. Kardeşleri:

"Senin bu husustaki kanaatin nedir " diye sordular.

Ebu Talib:

"Vallahi, o bana hiçbir zaman yalan söylememiştir!" dedi.

Ebu Talib´e:

"Sen bu hususta ne yapmamızı uygun görürsün " diye sordular.

Ebu Talib:

"Elbiselerden, bulabildiğiniz en güzelini giymenizi, sonra da Kureyşlilerin yani arına kadar varmanızı, onlara bu sahifenin haberini -kendilerine haber erişmeden önce- anmanızı uygun görüyorum!" dedi.

Hep birlikte gittiler, Mescid-i Haram´a girdiler, Hicr´e kadar vardılar. O sırada, Kureyşlilerin emir ve nehiy sahipleri olan yaşlıları orada oturuyorlardı.[248] Onlar Ebu Talib ile yanındakileri görünce, çektik­lerine dayanamayarak Peygamberimiz (a.s.)ı kendilerine teslim etmek üzere gelmek zorunda kaldıklarını sandılar.[249] Ebu Talib´le yanındakileri, hemen meclislerine aldılar.

"Ne söyleyecekler " diye, onlara bakmaya başladılar.

Ebu Talib:

"Biz, sizce bilinen, kabul edeceğiniz bir iş için gelmiş bulunuyoruz" dedi. Müşrikler:

"Hoşgeldiniz, safa geldiniz!" dediler.[250] Ebu Talib:

"Ey Kureyş cemaatı![251] Hiçbir zaman yalan söylememiş olan[252] kardeşimin oğlu bana haber verdi[253] ki; sizin yazmış olduğunuz sahifenize, Allah ağaç kurdunu (güvesini) musallat kılmış; o, onun içindeki cevr, zulüm ve akrabalarla ilişiği kesme., gibi herşeye dokunmuş, onda sadece Allah´ın ismi anılan sözler kalmıştır![254] Haydi,[255] aleyhimizde yazdığınız[256] sahifenizi getiriniz![257] Eğer kardeşimin oğlu doğru söylemiş ise,[258] sahife onun dediği gibi çıkarsa,[259] vallahi biz en sonuncumuz ölmedikçe onu size teslim etmeyiz![260] Artık siz de kötü görüşünüzden,[261] bizimle ilginizi kesmek-ten[262] vazgeçin![263] Eğer dediği doğru çıkmazsa, kardeşimin oğlunu size teslim ederim[264] Siz de onu ister öldürürsünüz, isterseniz sağ bırakırsınız!" dedi.[265]

Müşrikler:

"Kabul ettik![266] Sen bize insaflı davrandın!" dediler.[267]

Bu hususta akityaptılar.[268]

Sahifeyi getirmek üzere,[269] acele[270] adam gönderdiler.[271]

Müşrikler bu işin arzularına uygun geleceğini sandılar.[272]

Sahife getirilince, Ebu Talib:

"Okuyunuz onu!" dedi.

Sahife açıldığı zaman,[273] onu Peygamberimiz (a.s.)ın dediği gibi buldular.[274]

Sahifede; Allah´ın isminden başka herşey, güve tarafından yenilmiş, bitiriliri işti ![275]

Kureyş müşriklerinin elleri yanlarına düştü![276]

Ebu Talib, bundan kuvvet ve cesaret alıp bağırarak:[277]

"Her halde, zulmettiğiniz, akraba ile ilişiği kesip kötülük yoluna saptığınız sizce de belli oldu, değil mi !" dedi.[278]

Müşriklerden hiçbiri Ebu Talib´e cevap vermedi.[279]

Ancak:

"Siz bize sadece sihir ve bühtan getirdiniz![280]

Bu, sahibinizden sâdır olan bir sihirden başka birşey değildir!" dediler.[281] Red ve inkâr ettiler.

Peygamberimiz (a.s.)la ashabına yapageldikleri kötülükleri, katlıkları tekrarladılar.[282]

Kureyşlilerin ileri gelenlerinden bazıları ise, Hâşim oğullarına karşı yaptıkları şeylerden dolayı, bir­birlerini kınadılar.[283]

Ebu Talib ile ashabı, Kabe örtüsü arasına girerek:

"Ey Allah! Bize zulmedenlere, akrabalarla ilişiğini kesenlere, bize yapılması haram olan şeyleri helâlleştirenlere karşı bize yardım et!" diyerek yalvardıktan sonra, Şı´b´a döndüler.[284]

Müşriklerden bir topluluk:

"Bu, kardeşlerimize karşı, tarafımızdan yapılmış bir zulümdür!" dediler,[285] pişmanlık duydular.[286]



Şı´b Sakinlerinin Şı´b´dan Çıkarılışları


Nübüvvetin onuncu yılında idi[287] ki, Kureyş müşriklerinin Haşirin ve Muttalib oğulları aleyhindeki yazılı antlaşmalarını bozup yürürlükten kaldırmak için, Kureyşlilerden birkaç kişi, harekete geçti. Onların içinde, bu hususta, Hişam b. Amfin çabasından daha güzel çabalı kimse yoktu.[288]

Hişam b. Amr; Nadle b. Hişam b. Abdi Menafin ana bir kardeşinin oğlu olduğu için,[289] Hâşim oğullarından sayılırdı.

Kendisi, kavmi arasında şerefli ve itibarlı idi.[290]

Hişam b. Amr, Züheyr b. Ebi Ümeyye´nin yanına vardı.

Züheyr b. Ebi Ümeyye´nin annesi Âtlke Hatun, Abdulmuttalib´in kızı idi.

Hişam b. Amr, Züheyr´e:

"Ey Züheyr! Dayılarının birşey almaktan, satmaktan, evlenmekten, evlendirmekten., mahrum edildiklerini;[291] darlık ve yokluk içinde kıvrandıklarını[292] bilip durduğun halde, istediğini yemeye, içm­eye, giyinip kuşanmaya, istediğin kadınla evlenmeye senin gönlün nasıl razı oluyor Nasıl içine siniy-or [293]

Allah´a yemin ederim ki; [Ebu Cehil] Ebu´l-Hakem Amr b. Hişam´ın seni dayıların aleyhinde antlaş­maya davet ettiği gibi, sen de onu kendi dayıları aleyhinde böyle bir antlaşmaya davet etmiş olsaydın, senin davetine hiçbir zaman icabet etmez, yanaşmazdı" dedi.[294]

Züheyr b. Ebi Ümeyye:

"Allah senin iyiliğini versin ey Hişam! Ben bir tek adamım .[295] Tek başıma ne yapabilirim !

Vallahi, yanımda başka bir kişi daha olsaydı, muhakkak o antlaşma sahifesini bozmaya kalkar, bozuncaya kadar uğraşırdım!" dedi.[296]

Hişam b. Amr:

"Ben sana ikinci bir adam buldum!" dedi.

Züheyr b. Ebi Ümeyye:

"Kim imiş o " diye sordu.

Hişam b. Amr:

"Benim!" dedi.

Züheyr b. Ebi Ümeyye:

"Sen bize üçüncü bir adam daha ara!" dedi.

Hişam b. Amr, kalkıp Mut´im b. Adiyy´e gitti. Ona: "Ey Mut´im! Kureyşlilere uyarak Abdi Menaf oğullarından iki batın ailenin gözünün önünde yok edilmelerine gönlün nasıl razı oluyor Nasıl içine siniyor ![297] Vallahi, onlan bundan kurtarmaya imkân bulabilseydim, içinizden onlara ilk koşacak olanı, beni bulurdun!" dedi.[298]

Mut´im b. Adiyy:

"Allah senin iyiliğini versin! Ben bir tek adamın! Tek başıma ne yapabilirim " dedi.

Hişam b. Amr:

"Ben sana ikinci bir adam buldum!" dedi.

Mut´im b. Adiyy:

"Kim imiş o " diye sordu.

Hişam b. Amr:

"Benim!" dedi.

Mut´im b. Adiyy:

"Bize üçüncü bir adam daha ara, bul!" dedi.

Hişam b. Amr:

"Buldum bile!" dedi.

Mut´im b. Adiyy:

"Kim imiş o " diye sordu.

Hişam b. Amr:

"Züheyr b. Ebi Ümeyye´dir" dedi.

Mut´im b. Adiyy:

"Sen bize dördüncü bir adam daha ara, bul!" dedi.

Hişam b. Amr, kalkıp Ebu´l-Bahterî b. Hişam´ın yanına gitti.[299] Onunla konuştu.[300]

Ona da, Mut´im b. Adiyy´e söylediklerine benzer sözler söyledi.

Ebu´l-Bahterî:

"Bize bu hususta yardım edecek,[301] bu görüşte[302] kimseler var mı " diye sordu.

Hişam b. Amr:

"Evet! Vardır" dedi.[303]

Ebu´l-Bahterî

"Kim imiş onlar " diye sordu.

Hişam b. Amr:

"Züheyr b. Ebi Ümeyye, M ur/im b. Adiyy´dir. Ben de yanındayım!" dedi.

Ebu´l-Bahterî:

"Sen bize beşinci bir adam daha ara, bul!" dedi.

Hişam b. Amr, kalkıp Zem´a b. Esved´e gitti. Onunla konuştu.[304] Kendisinin onlarla olan akra­balığını ve haklarını andı.

Zem´a b. Esved:

"Beni davet ettiğin bu iş üzerinde duran kimselervar mı " diye sordu. Hişam b. Amr:

"Evet! Vardır" dedi.

Zem´aya, onların isimlerini birer birer saydı.

Mekke´nin yukansındaki Hacun mevkiinin başlangıcında, geceleyin toplanmaya hazırlandılar.

Orada toplanıp, yapacakları işi konuştular.

Sahife üzerinde durup, onu bozuncaya kadar uğraşmaya ahd ve akd ettiler.

Züheyr b. Ebi Ümeyye ise:

"Sizden, işe ilk başlayan ve ilk konuşan kimse ben olayım!" dedi.

Ertesi günü, sabahleyin, Kureyş müşriklerinin toplantı yerine gittiler.

Züheyr b. Ebi Ümeyye; üzerine ağır ve kıymetli bir elbise giyinmiş olduğu halde Kabe´yi yedi kere tavaf ettikten sonra, halkın yanına geldi ve:

"Ey Mekkeliler! Bizler istediğimiz gibi yiyip içelim, giyinip kuşanalım da, Hâşim ve Muttalib oğulları alışverişten mahrum edilerek helak olsunlar, yakışır mı !

Vallahi, akrabalık bağlarını kesen şu zalim sahife yirtılıncaya kadar, oturmayacağım!" dedi.

O sırada, Mescid-i Haram´ın bir köşesinde oturan Ebu Cehil:

"Sen yalan söylüyorsun!

Vallahi, o sahife yırtılamaz!" dedi.

Zem´a b. Esved:

"Vallahi, asıl sen yalan söylüyorsun!

Zaten, biz o yazıya-yazıldığı zaman-razı değildik!" dedi.

Ebu´l-Bahterî:

"Zem´a doğru söylüyor!

Biz onda yazılı şeyleri ne kabul, ne de ikrar ettik!" dedi.

Mut´im b. Adiyy:

"Her ikiniz de doğru söylüyorsunuz.

Bunun aksini söyleyen yalan söyler!

Biz bu sahifeden ve onun içinde yazılı olanlardan uzaklaşır, Allah´a sığınırız!" dedi.

Hişam b. Amr da, Mut´im b. Adiyy´in sözlerine yakın sözler söyledi.

Ebu Cehil:

"Her halde, bu, buradan başka biryerde geceleyin konuşulmuş, üzerinde karara varılmış bir iş olsa gerek! " dedi.

O sırada, Ebu Talib de, Mescid-i Haram´ın bir köşesinde oturuyordu.

Mut´im b. Adiyy kalkıp, Kabe´nin içinde asılı sahifeyi yırtmak için yanına vardığı zaman; "Bismik´allahümme" sözleri dışındaki bütün yazılan ağaç kurdu (güvesi) yemiş bir halde buldu![305]

Bunun üzerine, Adiyy b. Kays, Zem´a b. Esved, Ebu´l-Bahterî ve Züheyr b. Ümeyye silahlanarak Hâşim ve Muttalib oğullarının yanlarına gittiler, onları Şı´b´dan evlerine döndürdüler.[306]

Kureyş müşriklerinin elleri yanlarına düştü!

Hâşim oğullarının Peygamberimiz (a.s.)ı sonuna kadar koruyacaklarına, kendilerine teslim etmeyeceklerine kanaat getirdiler.[307]

Peygamberimiz (a.s.) ile cemaatı, Şı´b´dan çıkarak, halk arasına karıştılar.[308]

Ebu Talib; sahifeyi ve içindekini iptal edip Şı´b´dan çıkmalarını sağlayanları, söylediği yirmialtı bey-itlik bir şiirle övdü.[309]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 273, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 126,Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 221, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 84, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 26.

[2] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 237, Buharı", Sahih, c. 2, s. 158, Müslim, Sahih, c. 2, s. 952, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ,c. 9, s. 160, Ebu´l-Ferec İ bn Cevzî, el -Vefa, c. 1, s. 199, Halebî, İnsâ nu´l-Uyûn, c. 2, s. 25, Zürkânî, M evâhibu1 l-ledün niye Şerhi, c. 1 ,s. 278.

[3] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 297, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 25.

[4] Muhassab; Mekke ile Mina arasında bir yer olup, Mina´ya Mekke´den daha yakındı r. (Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 62).

[5] Ahmed b.Hanbel, c. 2, s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim , c. 2, s. 952, E bu´l-F erec, c. 1, s. 199, İbn Haldun, Târîh, c. 2,ks. 2, s. 9, Halebî, c. 2, s. 25, Zürkânî, c. 1, s. 278.

[6] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 ,s.375, Ahmed b. Hanbel.c. 2,s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2, s. 952, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, Ebu´lFerec, c. 1, s. 199, İbn Esîr, Kâmil,
c. 2, s. 87, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 9, Diyarbekrî, c. 1, s. 297.

[7] E bu Nuaym, c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Zehebî, s. 221 , E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, Kastalâni,Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 25.

[8] Ahmed b. Hanbel, c.2,s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2, s. 952, Ebu Nuaym, c . 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312,Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 197, İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, c. 2, s. 51 , 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, Kastalâni, c. 1, s. 67. Diyarbekrî, c. 1, s.297, Halebî, c. 2, s. 25.

[9] Ebu Nuaym , c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Zehebî, s. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, Halebî, c. 2,s. 25.

[10] İbn İshak, İbn Hişam , c. 1, s. 375, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 188, Ahm ed b. Hanbel, c. 2, s. 237,

Buhârî, c. 2, s.158, Müslim, c. 2, s. 952, Taberî, c. 2, s. 225, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 197, İbn Esîr, c. 2, s. 87, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Kastalâni, c. 1,s.67, Halebî, c. 2, s. 25.

[11] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1 , s. 375, İbn Sa´d, c. 1, s. 188, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2,s. 952, Belâzurî, c. 1, s. 234, Taberî, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 64,Ebu´l-Ferec, c. 1,s.197, İbn Esîr, c. 2, s. 83, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 26, Zehebî, s. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84,İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 9, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297, Halebî, c. 22, s. 25.

[12] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 375, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 188, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 237,Buhârî, Sahîh.c. 2, s. 158, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 952, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 197, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 197, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Kastalâni,Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 67, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 25.

[13] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 188, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 273, Beyhakî,Delâil, c. 2, s. 312, İbn Haim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 64, İbn Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 26, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 51, Zehebî,Târîhu´l-islâm, s. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 9.

[14] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 188, Belâzurî, c. 1, s. 234, İbn Hazm, s. 64, İbn Esîr, c. 1, s. 26, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbnHaldun, c. 2, ks. 2, s. 9.

[15] Ebu Nuaym, c.1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84.

[16] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2, s. 952, Ebu Nuaym, c.1 , s. 273, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ,c. 9, s. 160, Ebu´l-Ferec, c.1, s. 199.

[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 375, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2, s. 952, Taberî, c. 2, s.225, Ebu Nuaym , c. 1, s. 273, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 160, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 199.

[18] İbn İshak, İbn Hişam, c.1, s. 375-376, İbn Sa´d, c.1, s. 208-210, Belâzurî, c. 1, s. 234, Taberî, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym,c. 1, s. 273, Beyhakî, Delâil, c . 2, s. 312, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Zehebî, s. 221 ,Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 9, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 25.

[19] İbn Sa´d, Tabakât, c.1, s. 209.

[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.376, Taberî, c. 2, s. 225, İbn Esir, c. 2, s. 87, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Halebî, c. 2, s.25.

[21] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.376, İbn Sa´d, c.1, s.

[22] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 ,s. 376, İbn Sa´d, c.1, s. 209, Belâzurî, c. 1, s. 235, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 31, Taberî, c. 2, s. 229, Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 352, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, E bu´l-F idâ.c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c.1, s. 377, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1 , s. 297.

[23] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 376, Belâzurî, c. 1, s. 235, Yâkubî, c. 2, s. 31 .

[24] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 376.

[25] İbn İshak, İ bn H i sam, Sîre, c. 1, s. 376, İ bn S a´d, Tabak âtü´l -k übrâ, c. 1, s. 209, Bel âzu rî, E nsâbu´l -eşraf, c. 1, s. 235, Taberî,Târîh, c. 2, s. 229, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 278, Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 352, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2,s. 51, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c.1, s. 129, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 86, Kastalâni, M evâhibu´l-ledünniye, c.1, s.

67, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 297.

[26] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 ,s. 376, İbn Sa´d, c.1, s. 209, Belâzurî, c. 1, s. 235, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 31, Taberî, c. 2, s.229, Ebu Nuaym, c.1, s. 278, Süheyli, c. 3, s. 352, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 129, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî,Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 377, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297.

[27] Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1 , s. 377.

[28] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 375.

[29] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 209, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 377.

[30] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 235.

[31] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 209.

[32] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c.1, s. 235.

[33] Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 25.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/81-83.

[34] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 377-379, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 87.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/84.

[35] . E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 273, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 127, Zehebî, Târıîıu´l-islâm, s. 221, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, Halebî, İnsanu´l-Uyûn, c. 2, s. 34, Zürkânî, M evâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 279.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/84.

[36] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 188, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 31, İbn Haim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 64, İbn Abdilberr, İstiâb, c.1, s. 37, İbn Kaybın, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 51.

[37] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 828, İbn Sa´d, Tabakât, c.1, s. 188, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c.1 , s. 234, Yâkubî, Târîh, c. 2, s.31, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1 ,s.273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Haim, s. 64, İbn Abdilberr, c. 1, s. 37, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 88, 89, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 127, Zehebî, s. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, İbn Haldun, Târîh,c. 2, ks. 2, s. 9, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 374, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.

[38] Ebu Nuaym, c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, c. 1, . 126, Zehebî, s. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84.

[39] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 209, Belâzurî, c. 1 , s. 234, Ebu Nuaym , c. 1, s. 273, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vetâ, c. 1, s. 197,İbn Kayyım, c. 2, s. 51.

[40] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s.. 273, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.126.

[41] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 273.

[42] Ebu Nuaym, c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 84.

[43] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 209, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234. Ebu´l-Ferec İ bn Cevzî, el-Vetâ, c. 1, s. 197,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 297.

[44] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 354-355, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 25-26.

[45] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 355.

[46] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 355, Halebî, c. 2, s. 26.

[47] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 355.

[48] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 31.

[49] Belâzurî, c. 1, s. 234, Ebu Nuaym, c. 1, s. 273.

[50] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 354, Halebî, c. 2, s. 25.

[51] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 354.

[52] .İbn Sa´d, c. 1, s. 209, Belâzurî, c. 1, s. 234, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 51, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86.

[53] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 209.

[54] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 379, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s.223, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 67, Diyarbekrî Hamis, c. 1, s. 297.

[55] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 235.

[56] Zübeyr b. Bekkâr, Nesebi Kureyş, s. 355.

[57] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 235.

[58] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 14, Belâzurî, c. 1 , s. 235, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 273, İbn Esîr, Kâmil,c. 2, s. 88, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 96.

[59] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 14, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 275.

[60] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 128, Halebî, İnşânu´l-Uyûn, c. 2, s. 34, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290.

[61] AhmedZeynf Dahlan.Sîre, c. 1, s. 137.

[62] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 128, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 34, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290.

[63] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 379-380, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 275, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 87-88, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 128, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 223, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c.3, s. 87-88, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 34.

[64] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 379-380, Taberî, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym, c. 1, s. 275-276, İbn Esîr, c. 2, s. 87-88, Zehebî,s. 223, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 88.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/85-88.

[65] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 381, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 379.

[66] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 27, 242, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 113.

[67] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 19, Taberî, Tefsir, c. 25, s. 111, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 326, Zehebî, Tâ rfhu´l-islâm, s.225, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 107, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 6, s:. 28.

[68] Müslim , Sahih, c. 4, s. 2156, Taberî, Tefsir, c. 25, s. 112, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 227, Zehebî, Târîh, s:. 226, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 1 07, Hâzin, Tefsîr, c. 4, s:. 113.

[69] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 441, M üslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 380, Taberî, Tefsîr, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, Delâil, c. 2, s. 447, Beyhakî, Delâil, c. 2, s:. 326.

[70] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s:. 431, Buhârî, c. 6, s:. 19, Tirmizî, c. 5, s:. 380, Ebu Nuaym, c. 2, s:. 447, Beyhakî, c. 2, s:. 326, Zehebî, s. 225-226, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 107, Hâzin, c. 4, s. 113, Suyûtî, D ürru´l-mensur, c. 6, s. 28.

[71] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 431, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2157, Taberî, Tefsîr, c. 25, s. 111, Ebu Nuaym, c. 2, s.447, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 502, Fahru´r-Râzî, Tefsîr, c. 27, s. 242, Kurtubî, Tefsîr, c. 16, s. 131 , Nesefî, Medârik, c. 3, s. 128.

[72] Fahru´r-Râzî, Tefsîr, c. 27, s. 242-243.

[73] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 441, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Hâzin, c. 4, s. 113, Suyûtî, c. 6, s. 28.

[74] Ahmed b. Hanbel,c. 1, s. 441, Müslim, s. 4, s. 2156, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî,c. 25, s. 112.Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî,s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107, Hâzin, c. 4, s. 113.

[75] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 19.

[76] Zehebî, Tâ rîhu1l-islâm, s. 226, Ebu´l -Fidâ, c. 3, s. 1 08.

[77] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 431, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 21566, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî, c. 25, s. 111, Beyhakî,c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 07, Hâzin, c. 4, s. 11 3, Suyûtî, c. 6, s. 28.

[78] Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s. 326, Zemahşerî, c.3, s. 502, Fahru´r-Râzî, c. 27, s. 242,Nesefî,c.4, s. 128, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107.

[79] Ahmed b. Hanbel,c. 1, s. 431, Müslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî,c. 25, s. 112.Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî,s. 226, Hâzin, c. 4, s. 113, Suyûtî, c. 6, s. 28.

[80] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 431, Buhârî, c. 6, s. 19, Taberî, Tefsîr, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s.326, Fahru´r-Râzî, c. 27, s. 242, Kurtubî, c. 16, s. 131, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 1 38, Suyûtî, c. 6, s. 28.

[81] Fahru´r-Râzî, Tefsîr, c. 27, s. 243.

[82] Zemahşerî, c. 3, s. 502, Nesefî, c. 4, s. 128, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 107.

[83] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 431, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 19, Müslim, Sahîh,c. 4, s.2156, Taberî, Tefsîr, c. 25, s. 111 ,Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 447, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 326, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 502, Fahru´r-Râzî,Tefsîr, c. 2 7, s. 242, Kurtubî, Tefsîr, c. 16, s. 131, N eseff, M edâri k, c. 4, s. 1 28, Zehebî, Tâ rfhu ´l-islâm, s. 226, E bu´l-F idâ, el-Bi dâye,c.3,s.107.

[84] Fahru´r-Râzî, Tefsîr, c. 27, s. 243.

[85] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 441, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 380, Taberî, c. 25, s. 112,Ebu Nuaym , c . 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s. 326, Zemahşerî, c. 3, s. 502, Fahru´r-Râzî, c. 27, s. 243, Zehebî, s. 226, E bu´l-Fidâ, c. 3,s. 107-108, Hâzin, c. 4, s. 113, Suyûtî, c. 6, s. 28.

[86] Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Taberî, c. 25, s. 112, Beyhakî, c. 2, s. 326, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107.

[87] Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107, Suyûtî, c. 6, s. 28.

[88] Müslim, c. 4, s. 2156, Taberî, c. 25, s. 112, Hâzin, c. 4, s. 113.

[89] Buhârî, c. 6,s.19, Müslim, c. 4, s. 2156, Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym , c. 2, s. 447, Hâzin, c. 4, s. 113.

[90] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 441, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447,Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107, Suyûtî, c. 6, s. 28.

[91] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 441.

[92] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 441, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107, Suyûtî, c. 6, s. 28.

[93] Zemahşerî, c. 3, s. 502, Fahru´r-Râzî, c. 27, s. 243.

[94] Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Suyûtî, c. 6, s. 28.

[95] Zemahşerî, c. 3, s. 502, Fahru´r-Râzî, c. 27, s. 243, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 107.

[96] Duhan: 9-16.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/88-91.

[97] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 295.

[98] Ta ben, Tefar, c. 21, s. 18, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 424.

[99] Ta ben, Tefsir, c. 21, s. 21.

[100] Eiriat, Şam taraflarında, Belka ve Anman araanda bulunan Şam kasabalarındandır (Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 1, s. 130).

[101] Taberî, Tefsir, c. 21, s. 18, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 214, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 476, Kurtubî, Tefsir, c. 14, s. 4, Nesefî, Medârik, c. 3, s. 265, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 424, Beyzâvî, Tefsir, c. 2, s. 215, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 427, Ebussuud, Tefsir, c. 7,s. 49.

[102] Taberî, c. 21, s. 18, İbn Esir, c. 1, s. 476, Kurtubî, c. 14, s. 4, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 423, Beyzâvî, c. 2, s. 215-216, Hâzin, c.3, s. 427.

[103] Taberî.c 21, s. 18, İbn Esîr, c. 1, s. 475, Kurtubî, c. 14, s. 4, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 423-424-425.

[104] Taberî.c 21, s. 18, İbn Esîr, c. 1, s. 475, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 423-424.

[105] İbn Esîr, Kâmil, c.1, s. 475, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 425.

[106] Taberî, c.21, s. 18, İbn Esîr, c. 1, s. 475, Kurtubî, c. 14, s. 4.

[107] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 425.

[108] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 276, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 343, Taberî, c.21, s. 16, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 410,Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 391, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 330, Kurtubî, c. 14, s. 1, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s.227, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 422, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 5, s. 1 50.

[109] Taberî, Tefsîr, c. 21, s. 1 7-18, Zemahşerî, Keşşaf, c.3 , s. 214, Nesefî, Medârik, c.3,s. 265, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 427, Ebussuud, Tefsîr, c. 7, s. 49, Suyûtî, Dürru´l-m Mensûr, c. 5, s. 152, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.

[110] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 276.

[111] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 276.

[112] Rûm, 1-6.

[113] Taberî, Tefsîr, c. 21, s. 1 8, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 424, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 427, Suyûtî, Dürru´l -mensûr, c. 5, s. 152.

[114] Kurtubî, Tefsîr, c. 14, s. 3, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 427, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.

[115] İbnİshak.İbnHişam, Sîre, c. 3, s. 89, Vâkıdî, Megâzî, c. 1,s. 251-252, Taberî, Târih, c. 3, s. 26, Hâkim, Müstedrek, c.2, s. 327.

[116] Kurtubî, Tefsîr, c. 14, s. 3.

[117] Zemahşerî, Keşşaf, c. , s. 214, Kurtubî, Tefsîr, c. 14, s. 3, Ebussuud, Tefsîr, c. 7, s. 49, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.

[118] Zemahşerî, c. 3, s. 214, Kurtubî, c. 14, s. 3, Ebussuud, c. 7, s. 49, Diyarbekrî, c. 1, s. 298.

[119] Zemahşerî, c.3, s. 214, Beyzâvî, Tefsîr, c. 2, s. 216, Hâzin, c.3, s. 428, Ebussuud, c. 7, s. 49, Diyarbekrî, c. 1, s. 298.

[120] Zemahşerî, c. 3, s. 214, Kurtubî, c. 14, s. 3, Nesefî, c. 3, s. 265-266, Beyzâvî, c. 2, s. 216, Hâzin, c. 3, s. 428.

[121] Kurtubî, Tefsîr, c. 14, s. 3.

[122] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 345, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, t 3, s. 422.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/91-95.

[123] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 241 , Müslim, Sahih, c. 2, s. 593, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 751, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 200, İbn Esîr, Usdu´l -gâbe, c. 3, s. 26, Zehebî, T ârfhu´l -i si âm, s. 1 97, E bu´l-F idâ, el-Bi dâye ve´n-nihâye, c. 3,s. 36, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 21 0.

[124] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241 , Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 235.

[125] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241, Ahmed b. Hanbel, Müsned.c.1, s. 302, Müslim, Sahih, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c. 1,s.235, İbn Abdilberr, c. 2, s. 751 , Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 36, İbnHacer, c. 2, s. 210.

[126] İbn Abdilberr, c. 2, s. 751, İbn Hacer, c. 2, s. 210.

[127] İbn Abdilberr, c. 2, s. 751, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Hacer, c. 2, s. 21 0.

[128] İbn Abdilberr, c. 2, s. 751, İbn Hacer, c. 2, s. 210.

[129] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 235.

[130] İbn Sa´d, c. 4, s. 241, Müslim, c. 2, s. 593, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 36, İbnHacer, c. 2, s. 210.

[131] İbn Sa´d, c. 4, s. 241 , Müslim, c. 2, s. 593, E bu Nuaym, c. 1 , s. 235, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî,s. 197.

[132] İbn Sa´d, c. 4, s. 241 , Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 177, Zehebî, s. 197.

[133] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 593, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56.

[134] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241 .

[135] Müslim, c. 2, s. 593, Begavî, Mesâbîh, c. 2, s. 177, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 56.

[136] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s.2 35.

[137] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241, Müslim, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c. 1, s. 235, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, İbnHacer, c. 2, s. 210.

[138] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 241, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s.235, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 210.

[139] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241 ,Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 235.

[140] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241.

[141] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 593, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vfefâ, c. 1, s. 200, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 56, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 197, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 36.

[142] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 235.

[143] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 177, Ebu´l-Ferec, c. 1 ,s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 36.

[144] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302.

[145] Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c. 1, s. 235, Begavî, c. 2, s. 1 77, Ebu´l-Ferec, c. 1, s.200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 1 97, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 36.

[146] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302.

[147] Ahmed b. Hanbel, c.1 , s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c.1, s. 236, Begavî, c. 2, s. 1 77, Ebu´l-Ferec, c.1, s.200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 1 97, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 36.

[148] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 241 .

[149] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 236.

[150] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 241, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym ,Delâil, c. 1, s. 236, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 177, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 200, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. , s.56, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 197, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye vıe´n-nihâye, c. 3, s. 36.

[151] Müslim, c. 2, s. 593, Begavî, c. 2, s. 177, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56.

[152] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 36.

[153] İbn Sa´d, c. 4, s. 241, Ahm ed b. Hanbel, c. 1, s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Begavî, c. 2, s. 177, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200,İbn Esîr, c. 3, s. 56.

[154] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 236.

[155] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c. 1, s. 236, İbn Esîr, c. 3, s. 56.

[156] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 593, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 56.

[157] Müslim, c. 2, s. 593, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 57, Zehebî, s. 197, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 36.

[158] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302.

[159] İbn Sa´d. Tabakât. c. 4. s. 241 .

[160] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/.95-99.

[161] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 380, EbuNuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 276,Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 223-224.

[162] İ bn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 31, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 507, İbn Esîr,Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 236.

[163] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Mus´abu´z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 96, Belâzurî, c.1, s. 155, İbn Abdilberr, c. 2, s.507, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 6, s. 250, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 236, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 107, İbnHacer, el-İsâbe, c. 1, s. 521, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 322.

[164] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155.

[165] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.

[166] Belâzurî, c. 1, s. 155, İbn Hacer, c. 1, s. 520.

[167] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Belâzurî, c. 1 , s. 155, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103, İbn Hacer, c. 1, s. 522.

[168] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.

[169] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 6, s. 250.

[170] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155.

[171] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Beyhakî, c. 6, s. 250, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.

[172] Mus´abu´z-Zübeyrî, s. 96, İbn Hacer, c. 1, s. 521.

[173] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103, Süyutf, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 322.

[174] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155.

[175] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 103.

[176] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1 ,s.322.

[177] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155.

[178] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.

[179] Mus´abu´z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 96, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1 , s. 521.

[180] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.

[181] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 236, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 323.

[182] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155.

[183] Belâzurî, c. 1,s.155, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 236.

[184] Belâzurî, c. 1,5.155.

[185] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, İbn Esîr, c. 2, s. 236, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.

[186] Belâzurî, Ensâb, c. 1 , s. 155.

[187] Belâzurî, c. 1, s. 155, İbn Esîr, c. 2, s. 236.

[188] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Belâzurî, c. 1 , s. 155, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 103.

[189] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 155.

[190] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 31, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 103.

[191] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 236.

[192] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/99-102.

[193] Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 466, Diyarbekıf, Hamis, c. 1, s. 298, Zürkânî, M evâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 5,s. 108.

[194] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.

[195] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 1 86, Müslim , Sahih, c. 4, s. 2159, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 397, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 84-85, Hâkim ,Müstedrek, c. 2, s. 472, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 262, 265, Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 235, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.114,Zehebî, Târıhu´l-İslâm, s. 209, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 118.

[196] Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 235, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 11 5, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 118-119, Diyarbekrî, c. 1, s. 298, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 1 08.

[197] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 377,413, Buhârî, c. 4, s. 186, Müslim, c. 4, s. 2158, Tirmizî, c. 5, s. 397-398, Taberî,c. 27, s. 85, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 471, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 279, 281, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s.264-265, Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 234, İbn Seyyid, c. 1, s. 114, Zehebî, s. 209-211, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 118.

[198] Buhârî, c. 4, s. 186, Müslim , c. 4, s. 2159, Taberî, c. 27, s. 86, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 472, Ebu Muaym, Delâil, c. 1 ,s. 279-280, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 267, İbn Seyyid, c. 1, s. 114, Zehebî, s. 211, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 118.

[199] Müslim, c. 4, s. 2159, Tirmizî, c. 5, s. 398, Taberî, c. 27, s. 85, Ebu Nuaym, c. 1, s. 279, Beyhakî, c. 2, s. 267, Kadı lyaz,Şifâ.c.1, s. 235, İbn Seyyid, c. 1, s. 114.

[200] Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 472, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 118.

[201] Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 235, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye.c. 1, s. 466,Diyarbekrî,c. 1, s. 298, Zürkânî, Mevâhib Şerhi,c. 5, s. 108.

[202] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 377, Buhârî, c. 4, s. 1 86, Müslim, c. 4, s. 2158, Tirmizî, c. 5, s. 398.

[203] Buhârî, c. 6, s. 52, Müslim, c. 4, s. 2158, Tirmizî, c. 5, s. 398, Taberî, c. 27, s. 85.

[204] Dağın arkasında kaldı (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 447, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 87).

[205] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 447, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 52, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2159.

[206] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 81 -82, Tirm izî, Sünen, c. 5, s. 398.

[207] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 413, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 243, Taberî, Tefsîr, c . 27, s. 85.

[208] E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 280, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 119, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6,s. 133, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c.1 , s. 467, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 299, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 5, s.110.

[209] Ebu Nuaym, c. 1, s. 280, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1, s. 272-273, Kurtubî, Tefsîr, c. 1 7, s. 1 27, Ebu´l-Fidâ, c. 3,s. 11 9-120, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6, s. 133, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, Hamis, c.1, s. 299, Zürkânî,Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 110.

[210] Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 85, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 20, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6, s. 1 33.

[211] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 280-281, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 119-120, Suyûtî, Dürru´l-men­sûr, c. 6, s. 133.

[212] Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 127.

[213] Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 85, Ebu Nuaym, c. 1, s. 281, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 266, Vâhidf, Esbâbü´n-nüzûl, s.268, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1 , s. 273, Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 127, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 210, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121 ,Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 5, s. 109.

[214] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 281, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 266, Vâhidf, Esbâbü´n-nüzûl, s. 268, Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 234,Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 127, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121.

[215] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 82, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 398, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 11 4, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 119, Kastalâni, c. 1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 109.

[216] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 82, Tirmizî, c. 5, s. 398, Beyhakî, c. 2, s. 266, İbn Seyyid, c. 1, s. 114-115, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 119, Kastalâni, c.1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c. 5, s. 109.

[217] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 82, Tirmizî, c. 5, s. 398, Ebu Nuaym, c. 1, s. 281, Beyhakî, c. 2, s. 266, İbn Seyyid, c. 1, s. 114-115, Zehebî, s. 211, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 119-121, Kastalâni, c. 1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c.5, s. 109.

[218] Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 87, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 122.

[219] Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 234, 235, İbn Seyyid, c. 1, s. 114-115, Zürkânî, c. 5, s. 109.

[220] Kadı lyaz, c. 1, s. 235, İbn Seyyid, c. 1, s. 114.

[221] E bu Nuaym , c. 1, s. 281, Beyhakî, c. 2, s. 266, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121, Kastalâni, c. 1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c. 5, s. 109.

[222] Taberî, c. 27, s. 85, Kadı lyaz, c. 1 , s. 235, Kurtubî, c. 17, s. 127, Kastalâni, c. 1 , s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c.5,s.109.

[223] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 281 .

[224] Ebu Nuaym, c. 1, s. 281, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 266, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 273, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 121, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 467, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 109.

[225] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 267, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121.

[226] Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 235, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 11 4.

[227] Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 85, Beyhakî, c. 2, s. 267, Kadı lyaz, c. 1, s. 235, Kurtubî, Tefsîr, c. 1 7. s. 127.

[228] Beyhakî, c. 2, s. 267, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121, Kastalâni, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c.5, s. 109-110.

[229] E bu Nuaym , c. 1, s. 281, Beyhakî, c. 2, s. 267, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121, Kastalâni, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299,Zürkânî, c. 5, s. 109-110.

[230] Taberî, c. 27, s. 85, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 273, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 121, Kastalâni, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299,Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 11 0.

[231] Taberî, c. 27, s. 85, Ebu Nuaym, c. 1, s. 281, Beyhakî, c. 2, s. 267, Vâhidf, Esbâbü´n-nüzûl, s. 268, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.121, Kastalâni, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c. 5, s. 110.

[232] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 275, Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 1 33.

[233] Kadı lyaz, c. 1, s. 235.

[234] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 211.

[235] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 281 .

[236] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 397, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 87, Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 1 27.

[237] Kamer: 1-8.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/102-108.

[238] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 188, 209, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 273, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c.2, s. 312, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 221, 222.

[239] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 188-189, 209, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 31 , Ebu Nuaym , c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 89-90, Zehebî, s. 222.

[240] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 16, İbn Sa´d, c. 1, s. 209.

[241] İbn Sa´d, c.1, s. 209, Yâkubî, c. 2, s. 31, Ebu Nuaym, c. 1, s. 273-274, Beyhakî, c. 2, s. 312, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,c.1,s. 197, Zehebî, s. 222.

[242] İbn Sa´d, c. 1, s. 188-189, Belânın, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234, Ebu Nuaym, c. 1, s. 274, Beyhakî, c. 2, s. 312, Zehebî,s. 222.

[243] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 128, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 97,Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 35, Zürkânî, M evâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 5, s. 290.

[244] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, c. 1, s. 197.

[245] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234.

[246] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, İbn Seyyid, c. 1, s. 128, Ebu´l-Fidâ, t 3, s. 97.

[247] Belâzulî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234.

[248] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.189, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 197-198.

[249] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 274, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 313, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.127, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 85, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 375, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 35, Zürkânî,Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290.

[250] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 198.

[251] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 16, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 128, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97.

[252] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198.

[253] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 1 6, İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 198, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 97, Halebî, c. 2, s. 36.

[254] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s. 90, Halebî, c. 2, s. 36.

[255] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 16, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97.

[256] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234.

[257] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, Belâzurî, c. 1 , s. 234, İbn Esîr, c. 2, s. 90.

[258] İbn Şa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 1 98.

[259] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97.

[260] Ebu Nuaym , c. 1, s. 274, Beyhakî, c. 2, s. 313, İbn Seyyid, c. 1, s. 127, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 222, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.85, Suyûtî, c. 1, s. 375, Halebî, c. 2, s. 36, Zürkânî, c. 1, s. 290.

[261] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 36.

[262] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, İbn Sa´d

[263] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 1 98, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97, Halebî, c. 2, s. 36.

[264] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 16, İbn Sa´d, c. 1, s. 209, Beyhakî, Delâilü´n-nübüwe, c. 2, s. 313, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97, Halebî c. 1,s.36.

[265] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 274, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 313, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 127, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 85, Halebî, c. 1, s. 36, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290.

[266] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 17, İbn Seyyid, c. 1, s. 127, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97.

[267] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, Halebî, c. 2, s. 36.

[268] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 17, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97.

[269] İ bn Sa´d, c. 1, s. 189, Bel âzurf, E nsâbu´l -eşraf, c. 1, s. 234, E bu´l-F erec, c. 1, s. 198.

[270] Belâzurî, c. 1, s. 234, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90.

[271] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198.

[272] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234.

[273] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Seyyid, c. 1 , s. 127, Halebî, c. 2, s. 36.

[274] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 17, İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Belâzurî, c.1, s. 234, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s.90, İbn Seyyid, c. 1, s. 127, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 97.

[275] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 189.

[276] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Belâzurî, c. 1, s. 234, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1,s.379.

[277] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Belâzurî, c. 1, s. 234, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s. 90.

[278] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s. 90, Suyûtî, c.1, s. 376.

[279] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, Suyûtî, c. 1, s. 376, Halebî, c. 2, s. 36.

[280] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 234, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90.

[281] Yâ kubf, T ârfh, c. 2, s. 3 2, E b u N uay m, D el âil ü´n-nübüvve, c. 1, s. 2 74, B eyhak f, D e lâi lü´n-nübüvve, c. 2, s. 313, Zeheb f,Târîhu´l-islâm, s. 222, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 85.

[282] Ebu Nuaym, c. 1, s. 274, Beyhakî, c. 2, s. 313, Zehebî, s. 222, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 85.

[283] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 189, Ebu Nuaym , c. 1, s. 274.

[284] İbn Sa´d, c. 1, s. 189, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 36.

[285] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 128, Halebî, c. 2, s. 36.

[286] Ebu Nuaym, c. 1, s. 274, İ bn Seyyid, c. 1 , s. 128, Halebî, c. 2, s. 36.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/108-112.

[287] İbn Sa´d, c. 1, s. 210, Belâzurî, c. 1,s.236, İbn Kayy,m, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, İbnSeyyid, c. 1, s. 129, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 98, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298. Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290

[288] .İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s. 14, Taberî, Târih, c. 2, s. 228, EbuNuaym, c. 1.S.276, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96.

[289] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 14, Belâzurî, c. 1, s. 235, Taberî, Târih, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym.c. 1, s. 276, İbn Esîr.c. 2,s. 88, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96.

[290] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 14, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym.d, s 276, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96.

[291] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 14, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym , c. 1, s. 276-277, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,s. 198, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 37.

[292] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 235.

[293] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 2, s. 1 4-15, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. , s. 235-236, Taberî, Târih, c.2, s. 228, Ebu Nuaym ,Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 198, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 88, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 96, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 37.

[294] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1,s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c.2,s.88, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96.

[295] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Belâzurî, c. 1, s. 236, Taberî, c.2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1,s.198, İbn Esîr, c. 2, s. 88, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 37.

[296] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s. 15, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1,s.198, İbn Esîr, c. 2, s.88, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 37.

[297] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Belâzurî, c. 1, s. 236, Taberî, c. 2, s. 228, E bu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1, s.198, İbn Esîr, c. 2, s. 88, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96.

[298] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Taberî, c.2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s.88, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96.

[299] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 15, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, Taberî, Târih, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym,Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,s. 198-199, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 89, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 96, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c.2 , s. 37.

[300] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236.

[301] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 5, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 198-199, İbn Esîr, c.2, s. 89, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 37.

[302] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236.

[303] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Belâzurî, c. 1.S.236, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym , c. 1, s. 277, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.96, Halebî, c. 2, s. 38.

[304] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Belâzurî, c. 1, s. 236, Taberî, c.2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu´l-Ferec, c. 1,s.199, İbn Esîr, c. 2, s. 89, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 38.

[305] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 15-16, Taberî, Târih, c. 2, s. 228-229, E bu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 275-277-278, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 199, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 89, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 96.

[306] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 210, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, Halebî, İnsânu´l-Uyûn, c. 2, s. 38.

[307] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 210, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236.

[308] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 395, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 315, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 224.

[309] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s. 17-19, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 314.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/112-117.
Hz. Hamza´nın Müslüman Oluşu


Hz. Hamza; Peygamberimiz (a.s.)ın amcası olup,[1] Süveybe Hatun önce Hz. Hamza´yı, sonra da Peygamberimiz (a.s.)ı emzirmiş olduğu için, Hz. Hamza Peygamberimiz (a.s.)ın sütkardeşi idi.[2]

Hz. Hamza nübüvvetin 6. yılında Müslüman oldu.[3]

Peygamberimiz (a.s.)ın bir gün Safa tepeciğinin yanında oturduğu sırada, Ebu Cehil[4] ile Adiyy b. Hamrâ ve İbn Esda, oraya uğradılar.[5] Ebu Cehil Peygamberimiz (a.s.)a sövüp saydı.[6] İslâm dinini ayıplamak, peygamberliğini tahkir etmek., gibi, Peygamberimiz (a.s.)ın hiç sevmediği şeyleri söyleyip; kendisini çok incitti. Peygamberimiz (a.s.) ise ona hiçbir şey söylemedi, kalkıp evine gitti.

Abdullah b. Cüd´an´ın azadlı kölesi bir hatun, evinden, Ebu Cehil´in bütün söylediklerini işitmişti. Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.)a söyleyeceklerini söyledikten sonra, Kabe´nin yanında, Kureyşlilerin toplandıkları yere gitti, onlarla oturdu.

Çok geçmeden, Hz. Hamza, yayı omuzunda olduğu halde, avlanmaktan dönüp oraya geldi.

Kendisi avcı idi, daima avlanmaya giderdi. Avlanmaktan döndüğü zaman, Kabe´yi tavaf etmedikçe, sonra da Kureyşlilerin toplantı yerine uğrayarak onları selamlayıp kendileriyle biraz konuşmadıkça, evine gitmezdi.

Hz. Hamza, Kureyş yiğitleri arasında en şerefli ve en güçlü olanı, taşkınlığa ve haksızlığa hiç dayan­mayanı idi.

Safa tepeciğinden Kabe´ye doğru giderken, azadlı cariye ona:

"Ey Umâre´nin babası! Kardeşinin oğlu Muhammed´e biraz önce Ebu´l-Hakem Amr b. Hişam tarafın­dan yapılan kötülüğü görmüş olsaydın, sen hiç dayanamazdın.

Onu orada otururken bulup sövdü saydı, hoşuna gitmeyecek şeyler söyledi, incitti. Sonra da dönüp gitti.

Muhammed ise ona hiçbir şey söylemedi" dedi.

Yüce Allah Hz. Hamza´nın iyiliğini dilediği için, kendisi, kadının söylediği şeylerden son derece öfke­lendi; ve hiç kimsenin yanında durmayıp, Ebu Cehil ile karşılaşınca ona yapacağını yapmak üzere hızla Mescid-i Haram´a girdi.

Ebu Cehil´in Kureyşlilerden bir cemaat arasında oturduğunu gördü, ona doğru vardı. Başucuna dik­ildi, hemen yayını kaldırıp onun başına şiddetle vurdu. Başını fena halde yaraladı.

"Sen misin ona sövüp sayan

İşte, ben de onun dinindeyim!

Onun söylediğini söylüyorum!

Gücün yetiyorsa, o yaptıklarını bana da yap bakayım" dedi.[7]

Ebu Cehil´in mensup bulunduğu Manzum oğullarından bazı kimseler, Hz. Hamza´ya karşı Ebu Cehil´e yardım etmek üzere ayağa kalkıverdiler[8] ve ona:

"Biz seni dininden dönmüş görüyoruz!" dediler.

Hz. Hamza:

"Onun [Hz. Muhammed (a.s.)ın] dininin hak ve gerçek olduğu, bence belli olmuştur!

Beni ondan kim men edebilir

Ben Muhammed´in Resûlullah olduğuna şehadet ediyorum. Onun söyledikleri hak ve gerçektir.

Vallahi, ben ondan ayrılmam!

Eğer sözünüzde sadıklar iseniz, haydi bana engel olun bakayım " dedi.[9]

Ebu Cehil kendi kavminden olanlara:

"Bırakın Ebu Umâre´yü

Vallahi ben onun kardeşinin oğluna çok kötü sövüp saymıştım" dedi.[10]

Hz. Hamza evine dönünce, şeytan ona vesvese vermeye ve:

"Sen Kureyşlilerin seyyidi, ulu kişisi idin!

Şu, dinden dönen kişiye uyup, atalarının dinini bıraktın ha!

Ölmek, bu yaptığın şeylerden, senin için daha hayırlıdır!" diyerek kalbini, zihnini karıştırmaya başladı.

Öfkeye kapılarak "Ben de onun dediği üzereyim!" deyip babalarının ve kavminin dinini bıraktığına pişmanlık duyar gibi oldu!

Geceyi, gözüne uyku girmeksizin, ağır bir iş ve şüpheler içinde geçirdi, ve:

"Ey Allah! Şu yaptığım şey doğru ise, onun doğru olduğunu kalbime tasdik ettir! Değilse, bu husus­ta benim için çıkar yolu kalbime doğdur!" diyerek Allah´a yalvardı.[11] Sonra da, Kabe´ye gidip, göğsünü hakka açmasını ve kendisinden şüpheyi, şüphelenmeyi gidermesini Yüce Allah´tan diledi.[12] Ertesi günü, sabahleyin Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vardı.[13] Uykusunu kaçıran şüphe ve tereddütlerini Peygamberimiz (a.s.)a haber verdi:[14]

"Ey kardeşimin oğlu! Ben öyle bir iş içine düştüm ki, onun çıkış yolunu bilemiyorum. Ey kardeşimin oğlu! Senin bana bir söz söylemeni çok arzu ediyorum" dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) ona va´z u nasihatta bulundu. Ahiret azab ve nimet­lerini anlattı. Onu azab ile korkuttu, Cennet ile sevindirdi.

Yüce Allah Hz. Hamza´nın kalbine imanı Resûlullah (a.s.)ın sözleri ile yerleştirdi.[15] Kalbini yakîn ile doldurdu.[16]

Hz. Hamza bu yolda söylediği bir şiirinde şöyle dedi:

"Kalbimi İslâmiyete, hanîf olan dine yönelttiği zaman, Allah´a hamdettim. O din ki, kullarının bütün yaptıklarından haberdar olan; hepsinin iyisini kötüsünü bilen; mâsiyetleri sebebiyle kendilerini açlıktan, susuzluktan öldürmeyip, lutfu ile muamele eden; kudretiyle herşeye üstün gelen Rabbü´l-âlemîn tarafın­dan gelmiştir.

Onun emirleri bize okunduğu zaman, kalb ve akıl sahibi olanların gözlerinden yaşlar boşanır.

Onlar apaçık Kur"ân âyetleri olarak Ahmed´e gelmiştir ki, Ahmed Mustafa içimizde sözü dinlenir ve kendisine boyun eğilir biridir!

Hayır! Vallahi, biz o kavimle aramızdakini kılıçla halletmedikçe, kendisini hiç kimseye vermeyiz! Ona yardımı kesmeyiz!"[17]

Hz. Hamza´nın Müslüman oluşu, Peygamberimiz (a.s.)ı çok sevindirdi[18] ve güçlendirdi.[19]

Hz. Hamza, Yüce Allah´ın dinini kendileriyle güçlendirdiği sayılı kişilerdendi.[20]

Allah, ondan razı olsun!

Hz. Hamza Müslüman olunca; Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)a yapageldikleri işkencelerin bir kısmından vazgeçtiler.[21]


Hz. Ebu Bekir´in Mescid-i Haram´da Müşrikleri İslamiyete Davet Edişi


Hz. Hamza´nın Müslüman olduğu günde idi[22] ki, Peygamberimiz (a.s.)ın yanında, o sıra­da, toplu bir halde[23] otuzsekiz[24] veya otuzdokuz[25] sahabe bulunuyordu.

Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz (a.s.)ın Müslümanlarla birlikte Mescid-i Haram´a gidip herke­si İslâm iyete davet ve teşvik etmesi için ısrar ediyor, Peygamberimiz (a.s.) da "Ey Ebu Bekir! Biz henüz azız, bu işe yetmeyiz" buyuruyordu.

Hz. Ebu Bekir ısrar edip durunca, Peygamberimiz (a.s.) ashabıyla birlikte Dârül-Erkam´dan çıkıp Mescid-i Haram´a gitti.

Müslümanlardan her biri, Mescid-i Haram´da bulunan kendi kabilelerinden insanların yanlarına dağıldılar.

Peygamberimiz (a.s.) oturduğu sırada[26] Hz. Ebu Bekir ayağa kalkıp halkı Allah´a ve Resûlullaha inanmaya davet edince, müşrikler Hz. Ebu Bekir1n[27] ve Müslümanların[28] üzerlerine yürüdüler.

Hz. Ebu Bekir´i[29] ve oradaki Müslümanları, Mescid-i Haram´ın her tarafında,[30] en şiddetli bir şekilde[31] dövmeye başladılar.[32]

Hele Hz. Ebu Bekir´i, fâsık Utbe b. Rebia, kamının üzerine çıkıp çiğnedi.

Yüzünü demir ayakkabı I arıyla tekmeledi, şişirdi.

Hz. Ebu Bekir´in yüzünde, bumu belirsiz oldu!

Kabilesi olan Teym oğulları gelip yetişince, müşrikler Hz. Ebu Bekir´den uzaklaştılar.

Teym oğulları Hz. Ebu Bekir´i baygın bir halde, bir örtünün içinde evine götürüp koydular. Kendisinin öleceğini sandılar.

Hemen geri dönüp Mescid-i Haram´a girdiler ve:

"Vallahi, Ebu Bekir ölecek olursa, biz de muhakkak Utbe b. Rebiayı öldürürüz!" dediler ve yine Hz. Ebu Bekir´in yanına döndüler.

Hz. Ebu Bekir ancak günün sonuna doğru kendine gelip konuşabilmiş ve:

"Resûlullah (a.s.) ne yapıyor Ne haldedir

Müşrikler ona dil uzatmaya ve hakaret etmeye başlamışlardı!" deyip durmuştu.[33]

Teym oğulları, Hz. Ebu Bekir´in yanından kalktılar ve ayrılırken, annesi Ümmü´l-Hayr´a:

"Birşey yemek veya içmek isteyip istemediğini kendisine bir sor bakalım " dediler.

Evtenhalaşınca, annesi Ümmü´l-Hayr, Hz. Ebu Bekir´e:

"Birşey yesen, içsen!" deyip duruyor, Hz. Ebu Bekir ise:

"Resûlullah (a.s.) ne yapıyor Ne haldedir " diyordu.

Ümmü´l-Hayr:

"Vallahi, arkadaşın hakkında benim hiçbir bilgim yok!" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Öyle ise, Ümmü Cemil binti Hattab´a git. Resûlullah´ı ondan sor" dedi.

Ümmü´l-Hayr, Ümmü Cemil´in yanına gitti, ve:

"Ebu Bekir senden Muhammed b. Abdullah´ı soruyor" dedi.

Ümmü Cemil:

"Ben ne Ebu Bekir´i, ne de Muhammed b. Abdullah´ı tanırım! İstiyorsan, seninle birlikte, oğlunun yanına kadar gideyim" dedi.

Ümmü´l-Hayr:

"Olur!" dedi.

İkisi birlikte, Hz. Ebu Bekir´in yanına geldiler.

Ümmü Cemil Hz. Ebu Bekir´i böyle, yerlere çalınmış, mahvolmuş bir halde bulunca, kendisini tuta-mayarak çığlık kopardı:

"Vallahi sana bunu yapan bir kavim muhakkak azgın ve sapkındır!

Ben, senin öcünü onlardan almasını, Allah´tan diler ve umarım!" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Resûlullah (a.s.) ne yapıyor Ne haldedir " diye sordu.

Ümmü Cemil:

"Şu annen, onun hakkında söyleyeceğimi işitir!" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Ondan sana hiçbir kötülük gelmez" dedi.

Bunun üzerine, Ümmü Cemil:

"Selâmettedir ve iyidir" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Şimdi nerededir o " diye sordu.

Ümmü Cemil:

"Erkam´ın evindedir" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Allah´a andolsun ki, Resûlullah (a.s.)a gitmedikçe ne bir yiyecek tadarım, ne de bir içecek içerim!" dedi.

Ortalık sakinleşip halkevlerine çekilinceye kadar bekledikten sonra, annesi ve Ümmü Cemil, koltuk­larına girerek Hz. Ebu Bekir´i Peygamberimiz (a.s.)ın yanına götürdüler.[34]

Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz (a.s.)ı görür görmez, kendisini üzerine attı ve öptü.

Orada bulunan Müslümanlarda Hz. Ebu Bekir´e sarıldılar.[35]

Hz. Ebu Bekir´in hali Peygamberimiz (a.s.)ı son derecede rikkate getirdi.

Hz. Ebu Bekir:

"Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah!

O fâsık adamın yüzümü gözümü belirsiz etmesinden başka bir sıkıntım yok!" dedi.[36]


Hz. Ebu Bekir´in Annesinin Müslüman Oluşu


Hz. Ebu Bekir:

"Yâ Rasûlallah! Şu annem, ebeveynine ve çocuklarına karşı çok iyiliklidir.

Sen mübareksin! Onun için Allah´a dua ve kendisini de İslâmiyete davet et! Belki Allah senin sayende onu Cehennem ateşinden korur!" dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) onun için Allah´a dua edip kendisini Allah´a imana davet edince, Ümmü´l-Hayr Müslüman oldu.[37]

Allah ondan razı olsun![38]



Tuleyb b. Umeyr´in Teşviki ile Ervâ Hatunun Müslüman Oluşu


Ervâ Hatunun oğlu Tuleyb b. Umeyr Darü´l-Erkam´da Müslüman olmuş,[39] Habeş ülkesine yapılan hicrete de katılmıştı.[40] Tuleyb b. Umeyr, bir gün, annesi Ervâ binti Abdulmuttalib´in yanına varıp:

"Bak! Ben Muhammed (a.s.)a uydum, Allah´a boyun eğdim, Müslüman oldum!" dedi.

Ervâ Hatun:

"Hiç şüphesiz, dayının oğlu, senin yardımına ve desteğine herkesten daha lâyıktır. Vallahi, onu erkeklere karşı korumaya gücümüz yetseydi, her tecavüzden korurduk!" dedi.

Tuleyb b. Umeyr

"Ey anne! Seni Müslüman olmaktan ve ona uymaktan alıkoyan nedir Halbuki, kardeşin Hamza da Müslüman oldu!" dedi.

Ervâ Hatun:

"Bakarım. Kızkardeşlerim ne yaparsa, ben de öyle yapar, onlardan birisi olurum" dedi.

Bunun üzerine Tuleyb:

"Öyle ise, sen ona giderek Müslüman oluncaya ve kendisinin peygamberliğini tasdik edip ´Allah´tan başka ilâh yoktur deyinceye kadar, ben de Allah´a yalvarır dururum" deyince, Ervâ Hatun:

"Şehadet ederim ki: Allah´tan başka ilâh yoktur! Ve yine şehadet ederim ki: Muhammed, Allah´ın Resûlüdür!" dedi.

Ervâ Hatun, Peygamberimiz (a.s.)a dili ile yardımcı olmaktan, oğlunu da bu yolda yardım­cı olmaya, İslâm davası üzerinde durmaya teşvik etmekten geri durmadı .[41]

Tuleyb b. Umeyr, bir gün, Ebu Cehil´in[42] Kureyş müşriklerinden yanındaki birkaç kişi ile[43] Peygamberimiz (a.s.)ın önünün keserek[44] ona eza ettiğini,[45] sövüp saydığını[46] görünce, dayanamamış;[47] eline geçirdiği deve çene kemiği ile[48] vurup, Ebu Cehil´in başını yanmıştı. Tuleyb´i tutup bağlamışlar.[49] dayısı Ebu Leheb de bağını çözmüş,[50] onu kurtarmıştı.[51] Ervâ Hatuna:

"Tuleyb´in Muhammed için kendisini tehlikeye attığını görüyor musun !" denildiği zaman, Ervâ Hatun:

"Onun günlerinin hayırlısı, dayısının oğluna yardım ettiği gündür. O, Allah katından hakkı ve gerçeği getirmiştir!" dedi. Kendisine:

"Demek, sen de Muhammed´e tâbi oldun ha !" dediklerinde Ervâ Hatun:

"Evet! Tâbi oldum" dedi.

Müşriklerden bazıları, gidip bunu Ebu Leheb´e haber verdiler.

Ebu Leheb hemen Ervâ Hatunun yanına vardı ve:

"Senin, baban Abdulmuttalib´in dinini bırakıp da Muhammed´e tâbi olduğuna şaşılır!" dedi.

Ervâ Hatun:

"Kalk! Sen de kardeşinin oğlunun yanında durup ona yardımcı, onu savunucu ol! Eğer onun dini üstün gelirse, sen onun dinine girip kendisiyle birlikte bulunmayı veya kendi dininde kalmayı seçmekte serbest olursun! Aksi halde ise, ona yardımında mazur sayılırsın!" dedi.

Ebu Leheb:

"Onun sonradan sonraya ortaya çıkarıp getirdiği bir dini bütün Araplara karşı savunmaya bizim gücümüz mü var " diyerek dönüp giderken,[52] Ervâ Hatun:

"Tuleyb dayısının oğluna yardım etti. Ondan canını, malını esirgemedi" dedi.[53]

Allah onlardan razı olsun![54]



Müslüman Olan Sahabe Annelerinden Bazıları


Hz. Ali´nin annesi Fâtıma Hatun,[55]

Hz. Ebu Bekir´in annesi Ümmü´l-Hayr Hatun (İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326),

Hz. Osman´ın annesi ve Peygamberimiz (a.s.)ın halası Ümmü Hakîm Beyzâ Hatunun
kızı olan Ervâ Hatun,[56]

Abdurrahman b. Avf´ın annesi Şifâ Hatun.[57]

Talha b. Ubeydullah´ın annesi Sâbe Hatun,[58]

Zübeyr b. Avvam´ın annesi ve Peygamberimiz (a.s.)ın halası Safiyye Hatun, Mekkeli
sahabe annelerindendi.[59]



Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Eski Tekliflerini Tekrarlamaları


Hz. Hamza´nın Müslüman olduğu ve Müslümanların sayılarının günden güne arttığının görüldüğü sıralarda idi.[60] ki; içlerinde Ebu Cehil de bulunan,[61] Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri, bir gün toplantı yaptlar[62] ve:

"Muhammed´in işi yaygınlaştı, işlerimizi karıştırdı.[63]

Sihirde, kehanette, şiirde en bilgiliniz kim ise araştırın da,[64] topluluğumuzu dağıtan, işimizi karıştıran, dinimizi ayıplayan[65] şu adamın yanına vanp kendisiyle bir konuşsun;[66] üzerinde direndiği şeyle ne yapmak istediğine bir baksın![67] Onun haberini bize getirsin![68] Buna da, Utbe b. Rebia´dan daha uygun bir kimse bilemiyoruz" dediler.[69]

O sırada Utbe b. Rebia müşriklerin yanında bulunuyor, Peygamberimiz (a.s.) da toplantı yerine yakın bir tarafta yalnız başına oturuyordu.[70]

Utbe b. Rebia:

"Vallahi, ben şiir, kehanet ve sihrin her çeşidini işitmiş ve bunlar hakkındaki bilgilere vukuf hâsıl etmiş bulunuyorum. Bana, bunların gizli, kapalı kalan bir tarafı yoktur![71]

Ey Kureyş cemaatı! Ben kalkıp Muhammed´in yanına varayım. Onunla konuşayım.

Kendisine bazı şeyler teklif edeyim.

Teklif edeceğim şeylerden hangisini kabul ederse, istediğini kendisine veririz.

Belki artık bizimle uğraşmaktan vazgeçer!" dedi.

Müşrikler:

"Olur, ey Ebu´l-Velid! Kalk, onun yanına var, kendisiyle konuş!" dediler.

Utbe hemen kalktı, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına varıp oturdu ve:

"Ey kardeşimin oğlu! Sen de biliyorsun ki; kabile içinde, şeref ve soyca aramızda üstün bir mevki desin.

Fakat, kavminin başına büyük bir iş, bir gaile getirdin!

Onunla, onların topluluklarını dağıttın!

Onunla, onların akıllarını akılsızlık saydın!

Onunla, onların ilahlarını ve dinlerini ayıpladın!

Onunla, onların babalarından gelip geçmiş olanları tekfir ettin![72]

Ey Muhammedi Sen mi daha hayırlısın Yoksa Hâşim mi daha hayırlı[73]

Ey Muhammedi Sen mi daha hayırlısın Yoksa Abdulmuttalib mi daha hayırlı

Sen mi daha hayırlısın Yoksa Abdullah mı daha hayırlı " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.), Utbe´nin bu sorularına hiç karşılık vermedi, sustu.[74]

Utbe:

"Eğer bunların senden daha hayırlı olduğunu kabul ediyorsan, bunlar senin ayıplamakta olduğun ilahlara tapıyorlardı!

Yok, eğer sen onlardan hayırlı olduğunu sanıyorsan, konuş! Bu yoldaki sözünü de dinleyelim

Biz hiçbir zaman kavmine senden daha uğursuz ve ağır gelen birşey görmedik.

Topluluğumuzu dağıttın! İşimizi karıştırdın! Araplar içinde bizi rezil ettin!

Kureyşliler içinde bir sihirbaz, bir kâhin türemiş!1 dedirttin!

Vallahi, biz kılıçlarımızla birbirimizi yok etmeye kalkacağımız, çığlık koparılacak andan başkasını bekleyemiyoruz![75]

Gel, sen beni dinle:

Sana bazı şeyler teklif edeceğim!

Onların üzerinde dur! Düşün! Belki onlardan bazısını kabul etmek işine gelir" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Söyle ey Ebu´l-Velid! Dinliyorum" buyurdu.

Utbe:

"Ey kardeşimin oğlu! Eğer sen getirdiğin bu işle mal elde etmek istiyorsan, sen malca en zengini­miz oluncaya kadar, mallarımızdan senin için mal toplayalım.

Eğer sen bununla şeref ve şan kazanmak istiyorsan, seni üzerimize seyyid yapalım ve sensiz hiçbir işe karar vermeyelim.

Eğersen bununla kral olmak istiyorsan, seni kendimize kral yapalım.

Eğer bu sana gelen şey, sana görünüp de kendinden uzaklaştırmaya güç yetiremediğin bir tâbi´ cin işi ise, seni tedavi ettirelim Seni ondan kurtarıncaya kadar, mallarımızı bu uğurda saçarcasına harcay­alım Tedavi edilinceye kadar tâbi cinin adama sataşıp durduğu olabilir!" dedi.

Utbe sözlerini bitirinceye kadar Peygamberimiz (a.s.) onu dinledi ve:

"Ey Ebu´l-Velid! Söyleyeceklerini, söyleyip bitirdin mi " diye sordu.

Utbe "Evet" deyince, Peygamberimiz (a.s.):

"Sen de, şimdi beni dinle!" buyurdu.

Utbe "Öyle yapayım" dedi.

Peygamberimiz (a.s.), Besmele çekerek Fussilet sûresini okumaya başladı.

Utbe de, susup, iki elini arkasından yere dayayıp onu dinledi.

Peygamberimiz (a.s.), Fussilet sûresinin secde âyeti olan 37. âyetini de okuyup secde ettik­ten sonra:

"Ey Ebu´l-Velid! Hiç işitmediğini dinlemiş bulunuyorsun!

Artık işte sen, işte o!" buyurdu.

Bundan sonra, Utbe kalkıp arkadaşlarının yanına varırken, arkadaşları birbirlerine:

"Allah´a and içeriz ki; Ebu´l-Velid, size, buradan gidişinden başka biryüzle geldi!" dediler.

Gelip yanlarına oturduğu zaman, Utbe´ye:

"Ey Ebu´l-Velid! Arkanda ne haber var " diye sordular.

Utbe:

"Arkamdaki haber; vallahi, ben şimdiye kadar bir benzerini daha işitmemiş olduğum bir sözü işitmiş bulunuyorum.

Vallahi, o ne şiirdir, ne sihirdir, ne de kehânettir!

Ey Kureyş cemaatı! Gelin, beni dinleyin!

Siz bu işi bana bırakın. Şu adamı, üzerinde durduğu şeyle başbaşa bırakın! Siz aradan çekilin! Ondan uzak durun!

Vallahi, kendisinden dinlemiş olduğum söz, büyük bir haber olacaktır!

Eğer onu Araplar öldürürlerse, sizden başkasıyla onun hakkından gelmiş olursunuz.

Eğer o Araplara hakim olursa, onun hakimiyeti sizin hakimiyetiniz, onun kudret ve şerefi sizin kudret ve şerefiniz demektir.

Siz böylece, onun sayesinde, insanların en mutlusu olursunuz![76]

Ey kavmim! Gelin, bugün bana itaat edip sözümü dinleyin de, sonra tek bana isyan edin!" dedi.[77]

Kureyşliler:

"Vallahi, ey Ebu´l-Velid! O, seni de diliyle sihirlemiş!" dediler.

Utbe:

"Bu, benim onun hakkındaki görüşümdür. Siz nasıl istiyorsanız öyle yapın!" dedi.[78]

Utbe´nin, Kureyş müşriklerine "Muhammed ´Onlar bu beyandan sonra yine imandan yüz çevirir­lerse, ´Âd ve Semûd´u çarpan yıldırım gibi, size de bir azabın gelip çatabileceğini hatırlatırım´ de!1 dediği zaman, ağzını elimle tutarak, daha fazla okumaması için, kendisine akrabalık adına and verdim. Çünkü, Muhammed birşey söylediği zaman hiç yalanlanmadığını bildiğim için, üzerinize azab ineceğinden kork­tum" dediği de rivayet edilir.[79]



Hz. Ömer´in Müslüman OIuşu


Hz. Ömer´in annesi Hanteme[80] Ebu Cehil´in amcasının kızı olduğuna göre, Ebu Cehil Hz. Ömer´in dayısı sayılırdı.[81]

Hz. Ömer, Müslüman olmadan önce, Peygamberimiz (a.s.)a ve Müslümanlara karşı, insan­ların en katı davrananı idi.[82]

Hz. Ömer´in Müslüman oluşu Kureyş müşriklerinin Habeş ülkesine hicret eden Müslümanları kendi­lerine teslim etmesi için ona ve kumandanlarına sunulacak hediyelerle birlikte Necaşî´ye gönderdikleri Amr b. Âs ve Abdullah b. Ebi Rebia´nın elleri boş olarak, hoşlarına gitmeyen bir şekilde geri çevrildikleri sıralarda,[83] ve Hz. Hamza´nın Müslüman oluşundan üç gün sonra olup;[84] bu da, nübüvvetin altıncı yılında,[85] Zilhicce ayından[86] bir Cuma günü idi.[87]

Peygamberimiz (a.s.), Dârü´l-Erkam´da Pazartesi günü:[88]

"Ey Allah! Şu iki adamdan, Ebu Cehil veya Ömer b. Hattab´dan, sana sevgili olanı ile İslâm´ı aziz kıl, güçlendir!" diyerek dua etmişti.[89]

Hz. Ömer der ki:

"Ben, Müslüman olmadan önce, Resûlullah (a.s.)a sataşmak için evden çıkıp, kendisini bul­dum. O, Mescid-i Haram´a erişmekte beni geçmişti. Ben de, vanp arkasında, ayakta durdum.

Resûlullah (a.s.) el-Hâkka sûresini okumaya başladı .[90]

Dinlediğim kelamın belagatına, düzgünlüğüne, derii-topluluğuna hayran oldum. Kendi kendime:

´Bu, vallahi, Kureyşlilerin dediği gibi, bir şair galiba!´ dedim.

O sırada, Resûlullah, sûrenin şu (mealdeki) âyetlerini okudu:

´Gördüğünüz, görmediğiniz şeylere and ederim ki: Hiç kuşkusuz, o (Kur´ân), Allah katında çok şere­fli bir resûlün (Allah´tan telakki ettiği) sözüdür!

O, bir şair sözü değildir! Siz ne az inanır (adamlar)sınız!´[91]

Ben, yine, kendi kendime:

´Galiba, bu bir kâhindir! (İçimden geçirdiklerimi anladı!)´ dedim.

Resûlullah (a.s.) şu (mealdeki) âyetleri okumaya devam etti:

´O, bir kâhin sözü de değildir! Siz ne kıt düşünür (adamlarsınız!

O (Kur´ân), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

Eğer, (Peygamber, söylemediğimiz) bazı sözleri bize karşı kendiliğinden uydurmuş olsaydı, elbette, onun sağ elini (kuvvet ve kudretini) alıverir, sonra da, muhakkak onun kalb damarını koparır (kendisini yaşatın az) dik!

O vakit, sizden hiçbiriniz, buna mâni de olamazdınız!

Şüphe yok ki, o (Kur´ân), fenalıktan korunanlar için kafi bir öğüttür.

İçinizde onu yalan sayanlar bulunduğunu, elbette, Biz de biliyoruz. Muhakkak ki, o (Kur´ân), kâfirler üzerine bir hasrettir (iç yarasıdır)!

Hiç kuşkusuz, o (Kur´ân) kesin bilginin tam gerçeğidir.

O halde, o büyük Rabbini, Kendi ismiyle teşbih (ve tenzih)e devam et!´[92]

Resûlullah (a.s.) sûreyi böylece okuyup bitirdiği zaman, her yerde, kalbime İslâm meyli düştü."[93]

Yine, Hz. Ömer der ki:

"Ben Cahiliye devrinde içkici idim. İçki içmeyi çok sever ve içince neşelenirdim.

İslâmiyetten nefret duyar ve uzak dururdum.

Hazvere´de, Ömer b. Abd b. İmrânül-Mahzumilere ait evlerin yanında, Kureyş erkeklerinden bazılarının içinde toplandığı bir toplantı yerimiz vardı.

Bir gece, toplantı arkadaşlarımla buluşmak arzusu ile bu toplantı yerine gitmiştim.

Oraya vardığımda, toplantı yerinde onlardan hiç kimseyi bulamadım. Kendi kendime ´Filan içkicinin yanına gideyim. Belki onda biraz içki bulur, içerim´ dedim. Kendisi Mekke´de içki satardı.

Bu maksatla ona gittim. Fakat kendisini bulamadım. Yine, kendi kendime ´Bari Kabe´ye gideyim, onu yedi veya yetmiş kere tavaf edeyim´ dedim.

Kabe´yi tavaf etnek arzusuyla Mescid-i Haram´a vardım.

Bir de gördüm ki, Resûlullah (a.s.) durmuş, namaz kılıyordu.

Kendisi, namaza durduğu zaman Şam´a doğru yönelir ve Kabe, Şam ile kendisinin arasında kalırdı. Namaz kıldığı yer, Rüknü´l-Esved ile Rüknü Yemânî arası idi.

Onu görünce, kendi kendime:

´Vallahi, ne olursa olsun, bu gece Muhammed´in söylediklerini işitmek için durup dinlemek istiyorum´ dedim.

Yine, kendi kendime:

´Dinlemek için onun yanına yaklaşacak olursam, belki kendisini korkutmuş olabilirim´ dedim. Hicr köşesine gittim. Orada, Kabe´nin örtüsünün altına girdim. Örtünün arkasından yavaş yavaş yürüdüm. Resûlullah (a.s.), ayakta durup namaz kılıyor ve Kur´ân okuyordu.

Ben, yürüyerek onun karşısına kadar gelip, kıblesinde durdum.

Aramızda, Kabe´nin örtüsünden başka birşey yoktu.

Kur´ân´ı dinlediğim zaman, kalbim ona karşı yumuşadı."[94]

İbn İshak, İbn Hişam; Hz. Ömer´in Müslüman oluşunu şöyle anlatırlar:

Hz. Ömer´in kızkardeşi Fâtıma binti Hattab Hatun, Saîd b. Zeyd ile evli olup, ikisi de Müslüman olmuşlardır.

Fakat, Müslümanlıklarını Hz. Ömer´den gizli tutuyorlardı.

Yine Hz. Ömer´in mensup bulunduğu Adiyy b. Ka´b oğullarından Nuaym b. Abdullah da Müslüman olmuştu. O da, kavminden korktuğu için, Müslümanlığını gizli tutuyordu.

Habbab b. Enet, Fâtıma Hatuna gelip gidip Kur´ân okur ve okuturdu. Bir gün, Hz. Ömer, Peygamberimiz (a.s.) ile ashabından bir cemaata saldırmak üzere, kılıcını kuşanmış olarak evinden çıkmıştı.

Peygamberimiz (a.s.)la ashabının Safa tepeciğinin yanındaki bir evde toplandıkları ve kadınlı-erkekli kırk kişiye yakın oldukları, kendisine haber verilmişti.

Dârü´l-Erkam´da; Peygamberimiz (a.s.) ile amcası Hz. Hamza, Ashab-ı Kiramdan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali ve Habeş ülkesine hicret etmeyip Peygamberimiz (a.s.)la birlikte Mekke´de oturan Müslümanlardan bazıları da bulunuyordu.[95]

Nuaym b. Abdullah Hz. Ömer´e rastladı ve:

"Ey Ömer! Nereye gitmek istiyorsun " diye sordu.[96]

Hz. Ömer:

"Kureyşlilerin işlerini darmadağın eden, akıllarını akılsızlık sayan, dinlerini ayıplayan, ilahlarına dil uzatan, şu ata dinini bırakıp yeni din tutan Muhammed´e gitmek istiyorum. Öldüreceğim onu!" dedi.

Nuaym b. Abdullah:

"Vallahi ey Ömer! Seni nefsin aldatmıştır, nefsin!

Sen Muhammed´i öldürünce Abdi Menaf oğullarının seni yeryüzünde gezer bırakacağını mı sanıy­orsun !

Sen kendi ev halkına dönsen de, onların işi üzerinde dursan olmaz mı " dedi.

Hz. Ömer:

"Sen benim ev halkından, hangisini kastediyorsun " diye sordu.

Nuaym b. Abdullah:

"Amcanın oğlu enişten Saîd b. Zeyd ile kızkardeşin Fâtımayı kastediyorum! Vallahi, onların ikisi de Müslüman oldular, Muhammed´e uydular ve onun dinine girdiler! Sana önce onlarla ilgilenmek düşer" dedi.

Hz. Ömer, hemen geri dönüp kızkardeşiyle eniştesinin evine kadar gitti.

O sırada, onların yanında Habbab b. Enet ve onun yanında da, içinde Fatiha sûresi yazılı bir sahife bulunuyor, onu onlara okuyordu.

Hz. Ömer´in tıkırtısını işittikleri zaman, Habbab evin bir köşesinde gizlendi.

Fâtıma Hatun sahifeyi alıp uyluğunun altına sakladı.

Hz. Ömer, evin yanına geldiği zaman, Habbab´ın Fâtıma Hatunla Saîd b. Zeyd´e Kur´ân okuduğunu işitmişti. Eve girince:

"İşitmiş olduğum o şey ne idi " diye sordu.

Kızkardeşiyle eniştesi:

"Sen birşey işitmedin!" dediler.

Hz. Ömer:

"Evet! Vallahi, ikinizin de Muhammed´e uyduğunuzu ve onun dinine girdiğinizi haber aldım!" dedi ve hemen eniştesi Saîd b. Zeyd´in üzerine çullandı.

Fâtıma Hatun da kalkıp onu kocasının üzerinden ayırmak, uzaklaştırmak isteyince, Hz. Ömer vurup Fâtıma Hatunun başını yardı!

Hz. Ömer bunu yapınca, kızkardeşi de, eniştesi de:

"Evet! Biz Müslüman olduk! Allah´a ve Resûlüne iman ettik!

Sen istediğini yap!" dediler.

Hz. Ömer kızkardeşinin başını yarıp kanattığını görünce, yaptığına pişman oldu, yapmak istediği şeylerden vazgeçti. Kızkardeşine:

"Demin okuduğunuzu sizden dinlediğim şeylerin yazılı bulunduğu sahifeyi bana ver de, Muhammed´in getirdiği şeyin ne olduğuna bir bakayım " dedi.

Kızkardeşi:

"Biz senin sahifeye birşey yapmandan korkanz!" dedi.

Hz. Ömer:

"Korkma!" dedi ve onu okuduktan sonra geri vereceğine, ilahları üzerine yemin etti.

Bunun üzerine, Fatma Hatun, onun Müslüman olacağını umarak:

"Ey kardeşim! Sen, puta taptığın müddetçe, pissin (temiz değilsin)! Halbuki, ona (Kur´ân-ı Kerîm yazılı sahifeye), pâk olandan başkası dokunamaz!" dedi.

Hz. Ömer kalkıp yıkanınca, Fâtıma Hatun ona sahifeyi verdi. Verdiği sahifede Tâhâ sûresi yazılı idi. Hz. Ömer sûreyi baş tarafından okumaya başladı[97] ve onaltı âyet okudu.[98]

"Bu sözler ne kadar güzel! Ne kadar değerli!" demekten, kendini alamadı.

Habbab, bunu işitince, saklandığı yenden çıkıp Hz. Ömer´in yanına geldi ve:

"Ey Ömer! Vallahi, Allah´ın, Peygamberinin duasını sana nasip edeceğini umuyorum. Ben dün Peygamber (a.s.)dan işittim ki; o, ´Ey Allah! İslâm´ı, Ebu´-Hakem b. Hişam veya Ömer b. Hattab ile güçlendir!´ diyerek dua etmişti.

Ey Ömer! Artık Allah´tan kork, Allah´tan" dedi.

Hz. Ömer, Habbab´a:

"Ey Habbab! Sen bana Muhammed´in bulunduğu yeri göster de, yanına varıp Müslüman olayım!" dedi.[99]

Habbab:

"O, Safa tepeciğinin yanındaki bir evin içindedir. Kendisinin yanında da, ashabından bazıları bulunuyor" dedi.

Hz. Ömer hemen kalkıp kılıcını kuşandı. Sonra, Peygamberimiz (a.s.)la ashabının bulun­duğu yere vanp kapılarını çaldı.

Hz. Ömer´in sesini işitince, Peygamberimiz (a.s.)ın yanında bulunan bir zât[100] kalkıp kapının gediğinden dışarı baktı.

Hz. Ömer´i kılıcını kuşanmış olarak görünce, korktu. Peygamberimiz (a.s.)ın yanına döndü:

"Yâ Rasûlallah! Bu, Ömer b. Hattab´dır! Kılıcını kuşanmış bir haldedir!" dedi.

Hz. Hamza:

"Ona izin ver! Eğer iyilik için geldiyse, kendisine bol bol iyilik ederiz!

Eğer kötülük için geldiyse, onu kendi kılıcıyla öldürürüz!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ona izin veriniz!" buyurdu.

Kapıdaki zât (Bilal-i Habeşî) ona izin verdi.

Peygamberimiz (a.s.) kalkıp ona doğru vardı ve kendisiyle avluda karşılaştı.

Kuşağından ve ridasının toplandığı yerden tutup, kendisine doğru hızlıca çekti ve:

"Ey Hattab´ın oğlu! Neye geldin !

Vallahi, Allah´ın senin başına bir musibet indirmesine kadar duracağını sanmıyorum" buyurdu.

Hz. Ömer:

"Ey Allah´ın Resûlü! Ben Allah´a, Allah´ın Resûlüne ve ona Allah´tan gelen şeylere iman edeyim diye senin yanına geldim" dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) "Allahuekber" diyerek tekbir getirdi.

Peygamberimiz (a.s.)ın ashabından olan ve evde bulunan halk, Hz. Ömer´in Müslüman olduğunu anladılar.[101] Onlar da tekbir getirdiler.

Tekbir sesleri Mekke´nin yollarında duyuldu.

Hz. Ömer der ki:

"Müslüman olup da dövülmeyen, dövmeyen bir kimse görmedim.

Ancak, benim payıma bunlardan hiçbir şeyin düşmediğini gördüm.[102] Kendi kendime:

´Müslümanlar musibete uğrarlarken, ben musibete uğramamak istemem!´ dedim.[103]

Müslüman olduğum gece, kendi kendime düşündüm ki: Mekke halkından, Resûlullah (a.s.)a düşmanlıkta en azılısı kim ise, gidip Müslüman olduğumu ona haber vereyim!

´Tamam! Ebu Cehil´e haber vereyim!´ dedim.

Sabaha çıktığım zaman, Ebu Cehil´in kapısını çaldım.

Ebu Cehil yanıma çıkıp:

´Hoş geldin kızkardeşimin oğlu! Ne haber getirdin ´ dedi.

Kendisine:

´Allah´a ve O´nun Resûlü olan Muhammed´e iman ve kendisinin bildirdiği şeyleri tasdik ettiğimi sana haber vereyim diye geldim1 deyince, kapıyı yüzüme çarparcasına kapayıp:

´Allah seni de, senin getirdiğin haberi de kötü etsin, iyilikten uzak kılsın! (Allah senin de belânı versin! Senin getirdiğin haberin de belâsını versin!) dedi."[104]

Hz. Ömer, Müslüman olduğunu haber vermek için dayısı Velid b. Mugîreye[105] nasıl gittiğini ve nasıl karşılandığını da, şöyle anlatır:

"Evden çıkıp dayıma gittim. Kendisi Kureyşlilerin eşrafından idi. Kapısını çaldım. İçeriden:

Kim o ´ diye sordu.

´İbn Hattab!´ dedim.

Yanıma çıktı. Kendisine:

´Benim müşriklikten çıkıp yeni dine girdiğimi biliyor musun 1 dedim.

Dayım bana:

´Sen gerçekten böyle yaptın mı ´ diye sordu. Ben:

´Evet, yaptım!´ dedim. Dayım:

´Sakın yapma!´ dedi. Ben:

´Yapmış bulunuyorum bile![106]

Ey dayım! Ben Allah´a ve Allah´ın Resûlüne iman ettim. Allah´tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed´in Allah´ın Resûlü olduğuna şehadet ediyorum.

Sen bunu kavmine böylece haber ver!´ dedim.

Dayım Velid:

´Kızkardeşimin oğlu! Sen eski işinin üzerinde sebat et! Seni halk kendi halinde bilsin! Er kişi kendi hali üzere sabahlar, kendi hali üzere akşamlar!´ dedi.

Kendisine:

´Vallahi benim için iş açıkça belli olmuştur!

Sen benim Müslüman olduğumu kavmine haber ver!´ dedim.

Velid:

´Senin bu işini haber veren ilk kişi ben olmayacağım!´ dedi[107] ve evine girip kapıyı yüzüme karşı kapadı. Kendi kendime:

´Bu birşey değil!´ dedim.

Kureyş müşriklerinden, başka bir adama gidip kapısını çaldım. İçeriden:

´Kim o ´ diye sordu.

İbn Hattab!´ dedim.

Yanıma çıktı. Kendisine:

´Benim müşriklikten çıkıp yeni dine girdiğimi biliyor musun 1 dedim.

´Sen gerçekten böyle yaptın mı ´ diye sordu.

´Evet! Yaptım!1 dedim. Bana:

´Sakın, yapma!´ dedi. Ben:

´Yapmış bulunuyorum bile!´ dedim.

O da, hemen içeri girip, kapıyı yüzüme karşı kapadı.[108] Kendi kendime:

´Müslümanlar dövülüyor, ben ise dövülmüyorum.[109]

Müslümanları d övüyorlar,[110] ben ise dövülmüyorum.[111] Beni hiç kimse dövmüyor!´ dedim.[112] Geri döndüm.[113]

Bana, bir adam:

´Sen Müslümanlığını bildirmek istemiyor musun ´ dedi. Ona:

´Evet! Bildirmek istiyorum´ dedim.

´Öyle ise, Kureyşliler Hicr´de oturdukları sırada, sır saklamayı bilmeyen filan adama git! İkinizin arasında gizli kalmasını hatırlat!

Kendisine:

´Ben müşriklikten çıktım, başka bir dine girdim´ de, yeter. Çünkü, onun sır sakladığı pek azdır´ dedi."[114]

Abdullah b. Ömer der ki:

"Babam, Müslüman olduğu zaman, Kureyşlilerin en çok söz taşıyanı, en çok söz yayanı kimdir diye sordu. Kendisine:

´Cemil b. Ma´meru´l-Cumahî´dir!´ denildi.

Bunun üzerine, babam onun yanına gitti.

Ben de babamın arkasından gittim. Babam ona:

´Ey Cemil, biliyor musun Ben Müslüman oldum, Muhammed´in dinine girdim der demez, vallahi Cemil ayağa kalkıverdi.

Acelesinden ridasını sürükleyerek, o önde, babam arkada, gittiler. Ben de babamı takip ettim.

Mescid-i Haram´m kapısına varıldı.

O sırada, Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri Kabe´nin kapısı civarındaki toplantı yerinde bulunuyor­lardı.

Cemil, Kabe´nin kapısında ayakta dikilerek, avazının çıktığı kadar:

´Ey Kureyş cemaati! Haberiniz olsun ki, Ömer b. Hattab dininden çıkmış, başka bir dine girmiştir!´ diyerek bağırdı.

Babam ise:

´O yalan söylüyor! Ben Müslüman oldum ve Allah´tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed´in Allah´ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet ettim!´ deyince, Kureyş müşrikleri babama saldırdılar.

Güneş başlarının üzerinde yükselinceye kadar, babamla Kureyşliler, çarpıştılar.

Sonunda, babam yorulup oturdu.

Müşrikler babamın başucuna dikildiler. Babam onlara:

´Siz bana istediğinizi yapın! Allah´a yemin ederim ki, biz üçyüz kişi olsaydık, ya biz yenilir, burayı size bırakırdık; ya da siz yenilir, burayı bize bırakırdınız!´ diyordu.

Babam Ömer ile Kureyş müşrikleri bu durumda bulundukları sırada, üzerinde Yemen işi çizgili bir elbise ile nakışlı bir gömlek bulunan, Kureyşlilerden yaşlı bir adam gelip üzerlerine dikildi ve:

´Nedir bu haliniz ´ diye sordu. Saldırganlar:

´Ömer dininden çıkmış, başka bir dine girmiştir1 dediler. Gelen adam onlara:

´Bırakın onu kendi haline! Adam kendisi için bir iş (birdin) seçmişse, size ne oluyor Ne istiyorsunuz siz ondan !

Adiyy b. Ka´b oğullarının size adamlarını böylece teslim edeceklerini (öldürteceklerini) mi sanırsınız !

Açılın, dağılırı adamın başından![115]

Ben onun koruyucusuyum!´ dedi.[116]Vallahi, onlar babamın üzerinden, bir elbisenin soyuluşu gibi, sıyrıldılar, dağıldılar.

Medine´ye hicret ettikten sonra, babama:

´Ey babacığım! Mekke´de, Müslüman olduğun gün, seninle çarpışan müşrikleri azarlayıp başından dağıtan adam kimdi ´ demiştim. Babam:

´Ey oğulcuğum! O, Âs b. Vâilü´s-Sehmî[117] idi´ dedi."[118]

Hz. Ömer, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Yâ Rasûlallah! İçinde İslâmiyeti açıklamadığım bir küfür meclisi bırakmayacağım!" dedikten sonra Mescid-i Haram´a giderek, müşriklerin oradaki toplantı meclislerinde Müslüman olduğunu açıklamış; Allah´tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed (a.s.)ın Resûlullah olduğuna şahadet getir­ince müşriklerin saldırısına uğramış; bu onları, onlar bunu dövmeye başlamış; müşriklerin sayısının çoğaldığı sırada, daha önce kendisini korumaya alan Âs b. Vâil yetişip müşriklerin ellerinden Hz. Ömer´i tekrar kurtarmıştır.[119]

Hz. Ömer:

"Yüce Allah İslâm´ı güçlendirinceye kadar, İslâm uğrunda dövmekten, dövülmekten geri kalmadım!" demiştir.[120]

Ashab-ı Kiramdan Abdullah b. Mes´ud da:

"Ömer´in Müslüman oluşu bir fetih idi. Hicreti bir yardım idi. Halifeliği de bir rahmet idi![121] Vallahi, Ömer Müslüman oluncaya kadar, Kabe´nin yanında açıktan namaz kılmadık.[122]

O, Müslüman olunca, Kureyş müşrikleriyle dövüştü.[123]

Kendisi, Kabe´nin yanında namaz kıldı, biz de namaz kıldık!" demiştir.[124]

Allah ondan razı olsun![125]



Müşriklere Karşı Dârü´l-Erkam´dan Sert Bir Yürüyüş Gösterisi


Hz. Ömer der ki:

"Müslüman olduğum ve Peygamber (a.s.)la ashabının da müşriklerden gizlendikleri sıra-da:[126]

´Yâ Rasûlallah! Biz, ister ölü, ister diri olalım;[127] hak üzere değil miyiz 1 dedim.

Resûlullah (a.s.):

´Evet![128] Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; siz, ister ölü olunuz, ister diri olunuz,[129] hiç şüphesiz hak üzeresiniz!1 buyurdu.[130]

Bunun üzerine:

´Yâ Rasûlallah! Biz hak üzere bulunduğumuza, onlar bâtıl üzere olduklarına göre, biz ne diye dini­mizi gizliyoruz ![131]

Vallahi, biz İslâmiyet] küfre karşı açıklamaya daha haklı, daha lâyıkız! Allah´ın dini Mekke´de muhakkak üstün gelecektir!

Kavmimiz bize karşı taşkınlık etmek isterlerse, kendileriyle çarpışırız. İnsaflı davranmak isterlerse, onu da kabul ederiz!´ dedim.[132]

Resûlullah (a.s.):

´Biz, sayıca çok azız!´ buyurunca:

´Seni hak din ve Kitab ile peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki;[133] hiç çekinmeden, kork­madan,[134] oturup İslâm inanç esaslarını açıklamadığım bir küfür meclisi kaim ayacaktır![135]

Seni hak din ve Kitab ile peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; biz muhakkak ortaya çıka­cağız!1 dedim.[136]

İki saf halinde çıktık. Saflardan birinin başında Hamza, diğer safın başında ben vardım.[137]

Sert adımlarla, yerin topraklarını un gibi tozuta tozuta,[138] Mescid-i Haram´a girdik.

Kureyş müşrikleri bir bana, bir Hamzaya bakıyorlardı.

Onlar, o gün, bir benzerine daha uğramadıkları hüzün ve kedere uğradılar.

O zaman, Resûlullah (a.s.), bana:

´Hak ile bâtılı ayırdı!´ diye, ´Faruk´ adını verdi."[139]



Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)ı Öldürmeye Yemin Etmeleri


Peygamberimiz (a.s.)ın İslâm davasından vazgeçmediği takdirde öldürülmek üzere kendi­lerine teslimi için Kureyş müşriklerinin Ebu Talib´e yaptıkları teklifler neticesiz kalmıştı.[140]

Habeş ülkesine çıkan İslâm Muhacirleri Habeş Necaşî´si tarafından korunarak emniyet ve huzura kavuşmuş, Hz. Hamza ve onun arkasından da Hz. Ömer Müslüman olup Peygamberimiz (a.s.)la ashabının yanında yer almış,[141] İslâmiyet Arap kabileleri arasında duyulmaya ve yayıl­maya başlamış bulunuyordu.[142]

Hele Necaşî´nin Hz. Cafer ve arkadaşlarına yaptığı ikramlar, Kureyş müşriklerinin çok ağırlarına git­miş,[143] onları Peygamberimiz (a.s.)a ve ashabına karşı son derece kızdırmıştı.[144]

Bunun üzerine, müşrikler Peygamberimiz (a.s.)ı öldürmek hususunda birleştiler[145] ve:

"Onu, gizlice veya açıktan, muhakkak öldüreceğiz!" diyerek, öldürmeye yemin ettiler.

Ebu Talib Kureyş müşriklerinin bu cinayeti işlemeye azimli olduklarını görünce, kardeşinin oğlunun hayatı hakkında korkuya düştü.

Kureyş müşriklerinin Kabe çevresinde toplanmış bulundukları bir sırada, gidip Kabe örtüsünün arasına girdi.

Kureyş müşriklerinin zulümlerinden, Allah´a şikayetlendi:

"Ey Allah! Kavmimiz bana karşı azgınlığa ve taşkınlığa kalkıştı!

Bize acele yardımını yetiştir! Onların önlerine geril! Kardeşimin oğlunu öldürmelerine imkân verme!" diyerek Allah´a yalvardı.

Kureyş müşrikleri:

"Şu yalancı ve akılsız [hâşâ!] adam öldürülmedikçe, bizimle H âsim ve Muttalib oğulları arasında ne barış, ne akrabalık ve ahid, ne de dokunulmazlık var!" dediler.[146]


Hâşim ve Muttalib Oğullarının Şı´b-ı Ebu Talib´de Toplanmaları


Ebu Talib Hâşim ve Muttalib oğullarını yanında topladı.

Peygamberimiz (a.s.)ı kendilerine ait Şı´b´da[147] yanlarında bulundurmalarını ve onu-öldürmek isteyenlere karşı-korumalarını onlara emretti.[148] Müslüman olan olmayan, hepsi; kimi din ve iman, kimisi de-müşrik olmalarına rağmen-aile ve akrabalık gayretiyle, bu hususta birleştiler.[149]

Muttalib oğulları da, Hâşim oğullarının yanında yer aldılar.[150]

Zaten, Muttalib oğullarıyla Haşim oğulları, bir soy sayılırlardı.[151] Hâşim b. Abdi Menafin kardeşi Muttalib´e vasiyeti üzerine, Hâşim oğulları öteden beri birlikte hareket ederi erdi.[152]

Cahiliye devrinde de, İslâm devrinde de onlardan ayrılmadılar.[153] Nübüvvetin altıncı yılından sonra,[154] yedinci yılında,[155] Muharrem hilalinin doğduğu gece,[156] Ebu Talib başlarında olmak üzere, Peygamberimiz (a.s.) ve bütün Haşim ve Muttalib oğulları Şı´b´da toplandılar.[157] Hâşim oğullarından yalnızca Ebu Leheb, Şı´b´a girmediği gibi, Hâşim ve Muttalib oğullarına karşı, müşrikleri desteklemeye devam etti.[158] Amca oğulları olan Abduşşems ve Nevfel oğulları da, Haşim ve Muttalib oğullarını desteklemediler.[159]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] İbn Sa´d Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 8, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 192, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 369.

[2] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 108-110, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 291, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 125, Müslim, Sahih, c.2, s. 1072, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 222, İbn Mace, Sünen, c.1, s. 624, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 9, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 7,s. 453, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 370, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 51.

[3] İbn Sa´d,Tabakât,c.3,s.9, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 192, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1,s. 369, Kastalâni, Mevâhib.c.1, s.62, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 294.

[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 311, Taberî, Târih, c. 2, s. 224, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 192, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 213, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 04, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 171, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 33, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 283, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 9.

[5] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 9.

[6] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s.311, İbn Sa´d, c.3, s.9 Taberî, Târîh, c. 2, s.224,Hâkim ,Müstedrek,c. 3,s. 192, Beyhakî,Delâil,c.2,s. 213, İbn Esîr,Kâmil,c. 2, s. 83, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 104,Zehebî,Târîhu´l-islâm, s. 171,Diyarbekrî, Hamis,c. 1, s. 293, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 477.

[7] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 311 -312, Taberî, Târîh, c. 2,s. 224, Hâkim , M üstedrek, c. 3, s. 192-193, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 213, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 105, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 171, Diyarbekrî,Hamis, c. 1, s. 283, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 477.

[8] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s. 312, Taberî, c.2,s. 224, Hâkim, c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 213, İbn Esîr, c. 2, s. 83, İbnSeyyid, c. 1, s. 105, Zehebî, s. 171, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 33, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 9, Diyarbekrî, c.1, s. 293, Halebî, c.1, s. 477.

[9] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 1 51-1 52, Hâkim , c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 213, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe,c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 33, Diyarbekrî, c. 1, s. 293, Halebî, c. 1 , s. 477.

[10] İbn İ shak, Kitâbu´l-mübtedâ, ve´l-m eb´as, c. 3, s. 152, Taberî, c. 2, s. 224, Hâkim, c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 213, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 83, İbn Seyyid, c. 1, s. 105, Zehebî, s. 171, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 33, İbn Haldun, c. 2, ks.2,s.9 Diyarbekrî, c. 1 ,s. 293, Halebî, c. 1,5.477-478.

[11] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-m eb´as, c. 3, s. 152, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 193, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 213-214, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 33, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 3, s. 151.

[12] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 151.

[13] İbn İshak, c. 3, s. 152, Hâkim, c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 214, Süheyli, Ravd, c. 3, s. 151 , Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 33, Halebî,c.1, s. 478.

[14] Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 151.

[15] İbn İshak, c. 3, s. 152, Hâkim, c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 214, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 33,

Halebî, c. 1, s. 478, Zürkânî,Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 236.

[16] Şüheylf, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 151.

[17] İbn İshak, c. 3, s. 153, Süheyli, Ravd, c. 3. s. 151 , Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 63, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s.293-294, Zürkânî, M evâhib Şerhi, c. 1 , s. 256-257.

[18] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 478.

[19] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 9, Kastalâni, c. 1,s.63.

[20] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 193, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 214, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 33.

[21] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 31 2, Taberî, Târîh, c. 2, s. 224, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 05, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 171, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 33, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 293, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 478.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/49-53.

[22] Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 64, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. Diyarbekrî, c. 1, s. 294.

[23] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Diyarbekrî, c. 1 , s. 294, Halebî, c. 1, s. 475.

[24] Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Halebî, c. 1, s. 475.

[25] Muhibbül-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 31, Diyarbekrî, c. 1, s. 295.

[26] Muhibbül-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyartoekn, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1 , s. 475.

[27] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbül-Taberî, c. 1 , s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 447, Diyarbekrî, c. 1 , s. 294, Halebî, c. 1, s. 475.

[28] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1 , s. 475.

[29] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbül-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.30, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 447, Diyarbekrî Hamis, c. 1, s. 294, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 475.

[30] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1 , s. 475.

[31] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 426, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1, s. 475.

[32] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, İbn Hacer, c. 4, s. 447, Diyarbekrî,c. 1, s. 294, Halebî, c. 1, s. 475.

[33] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326. Muhibbüt-Taberî, c.1, s. 63, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c.1,5.475.

[34] Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 63-64, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s.294, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1 , s. 476.

[35] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbüt-Taberî, c.1, s. 64, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c.1, s. 476.

[36] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 64, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1 , s. 476.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/53-56.

[37] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbül-Tabeıî, c. 1, s. 64, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 30-31, Diyarbekıî, c. 1, s. 294-295, Halebî.d.s. 476.

[38] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/56.

[39] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 123, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 239, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 772-773,

İbn Esîr,Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 94, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 234.

[40] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 123, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 202, Zehebî Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 228.

[41] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 123, c. 8, s. 42, Hâkim, c. 3, s. 239, İbn Abdilberr, c. 2, s. 722-723, c. 4, s. 1779, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 3, s. 94, c. 7, s. 7, İbn Hacer, c. 2, s. 234, c. 4, s. 227, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 171.

[42] İbn Sa´d, c. 8, s. 42-43, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 228, İbn Hacer, c. 4, s. 227.

[43] İbn Sa´d, c. 8, s. 43, İbn Hacer, c. 4, s. 227.

[44] İbn Sa´d, c. 8, s. 43, Zehebî, c. 1, s. 228, İbn Hacer, c. 4, s. 227.

[45] İbn Sa´d, c. 8, s. 43, İbn Hacer, c. 4, s. 227.

[46] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 228.

[47] İbn Sa´d, c. 8, s. 43, Zehebî, c. 1, s. 228, İbn Hacer, c. 4, s. 227.

[48] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 228.

[49] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 43, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1 , s. 228, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 227.

[50] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 43, İbn Hacer, c. 4, s. 227.

[51] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 228.

[52] . İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 42-43, İbn Hacer, c. 4, s. 227.

[53] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 43, Mus´abu´z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 19-20, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 227.

[54] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/56-58.

[55] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 222, Mus´abu´z-Zübeyrf, Nesebi Kureyş, s. 40, İbn Abdilberr, İsti âb, c. 4, s. 1891, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 217.

[56] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3,s. 53, İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s.82, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s.1038, İbn Hacer, el-İsâbe, c.2, s. 362.

[57] İ bn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 124, M us´abu´z-Zübeyrf, Nesebi Kureyş s. 265-266, İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s. 103, İbn Esîr,Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 480, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 45.

[58] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 214, İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s. 1 00, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 764, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe,c.3,s.85.

[59] İbn E sfr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 326.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/59.

[60] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 313, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 105, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 1 57-158.

[61] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 202-203, Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 448, Fahru´r-Râzf, Tefsir, c. 27, s. 111, Kurtubf,Tefsfr, c. 15, s. 338, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 158.

[62] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203,Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 448, Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111, Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, el-Vefâ, c. 1, s. 201 , Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî,s. 158, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 62.

[63] Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 448, Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111

[64] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Ebu Muaym, Delâil, c. 1 , s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203, Zemahşerf, c. 3, s.448, Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 201, Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî, s. 158, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 62.

[65] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, el-Vefâ, c. 1, s. 201, Ebu´l-Fidâ, c. 3,s.62, Halebî.c.1, s. 486.

[66] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Ebu Nuaym , c. 1, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203, Zemahşerf, c. 3, s. 448,Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 201, Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî, s. 158, 62, Halebî, c. 1, s. 486.

[67] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 201, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 62, Halebî, c. 1 ,s.486.

[68] Zemahşerf, c. 3, s. 448, Beyhakî, c. 2, s. 203, Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111, Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî, s. 158.

[69] İbn Ebi Şeybe, c. 1 4, s. 295, Ebu Nuaym , c. 1, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 201, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92.

[70] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 313.

[71] Beyhakî, c. 2, s. 203, Zemahşerf, c. 3, s. 448, Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111, Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî, s. 158.

[72] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 313, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 105, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 158, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 63, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 486.

[73] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 203, Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 448, Fahru´r-Râzf, Tefsfr, t 27, s. 111, Kurtubf, Tefsfr, c. 15, s. 338, Zehebî, TârThu´l-islâm , s. 158.

[74] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295-296, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203,Zemahşerf, c. 3, s. 448, Fahru´r-Râzf, c. 27, s. 111, Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, el-Vefâ, c. 1, s. 201, Zehebî, Târîh, s. 158, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 62, Halebî, c.1, s. 486.

[75] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 296, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 230-231, Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, el-Vefâ, c. 1.S.201 ,Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 62.

[76] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 313-314, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 204-206, Kurtubf, Tefsfr, c. 1 5, s. 338-339,İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 105-106, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 158-160, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 63-64,Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 487.

[77] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 233-234, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 205, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 160,Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 64.

[78] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 314, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 205-206, Kurtubf, Tefsfr, c. 15, s. 338-339, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 106, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 1 60, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 64, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s.487.

[79] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203, Kurtubf, Tefsfr, c. 15, s. 339, Zehebî, Târîh, s. 160, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.63.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/59-64.

[80] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 265, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 81, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1144, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 145, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 60-61, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 518.

[81] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1144, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 4, s. 145.

[82] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 325, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2,s. 216, İbn E a>, Usdu´l-gâbe, c. 4,s. 147, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 250, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 22, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 1 7, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s.518, Halebî, İnsânu´j-uyûn, c. 2, s. 12.

[83] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 366, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 256, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 79.

[84] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 241, Zehebî, TârThu´l-islâm, s. 179, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 66,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 295, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 16.

[85] İbn Sa´d, c. 3, s. 269, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 4, s. 151.

[86] İbn Sa´d, c. 3, s. 269, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 272.

[87] Heysemî, Mecma, c. 9, s. 62, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 333.

[88] Muhibbül-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 251, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 123.

[89] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 267, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 95, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 617, Hâkim , Müstedrek, c.3, s. 83, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 216, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 257, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 172, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 518,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 296-297, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 272.

[90] el-Hâkka: 1-37.

[91] el-Hakka: 38-41.

[92] el-Hakka: 42-52.

[93] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 17, Süheyli, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 277, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 147, Muhibbüt-Taberî, R ı yâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 248, İ bn Sey yi d, U yûnu´l -eser, c. 1, s. 125, Ebu´l-Fidâ, Tefasîr, c. 4, s. 417, Heysemî, Mecmau´z-Zevâid, c. 9, s. 62, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 518, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6, s. 258, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 17, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 277.

[94] İ bn İ sh ak, İ bn H isa m, Sîre, c. 1, s. 371 -37 2, M uhi bbüt-Tabe rî, R ı yâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 252-253, E bu ´I-F idâ, el -B idâ ye ve´n-nihâye, c. 3, s. 81, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 18, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 277.

[95] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 367-368, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 85, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1 , s. 251 -252,Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 79-80.

[96] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 368, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 85, Muhibbüt-Taberî, Rı yâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 252, Kurtubf,Tefsfr, c. 11, s. 163, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 80.

[97] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 368-370, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 85-86, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 252,Kurtubf, Tefsir, c. 11, s. 163-164, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 79-80.

[98] Tâhâ:1-16.

[99] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 370, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 86, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 80.

[100] Bilâl-i Habeşî (Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 15).

[101] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 370-371, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 86, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 252,Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, s. 80-81.

[102] Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 41, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 218. İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 149, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 253-254, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 178, Heysemî, M ecmau´z-zevâid, c. 9, s. 64.

[103] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 44, s. 1 49, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 123.

[104] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 375, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 254, Halebî, İnsânu´l-uyûn,c. 2,3.16.

[105] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 327.

[106] B eyh akf, D elâ ilü´n-n übü vve, c. 2, s. 21 8, İ b n Esîr, U sdu´l-gâbe, c. 4, s. 149, M uhi bbüt-Tab erf, R ı yâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 253, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 123, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 178.

[107] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 327.

[108] B eyh akf, D elâ ilü´n-n übü vve, c. 2, s. 218, İ bn E sfr, U sdu ´l-gâbe, c. 4, s. 149, M uhibbü t-Taberî, R ı yâdu ´n-n adrâ, c. 1, s. 253-254, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 23, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 178, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 64.

[109] Zehebî, TârThu´l-islâm, s. 178.

[110] Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 41, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 218.

[111] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 218, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 178.

[112] Ebu Muaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 41.

[113] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 1 49, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 123.

[114] Ebu Nuaym, c.1 ,s. 41, Beyhakî, c. 2, s.218, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 149, Muhibbüt-Taberî,c. 1, s. 254,İbn Seyyid,c. 1, s. 123, Zehebî, s. 178. Heysemî, c. 9, s. 64.

[115] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 373-374, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 85, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 86-87, Muhibbüt-Taberî,Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 254-255, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 176, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c.3,s. 81-82, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 17.

[116] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 242, Beyhakî, Delâil, t 2, s. 221, Zehebî, Târih, s. 176, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 17.

[117] Hz. Ömer´in annesinin annesi Âsb. Vâil´in mensup bulunduğu Sehmflerden olduğu için, Âsb. Vâil Hz. Ömer´in dayısı sayılırdı(İbn E sfr Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 151).

[118] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 374, Hâkim, c. 3, s. 85, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 255,Zehebî, s. 176, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 82, Halebî, c. 2, s. 17.

[119] Heysem f, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 65.

[120] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 21 9, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 124, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 179.

[121] İbn İshak, İbn Hişam,Sîre,c. 1 ,s. 367, İbn Esîr,Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 152, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c.9, s.62,Zürkânî,Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 277.

[122] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 367, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 83-84, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 4, s. 152, Heysemî,
Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 63, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 21, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 277.

[123] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 367, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 4. s. 152.

[124] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 367, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 62.

[125] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/64-75.

[126] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 21.

[127] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 246, 256, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 ,s. 296, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 21-22, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 275.

[128] Ebu Nuaym , c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 180, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c.1, s. 21, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 275.

[129] Ebu Muaym, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c. 2, s. 22, Zürkânî, c. 1, s. 275.

[130] EbuNuaym,c.1 ,s.242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Zehebî, s. 180,Diyarbekrî ,c.1 ,s.296, Halebî, c.2, s.22,Zürkânî, c. 1,5.275.

[131] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, 256, Diyarbekrî, c. 1 , s. 296, Zürkânî, c. 1, s. 275.

[132] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 150.

[133] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, 256, Diyarbekrî, c. 1 , s. 296, Halebî, c. 2, s. 22, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 275.

[134] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 256, Halebî, c. 2, s. 22.

[135] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 256, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c. 2, s. 22.

[136] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Halebî, c. 2, s. 22.

[137] E bu N uaym, D elâi lü´n-nübü we, c. 1, s. 242, M u hibbü t-Taberî, R ı yâdu "n-n adrâ, c. 1, s. 246, Zehebî, T ârfhu´l -i si âm, s. 180, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 296, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 22, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 275.

[138] Ebu Muaym, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c. 2, s. 22, Zürkânî, c. 1, s. 275.

[139] E bu Muaym, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Zehebî, s. 180-181, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c. 2, s. 22,Zürkânî, c. 1, s. 275.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/76-77.

[140] İbn İshak, İ bn Hişam, Sîre, c. 1, s. 285, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 202, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 229-232,Yâkubr, Târîh.c. 2, s. 25-31, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 65, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 100, Zehebî,Târîhu´l-islâm, s. 152, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 463.

[141] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 375.

[142] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 375, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 67, Halebî, c. 2, s. 26.

[143] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 208, Halebî, c. 2, s. 26.

[144] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 208.

[145] İbn Sa´d, c. 1, s. 208, Yâkubı, c.2, s. 31 , Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 272, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 311, İbnSeyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 126, Zehebî, s. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 67, Diyarbekrî,Hamis, c. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 26.

[146] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 230.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/77-78.

[147] Hasj m oğullarının Şı´b´ı, Hacun´da idi (Halebî, İ nsânu´l-uyün, c. 1, s. 102). Hacun da, Mekke´nin yukarı kısmında, Mekkelilerin yanında kabirleri bulunan bir tepecik olup, Kabe´ye uzaklığı bir buçuk mildir. (Yakut, Mu´cemu´l-buldan, o. 2, s. 225). Şı´b´da bulunan konak Hâşim b. Atodi Menafin birtakım evlerden oluşan evi barkı olup, kendisinin vefatından sonra oğlu Abdulmuttalib´e geçmişti (İbn Hacer, Fethu´l-bârî, c. 3, s. 360-361). Abdulmuttalib, gözlerine zaaf geldiği zaman, bu evleri oğulları arası nda böl üstürmüstü. Hâsjm oğullarının bütün menzil ve meskenleri Şı´b´da idi. (Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 3, s. 347).

[148] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve.c. 1, s. 272, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, o. 2, s. 311, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s.221, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 84, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 67.

[149] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 230, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 272-273, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 311 -332, İbn Kayyım ,Zâdü´l-mead, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 26, Zehebî, Târîh, c. 221, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 84, İbn Haldun, Târîh, c. 2,ks. 2, s. 9, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 25-26.

[150] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 ,s.2O9, 188, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Halebî, o. 2, s. 26.

[151] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 85, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 57, Belâzurî, c. 1 , s. 230, Halebî, c. 2, s. 26.

[152] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 79.

[153] İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 73.

[154] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 31, İbn AMIberr, İstiâb, c. 1, s. 27, Diyarbekrî, c. 1, s. 297-298.

[155] İbn Sa´d, c. 1, s. 209, Ebu´l-Ferec İbn Cevzf, el-"vefâ, c. 1, s. 197, İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, Uyun,o. 1, s. 129, Kastalâni, o. 1, s. 67, Diyarbekrî, o. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 26.

[156] İbn Sa´d, c. 1, s.209, İbn Kayyım, c.2,s. 51, İbn Seyyid,c. 1, s. 129, Kastalâni, c. 1,s. 67, Diyarbekrî, c.1 ,s. 297, Halebî, o. 2, s.26.

[157] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 230, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225.

[158] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1, s. 376, İbn Sa´d, c. 1, s. 188, 209, Belâzurî, c. 1, s. 230, Taberî, c. 2, s. 225, İbn Hazm,Cevâmiu´s-Sîre, s. 64, Ebu´l-Ferec, o. 1, s. 197, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, Halebî, o. 2, s. 25.

[159] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 26.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/78-79
Hicretin Sebebi


Peygamberimiz Aleyhiselam; Kureyş müşriklerinin, kendi kabilelerinden iman edenleri dinlerinden döndürmek için[1] hapsettiklerini,[2] işkencelere uğrattıklarını,[3] işkencelerini şiddetlendirdiklerini[4] görünce[5], Müslümanlara:

"Siz şimdi yeryüzüne dağılın[6]

Yüce Allah sizi yine biraraya toplar!" buyurdu.

Müslümanlar

"Yâ Rasûlallan! Nereye gidelim " diye sordular.

Peygamberimiz (a.s.), Habeş ülkesinin bulunduğu yana eliyle işaret ederek:

"İşte, oraya![7] Habeş toprağına giderseniz iyi olur![8]

Çünkü orada yanındakilerin hiçbirine zulmetmeyen bir kral vardır.[9] Hem, orası bir doğruluk ülkesidir.[10]

Yüce Allah içinde bulunduğunuz sıkıntılardan bir çıkış ve kurtuluş yolu açıncaya kadar, siz orada bulunun!" buyurdu.[11]

Habeş ülkesi, hicret için, Peygamberimiz (a.s.)ın en hoşuna giden yerdi.[12]

Zaten, Kureyşlilerin Habeşlilerle ticaret anlaşmaları vardı.[13]

Habeş ülkesi, öteden beri, Kureyşlilerin ticaret için[14] kışın gidip geldikleri,[15] geçimlerini bol bol sağladıkları emniyetli bir yerdi.[16]

Bunun için, Peygamberimiz (a.s.), Habeş ülkesine gitmelerini Müslümanlara emretti.[17]



Habeş Ülkesine İlk Hicretin Tarihi ve İlk Hicrete Katılanlar


Habeş ülkesine ilk hicret, nübüvvetin beşinci yılında ve Recep ayında idi.[18]

Dinlerinden döndürülmekten korkup, dinî bir vazife olarak[19] Allah´a doğru kaçmak üzere;[20] kimi

yalnız başına, kimi zevcesiyle birlikte,[21] kimi binitli, kimisi de yaya olarak[22] Habeş ülkesine hicret etmek

için Mekke´den gizlice yola çıkanlar:

1- Hz. Osman b. Affan,

2- Hz. Osman´ın zevcesi Hz. Rukayye,

3- Ebu Huzeyfe b. Utbe,

4- Ebu Huzeyfe´nin zevcesi Sehle Hatun,

5- Zübeyr b. Avvam,

6- Mus´ab b. Umeyr,

7- Abdurrahman b. Avf,

8- Ebu Seleme b. Abdulesed,

9- Ebu Seleme´nin zevcesi Hz. Ümmü Seleme,

10- Osman b. Maz´un,

11- Âmir b. Rebia,

12- Âmir b. Rebia´nın zevcesi Leyla Hatun,

13- Ebu Sebre b. Ebi Rühm,[23]

14- Ebu Sebre´nin zevcesi Ümmü Külsûm Hatun,[24]

15- Hâtıb b. Amr,

16- Süheyl b. Beyzâ,[25]

17- Abdullah b. Mes´ud[26] olup, oniki erkek ile beş kadından oluşan onyedi kişilik bu hicret, İslâm´­ da Habeş ülkesine yapılan ilk hicret idi.[27]

Hz. Osman´la Hz. Rukayye´nin yolculukları hakkındaki haberleri, Peygamberimiz (a.s.)a ulaşmakta biraz gecikmişti.

O sırada, Kureyşîlerden bir kadın, Habeş ülkesinden gelmişti.

Ona sorulunca:

"Yâ Muhammedi Damadını, yanında zevcesi olduğu halde gördüm!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Kendilerini ne halde gördün " diye sordu.

Kadın:

"Damadın, zevcesini şu hayvanlardan bir merkebin üzerine bindimnişti. Kendisi de onu sürüp gidiy­ordu" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Onların sahipleri Allah olsun!

Şüphesiz ki, Osman; Lut ((a.s.))´dan sonra, zevcesiyle birlikte hicret eden ilk kişidir!" buyurdu.[28]



Muhacirlerin Şuaybe´den[29] Vapurla Habeş Ülkesine Gidişleri


Mekke´den gizlice ayrılmış olan ilk Muhacir kafilesi Şuaybeye vanp kavuştukları sırada, Yüce Allah´ın lutfundan olmalı ki, iki tüccar vapuru gelivermiş; Muhacirleri, Habeş ülkesine götürmek üzere, yanm altına bindirmişti.[30]



Müşriklerin Muhacirleri Yakalamaya Gitmeleri


Kureyş müşrikleri, yakalamak için Muhacirlerin arkalarına c!üştüler.[31] Onları denize kadartakip ettil­erse de,[32] kaybettiler;[33] onlara yetişemedier.[34]

Deniz sahiline vardıkları sırada vapurlar Muhacirleri bindirip denize açılmış bulunduğu için, onlar­dan hiçbirini yakalayamadılar.[35] Muhacirler, Necaşî´nin ülkesine selametle varıp kavuştular.[36]



Garanik Hadisesi ve Bu Hadisenin İçyüzü


Kureyş müşrikleri Kabe´yi tavaf ederlerken:

"Lât ve Uzzâ ve diğer üçüncü olarak Menat hürmetine!

Çünkü, onlar, o yüce ak kuğulardır ve her halde, kendilerinin şefaati umulur.

Onlar Allah´ın kızlarıdır! O´nun katında şefaat ederlerse!" derlerdi.[37]

Peygamberimiz (a.s.); nübüvvetin beşinci yılında, Ramazan ayında,[38] Necm sûresini Kabe´de, müşriklerden bazılarının da hazır bulunduğu sırada, açıktan okumaya başlamıştı.

Sûrenin:

"Gördünüz mü Lât ve Uzzâ´yı ve, diğer üçüncü olarak da, Menafi " mealindeki 19. ve 20. âyetleri­ni okuyup:

"Erkek sizin de, dişi O´nun mu !

O takdirde, bu, insafsızca bir taksim!

Bunlar [bu putlar], sizin ve atalarınızın taktığınız adlardan başka birşey değildir! Allah, onlara hiçbir hüccet (delil) indirmedi.

Onlar, kuruntulardan ve nefislerinin arzuladığı heva ve hevesten başkasına uymuyorlar!

Halbuki, andolsun, kendilerine Rablerinden o hidayet rehberi de gelmiştir.

Yoksa, insana her umduğu mu var

Ahi ret de, dünya da Allah´ındır!

Göklerde nice melek vardır ki, onların şefaatleri bile hiçbir şeye yaramaz!

Meğer ki (o şefaat), Allah´ın dileyeceği ve razı olacağı kimseler için izin vermesinden sonra ola!

Hakikat, ahirete inanmaz olanlar, meleklere, alabildiğine dişi adı takarlar.

Halbuki, onların buna dair de hiçbir bilgisi yoktur. Onlar, kuruntudan başkasına uymazlar.

Kuruntu ise, hiç şüphesiz, haktan hiçbir şeyi ifade etmez.

Onun için, sen, bizim Zikr´imize arka çeviren, dünya hayatından başkasını arzulamayan kimseler­den yüz çevir!

Onların, ilimden erebildikleri, işte budur!

Şüphesiz ki, Rabbin, yolundan sapan kimseleri çok iyi bilendir. Hidayet bulan kimseleri de çok iyi bilen O´dur"[39]

mealli âyetleri okurken, Kureyş müşrikleri, putlarının zemmedileceğinden korkarak, öteden beri put­ları hakkında söyleyegeldikleri:

"Onlar, o yüce ak kuğulardır. Her halde, onların şefaati umulur" sözünü, aralıkta söyleyiverdiler.[40]

Zaten, böyle yapmak, onların âdetleri idi.[41] Çünkü, onlar:

"Kur´ân´ı dinlemeyiniz! Onun hakkında mânâsız yaygaralar, gürültüler yapınız! Belki galebe çalar, susturursunuz!" derlerdi.[42]

Garanik hadisesinin, sahih hadislerde açıklanan tarzına gelince:

Resûlullah (a.s.), bir gün, Mekke´de, Kabe´de, Necm sûresini açıktan okumaya başlayıp,[43] sûrenin son âyeti ve de secde âyeti olan 62. âyetini okuduktan sonra orada secde etmiş;[44] orada bulunan,[45] yanındaki,[46] arkasındaki[47] herkes,[48] Müslümanlar, Peygamberimiz (a.s.)a uyarak[49] secde etmiş;[50] cemaattan, secde etmeyen kimse kalmamıştır.[51]

Müşriklerde, putlarının adını işittikleri için,[52] putlarını tazim maksadıyla secde etmişlerdir.[53]

Hatta, Kureyş[54] kavminden[55] yaşlı, eğilmeyen[56] bir adam da, bir avuç[57] toprak[58] veya çakıl taşı[59] alıp[60] alnına.[61] yüzüne[62] kaldırarak[63] onun üzerine secde etmiş[64] ve "Bana bu kadarı yeter!"[65] demiştir.

Abdullah b. Mes´ud: "Andolsun ki, bundan sonra, ben onun kâfir olarak öldürüldüğünü gördüm."[66]

"O, Ümeyye b. Halef idi" demiştir.[67]


Kur´an-ı Kerîm´deki Secde Âyetleri ve Hükümleri


Kur´ân-ı Kerîm´deki secde âyetleri okununca, Kıbleye dönülüp "Allahuekber" denilerek bir kere secde edilir ve "Allahuekber" denilerek, baş secdeden kaldırılır.

Teşehhüdsüz ve selamsız böylece tilavet yapmak, okuyana ve dinleyene vâcibdir.[68] Secde âyetleri:

1- A´râf sûresinin 206.,

2- Ra´d sûresinin 15.,

3- Nahl sûresinin 49.,

5- Meryem sûresinin 58.,

6- Hacc sûresinin 18.,

7- Furkan sûresinin 60.,

8- Nemi sûresinin 25.,

9- Secde sûresinin 15.,

10- Sâd sûresinin 24.,

11- Fussilet sûresinin 37.,

12- Necm sûresinin 62.,

13- İnşikak sûresinin 21.,

14- Alâk sûresinin 19. âyetleridir.[69]


Gerekli Bir Açıklama


Garanik hadisesi konusunda, herşeyden önce, bilmek gerekir ki: Peygamberi m iz (a.s.) Kureyş müşriklerinin evvel ve âhir yaptıkları anlaşma tekliflerini, Yüce Allah´ın kendisine indirdiği şu âyetlerle reddetmiş bulunuyordu:

"De ki: ´Gökleri ve yeri, yoktan var Eden-ki, O yedirir, besler; Kendisi ise yedirilmez, beslenmez-böyle şeyden münezzehtir.

Ben Allah´tan başkasını mı tanrı edinecekmişim !´

De ki: ´Bana, hakikaten, Müslüman olanların birincisi olmaklığım emredildi.

´Sakın Allah´a eş tutanlardan olma!´ denildi."[70]

"De ki:

´Siz ey câhiller! Bana, Allah´tan başkasına mı tapmamı emrediyorsunuz ´

Andolsun ki, sana da, senden öncekilere de, şu vahyolunmuştur:

´Eğer Allah´a şerik tanırsan, (bütün) amel(ler)in boşa gider ve muhakkak, hüsrana düşenlerden olur­sun!´

Hayır! Onun için, sen ancak Allah´a kulluk et! Şükredenlerden ol!"[71]

"De ki:

´Ey kâfirler! Ben, sizin tapmakta olduklarınıza tapmam!

Benim (Kendisine) ibadete devam edeceğime de, siz ibadet ediciler değilsiniz.

Ben, (zaten) sizin taptıklarınıza (hiçbir zaman) tapmış değilim.

Siz de, benim ibadet etmekte olduğuma ibadet edecek değilsiniz!

Sizin dininiz size, benim dinim de bana!´"[72]

Kur´ân-ı Kerîm´deki bu kadar açık ve kesin beyanlara rağmen, Garanik hadisesini Peygamberimiz (a.s.)ın güya müşrikleri yumuşatmak, aradaki düşmanlığı kaldırmak için duyduğu samimi bir temayülün neticesi imiş gibi kabul etmek; ve hatta müşriklerin uydurup tavaf sırasında okuyageldikleri sözlerin[73] de, şeytan tarafından Peygamberimiz (a.s.)ın diline getirilmiş ve Kur´ân-ı Kerîm âyet­leri arasında yanlışlıkla okunmuş olduğunu sanmak ne kadar yanlışsa, o sözlerin Necm sûresinin 21-30. âyetleri ile ortadan kaldırılmış ve düzeltilmiş olduğunu sanmak da o kadar yanlıştır. Kur´ân-ı Kerîm hakkındaki ilâhî te´minatla da bağdaşır değildir.[74]

Kadı Iyaz, Fahru´r-Râzî, Kurtubî ve Bedrüddin Aynî... gibi birçok büyük ilim adamları, Garanik hadis­esinin dayanağı olmak üzere ileri sürülen rivayetleri ilim süzgecinden geçirerek, hiçbirinin sabit ve delil edinilmeye elverişli olmadıklarını ispatlamışlardır.[75]

Fahru´r-Râzî, Beyhakî´nin de bu hadisenin nakil cihetinden sabit bulunmadığını ve ravileri arasında ta´n olunanlar bulunduğunu bildirdiğini açıkladığı gibi; ayrıca, Muhammed b. İshak b. Huzeyme´ye (223-311 Hicrî) Garanik hadisesi sorulunca, onun bunun zındıkların uydurması olduğunu söylediğinin ve ken­disinin bu hususta bir de kitap yazdığının da rivayet edildiğini bildirir.[76]

Mîzânü´l-itidâl müellifi Zehebî´ye göre; Ebu Bekr Muhammed b. İshak b. Huzeyme hadis ve sünnet hafızlarının büyüklerinden, imamlar imamı ve şeyhülislam idi.[77]



Muhacirlerin Habeş Ülkesinden Mekke´ye Dönüşleri


Nübüvvetin beşinci yılında Recep ayında Habeş ülkesine sığınmış olan Müslümanlar.[78] Şaban ve Ramazan ayında orada oturdular.[79]

Mekkelilerin[80] Peygamberimiz (a.s.)la birlikte[81] secde ettiklerini,[82] Müslüman olduk­larını,[83] Mekke´deki Müslümanların güvenliğe kavuştuklarını,[84] Velid b. Mugîre ve Ebu Uhayha´nın, Peygamberimiz (a.s.)ın arkasında secde ettiklerini işitince:

"Bunlar Müslüman olduktan sonra, Mekke´de Müslüman olmayan kim kalır

Bize, kendi kavim ve kabilemiz daha sevgilidir![85]

Onlar iman etmiş olunca, dönelim yanlarına!" dediler.[86]

Bunun üzerine:

1- Hz. Osman,

2- Hz. Osman´ın zevcesi Hz. Rukayye,

3- Ebu Huzeyfe,

4- Ebu Huzeyfe´nin zevcesi Senle Hatun,

5- Abdullah b. Cahş,

6- Utbe b. Gazvan,

7- Zübeyr b. Avvam,

8- Mus´ab b. Umeyr,

9- Suveybıtb. Sa´d,

10- Tuleyb b. Umeyr,

11- Abdurrahman b. Avf,

12- Mikdad b. Amr,

13- Abdullah b. Mes´ud,

14- Ebu Seleme b. Abdulesed,

15- Ebu Seleme´nin zevcesi Hz. Ümmü Seleme,

16- Şemmas b. Osman,

17- Ayyaş b. Ebi Rebia,

18- Seleme b. Hişam,

19- Ammarb. Yâsir,

20- Muattib b. Avf,

21- Osman b. Maz´un,

22- Sâib b. Osman,

23- Kudame b. Maz´un,

24- Abdullah b. Maz´un,

25- Huneys b. Huzafe,

26- Hişam b.Âs,

27- Âmir b. Rebia,

28- Âmir b. Rebia´nın zevcesi Leylâ Hatun,

29- Abdullah b. Mahreme,

30- Abdullah b. Süheyl,

31- Ebu Sebre b. Ebi Rühm,

32- Ebu Sebre´nin zevcesi Ümmü Külsûm Hatun,

33- Sekran b. Amr,

34- ekran b. Amfin zevcesi Hz. Şevde,

35- Sa´d b. Havle,

36- Ebu Ubeyde b. Cerrah,

37- Amr b. Haris,

38- Süheyl b. Beyzâ,

39- Amr b. Ebi Serh´ten oluşan, otuzüçü erkek, altısı kadın otuzdokuz kişilik bir kafile[87] nübüvvetin beşinci yılında Şevval ayında[88] Mekke´ye yaklaşıp da müşriklerin Müslümanlığı kabul ettiklerine dair işittikleri haberin asılsız olduğunu öğrendikleri zaman.[89] H abes ülkesine geri dönüp gitmek kendilerine çok ağır geldi. [90]

Himayesiz olarak Mekke´ye girmekten de korktular.[91]

Aralarında uzun uzadıya konuştuktan sonra;

"Mekke´ye girelim, Kureyşlilerin ne durum ve tutumda olduklarına bakalım, sonra da Habeş ülke­sine tekrar dönüp gidelim!" dediler.[92]

Bunun üzerine, içlerinden her biri, Mekkelilerden birisinin himayesine girinceye kadar beklediler.[93]

Ancak müşrik olan akraba veya dostlarından birisinin himayesinde, ya da müşriklere hiç görün­meden, gizlice, Mekke´ye girebildiler.[94]

Nitekim, Hz. Osman, akrabasından Ebu Uhayha Saîd b. Âs´ın himayesine girdi.

O da:

"Ey Kureyş cemaatı! Ebu Uhayha, Osman b. Affan´ı himayesine aldı! Ona dokunmayınız!" diyerek Mekke´de nida ettirdi.

Hz. Osman, bu suretle, güvenliğe ve sabah akşam Resûlullah (a.s.)ın yanına gitme imkânı­na kavuşmuş oldu.

Ebu Huzeyfe b. Utbe, Ümeyye b. Halefin himayesine girdi.

Mus´ab b. Umeyr, Nadr b. Hâris´in veya Ebu Aziz b. Umeyr´in himayesine girdi.

Zübeyr b. Avvam, Zem´a b. Esved´in himayesine girdi.

Abdurrahman b. Avf, Esved b. Abdi Yağus´un himayesine girdi.

Kendisinin hiç kimsenin himayesine girmediği de rivayet edilir.[95]

Osman b. Maz´un, Velid b. MugiYe´nin himayesine girdi.[96]

Ebu Seleme b. Abdulesed, dayısı olan Ebu Talib´in himayesine girdi.[97]

Âmir b. Rebia, Âs b. Vâil´in himayesine girdi.

Ebu Sebre b. Ebi Rühm, Ahnes b. Şerik´in veya Süheyl b. Amfin himayesine girdi.

Hâtıb b. Amr, Huvaytıb b. Abduluzzâ´nın himayesine girdi.

Süheyl b. Beyzâ, mensup bulunduğu Benî Fihrierden bir adamın himayesine girdi.

Abdullah b. Mes´ud ise, hiç kimseye sığınmadan, Mekke´ye gizlice girdi.[98]

Ebu Talib Ebu Seleme b. Abdulesed´i himayesine aldığı zaman, Mahzum oğullarından bazı adamlar ona gittiler ve:

"Ey Ebu Talib! Haydi, kardeşinin oğlu Muhammedi bize karşı koruyup durdun!

Bizim adamımızı [Ebu Seleme´yi] bizden koruman, seni ne ilgilendirir !" dediler. Ebu Talib:

"Onu himayeme aldımsa, kendisi kızkardeşimin oğludur. Ben kızkardeşimin oğlunu korumayacak mıyım !" dedi.

Ebu Leheb kalkıp:

"Ey Kureyş cemaatı! Vallahi, siz şu şeyhe karşı çok oldunuz (ileri gittiniz)!

Kavmi arasında himayesine aldığı kimseler hakkında ayaklanmaktan geri durmuyorsunuz!

Vallahi ya onunla uğraşmaya son verirsiniz, ya da onun üzerinde durduğu herşeyde istediği yerini buluncaya kadar kendisiyle birlikte ayaklanırız!" dedi.

Bunun üzerine, Manzum oğulları:

"Hayır! Ey Ebu Utbe! Biz senin hoş görmediğin şeyden vazgeçeriz!" dediler.[99]



Osman b. Maz´un´un Kul Himayesini Bırakışı


Osman b. Maz´un, Velid b. Mugîre´nin himayesi altında yiyip içip rahatça yaşarken, Resûlullah (a.s.) ve ashabının ibtilâya uğradıklarını (belâlara maruz kaldıklarını)[100] ve bazılarının ateşle dağlandıklarını, kırbaçla dövüldüklerini görünce, düşünceye daldı. Kendisi için de, afiyette bulunma yer­ine, ibtilâya uğramayı istedi:[101]

"Vallahi, arkadaşlarımın ve ev halkının Allah yolunda uğradıkları türlü belâ ve işkencelere, bir müşrikin himayesi altında bulunarak benim uğramayışım, emniyet içinde bulunuşum, benim için büyük bir noksandır![102]

Şaşılacak şey! Bir müşrikin himayesi altında nasıl bulunabilirim !

Allah´ın himayesi, daha şerefli, daha emniyetlidir!"[103] diyerek Velid b. Mugîre´nin yanına gitti.

Velid b. Mugîre, o sırada, Mescid-i Haram´da bulunuyordu.[104] Osman b. Maz´un ona:

"Ey Abduşşems´in babası![105] Ey amca![106] Ey amcamın oğlu![107]

Sen beni himayene aldın![108] Güzelce de himaye ettin![109] Taahhüdünü yerine getirdin!

Şu ana kadar senin himayen altında idim.

Şimdi senin himayenden çıkıp Resûlullah (a.s.)ın yanına gitmek istiyorum ki, o ve ashabı, benim için örnektir![110]

Artık, üzerimdeki himayeni sana iade ediyorum![111]

Beni Kureyşlilerin içine götürüp üzerimdeki himayenden vazgeçtiğini bildirmeni istiyorum!" dedi.[112] Velid b. Mugîre:

"Ey kardeşimin oğlu![113] Ne için himayemden çıkmak istiyorsun [114]

Yoksa, kavmimden[115] bir kimse sana işkence mi yaptı [116] Veya küfür mü etti [117] e Sana bir kimseden kötülük mü erişti" [118]

Yoksa, benim himayem sana yeterli olmadı mı " diye sordu.[119]

Osman b. Maz´un:

"Hayır! Vallahi, bana ne bir kimse çatmış, ne de işkence yapmıştır.[120] Fakat, ben Yüce Allah´ın himayesinde bulunmaya razı oluyor, O´ndan başkasının himayesinde bulunmayı istemiyorum!"[121] diy­erek ısrar edince,[122] Velid b. Mugîre:

"Öyleyse, Mescid´deki toplantı yerine gidelim de, senin üzerinde bulunan himaye taahhüdümü orada bana açıktan iade ve red et-benim seni himaye edişimi orada açıklamış olduğum gibi!" dedi.

Kalkıp Mescid´deki toplantı yerine gittiler.[123]

O sırada Kureyşliler, her zaman olduğu gibi, toplu bir halde bulunuyorlar; ünlü şairLebid de onlara şiir okuyordu.

Velid b. Mugîre, Osman b. Maz´un´un elinden tutup, Kureyşlilerin yanına vardı:[124]

"Bu Osman b. Maz´un,[125] üzerinde bulunan himaye taahhüdümden vazgeçmem için ısrar edip bana galebe çaldı.[126] Himaye taahhüdümü bana red ve iade etmek üzere buraya geldi.[127]

Sizi şahit tutarım ki, ben onu himaye etmekten vazgeçtim;[128] kendisi himayem altına girmeyi tekrar isteyinceye kadar!" dedi.[129]

Osman b. Maz´un da:

"Kendisine, üzerimdeki himaye taahhüdünü red ve iade ettiğim doğrudur.

Gerçekten, ben onu ahdine vefakâr, himayesini de çok iyi buldum.

Fakat, ben istedim ki, Allah´tan başkasının himayesinde bulunmayayım. Bunun için, onun üzer­imdeki himayesini kendisine red ve iade ettim!" dedi ve oradan ayrıldı.[130]

Kureyşlilerin oradaki meclislerine varıp oturdu.

Şair Lebid, o sırada, Kureyşlilere şiir okuyordu ve:

"İyi biliniz ki, Allah´tan başka, herşey bâtıldır" deyince, Osman b. Maz´un:

"Doğru söyledin!" dedi.

Lebid:

"Her nimet de zaildir" deyince, Osman b. Maz´un:

"Yalan söyledin! Cennet nimeti zevale ermez!" dedi.[131]

Halk, Lebid´e yöneldiler ve:

"Okuduğunu tekrarla!" dediler.

Lebid ilk mısraı tekrar okuyunca, Osman b. Maz´un onu tekrar doğruladı.

Lebid ikinci mısraı okuyunca da, Osman b. Maz´un onu tekrar yalanladı[132]. Bunun üzerine, Lebid:

"Vallahi, ey Kureyş cemaatı! Sizin meclislerinizdekine böyle şeyler yapılmaz,[133] sövülmezdi.[134]

Sizin meclisinizdeki,[135] hiç üzülmezdi.[136]

Akılsızlık, sizin hal ve sânınızdan değildi.[137]

Meclisinizdekini böyle üzmek âdeti, içinizde ne zaman çıktı !" dedi.[138]

Mecliste kiler

"Bu, beyinsiz bir gençtir. Kavminin dinine aykırı tutum ve davranıştadır" dediler.[139]

Mecliste bulunan asıl beyinsizlerden[140] bir adam,[141] Abdullah b. Ebi Mugîre,[142] Osman b. Maz´un hakkında, Lebid´e:

"Bu, onun yanındaki beyinsizler içinde bir beyinsizdir!

Kendisi bizim dinimizden ayrılmıştır.

Sen, onun sözünden, kendine üzüntü verme!" dedi.

Osman b. Maz´un onun akılsızlık isnadını kendisine red ve iade edince, iş büyüdü. O adam kalkıp[143] Osman b. Maz´un´un gözüne şiddetli bir şamar attı, onun gözünü gövertti.[144]

Sa´d b. Ebi Vakkas da, sıçrayıp indirdiği bir yumrukla, Abdullah b. Ebi Mugîre´nin bumunu kırdı.[145]

Velid b. Mugîre o sırada Osman b. Maz´un´un yakınında bulunuyor, yeğenine yapılanı görüyor,[146] hatta gülüyordu![147]

Osman b. Maz´un´un çevresindekiler

"Vallahi, ey Osman! Sen o koruyucu himayede kalsaydın, ondan istiğna göstermeşeydin, gözün bu musibete uğramazdı!" dediler.

Osman b. Maz´un ise:

"Allah´ın himayesi daha emin, daha şereflidir!

Sağlam kalan gözüm de öbür kardeşinin uğradığı şeye uğramaya muhtaçtır.

Bana, Resûlullah (a.s.) bir örnektir! Onun yanında bulunanlar da bir örnektir!" dedi .[148]

Velid b. Mugîre:

"Vallahi, ey kardeşimin oğlu! Eğer sen benim koruyucu himayemden müstağni davranmamış, himayemde kalmış olsaydın, gözün bu musibete uğramazdı!" dedi.

Osman b. Maz´un:

"Hayır! Vallahi, ey Abduşşems´in babası! Sağlam kalan şu gözüm de, Allah yolunda öbür kardeşinin uğradığı musibet gibi bir musibete uğramaya muhtaçtır!

Ben senden daha aziz ve daha güçlü bir Zâtın himayesindeyim!" dedi.

Velid b. Mugîre:

"Gel, kardeşimin oğlu![149] İstersen ben seni tekrar himayeme alayım" dedi.

Osman b. Maz´un:

"Hayır!" dedi.[150]



Dinlerinden Döndürülmek İçin Mekke´de İşkencelere Uğratılan Sahabilerden Bazıları


Dinlerinden döndürülmek için Kureyş müşrikleri tarafından türlü işkencelere uğratılan; ateşle dağlanan, kırbaçla dövülen sahabiler vardı.[151]

Osman b. Maz´un´un Müslüman arkadaşları ve ev halkı da, dinlerinden döndürülmek için türlü işkencelere uğratılmakta idiler.[152]

Habeş ülkesinden Mekke´ye döndüğü zaman, Seleme b. Hişam.[153] amcası[154] ve kardeşi tarafından[155] hapsedildi.[156]

Kardeşi Ebu Cehil onu dövdü, aç ve susuz bıraktı.[157]

Abdullah b. Süheyl; Habeş ülkesinden Mekke´ye dönünce, babası Süheyl b. Amr, onu Müslümanlıktan döndürmek için sımsıkı bağlayıp yanında tuttu,[158] hapsetti.

Hişam b.Âs da, Habeş ülkesinden dönünce, yakalanıp Mekke´de hapsedildi.[159]

Müslümanlardan yedisinin Mekke´de tutuklulukları, uzun müddet devam etti.[160]



Habeş Ülkesine İkinci Hicret


Kureyş müşrikleri Habeş ülkesinden Mekke´ye dönen Muhacir Müslümanların Habeş Necaşî´si tarafından çok iyi korunduğunu işitip,[161] onlardan yakaladıklarını en ağır işkencelere uğratmaya başladıkları zaman, Peygamberimiz (a.s.) onların Habeş ülkesine ikinci kez hicret etmelerine, gitmelerine izin verdi.[162]

Hz. Cafer b. Ebi Talib de, Peygamberimiz (a.s.)a başvurup "Hiç kimseden korkmaksızın Allah´a ibadet edebileceğim bir yere gitmeme izin ver" dedi, ve kendisine izin verildi.[163]

Bunun üzerine, içlerinde Hz. Cafer´in de bulunduğu bir Müslüman topluluğu; dinlerinden döndürülmek tehlikesinden korunmak için, Habeş ülkesine firar ve hicret ettiler.[164]

Habeş ülkesine yapılan bu ikinci hicret de, yine, nübüvvetin beşinci yılında idi.[165]

Habeş ülkesinden Mekke´ye gelip de müşriklerin işkencelerine uğrayınca geri dönen Muhacirlerin yanına, Mekke´deki Müslümanlardan katılanlar olduğu gibi; sonradan, fırsat buldukça, kafile kafile Habeş yolunu tutanlar da olmuş ve orada toplanmışlardır.

Bu ikinci hicrete katılmış olanların isimleri gruplar halinde şöyle sıralanmıştır:

1- Hz. Cafer b. Ebi Talib,

2- Hz. Cafer´in zevcesi Esma binti Umeys Hatun,

3- Hz. Osman b. Affan,

4- Hz. Osman´ın zevcesi Hz. Rukayye,

5- Amr b. Saîd,

6- Amr b. Saîd´in zevcesi Hz. Fâtıma Hatun,

7- Halidb.Saîd,

8- Halid b. Saîd´in zevcesi Ümeyne (Hümeyne) Hatun,

9- Abdullah b. Cahş,

10- Ubeydullah b. Cahş,

11- Ubeydullah b. Cahş´ın zevcesi Hz. Ümmü Habibe,

12- Kaysb. Abdullah,

13- Kays b. Abdullah´ın zevcesi Bereke Hatun,

14- Muaykıb b. Ebi Fâtıma,

15- Ebu Huzeyfe b. Utbe,

16- Ebu Mûse´l-Eş´arî*

17- Utbe b. Gazvan,

18- Zübeyr b. Avvam,

19- Esved b. Nevfel,

20- Yezid b.Zem´a,

21- Amr b. Ümeyye,

22- Tuleyb b. Umeyr,

23- Mus´ab b. Umeyr,

24- Suveybıt b. Sa´d,

25- Cehm b. Kays,

26- Amr b. Cehm,

27- Huzeyme b. Cehm,

28- Ebu´r-Rûm b. Umeyr,

29- Firas b. Nadr,

30- Abdurrahman b. Avf,

31- Âmir b. Ebi Vakkas,

32- Muttalibb.Ezher,

33- Muttalib b. Ezher´in zevcesi Remle Hatun,

34- Abdullah b. Mes´ud,

35- Utbe b. Mes´ud,

36- Mikdad b. Amr,

37- Haris b. Halid,

38- Haris b. Halid´in zevcesi Reyta Hatun,

39- Amr b. Osman,

40- Ebu Seleme Abdullah b. Abdulesed,

41- Ebu Seleme´nin zevcesi Hz. Ümmü Seleme,

42- Şemmas b. Osman,

43- Hebbarb. Süfyan,

44- Abdullah b. Süfyan,

45- Hişam (Hâşim) b. Ebu Huzeyfe,

46- Seleme b. Hişam,

47- Ayyaş b. Ebi Rebia,

48- Muattib b. Avf,

49- Osman b. Maz´un,

50- Sâib b. Osman,

51- Kudâme b. Maz´un,

52- Abdullah b. Maz´un

53- Hâtıb b. Haris,

54- Hâtıb b. Hâris´in zevcesi Fatma Hatun,

55- Muhammed b. Hâtıb,

56- Haris b. Hâtıb,

57- Hattabb. Haris,

58- Hattab b. Hâris´in zevcesi Fükeyhe Hatun,

59- Süfyan b. Ma´mer,

60- Süfyan b. Ma´mer´in zevcesi Hasene Hatun,

61- Câbir b. Süfyan,

62- Cünâde b. Süfyan,

63- Şurahbil b. Hasene,

64- Osman b. Rebia,

65- Huneys b. Huzafe,

66- Abdullah b. Haris,

67- Hişam b.Âs,

68- Kays b. Huzâfe,

69- Ebu Kays b. Haris,

70- Abdullah b. Huzâfe,

71- Haris b. Haris,

72- Ma´mer b. Haris,

73- Bişrb. Haris,

74- Saîd b. Haris,

75- Sâib b. Haris,

76- Umeyr (İmran) b. Riab,

77- Mahmiyye b. Cez´,

78- Ma´mer b. Abdullah,

79- Urve b. Ebi Üsâse,

80- Adiyy b. Nadle,

81- Numan b. Adiyy,

82- Âmir b. Rebia,

83- Âmir b. Rebia´nın zevcesi Leylâ Hatun,

84- Ebu Sebre b. Ebi Rühm,

85- Ebu Sebre´nin zevcesi Ümmü Külsûm Hatun,

86- Abdullah b. Mahreme,

87- Abdullah b. Süheyl,

88- Salîtb. Amr,

89- Sekran b. Amr,

90- Sekran b. Amfin zevcesi Hz. Şevde,

91- Malik b.Zem´a,

92- Malik b. Zem´a´nın zevcesi Âmire Hatun,

93- Hâtıb b. Amr,

94- Sa´d b. Havle,

95- Ebu Ubeyde b. Cerrah,

96- Süheyl b. Beyzâ,

97- Amr b. Ebi Şerh,

98- lyaz b. Züheyr,

99- Osman b. Abdi Ganm,

100- Saîd b. Abdi Kays,

101- Haris b. Abdi Kays.[166]



Hicret Edeceği Sırada Leylâ Hatuna Hz. Ömer´in Rastlayışı


Leylâ Hatun der ki:

"Habeş ülkesine doğru gitmeye hazırlandığımız sırada, (kocam) Âmir, bazı ihtiyaçlarımızı sağlamak üzere yanımdan ayrılıp (çarşıya) gitmişti.

Ömer b. Hattab, beni görünce, gelip başucuma dikildi.

Kendisi o zaman müşrikti, daha Müslüman olmamıştı.

Bize karşı çok sert ve katı davranırdı. Kendisinden hep eza ve cefa çeker dururduk. Bana:

´Ey Ümmü Abdullah [Ey Abdullah´ın annesi]! Demek, buradan gidiş var ha ´ dedi. Ben de:

´Evet! Vallahi, artık Allah´ın yerlerinden bir yere çıkıp gideceğiz.

Siz bizi işkencelere uğrattınız ve ezdiniz!

Allah bize bir kurtuluş ve çıkış yolu açıncaya kadar, oralarda kalacağız1 dedim.

Bana:

´Allah size yoldaş olsun!´ dedi.

Kendisinden o güne kadar hiç görmediğim bir yumuşaklık ve yufka yüreklilik gördüm.

Sonra dönüp gitti. Sanırım ki, bizim gidişimiz ona üzüntü vermişti.

O sırada, Âmir işini bitirip yanıma gelince, kendisine:

´Ey Abdullah´ın babası! Biraz önce Ömer´in bize karşı gösterdiği yumuşaklığı ve yufka yürekliliği, gideceğimize duyduğu üzüntüyü bir görmeliydin!1 dedim. Amir

´Sen onun Müslüman olacağını mı umuyorsun !´ dedi. Ben:

´Evet! Umuyorum´ deyince, Âmir:

´Şunu iyi bil ki; sen Hattab´ın eşeğinin Müslüman olduğunu görünceye kadar, o kişi Müslüman olmaz!´ dedi.

Ömer´den o zamana kadar görülegelen sertlik ve Müslümanlığa karşı kaskatı yüreklilik, kendisinden böylece ümit kestirmişti."[167]



Kureyş Müşriklerinin Muhacirleri Geri Çevirmeleri İçin Necaşî´ye Elçiler ve Hediyeler Göndermeleri


Kureyş müşrikleri Resûlullah (a.s.)ın ashabının Habeş ülkesinde emniyet ve sükûnete kavuşmuş ve orada yurt yuva edinip yerleşmiş olduğunu görünce, aralarında toplantı yaptılar.

Onların; eski dinlerine döndürülmek üzere, yerleşmiş oldukları yerlerinden çıkarılmaları ve kendi­lerine geri çevrilmeleri için, Kureyşlilerden, gözü özü pek iki adamı, Abdullah b. Ebi Rebia ile Amr b. Âs´ı Necaşîye göndermeyi kararlaştırdılar.

Necaşî ve kumandanları için topladıkları hediyeleri de, iki elçi ile birlikte yolladılar.[168]

Ebu Talib; Kureyşflerin bu kararlarını ve Necaşi elçi ile hediyeler gönderdiklerini öğrenince, Muhacirleri müşriklerden korumaya teşvik için söyleyip Necaşîye gönderdiği beyitlerde şöyle dedi:

"Keşke, Cafer ile Amr´ın ve akrabadan düşmanların, uzaklarda, gurbette nasıl ve ne halde olduk­larını bir bilseydim.

Acaba Necaşî´nin ihsanları Cafer ile arkadaşlarına ulaştı mı

Yoksa bir arabozucu buna engel mi oldu ki

Dilerim: Lanet ve nefret ettirici haller zât-ı devletinden sâdır olmasın!

Hiç şüphesiz, sen asaletli ve cömert bir zâtsın!

Senin himayende olanlar sıkıntı çekmezler.

Muhakkak ki, Allah sana geniş bir saltanat ve pek çok iyilikler vermiştir.

Sen yaşadıkça, Allah´ın bu bağışları sende kalacaktır.

Sen çok cömertsin, bol bağışlısın!

Senin bağışlarından dostlarda, düşmanlar da yararlanırlar!" [169]

Peygamberimiz (a.s.)ın zevcesi Hz. Ümmü Seleme demiştir ki:

"Biz, Habeş ülkesine ayak bastığımızdan itibaren, Necaşi´de, en hayırlı bir komşuluk ve koruyucu­luk gördük.

Dinimiz hakkında güvenlik içinde bulunduk.

Hiç eziyet edilmeksizin ve hoşlanmayacağımız hiçbir şey işitmeksizin, Yüce Allah´a ibadet ettik.

Kureyş müşrikleri, bu durumumuzu haber alınca, aralarında görüşme, konuşma yaptılar. Bizi geri çevirmesini istemek üzere, içlerinden, özü gözü pek iki kişiyi Necaşi´ye göndermeyi ve ona Mekke eşyasından, nâdir, kıymetli gördükleri şeylerden hediyeler sunmayı kararlaştırdılar.

Necaşî´ye, Mekke´den götürülecek şeylerin en hoşa gideni, beğenileni ise meşin olanlardı.

Bunun için, Kureyş müşrikleri, bol miktarda Mekke meşini topladılar.

Necaşî´nin kumandanlarından her birine ayrı ayrı hazırladıktan sonra, Abdullah b. Ebi Rebia ile Amr b. Âs´ı, hediyelerle birlikte yolladılar.

Yollarken de, emirlerini yerine getirmelerini onlara emrettiler ve:

´Muhacirler hakkında Necaşî ile konuşmadan önce, her kumandana hediyelerini verin! Sonra da, Necaşî´ye hediyesini sunun ve kendisinden, yanındaki Muhacirlerle hiç konuşmadan, onları size teslim etmesini isteyin!´ dediler.

Bu iki adam, Necaşî´nin yanına geldiler.

O sırada, biz, Necaşî´nin katında, hayırlı bir yurtta, hayırlı bir koruyucu yanında idik.

Mekke´den gelen iki Kureyşî, Necaşî ile konuşmadan önce, bütün kumandanların hediyelerini verdiler. Hediye verilmeyen kumandan kalmadı.

Onların her birine hediyelerini verirken de:

´Bizden, birtakım aklı ermez gençler gelip hükümdarın ülkesine sığındılar.

Onlar kendi kavimlerinin dininden ayrıldılar, sizin dininize de girmediler.

Kavimlerinin eşrafı, onları kendilerine geri çevirmesi için, bizi sizin hükümdara yolladılar.

Biz onlar hakkında hükümdarla konuştuğumuzda, onları bize teslim etmesini ve onların söyleye­cekleri sözlere kulak asmamasını hükümdara tavsiye edin!

Çünkü, kendi kavimleri onları daha iyi bilirler ve kusurlarını daha iyi anlarlar1 dediler.

Kumandanların hepsi, Kureyş elçilerine ´Olur´ dediler.

Bundan sonra, elçiler, Necaşîye hediyelerini sundular.

Necaşî hediyeleri kabul ettikten sonra, elçiler

´Ey hükümdar! Bizden birtakım aklı ermez gençler senin ülkene gelip sığındılar.

Onlar kavimlerinin dininden ayrıldılar, senin dinine de girmediler.

Onlar bizim de bilmediğimiz, senin de bilmediğin bir din icad ettiler, ortaya çıkardılar.

Onların babalarından, amcalarından ve yakın akrabasından olan kavimlerinin eşrafı, onları kendi­lerini geri çevirmeniz için, bizi sana yolladılar.

Çünkü, onlar bunları başkalarından daha iyi bilirler, kusurlarını, kabahatlarını başkalarından daha iyi anlarlar1 dediler.

Abdullah b. Ebi Rebia ile Amr b. Âs´ın en çok korktukları, istemedikleri şey, Necaşî´nin Muhacirleri çağırıp dinlemesi idi.

Hükümdarın yanında bulunan kumandanları, ona:

´Ey hükümdar! Bu iki adam doğru söylüyorlar.

Kavimleri onları daha iyi bilirler ve kusurlarını daha iyi anlarlar.

Sen onları bu iki adama teslim et, ülkelerine ve kavimlerine geri güttürsünler!´ dediler.

Necaşî kızdı ve:

´Hayır! Vallahi, ben onları bu iki adama hemen teslim edivermem! Gelip ülkeme konmuş, beni başkalarına tercih ederek bana sığınmış olan bir cemaata kötülük yapılmaz!

Onları yanıma çağırıp, şu iki adamın söyledikleri şeyler hakkında onlara sorular sorarım.

Eğer onlar şu iki adamın dedikleri gibi iseler, kendilerini bu iki adama teslim eder, kavimlerine geri çeviririm.

Şayet onlar bu iki adamın söyledikleri gibi değillerse, kendilerini bunlara karşı korur ve himayemde kaldıkları müddetçe de en güzel şekilde korur ve kollarım´ dedi.

Sonra da, haber salıp Resûlullah (a.s.)ın ashabını yanına çağırttı.

Necaşî´nin davetçisi gelince, Muhacirler toplandılar, sonra da birbirlerine:

´Şimdi bu adamın [Necaşî´nin] yanına gittiğiniz zaman ona ne söyleyeceksiniz ´ dediler ve yine bir­birlerine:

´Vallahi, biz ancak bildiklerimizi, Peygamberimiz (a.s.)ın bize emrettiklerini söyleriz. Ne ola­caksa olsun!´ dediler."[170]



Habeş Necaşî´sinin Sorularını Hz. Cafer´in Cevaplayışı


Ümmü Seleme Validemiz anlatıyor ki:

"Muhacirler Necaşî´nin yanına vardıkları zaman, Necaşî, daha önceden kendi din adamlarını da yanına çağırmıştı. Onlar, Necaşî´nin çevresinde mushaflarını yaymış, açmış bulunuyorlardı. Necaşî, Muhacirlere:

´Siz, ne benim dinime, ne de şu milletlerden hiçbirinin dinine girmediğinize göre, sizin kavimleriniz­den ayrılarak tutmuş olduğunuz bu din nasıl bir dindir ´ diye sordu.

Muhacirler adına, Cafer b. Ebi Talib:

´Ey hükümdar!´ dedi.

´Biz Cahiliye halkından bir kavim idik.

Putlara tapardık.

Ölmüş hayvan eti yerdik.

Bütün kötülükleri yapardık.

Akrabalarımızla ilgilerimizi keser, akraba hakkı gözetmezdik.

Komşularımızı unutur, komşuluk vazifelerini yerine getirmezdik.

İçimizden güçlü olan, güçsüz, zayıf olanı yerdi.

Yüce Allah bize kendimizden, soyunu sopunu, doğruluğunu, eminliğini, iffet ve nezahetini bildiğimiz Resûlü gönderinceye kadar, biz hep bu kötü durum ve tutumda idik.

O peygamber, bizi, bizim ve babalarımızın Allahtan başka tapageldiğimiz, taştan, ağaçtan, altın ve gümüşten yapılmış putları bırakarak Allah´ın birliğine inanmaya ve yalnız O´na ibadet etmeye davet etti. Yine o peygamber:

Doğru söylemeyi,

Emaneti sahibine vermeyi,

Akraba haklarını gözetmeyi,

Komşulara iyi davranmayı,

Haramlardan uzak,

Kan dökmekten geri durmamızı bize emretti.

Yine o, bizi her türlü çirkin, yüz kızarcı söz ve işlerden,

Yalan söylemekten,

Yetim malı yemekten,

İffetli kadınlara dil uzatmak ve iftira etmekten de men ve nehy etti.

Ayrıca:

Hiçbir şeyi kendisine eş ve ortak tutmaksızın, yalnız Allah´a ibadet etmemizi,

Namaz kılmamızı,

Zekât vermemizi,

Oruç tutmamızı da bize emretti.

Biz onu doğruladık ve ona iman ettik.

Allah tarafından getirdiği şeylere göre, ona tâbi olduk.

Bir ve Tek olan Allah´a ibadet ettik, O´na hiçbir şeyi şirk koşmadık.

O´nun bize haram kıldığını haram, helâl kıldığını helâl olarak kabul ettik.

Bunun üzerine, kavmimiz bize düşman kesildi.

Bizi dinimizden döndürmek, Yüce Allah´a ibadetten vazgeçirip puflara taptırmak, öteden beri helâlleştirip serbestçe işleyegeldiğimiz kötülükleri tekrar işletmek için, bizi işkenceden işkenceye uğrat­tılar.

Onlar bize böylece galebe çalıp zulmettikleri, bizimle dinimiz arasına gerildikleri ve tazyiklerini art­tırdıkları zaman, biz senin ülkene çıkmak, sığınmak zorunda kaldık.

Seni başkalarına tercih ile, senin korurluğun ve komşuluğunda bulunmayı arzu ettik.

Ey hükümdar! Biz senin yanında hiçbir zulme uğramayacağımızı umuyoruz!´

Necaşî:

´Allah tarafından peygamberinizin getirip sizlere bildirdiği şeylerden, senin yanında birşey var mı ´ diye sordu. Cafer

´Evet! Var´ dedi.

Necaşî:

´Onu bana oku!´ dedi.

Cafer, Meryem sûresinin baş tarafından, Yahya ve İsa (a.s.)ların doğumları ile ilgili âyetleri [1-35] okuyunca, vallahi Necaşî o kadar ağladı ki, (akan gözyaşlarından) sakalı ıslandı.

Necaşî´nin din adamları da, okunan âyetleri dinledikleri zaman, ağladılar ve hatta onların mushafları da gözyaşlarından ıslandı.

Bundan sonra, Necaşî, Mekke´den gelen iki Kureyşîye:

´Bu (dinlediğim şey), İsa´ya gelmiş olanla muhakkak aynı yerden çıkıyordur! Siz ikiniz, gidin artık! Hayır! Vallahi ben onları size ne teslim ederim, ne de onlara dokunulur!´ dedi."

İki elçi, Necaşî´nin yanından dışarı çıktıkları zaman, Amr b. Âs:

"Vallahi, ben yarın Necaşî´nin yanına gidip onlar hakkında söyleyeceğim şeyle onların köklerini kazıtacağım!" dedi.

Abdullah b. Ebi Rebia ise:

"Sen böyle birşey yapma! Onlar bize muhalif olsalar da, aramızda onlarla akrabalık var!" dedi.

Amr b.Âs:

"Vallahi, Necaşî´ye, bunların İsa b. Meryem´in bir kul olduğunu iddia ettiklerini haber vereceğim!" dedi.

Ertesi gün, Necaşî´nin yanına gidip:

"Ey hükümdar! Onlar İsa b. Meryem hakkında çok büyük, ağır bir söz söylüyorlar! Onları çağır da, onun hakkında ne söylediklerini onlara bir sor" dedi.

Bunun üzerine, Necaşî, bu hususu sormak için onları tekrar yanına çağırdı.

Muhacirler toplandılar. Birbirlerine:

"Necaşî size İsa b. Meryem hakkında sorduğunda, ne söyleyeceksiniz " diye sordular ve:

"Vallahi, onun hakkında Allah´ın dediklerini ve Peygamberimizin bize bildirdiklerini söyleriz. İşin sonu ne olursa olsun!" dediler.

Muhacirler Necaşî´nin yanına vardıkları zaman, Necaşî onlara:

"Söyleyin bakalım; Meryem oğlu İsa hakkında ne söylüyorsunuz " diye sordu.

Cafer b. Ebi Talib, ona:

"Biz, onun hakkında, Peygamberimizin bildirdiklerini söylüyoruz. O, diyor ki:

´İsa Allah´ın kulu, resûlü, Ruh´u ve O´nun dünyadan ve erden geçerek Allah´a bağlanmış bir kız olan Meryem´e ilka eylediği Kelimesidir´" deyince, Necaşî, elini yere uzatıp oradan bir çöp aldıktan sonra:

"Vallahi, İsa b. Meryem de, senin söylediğinden başka birşey değildir! Arada, şu çöp kadar bile fark yoktur!" dedi.

Necaşî bunu söylediği zaman, çevresindeki kumandanlar homurdanmaya başladılar. Necaşî, kumandanlara:

"Vallahi, siz homurdansanız da, gerçek olan budur!" dedi. Muhacirlere de:

"Gidiniz! Sizler, benim ülkemde, tamamıyla emniyet içindesiniz!

Size söven, dil uzatan kimse cezalandırılacaktır!

Size söven, dil uzatan kimse cezalandırılacaktır!

Size söven, dil uzatan kimse cezalandırılacaktır!

Ben, sizden birinize, bir dağ altın karşılığında bile, eziyet etmek istemem!

Getirdikleri hediyeleri de şu iki adama geri verin! Benim onlara ihtiyacım yok!

Vallahi, Allah bana saltanatımı geri verdiği zaman benden rüşvet almadı ki, ben bu hususta rüşvet alayım!" dedi.

Bunun üzerine, Amr b. Âs ile Abdullah b. Ebi Rebia, getirdikleri hediyeleri geri verilerek, suçlanmış ve reddedilmiş bir halde Necaşî´nin yanından çıkıp gittiler.

Muhacirler de, Necaşî´nin ülkesinde, en iyi yurtta ve en iyi koruyucunun yanında kaldılar.[171]



Hz. Ebu Bekir´in Hicret İçin Yola Çıkışı ve Geri Çevrilişi


Hz. Ebu Bekir; Müslümanların müşrik kavim ve kabileleri arasında[172] türlü işkencelere uğratıldık­larını[173] ve Mekke´de işkenceler altında yaşamanın günden güne güçleştiğini, ağırlaştığını gördüğü zaman, hicret etmek üzere Peygamberimiz (a.s.)dan izin istemiş ve kendisine izin verilince de,[174] Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete dahil olmak üzere dayısının oğlu Haris b. Halid ile birlikte Mekke´den ayrılıp[175] Habeş ülkesine doğru gitmişti.[176]

Bir-iki gün gittikten sonra,[177] Birku´l-Gımad mevkiine erişince,[178] Kare kabilesinin ulu kişisi İbnu´d-Dagınne ile karşılaştı.

İbn Dagınne:

"Ey Ebu Bekir! Nereye gitmek istiyorsun " diye sordu.

Hz. Ebu Bekir:

"Beni (Mekke´den) kavmim çıkardı,[179] bana eza ve cefa yaptılar. Beni sıkıştırdıkça sıkıştırdılar.[180] Ben de yeryüzünde biraz gezip dolaşmak ve Rabbime serbestçe ibadet etmek istiyorum!" dedi.

İbn Dagınne:

"Ey Ebu Bekir! Senin gibi bir zât ne yurdundan çıkar, ne de çıkan lir.[181] Bu nasıl olur !

Vallahi, sen kavmini, kabileni zinetlendirirsin! İyilik işlersin[182] Sen kimsenin kazandırmayacağını kazandırırsın![183]

Akrabayı, görür gözetirsin!

İşini görmekten âciz olanların yükünü taşırsın!

Konuğu ağırlarsın![184]

Hak yolunda zuhur eden hadiselerde halka yardım edersin![185]

Geri dön![186]

Sen benim himayemdesin![187]

Ben senin koruyucunum![188]

Haydi, dön de, kendi yurdunda Rabbine ibadet et!" dedi.[189]

Hz. Ebu Bekir, yoldaşı Haris b. Halid için:

"Yanımda, kabilemden şu zât var! " dedi.

İbn Dagınne:

"Bırak onu! O yüzünün doğrusuna gitsin! Sen de, ev halkının yanına dön!" dedi.

Haris b. Halid:

"Senin geri dönüp gitmen sana helâldir! Sen dön, git!

Ben de, arkadaşlarımla birlikte, yüzümün doğrusuna giderim!" dedi. Habeş yolculuğuna devam edip gitti.[190]

Hz. Ebu Bekir de İbn Dagınne ile birlikte döndü.[191]

Mekke´ye girince, İbn Dagınne:

"Ey Kureyş cemaatı! Ben Ebu Kuhâfe´nin oğlunu himayeme aldım! Ona hiç kimse dokunmayacak, ancak iyilik edecektir!" dedi.[192]

O akşam[193] Kureyş eşrafı arasında dolaşarak, onlara da:

"Ebu Bekir gibi bir zât ne yurdundan çıkar, ne de çıkarılır.

Siz hiç kimsenin kazandırmayacağını kazandıran, akrabayı görüp gözeten, işini görmekten âciz olanların yükünü taşıyan, konuğu ağırlayan, hak yolunda zuhur eden hadiselerde halka yardım eden bir adamı nasıl çıkarırsınız !" diyerek çıkıştı.[194]

Kureyş müşrikleri İbn Dagınne´nin Hz. Ebu Bekir hakkındaki himayesini reddetmediler,[195] yerine getirdiler.[196] Hz. Ebu Bekir´e işkence etmekten vazgeçtiler.[197] Eman verdiler.[198]

Fakat, İbn Dagınne´ye:

"Ebu Bekir´e söyle! O Rabbine ibadetini evinin içinde yapsın! Orada istediği kadar namaz kılsın, Kur´ân okusun! Evinden başka yerde açıktan namaz kılıp Kur´ân okuyup da bizi rahatsız etmesin![199] Çünkü, biz onun kadınlarımızı ve çocuklarımızı meftun etmesinden korkarız!" dediler.

İbn Dagınne, müşriklerin bu isteklerini Hz. Ebu Bekir´e söyledi.[200]

Hz. Ebu Bekir de öyle yaptı .[201]

Namazını açıkta kılmadı. Kur´ân-ı Kerîm´i de evinden başka yerde okumadı.[202]

Sonradan kendisinde bir fikir değişikliği olup, evinin önünde bir namazgah yaptı .[203]

Orada namaz kılmaya, Kur´ân okumaya başladı.[204]

Hz. Ebu Bekir´in evi Cumah oğullarının mahallesinde idi.[205]

Hz. Ebu Bekir yufka yürekli olup,[206] Kur´ân-ı Kerîm´i okurken ağlamaklı olur,[207] ağlar durur, gözünün yaşını tutam azdı.[208]

Kur´ân-ı Kerîm okurken, müşriklerin çocukları, kadınları onun başına dikilir, yığılır, ona bakışırlar, meftun olurlardı.[209]

Bu hali Kureyş müşriklerinin eşrafını korkuttu.

Onlar İbn Dagınne´ye haber saldılar. İbn Dagınne yanlarına gelince,[210] ona:

"Ey İbn Dagınne![211] Biz Ebu Bekir hakkında Rabbine evinde ibadet etmek şart ile-himaye ve sıyanetine müsaade etmiştik.

Ebu Bekir ise bu haddi tecavüz ederek evinin önünde bir namazgah yapmış, içinde açıktan namaz kılmaya, Kur´ân okumaya başlamıştır.

Doğrusu, biz kadınlarımızın ve çocuklarımızın dinlerinden döndürülmelerinden korkuyoruz!

Sen Ebu Bekir´i bundan men et!

Eğer buna yanaşmaz, ille de namaz ve kıraatim ilan etmek isterse, kendisine verdiğin eman ve himaye sözünü sana iade etmesini iste! Gerçekten, biz, sana verdiğimiz sözden caymayı çirkin görüy­oruz. Fakat, Ebu Bekir´in açıktan ibadet etmesine de söz vermiş değiliz" dediler.

Bunun üzerine İbn Dagınne Hz. Ebu Bekir´in yanına varıp:[212]

"Ey Ebu Bekir! Ben sana kavmini rahatsız edesin diye himaye taahhüdünde bulunmadım!

Onlar, senin şu yerinde bulunmandan, asla hoşlanmamakta ve senden rahatsız olmaktadırlar! Sen evinin içine gir de, istediğini evinin içinde yap![213] Ey Ebu Bekir! Benim sana ne üzerinde söz vermiş olduğumu pekâlâ bilirsin! Şimdi sen ya o şarta göre hareket edersin, ya da senin üzerindeki himaye taahhüdümü bana iade edersin! Ben bir kimseye vermiş olduğum himaye taahhüdümü bozduğumu Arapların işitmesini istemem!" dedi.[214]

Hz. Ebu Bekir:

"Ben senin üzerimdeki himaye taahhüdünü sana iade edip de Allah´ın himayesiyle yetineyim mi " diye sordu.

İbn Dagınne: "Evet! Himaye taahhüdümü bana iade et!" dedi.[215]

Hz. Ebu Bekir:

"Ey İbn Dagınne! Ben artık senin himayeni sana iade ediyorum.

Ben Yüce Allah´ın ve Resûlünün himayesine razıyım!" dedi.[216]

Bunun üzerine, İbn Dagınne:

"Ey Kureyşliler! Ebu Kuhâfe´nin oğlu himaye taahhüdümü bana iade etmiş, benim işim bitmiştir! Artık, sizin işiniz adamınızladır!" dedi.[217]

Hz. Ebu Bekir Kabe´ye giderken, Kureyş müşriklerinden bir beyinsiz, Hz. Ebu Bekir´in başına toprak saçtı.

O sırada, Velid b. Mugîre veya Âs b. Vâil ile karşılaşınca, ona:

"Şu beyinsizin yaptığını göremiyor musun " diyerek yakındı.

Fakat, o müşrik:

"Bunu sen başına kendin getirdin!" dedi.

Hz. Ebu Bekir, başından toprağı silkelerken:

"Ey Rabbim! Sen ne kadar da Halîm´sin! Ey Rabbim! Sen ne kadar da Halîm´sin! Ey Rabbim! Sen ne kadar da Halîm´sin!" diyordu.[218]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 384, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 203, Taberî, Târih, c. 2, s. 221, İbn Haldun, Tarih, c. 2, ks. 2, s. 8, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 270.

[2] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 384-384, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 203.

[3] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 344, Abdurrezzak, c. 5, s. 384, İbn Sa´d, c. 1, s. 203, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 29, Taberî, c. 2, s.222, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 76, İbn Seyvid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 115, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 184, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 66, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 8, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1 , s. 270.

[4] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 285, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 55, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 1 , s. 38, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2,s.8.

[5] İbn İshak, İbn Hisam , c. 1, s. 344, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 29, Taberî, Târih, c. 2, s. 222, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 285, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 76, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 115, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 66, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 8, Halebî, c. 2, s. 3, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 270.

[6] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 384, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 203, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 622, Halebî, c. 2, s. 3, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 270.

[7] Abdurrezzak, c. 5, s. 384, İbn Sa´d, c. 1, s. 203-204, İbn Seyyid, c. 1, s. 115, Halebî, c. 2, s. 3, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c.
1, s. 270.

[8] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1, s. 344, Taberî, Târih, c. 2, s. 222, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 76, Zehebî, Târih, s. 1 84, Ebu´l-Fidâ,
el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 66.

[9] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s. 344, Taberî, c. 2, s. 222, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 193, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.
76, İbn Kayyım, Zâd, c. 1, s. 38, Zehebî, s. 184, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 66, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 388, Halebî, c. 2, s. 3.

[10] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1,s. 344, Taberî, c.2,s. 222, Zehebî, s. 184, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 66, Halebî, c. 2, s. 3, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 270.

[11] İbn İshak, İbn Hisam, c.1, s. 344, Taberî, c. 2, s. 222, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 76, Zehebî, s. 184, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 66, Halebî, c. 2, s. 3, Zürkânî, c. 1, s. 270.

[12] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 384, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 204.

[13] İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 8.

[14] Taberî, Târih, c. 2, s. 221, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 288.

[15] Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 622.

[16] Taberî, Târih, c. 2, s. 221.

[17] Taberî, Târih, c. 2, s. 221, Hâki m, Müstedrek, c. 2, s. 622, Beyhakî, Delâilü´n-nübü we, c. 2, s. 2 85, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 193, Zehebî, Târıhu´l-İslâm, s. 184, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 8.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/13-14.

[18] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 204, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 228, Taberî, c. 2, s. 221, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 193, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 77, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 116, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 66, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledün-niye, c. 1, s. 66, Diyarbekrî, c. 1, s. 288, Halebî, c. 2, s. 5, Zürkânî, c. 1, s. 270.

[19] Zâriyât: 50.

[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 344, Taberî, c. 2, s. 222, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 76, Zehebî, s. 184, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 66, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 270.

[21] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 384, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 204, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 116, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 66.

[22] İ bn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 204, Taberî, c. 2, s. 221, İbn Seyyid, c. 1, s. 116, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 66, Halebî, c. 2, s. 5, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 271.

[23] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 , s. 344-345, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 204, Taberî, Târîh,c.2, s. 221-222, İbn Hazm , Cevâmiu´s-Sîre, s. 55-56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 115, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 184, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c.3, s. 66, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 8.

[24] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 56, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 115, Zehebî, s. 184, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 67, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 66, Halebî, İnsanu´l-uyûn, c. 2, s. 5.

[25] İbn İshak, İbn Hişam , c. 1, s. 345, İbn Sa´d, c. 1 ,s.2O4, Taberî, c. 2, s. 222, İbn Seyyid, c. 1, s. 116, Zehebî, s. 184-185, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 66, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 8.

[26] İbn Sa´d, c. 1, s. 204, Taberî, c. 2, s. 222, İbn Seyyid, c.1, s. 116, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 66, Halebî, c. 2, s. 5.

[27] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1, s. 344, Taberî, c. 2, s. 221, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 622, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 76, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 66.

[28] Beyhak f, D elâ ilü "n-n übüwe, c. 2, s. 297, M uh ibbüt -Taberî, R ı yâdu´n-nadrâ, c. 2, s. 113-114, Zehe bf, s. 183, E bu´l -F i dâ, c.3, s. 66-67, Heysemî, Mecmau´z-ievâid, c. 9, s. 80-81, Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 66, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 289, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 271.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/14-16.

[29] Şuaybe, o zaman, M ekke´nin Cidde taralından iskelesi idi. (İbn Sa´d, c. 1, s. 145, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 160, Süheyli, Ravd, c. 2, s. 277, Yakut, M u´cemu´l-buldan, c. 3, s. 351).

[30] İbn Sa´d, c. 1, s. 204, Taberî, c. 2, s. 221, İbn Seyyid, c. 1, s. 116, Diyarbekrî, c. 1, s. 288, Halebî, c. 2, s. 5, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 271.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/16.

[31] İ bn S a´d, Tabak âtü´l-kübrâ ,0.1,5.204, Ta ben, Târîh, c. 2, s. 221, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ.c. 1, s. 193, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 116, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 289, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 5, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 271.

[32] İbn Haldun, Tarih, c. 2, ks. 2, s. 8.

[33] Ebu´l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 1 93, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 289.

[34] İbn Haldun, Tarih, c. 2, ks. 2, s. 8.

[35] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 204, Taberî, Tarih, c. 2, s. 221, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 116, Halebî, İnşân, c. 2, s. 5, Zürkânî, Mevâhib, Şerhi, c. 1, s. 271.

[36] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 384, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 115, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 184.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/16-17.

[37] Ebu´l-Münzir Hişam, Kitâbu´l-esnâm, s. 1 9, Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 116.

[38] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 206, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 121, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 5.

[39] Necm: 21-30.

[40] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 7, s. 100, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 70.

[41] Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 70, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 285.

[42] Fussilet: 26.

[43] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 388, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 52, Müslim, Sahih, c. 1, s. 405, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 59, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 281-282, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 2, s. 314, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 90.

[44] Müslim, Sahih, c. 1, s. 405, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 59, Dârimî, c. 1, s. 282, Beyhakî, c. 2, s. 314, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 90.

[45] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 388.

[46] Müslim, Sahih, c.1, s. 405, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 90.

[47] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 52.

[48] Buhârî, c. 6, s. 52, Müslim, c.1, s. 405.

[49] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 388.

[50] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 388, Buhârî, c. 6, s. 52, Müslim, c. 1, s. 405.

[51] Ebu Davud, c. 2, s. 59, Dârimî, c. 1, s. 282, Beyhakî, c. 2, s. 31 4.

[52] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 7, s. 101.

[53] Beyhakî, Delâilü´n-nübüwe, c. 2, s. 287, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 1 87, Heysemî, M ecmau´i-zevâid, c. 6, s. 33, Bedrüddin Aynî, c. 7, s. 99, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 6.

[54] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 388.

[55] Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 59.

[56] Müslim, Sahih, c. 1, s. 405, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 282.

[57] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 388, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 52, Müslim, Sahih, c. 1, s. 405, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s.59, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 282, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 2, s. 314.

[58] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 388, Buhârî, c. 6, s. 52, Müslim, c. 1, s. 405, Ebu Davud, c. 2, s. 59.

[59] Müslim, c. 1, s. 405, Ebu Davud, c.2,s. 59, Dârimî, c. 1, s. 282, Beyhakî, c. 2, s. 314.

[60] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 388,Buhârî, c. 6, s. 52, Müslim, c. 1, s.405, Ebu Davud, c. 2, s. 59, Dârimî, c.1 ,s. 282, Beyhakî,c. 2, s. 31 4.

[61] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 388, Müslim, c. 1, s. 405, Dârimî, c. 1, s. 282, Beyhakî, c. 2, s. 314.

[62] Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 59.

[63] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. Müslim, c. 1,s.4O5, Ebu Davud, c. 2, s. 59, Dârimî, c. 1, s. 282, Beyhakî, c. 2, s. 314.

[64] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 388, Buhârî, c. 6, s. 52.

[65] Müslim, c.1, s. 405, Ebu Davud, c. 2, s. 59, Dârimî, c. 1, s. 282, Beyhakî, c. 2, s. 314.

[66] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 388, Buhârî, c. 6, s. 52, Müslim, c. 1, s. 405, Ebu Davud, c. 2, s. 59, Beyhakî, c. 2, s. 314.

[67] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 52.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/17-20.

[68] Tahâvf, Muhtasar, s. 29.

[69] Tahâvı", Muhtasar, s. 29, Kâsanf, Bedâyiu´s-sanâvi´, c. 1, s. 1 93, Suvutf, İtkân, c. 1, s. 110.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/20.

[70] En´am: 14.

[71] Zümer: 64-66.

[72] Kâfirûn: 1-6.

[73] Ebu´l-Münzir Hişam, Kitâbu´l-esnâ m, s. 1 9, Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. , s. 116.

[74] Fussilet: 42, Hicr: 9, el-Hâkka, 43-46.

[75] Kadı Iyaz, Şifâ, c. 2, s. 130-157, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 23, s. 50-54, Kurtubf, Tefsir, c. 12, s. 82-84, Bedrüddin Ayni1, Umdetu´l-Kârî, c. 7, s. 90-1 01, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c.1 ,s. 68-71, Halebîjnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 8-9, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 280-286.

[76] Fahru´r-Râzî, Tefsîr, c. 23, s. 50-54.

[77] Zehebî, Tezkiretü´l-huffâz, c. 2, s. 720-721.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/20-22.

[78] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 228, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 77, İbn Se y-yid, Uyün u´l-ese r, c. 1, s. 121, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 289.

[79] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 1, s. 206, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 121, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 289, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 271.

[80] İbn İshak. Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 158, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 206.

[81] İbn İshak, Kitâbu 1-mübtedâ ve 1-meb´as, c. 3, s. 158, Taberî, Târîh, c. 2, s. 227, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 598.

[82] İbn İshak, Kitâbu´l-m übtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 158, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 206, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 227, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 115.

[83] İ bn Sa´d Taba kât, c. 1, s. 206, Bel âzu rf, E nsâb, c. 1, s. 227, İ bn H aim, C e vâm i u´s-Sîre, s. 65, Süheyli, R a vdu´ l-ünüf, c. 3,s. 344, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 77. Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 187, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 280.

[84] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 187, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 280.

[85] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 206, Halebî, İnsânu´l-uyün, c. 2, s. 9.

[86] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 1 94, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 285.

[87] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 3-8, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 65-66, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 91.

[88] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 206, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 228, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 77, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 91, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 289.

[89] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 3, İbn Sa´d, c. 1, s. 206, Taberî, Târîh, c. 2, s. 227, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 77.

[90] İbn İshak, K itâbu 1-m übtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 158.

[91] İbn İshak, K itâbu 1-m übtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 158, Heysemî, Meanau´i-ievâid, c. 6, s. 33.

[92] . İbn Sa´d, c. 1, s. 206, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 120, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 9, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c.1, s. 280.

[93] İbn İshak, K itâbu 1-m übtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 158, Belâzurî, c. 1, s. 227, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 598.

[94] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 3, İbn Sa´d, c. 1, s. 206, Belâzurî, c. 1, s. 227, Taberî, Târîh, c. 2, s. 227, Ebu´l-Ferecİbn Cevzî, el-Vetâ, c. 1, s. 194, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 598, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 120, Heysemî, Mecmau´z-zevâid,c. 6, s. 33-34, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 10, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 280.

[95] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 227-228.

[96] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 8, Belâzurî, c. 1, s. 227, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 598, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92.

[97] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 8, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 92.

[98] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 228.

[99] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 10, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 93, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 1 2.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/22-26.

[100] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 158, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 291, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3,s. 598, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 34.

[101] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 291 , Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 188, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 34.

[102] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 158, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 598.

[103] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 227, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 77.

[104] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 158.

[105] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 158, Ebu Nuaym , Hilyetü´l-evliya, c. 1 , s. 103, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3,s. 598, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 92.

[106] Be yhak f, D el âil ü´n-nübüv ve, c. 2, s. 291 , Zehebî, Târîhu´l -İslâm, s. 1 88.

[107] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 34.

[108] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 291, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 188, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 34.

[109] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 291, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 188, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 34.

[110] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ, ve´l-meb´as, c. 3, s. 158, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 598.

[111] İbn İshak, İbn Hişam Sîre, c. 2, s. 9, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 1 03, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.92.

[112] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 291, Zehebî, s. 188, Heysemî, c. 6, s. 34.

[113] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 158, Ebu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 291 , Zehebî, s. 188, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 598, Zehebî, s. 188, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92, Heysemî, c. 6, s. 34.

[114] E bu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 103.

[115] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 9, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92.

[116] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 9, Ebu Nuaym, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 188, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92, Heysemî, c. 6, s. 34,Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 10.

[117] Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 188, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 34.

[118] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 227.

[119] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 291, Heysemî, c. 6, s. 34, Halebî, c. 2, s. 10.

[120] Beyhakî, c. 2, s. 291, Zehebî, s. 188, Heysemî, c. 6, s. 34, Halebî, c. 2, s. 1 0.

[121] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ, ve´l-meb´as, c. 3, s. 158-159, Ebu Nuaym, Hilye, c. 1 , s. 103, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 3, s.593, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92, Halebî, c. 2, s. 10.

[122] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 291, Zehebî, s. 188, Heysemî, c. 6, s. 34.

[123] İbn İshak .Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 159, E bu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 103, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve,c. 2, s. 291, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 598, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 92, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 10.

[124] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 291, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 188, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 34.

[125] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 159, Ebu Nuaym , Hilyetü´l-evliyâ, c. 1 , s. 103, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 3,s. 598, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92, Halebî, c. 2, s. 10.

[126] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 291, Zehebî, s. 188, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 34.

[127] İbn İshak, c. 3, s. 159, Ebu Nuaym, c. 1, s. 103, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 2, s. 599, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92, Halebî, c.2, s. 10.

[128] Beyhakî, c. 2, s. 291, Zehebî, s. 188, Heysemî, c. 6, s. 34, Halebî, c. 2, s. 10.

[129] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 291, Zehebî, s. 188, Halebî, c. 2, s. 10.

[130] İbn İshak, c. 3, s. 159, Ebu Nuaym, c. 1, s. 103, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 599, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92, Halebî, c. 2, s.10.

[131] İbn İshak,c.3, s.159,Ebu Nuaym, c.1, s. 103, Beyhakî, c. 2, s. 292, İbn Esîr,c.3, s.599,Ebu´l-Fidâ,c.3, s.92,Heysemî, c. 6, s. 34, Halebî, s. 10.

[132] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 1 59, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. , s. 292, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3,s. 599, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 92.

[133] İbn İshak, c. 3, s. 159, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 599.

[134] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 228.

[135] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 10, Belâzurî, c. 1, s. 228, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 103, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.92, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 10.

[136] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 10, Ebu Nuaym , Hilye, c. 1, s. 103, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92, Halebî, c. 2, s. 10.

[137] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 2, s. 10.

[138] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 10, Ebu Nuaym , c. 1, s. 103, Halebî, c. 2, s. 10.

[139] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 228.

[140] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s.1 59, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 599.

[141] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 10, Ebu Nuaym, c. 1, s. 103, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 34,Halebî, c. 2, s. 10.

[142] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 228.

[143] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 10, Ebu Nuaym, c. 1, s. 103, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 292, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92, Halebî, c.2, s. 10-11.

[144] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ, c. 3, s. 159, İbn Hişam, c. 2, s. 10, Belâzurî, c. 1, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 103, Beyhakî,c. 2, s. 292, İbn Esîr, c. 3, s. 599, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92, Heysemî, c. 6, s. 34, Halebî, c. 2, s. 11.

[145] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 228.

[146] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s. 10, Belâzurî, c. 1 ,s. 228, Ebu Nuaym, c.1 , s. 104, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 92, Halebî, c.2, s.11.

[147] Belâzurî, Ensâb, c. 1 , s. 228, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 78.

[148] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 159, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 599.

[149] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 1 0, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 104, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.92-93, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 34, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 11.

[150] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 292.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/26-31.

[151] Bevhakf, Delâil, c. 2, s. 292, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 188, Heysemî, c. 6, s. 34.

[152] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 3, s. 158, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 598.

[153] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 6, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 130, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 66.

[154] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 5, İbn Haim, s. 66.

[155] İbn Hazm, Cevâmiu´s-a>e, s. 66.

[156] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 5, İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 130, İbn Hazm, s. 66.

[157] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 130.

[158] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 406.

[159] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 6,7.

[160] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 119.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/31-32.

[161] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 ,s.2O6, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 50.

[162] İ bn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 207, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 194, İbn Kayyım, Zad, c. 2, s. 50, Diyarbekrî, Hamis,C.1.S.289.

[163] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 27, İbn Hacer, Metâlibu´l-âliyye, c. 4, s. 195.

[164] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 293.

[165] Zehebî, Tarihu´l-islâm, s. 191.

* Ebu Musa el-Eşari nin peygamberimiz (a.s.)la buluşmak üzere Yemen den bindiği gemi fırtınaya tutulup kendilerini Habeş ülkesine atmış, orada hz. Caferle buluşmuş ve böylece Habeş Muhacirleri arasına katılmışmıştır. (İbn Sa d Tabakâtü´l-Kübrâ, c.4, s. 106, Buhari, Sahih, c.5, s. 79-80, müslim, Sahih, c. 4, s. 1946).

[166] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s.345-353, Belâzuıf, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 198-227, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 57-63, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 115-118, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 67-69.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/32-35.

[167] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 367, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 221-222, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 84, Zehebî, TârfViu´l-islâm, s.

181, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâyeve´n-nihâye, c.3, s.79,Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 6, s. 23-24, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c .2, s. 4-5.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/36.

[168] İbn İshak. İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 357.

[169] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 357, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 76-77.

[170] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/37-40.

[171] İbn İshak, İbn Hişam, Sine, c. 1, s. 357-362, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 202-203, c. 4, s. 290, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 247-250, Beyhakî, Delâilü´n-nübüwe, c. 2, s. 301-304, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 191-192, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 3, s. 72-75, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 25-27, Diyarbekrî,Hamis, c. 1, s. 290-291.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/40-43.

[172] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 205.

[173] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 385, Buhârî, Sahih, c. 4, s.2 54, Muhibbü´t-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 82, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 94, Diyarbekrî, c. 1 , s. 319.

[174] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 12, Muhibbül-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 82,, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 94, Diyarbekrî, c.1,s.319.

[175] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 205.

[176] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 385, Buhârî, c. 5, s. 254, Belâzurî, c. 1, s. 205, Muhibbül-Taberî, c. 1, s. 81, E bu´l-Fidâ,c. 3, s. 94, Diyarbekrî, c. 1 , s. 319.

[177] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 12, Muhibbü´t-Taberî, c. 1,s.81, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94,Halebî, İnsanu´l-uyûn, c. 1, s. 484.

[178] Abdurrezzak, c. 5, s. 385, Buhârî, c. 4, s.2 54, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 81, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94, Diyarbekrî, c. 1, s. 319, Halebî, c.1, s. 484.

[179] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 12, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 385-386, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 254, Belâzurî,Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 205-206, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 81-82, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 94,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 484.

[180] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 12, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 94, Halebî, c. 1,s.484.

[181] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 386, Buhârî, c. 4, s. 254, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 82, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94, Diyarbekrî, c.1, s. 31 9, Halebî, c.1, s. 484.

[182] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 12, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94.

[183] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 2, Abdurrezzak, c. 5, s. 386, Buhârî, c. 4, s. 254, Belâzurî, c. 1, s. 206, Muhibbüt-Taberî,c. 1, s. 82, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94, Diyarbekrî, c. 1, s. 319, Halebî, c. 1 , s. 484.

[184] Abdurrezzak, c. 5, s. 386, Buhârî, c. 4, s. 254, Belâzurî, c. 1, s. 206, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 82, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94, Diyarbekrî, c. 1 , s. 319, Halebî, c. 1, s. 484.

[185] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 2, Abdurrezzak, c. 5, s. 386, Buhârî, c. 4, s. 254, Belâzurî, c. 1, s. 206, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 82, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94, Diyarbekrî, c. 1, s. 319, Halebî, c. 1 , s. 484.

[186] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 12, Belâzurî, c. 1 , s. 206, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94.

[187] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 12, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94.

[188] Abdurrezzak, c.5,s. 386, Buhârî, c. 4, s. 254, Belâzurî, c. 1, s. 206, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94, Diyarbekrî, c. 1, s. 319, Halebî, c.1, s. 484.

[189] Abdurrezzak, c. 5, s. 386, Buhârî, c. 4,s. 254, Muhibbüt-Taberî, c.1, s. 82, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94, Diyarbekrî, c. 1, s. 319,Halebî, c.1, s. 484.

[190] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 206.

[191] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 12, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 386, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 254, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 94, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu´l-uyün, c. 1, s. 484.

[192] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 12-13, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94.

[193] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 254, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 94.

[194] Abdurrezzak, c. 5, s. 386, Buhârî, c. 4, s. 254, Belâzurî, c. 1, s. 206, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 82, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94, Halebî, c. 1, s. 484.

[195] Buhârî, c. 4, s. 254, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94, Halebî, c. 1, s. 484.

[196] Abdurrezzak, c. 5, s. 386, Belâzurî, c.1, s. 206, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 82.

[197] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 13, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94.

[198] Abdurrezzak, c. 5, s. 386, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 82.

[199] Abdurrezzak, c. 5, s. 386, Buhârî, c. 4, s. 254, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 29, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 82, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 94-95.

[200] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 254, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 95, Halebî, c. 1, s. 484.

[201] Abdurrezzak, c. 5, s. 386, Ebu Nuaym, c. 1,s.29, Muhibbüt-Taberî, c. 1,s.82.

[202] Buhârî, c. 4, s.2 54, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 95, Diyarbekrî, c. 1, s. 319, Halebî, c. 1, s. 484.

[203] Abdurrezzak, c. 5, s. 386, Buhârî, c. 4, s. 254, Belâzurî, c. 1, s. 206, E bu Nuaym , c. 1, s. 29, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s.82, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 95, Diyarbekrî, c. 1, s. 391 , Halebî, c. 1, s. 484.

[204] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 13, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 386, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 254, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 206, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evüyâ, c. 1, s. 29, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 82, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 95, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 71, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 484.

[205] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 13, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 95.

[206] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 13, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 178.

[207] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 13.

[208] Abdurrezzak, c. 5, s. 386, Buhârî, c. 4, s. 254, Ebu Nuaym, c. 1, s. 30, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 82, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.95, Kastalâni, c. 1, s. 71, Diyarbekrî, c. 1 , s. 320, Halebî, c. 1, s. 484.

[209] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 3, Abdurrezzak, c. 5, s. 386, Buhârî, c. 4, s. 254, Ebu Nuaym, c. 1, s. 29-30, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 82, Kastalâni, c. 1, s. 71, Diyarbekrî, c. 1, s. 320.

[210] Abdurrezzak, c. 5, s. 386, Buhârî, c. 4, s. 254-255, Bel âzu rf, c. 1, s. 206, Ebu Nuaym, c. 1, s. 30, Muhibbüt-Taberî c.1,s. 82, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 95, Kastalâni, c. 1 , s. 71, Diyarbekrî, c. 1, s. 320, Halebî, c. 1, s. 484.

[211] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 13.

[212] Abdurrezzak, c. 5, s. 386-387, Buhârî, c. 4, s. 254-255, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 82, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 95, Kastalâni, c.1, s. 71, Diyarbekrî, c. 1, s. 320, Halebî, c. 1, s. 484-485.

[213] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 13.

[214] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 387, Buhârî, Sahih, c. 4, s.255, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 206, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 30, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 82, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 95. Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 71 , Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 485.

[215] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 13.

[216] Abdurrezzak, c. 5, s. 387, Buhârî, c. 4, s. 255, Belâzurî, s. 206, Ebu Nuaym, c. 1, s. 30, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 82, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 95, Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 71 , Diyarbekrî, c. 1, s. 320, Halebî, c. 1, s. 485.

[217] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 13.

[218] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 13, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 95, Halebî, c. 1, s. 485.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/43-48.
Kureyş Müşriklerinin Ebu Talib´e Başvurmaları


Peygamberimiz (a.s.)ın kendi dinlerinden ayrılmak ve putlarını yermek., gibi davranışların­dan şikâyetlerine Ebu Talib´in aldırış etmemekle kalmayıp yanına dikilerek onu koruduğunu, kolladığını gören Kureyş müşriklerinin eşrafından: [1]

1- Utbe b. Rebia,

2- Şeybe b. Rebia,

3- Ebu Süfyan b. Harb,

4- Ebu´l-Bahterî b. Hişam,

5- Esved b. Muttalib,

6- Ebu Cehil Amr b. Hişam,

7- Velid b. Mugîre,

8- Nübeyh b. Haccac,

9- Münebbih b. Haccac,

10- Âs b. Vâil..[2] gibi birtakım kişiler, Ebu Talib´in yanına vardılar.[3] Ona:

"Ey Ebu Talibi Kardeşinin oğlu bizim ilahlarımıza dil uzattı.

Dinimizi yerdi.

Akıllarımızı, hafif akıllılık ve akılsızlık saydı.

Baba ve atalarımızın da dalâlet ve sapkınlık içinde ölüp gitmiş olduklarını iddia etti. Sen ya onu bizimle uğraşmaktan alıkoyarsın, ya da aramızdan çekilir (bizi onunla başbaşa bırakır)sın!

Zaten, sen de ona karşısın; bizim gibi, muhalifsin![4]

(Sen aradan çekilirsen) biz onun hakkından geliriz!" dediler.[5]

Ebu Talib onları güzellikle, güleryüzle, yumuşak ve tatlı sözlerle başından savdı .[6]



Peygamberimiz (a.s.)a ve İslâmiyete Düşman Olan Müşrik Uluları


İslâmiyet Mekke´de yayılmaya başlayınca, müşriklerin ulu kişileri kızdılar. Peygamberimiz (a.s.)a karşı, kıskançlığa ve azgınlığa başladılar.

Aşağıda isimleri sıralanan müşriklerden bazıları, kıskançlık ve düşmanlıklarını açıkça, bazıları da kapalı ve sinsi bir biçimde sürdürdüler:

1- Ebu Cehil Amr b. Hişam,

2- Ebu Leheb b. Abdulmuttalib,

3- Esved b. Abdi Yağus,

4- İbn Gaytala Haris b. Gays,

5- Velid b. MugiYe,

6- Ümeyye b. Halef,

7- Übeyyb. Halef,

8- Ebu Kays b. Fâke,

9- Âs b. Vâil,

10- Nadrb. Haris,

11- Münebbih b. Haccac,

12- Züheyr b. Ebi Ü meyye,

13- sâib b. Ebi sâib,

14- Esved b. Abdulesed,

15- Âs b. Saîd,

16- Ebu´l-BahterîÂs b. Hişam,

17- Ukbe b. Ebi Muayt,

18- İbnü´l-Asda´,

19- Hakem b. Ebi´l-Âs,

20- Adiyy b. Hamra´,[7]

21- Esved b.Muttalib.[8]

22- Ebu Süfyan b. Haris,

23- Hanzale b. Ebi Süfyan,

24- Muaviye b. Mugîre,

25- Esed b. Abduluzzâ,

26- Ebu Zem´a Zem´a b. Esved,

27- Sayfiy b. Sâib,

28- Amr b.Âs,

29- Nübeyh b. Haccac,

30- Üneys b. Miyer,[9]

31- Tuayme b. Adiyy,[10]

32- Rükâne b. Abdi Yezid[11]

33- Mâlik b. Tulatıla.[12]

34- Hübeyrab.EbiVehb,[13]

35- Mutim b. Adiyy.[14]



Bunlardan, Peygamberimiz (a.s.)a Düşmanlıklarını Aşırı Derecede Sürdürenler


1- Ebu Cehil Amr b. Hişatm,

2- Ebu Leheb b. Abdulmuttalib,

3- Ukbe b. Ebi Muayt idi.[15]



Peygamberimiz (a.s.)a Düşmanlıkta Fazla İleri Gitmeyenler


1- Utbe b. Rebia,

2- Şeybe b. Rebia,

3- Ebu Süfyan b. Harb olup, bunlar Peygamberimiz (a.s.)a düşman olmakla birlikte, öteki
müşrikler kadar düşmanlıkta ileri gitmezlerdi.[16]

Peygamberimiz (a.s.)a düşman olan bu müşrik ulularından Ebu Süfyan b. Haris,[17] Ebu Süfyan b. Harb, Amr b. Âs, ve Hakem b. Ebi´l-Âs´tan başka, hiçbirisi Müslüman olmamıştır. [18]



Peygamberimiz (a.s.)la Alay Eden Müşriklerden Başlıcaları


1- Esved b. Muttalib,

2- Esved b. Abdi Yağus,

3- Velid b. Mugîre,

4- Âs b. Vâil,

5- Haris b. Tulatıla (Gaytala) idi.[19]



Buna mukabil:

1- Mut´im b. Adiyy,

2- Ebu´l-Bahterî Âs b. Hişam, Peygamberimiz (a.s.)ı ve ashabını en az üzen müşriklerden­
di.[20]



Müşrik Ulularının Peygamberimiz (a.s.)a ve İslâmiyete Düşman Olmalarının Başlıca Sebepleri


Kureyşî müşrik ulularının Peygamberi iniz (a.s.)a ve İslâmiyete düşman olmalarının birtakım sebepleri vardı:

1- Kureyşîler yüzlerce yıldan beri putperest idiler. Ataları İbrahim ve İsmail (a.s.)ların tevhid

mabedi olan Kabe, çevresine dikilen üçyüz altmış putla, puthaneye çevrilmişti.[21]

Kureyşlilerden, evlerinde putu bulunmayan, evlerine girerken de, evlerinden çıkarken de ona el yüz sürmeyen kimse yoktu.[22]

Peygamberimiz (a.s.) ise, onların bu putperestliğini yeriyor,[23] hatıra gönüle bakmaksızın ve hiç kimseyi istisna etmeksizin, putlara taparak küfür ve dalâlet içinde ölüp gitmiş olan baba ve ata­larının da[24] Cehenneme atıldıklarını,[25] helak olduklarını söylemekten çekinmiyordu.[26]

Kureyş müşriki erince ise, puflara tapmaktan daha üstün bir din yoktu ve olamazdı.[27]

2- Mekke şehri, İlahî Mâbed olan Kabe´si ile, Arap ülkesinin biricik dinî merkezi olup, her yıl oraya hac mevsiminde hac için, diğer zamanlarda da umre için, her taraftan akın akın gelinirdi.[28]

Bunun için, Kabe´yi açmak, kapamak, korumak demek olan hıcâbe;[29]

Hacıların su ihtiyacını karşılamak demek olan sıkâye;[30]

Hacılara yemek yedirmek demek olan rifâde[31] gibi dinî hizmetlerin yanısıra,

Dârü´n-NecVe diye anılan idare meclisi ile;

Sancaktariık demek olan liva;[32]

Başkumandanlık demek olan kıyâde[33] gibi askerî hizmetlerde ihdas,[34]ve kabilelerin ulularına tev­cih edilmiş bulunuyordu.

Babadan evlada geçen bu hizmetler, kendilerine hem büyük nüfuz, hem de büyük çıkarlar sağla­makta idi.

Bunun için, müşrik uluları, kendilerinin dinî ve ticarî durumlarını sarsabilecek her harekete karşı koy­mayı çıkarlarının bir gereği saymakta idiler.

3- Peygamberimiz (a.s.), Kureyşîlerin azılı müşriklerinin kötülüklerini ortaya döken âyetleri[35] okuyup duruyordu.

Müşrik ulularından kimi, bu ve benzeri âyetlerde sıralanan kötülüklerin tümünü, kimisi de bir kısmını kendisinde bulup gocunmakta; bu kötülüklerle teşhir edile edile, bir gün gözden düşebileceklerinden kaygılanmakta ve tedirgin olmakta idiler.

4- Kureyş uluları; kendileri için üstün bir hak tanımayan, herkesi bir tarağın dişleri gibi eşit tutan[36]
ve "Sizin, Allah katında en şerefli ve değerli olanınız, Allah´tan (Allah´ın emirlerini yerine getirmemekten)
en çok sakınanınızdır"[37] diyen bir dini, nasıl benimseyebilirler, içlerine sindirebilirlerdi

Nitekim, İslâm düşmanlarının en azılılarından olan Ebu Leheb:

"Ey Muhammedi Ben sana iman eder, Müslüman olursam, bana ne verilir " diye sormuş, Peygamberimiz (a.s.) da:

"Müslümanlara ne verilirse, sana da o verilir!" buyurmuştu. Ebu Leheb:

"Onların üzerinde, benim için bir üstünlük olmayacak mıdır " diye sormuş, Peygamberimiz (a.s.) da:

"Daha ne istersin !" buyurunca, Ebu Leheb:

"Benim şu sıradan insanlarla bir tutulacağım bu dine yuh olsun!" demekten kendisini alamam işti r.[38]

Yine Ebu Leheb:

"Muhammed, bana, görmediğim birtakım şeyler vaad ediyor! Onların öldükten sonra olacağını söylüyor!

O, bu vaadlerden başka, acaba ellerime (avucuma) ne koydu !" diyerek ellerine üfledikten sonra;

"Yuh sizlere! Ben sizde Muhammed´in söylediklerinden hiçbir şeyin mevcut olduğunu görmüyorum!" demiştir.[39]

5- Kureyş aileleri arasında, öteden beri, birbirlerine karşı çekememezlik huyları ve üstünlük dâvaları vardı.

Bunun için, Peygamberimiz (a.s.)ın Hâşim oğulları arasından peygamber olarak ortaya çıkmasıyla Hâşim oğulları ailesinin öteki ailelere karşı ezici bir üstünlük sağlayacağını düşünerek bun­dan telaşlananlar olmuştu. Nitekim, Ebu Cehil bu yoldaki duygusunu açıklamaktan kendisini alamamış:

"Biz ve Abdi Menaf oğulları, şeref ve şan hususunda şimdiye kadar çekiştik durduk:

Onlar halka yemek yedirdiler, biz de yemek yedirdik.

Onlar arabuluculuk ederek diyet yüklendiler, biz de arabuluculuk ederek diyet yüklendik.

Onlar halka bağışta bulundular, biz de bağışta bulunduk.

Onlarla kulak kulağa giden iki yarış atı durumuna gelince, onlar:

´İşte, bizden, kendisine gökten vahiy gelen bir peygamber de var!´ dediler. Biz bunun dengini nere­den bulup onların dengine ulaşacağız

Vallahi, biz hiçbir zaman ona inanmayız, onu tasdik etin eyiz ![40]

Ona vahiy geldiği gibi, bize de vahiy gelinceye kadar!" demiştir.[41]

Mugîre b. Şu´be derki:

"Ben ve Ebu Cehil b. Hişam Mekke sokaklarından birisinde yürüyüp giderken, Resûlullah (a.s.) bizimle karşılaştı. Ebu Cehil´e:

´Ey Hakem´in babası! Gel, Allah´a ve Allah´ın Resûlüne tâbi ol da, ben senin hakkında Allah´a dua edeyim ´ dedi. Ebu Cehil:

´Yâ Muhammed! Sen ilahlarımıza dil uzatacak, onlara tapmaktan bizi men edeceksin, değil mi

Sen ancak tebliğ ettiğin şeylere şehadet getirmemizi isteyeceksin, değil mi

Vallahi, ben söylediğin şeylerin hak ve gerçek olduğunu bilseydim, sana tâbi olurdum´ dedi.

Resûlullah (a.s.) ayrılıp gidince de, bana dönüp:

´Vallahi, ben iyi biliyorum ki; onun söyledikleri hak ve gerçektir.

Fakat, Kusayy oğulları ´Kabe´nin hıcâbe hizmeti bizdedir1 dediler. Biz:

´Evet!´ dedik. Onlar:

´Nedve hizmeti bizdedir1 dediler. Biz:

´Evet!´ dedik. Onlar:

´Liva hizmeti bizdedir´ dediler. Biz:

´Evet!´ dedik. Onlar:

´Hac mevsiminde sıkâye hizmeti bizdedir1 dediler. Biz:

´Evet!´ dedik.

Sonra, onlar halka yemek yedirdiler, biz de yedirdik.

Öyle ki, atbaşı beraber oluncaya kadar, onlarla yarıştık durduk.

Onlar, şimdi:

´Bizden, bir peygamber de var" dediler.

Hayır! Vallahi, işte buna ´Evet´ diyemeyeceğim´ dedi."[42]

6- Kureyş ulularının telakkilerine göre; Kur´ân inecek idiyse, ne diye Kureyş ileri gelenlerinin yaşlı ve zengin olanlarından birisine inmiyordu !

Nitekim, Velid b. Mugîre:

"Ben Kureyşlilerin seyyidi, ulu kişisi olduğum halde nasıl geri bırakılırım da, Muhammed´e vahiy iner

Yahut, Sakîf kabilesinin seyyidi, ulu kişisi Ebu Mes´ud Amr b. Umeyru´s-Sakafî de bu hususta nasıl geri bırakılır

Biz, bu iki kentin ulu kişileriyiz!" diyordu.[43]

Velid b. Mugîre, yine bir gün, aziz dostu Ebu Uhayha Saîd b. Âs ile de böyle konuşmuştu. Velid b. Mugîre:

"Ne olurdu, Muhammed´e gelen bu Kur´ân, Mekkelilerden yahut Tâiflilerden bir adama; meselâ Ümeyye b. Halef gibi birine inseydi ya " deyince, Ebu Uhayha:

"Yahut, ey Abduşşems´in babası! Senin gibi birine, ya da Sakîf kabilesinden birisine ve meselâ:

Mes´ud b. Amr´a veya Kinane b. Abdi Yalil´e, yahut Mes´ud b. Muttalib´e veya onun oğlu Urve b. Mes´ud´a inseydi ya !" demişti.[44]

Münebbih ve Nübeyh b. Haccac da, bir gün Peygamberimiz (a.s.)la karşılaşınca:

"Allah, senden başka, peygamber gönderecek kimse bulamadı mı

İşte, orada şu kişi var. O senden daha yaşlı, daha zengin![45]

Eğer sadık isen, yanında bulunacak, senin peygamberliğine şehadet edecek bir melek getir!" demişlerdir.45

Ümeyye b. Ebi´s-Salti´s-Sakafî de, bir gün Ebu Süfyan´a:

"Ben, en son gelecek olan peygamberin sıfatını, kitablarda yazılı buldum ve sanırım ki, o bizim ülkemizde ba´s olunacaktır.

Sonra, bana şu da zahir oldu ki; o, Abdi Menaf oğulları içinden çıkacaktır.

Bakıyorum: Onların içinde de, gelecek peygamberin ahlâkı ile muttasıf, Utbe b. Rebia´dan başka bir kimse bulamıyorum!

Fakat, ona da, kırk yaşını geçmiş bulunduğu halde, vahyolunduğu yok!" demişti.

Ebu Süfyan derki:

"Muhammed (a.s.)ın peygamber olarak gönderildiğini Ümeyye b. Ebi´s-Salt´a haber verdim. Ümeyye:

´O gerçekten peygamberdir! Kendisine tâbi ol!´ dedi. Ümeyye´ye:

´Seni ona tâbi olmaktan alıkoyan nedir ´ diye sordum. Ümeyye:

´Sakıf kadınlarının Abdi Menaf oğullarından bir gence tâbi olduğumu haber almalarından utanışım dır!´ dedi."[46]



Velid b. Mugîre´nin Kur´ân-ı Kerîm Karşısında Hayranlığı


Velid b. Mugîre bir gün Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelmişti. Peygamberimiz (a.s.), ona Kur´ân-ı Kerîm okudu. Velid b. Mugîre dinlediği Kur´ân-ı Kerîm´den rikkate gelir, duygulanır gibi oldu.[47]

Başka rivayete göre; Velid b. Mugîre gelip, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Bana Kur´ân oku!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) da;

"İyi biliniz ki, Allah, size adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi, emr, ve sizi fuhşiyattan, fenalıklardan ve zulüm yapmaktan nehy eder. Dinleyip futasınız diye, size öğüt verir" (Nahl: 90) mealli âyeti okudu.

Velid b. Mugîre:

"Bunu bana bir daha oku!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) âyeti tekrar okuyunca, Velid b. Mugîre:

"Vallahi, bu sözde öyle tatlılık, öyle güzellik ve parlaklık var ki, o, tepesi bol yemişli, dibi ve kökü sulak yemyeşil bir ağaç sanki![48] Bunu beşer söyleyemez![49] Bu, bir beşer sözü değildir!"[50] demekten kendisini alamadı.[51]

Rivayete göre; Velid b. Mugîre, Hz. Ebu Bekir´in evine gitti. Kur´ân-ı Kerîm hakkında ona birtakım sorular sordu. O da, ona istediği bilgiyi verdi.

Bunun üzerine, Velid b. Mugîre Kureyşlilerin yanına vardı ve:

"Ebu Kebşe´nin oğlunun söylediği, doğrusu hayretlere şâyân şey!

Vallahi, o ne şiirdir, ne sihirdir, ne de delilik saçmalarındandır!

Onun söylediği, hiç kuşkusuz, Allah kelamındandır!" dedi.

Velid b. Mugîre´nin bu sözünü işiten Kureyşîlerden bazıları, bir araya gelerek:

"Vallahi, Velid dininden dönecek olursa, muhakkak, bütün Kureyşîler de dinlerinden dönerler!" dediler.[52]

Ebu Cehil bunu işitince;

"Ben, vallahi, sizin için, onun hakkından gelirim!" diyerek Velid b. Mugîre´nin evine vardı.

"Ey amca! Kavminin, senin için sadaka mal toplamak istediklerini, topladıklarını[53] gördün mü " dedi.[54] Velid b. Mugîre:

"Ne için topluyorlar " diye sordu. Ebu Cehil:

"Sana vermek için! Çünkü, sen kendisinden birşeyler elde etmek için Muhammed´in yanına gidiyormuşsun!" dedi. Velid b. Mugîre:

"Kureyşîler benim malca kendilerinin en zengini olduğumu bilirler.[55]

Ben mal ve evlatça onlardan daha zengin değil miyim " dedi.[56]

Ebu Cehil:

"Öyle ise, sen Kur´ân hakkında bir söz söyle de, kavmin işitsinler ve senin ondan hoşlanmadığını, inkâr ettiğini anlasınlar!" dedi.

Velid b. Mugîre:

"Ne söyleyeyim bilmem ki! Vallahi, içinizde şiirlerin her çeşidini; recezini, kasidesini ve cin şiirlerini benden daha iyi bilen kimse yoktur.

Vallahi, onun söylediği bunların hiçbirine benzemiyor!

Vallahi, onun söylediği sözde öyle bir tatlılık, öyle bir parlaklık ve güzellik var ki, sanki tepesi bol yemişli, dibi sulak yemyeşil bir ağaç o!

Hiç kuşkusuz, o söz, herşeye üstün gelir.

Fakat, ona hiçbir şey üstün gelemez!

O, altındakini de kırar!" dedi. Ebu Cehil:

"Onun hakkında birşey söylemedikçe, kavmin senden hoşnut olmayacaktır" deyince, Velid b. Mugîre:

"Öyle ise, beni kendi halime bırak da, ben bir düşüneyim!" dedi.[57]



Kureyş Müşriklerinin İslâmiyetin Yayılmasını Önlemeye Çalışmaları


Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden:

1- Ebu Cehil,[58]

2- Ebu Leheb,

3- Ebu Süfyan,

4- Nadr b. Haris,

5- Ümeyye b. Halef,

6- Âs b. Vâil.[59]

7- Mut´im b. Adiyy... gibi[60] kişilerin de içlerinde bulunduğu bir topluluk, Velid b. Mugîre´nin yanın-da,[61] Dârü´n-Nedve´de[62] toplandılar.

Velid b. Mugîre, onların içinde oldukça yaşlı[63] ve nüfuzlu bir kimse idi.[64]

Kabe´ye biryıl onun dışındaki Kureyşîler topluca örtü örterlerdi. Bir yıl da, tek başına o örter, İdi diye anılır, yani Kabe´ye örtü örtmekte Kureyşîlerin tümüne denk sayılırdı.[65]

Velid b. Mugîre, onlara:

"Ey Kureyş cemaatı! İşte, hac mevsimi de geldi!

Bu mevsimde Arap heyetleri yanınıza geleceklerdir.

Tabiî ki, onlar şu sahibinizin işini de işitmiş bulunuyorlardır.[66]

Onlar hac günlerinde yanınıza gelince, Muhammed hakkında size birtakım sorular soracaklardır.

Kiminiz ´O bir sihirbazdır! diyecek.

Kiminiz ´O bir şairdir! diyecek.

Kiminiz de ´O bir kâhindir! diyecek.

Onun hakkında ihtilafa düşeceksiniz.[67]

Halk da bu kadar şeylerin bir kimsede birleşemeyeceğini anlayacak, sözlerinize kulak asmayacak­tı r.[68]

Siz onun hakkında bir tek görüşte birleşin!

Birbirinizi yalanlayıp, birbirinizin sözünü reddedip de anlaşmazlığa düşmeyin!" dedi.

"Ey Abduşşems´in babası! Haydi, sen, bizim için birşey söyle, bir görüş ileri sür de, onun hakkında onu söyleyelim " dediler.

Velid b. Mugîre:

"Hayır! Siz söyleyiniz de, ben dinleyeyim!" dedi.

Kureyşîler

"´Kâhindir1 deriz" dediler.

Velid:

"Hayır! Vallahi, o bir kâhin değildir! Biz kâhinleri görmüşüzdür.

Onun okuduğu şeyler, ne kâhin mırıldanışı, ne de kâhin düzmesi, koşmasıdır![69]

Kehanet sahibi olan, doğru da söyler, yalan da söyler.

Biz, şimdiye kadar, Muhammed´de hiçbir yalan görmedik ki!" dedi .[70]

Kureyşîler

"´O mecnundur, delidir´ deriz" dediler.

Velid b. Mugîre:

"O mecnun da değildir! Biz delilikleri ve delilik alâmetlerini, belirtilerini çok iyi biliriz. Onun ne boğul­ması, ne çarpınıp titremesi, ne de evhamlanması var" dedi.

Kureyşîler

"´Şairdir1 deriz" dediler.

Velid b. Mugîre:

"O şair de değildir! Biz şiirin her çeşidini; recezini, hacezini, karizasını, makbuzasını ve mebsu-tasını.. çok iyi biliriz. Onun okudukları şiir değildir" dedi.

Kureyşîler

"Öyle ise ´O sihirbazdır´ deriz" dediler.

Velid b. Mugîre:

"O sihirbaz da değildir. Biz sihirbazları ve onların yaptıkları sihirlerini görmüşüzdür. Onun okuduk­ları ne sihirbazların okuyup üfledikleridir, ne de düğümleyip bağladıklarıdır" dedi.

Kureyşîler

"Ey Abduşşems´in babası! Haydi, sen söyle! Ne diyelim!" dediler.

Velid b. Mugîre:

"Siz, onun hakkında, söylediğiniz şeylerden hangisini söylerseniz, boş ve yersiz olduğu anlaşılır. Bence, yine onun hakkında ´Sihirbazdır´ demeniz, herhalde, akla en yakın olanıdır!

Çünkü, onun getirdiği söz bir sihir gibidir: İnsanın babasıyla arasını açıyor. İnsanın kardeşiyle arasını açıyor. İnsanın karısıyla arasını açıyor. İnsanın kabilesiyle arasını açıyor!" dedi.

Velid´in yanından dağıldılar.[71]

Bunun üzerine, Müddessir sûresinin 11-29. âyetleri, Velid b. Mugîre hakkında nazil oldu.[72]

Kureyş müşrikleri, Mekke´de bağırıp başlarına topladıkları halka:

"Muhammed sihirbazdır" dediler.

Halk arasında bunu yaydılar.[73]

Hac mevsiminde, halkın gelip geçeceği yollara dikildiler.

Kendilerine rastlayıp da Peygamberimiz (a.s)ı anmadıkları, Peygamberimiz (a.s.)la görüşmekten sakındırmadıkları bir kimse bırakmadılar.[74]

Kureyş müşrikleri; Peygamberimiz (a.s.) hakkında uydurdukları şeyleri kendileriyle buluşan insanlara böylece söylemekle, Peygamberimiz (a.s.)ın işini, yani İslâmiyeti de bütün Arap kabilelerine duyurmuş, yaymış oluyorlardı .[75]

Ebu Talib Amca, Arap halkı topluluklarının da Kureyş müşriki eriyle birlikte kendisine karşı harekete geçebileceklerinden korkunca, söylediği uzunca bir kasidede;

Mekke´nin ve Mekke´deki Kutsal Makamların dokunulmazlığına sığındığını açıkladı. Kureyşîlerin ileri gelenlerinden birçoklarını vefasızlıklarından ve samimiyetsizliklerinden dolayı kınadı.

Peygamberimiz (a.s.) hakkında da:

"Beytullah´a andolsun ki; mızraklar ve oklarla savaşmadıkça, çoluk ve çocuklarımızı bize unuttura­cak derecede çevresinde çarpışarak yerlere serilmedikçe, Muhammed´i teslim etmeyiz!" dedi.[76]

Peygamberimiz (a.s.); kavminin hür veya köle her müşrikinin hiç sevmediği kötü tutum ve davranışlarıyla karşılaşarak üzüntüler içinde evine döndükçe, Yüce Allah onun üzüntüsünü Hz. Hatice´nin teselli ve teşvik edici sözleriyle hafifletiyor, gideriyor, vazifesini kolaylaştırıyordu.[77]



Üç Müşrikin Üç Gece Peygamberimiz (a.s.)ın Evinde Okuduğu Kur´ân-ı Kerîm´i
Dışarıdan Dinlemeleri


Bir gece; Ebu Süfyan Sahr b. Harb, Ebu Cehil Amr b. Hişam, ve Ahnes b. Şerik, birbirlerine duyur­madan, Peygamberimiz (a.s.)ın geceleyin evinde namaz kılarken okuduğu Kur´ân-ı Kerîm´i din­lemek için gidip, her biri bir yere sindi.

Hiçbirisi, arkadaşlarının orada sindikleri yerleri bilmiyordu.

Bunlar, Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğunu dinleyerek gecelediler.

Tan yeri ağarırken, yerlerinden ayrılıp dağıldılar.

Yolda birleştiler, birbirlerini kınadılar.

"Bir daha buraya dönüş yapmayınız!

Eğer sizi hafif akıllılarınızdan herhangi birisi görmüş olsa, muhakkak onun kalbine şüphe düşürmüş olursunuz!" dediler ve oradan ayrıldılar.

İkinci gece olunca, onlardan her biri, yine aynı yere, birbirlerinden habersiz olarak tekrar gidip sindil­er.

Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğunu dinleyerek gecelediler.

Tan yeri ağarınca, yerlerinden ayrılıp dağıldılar ve yine, yolda birleştiler.

Önceki gece birbirlerine söyledikleri sözleri tekrarladıktan sonra oradan ayrıldılar.

Üçüncü gece olunca, yine, onlardan her biri eski yerlerini aldılar.

Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğunu dinleyerek gecelediler.

Tan yeri ağarınca dağıldılar.

Yine, yolda birleştiler. Birbirlerine:

"Bir daha buraya dönmeyeceğimize and içmedikçe buradan ayrılmayalım!" dediler. Andlaştıktan sonra, dağıldılar.

Ahnes b. Şerik, sabaha çıkınca, sopasını eline aldı.

Ebu Süfyan´ın evine kadar gidip, içeri daldı:

"Ey Hanzale´nin babası! Muhammed´den dinlemiş olduğun şey hakkındaki görüşünü bana bildir!" dedi. Ebu Süfyan:

"Ey Sa´lebe´nin babası! Vallahi, ben ondan mânâsını bildiğim ve anlatılmak istenileni anladığım şeyler de işittim; mânâsını bilmediğim ve anlatılmak istenileni anlayamadığım şeyler de işittim!" dedi.

Ahnes b. Şerik:

"Ben de öyle!" dedi. Ebu Süfyan´ın yanından ayrılıp Ebu Cehil´in evine vardı. Ona:

"Ey Hakem´in babası! Muhammed´den işitmiş olduğun şey hakkındaki görüşün nedir " diye sordu.

Ebu Cehil:

"Ondan ne işitmişim de !

Biz ve Abdi Menaf oğulları, şan ve şeref hususunda şimdiye kadar hep çekiştik durduk:

Onlar halka yemek yedirdiler, biz de yemek yedirdik.

Onlar arabuluculuk ederek diyet yüklendiler, biz de arabuluculuk ederek diyet yüklendik.

Onlar halka bağışta bulundular, biz de bağışta bulunduk.

Onlarla, kulak kulağa giden iki yarış atı durumuna gelince, onlar:

´İşte, bizden, kendisine gökten vahiy gelen bir peygamber de var!´ dediler.

Biz bunun dengini nereden bulup onlara ulaşacağız !

Vallahi, biz hiçbir zaman ona inanmayız ve onu tasdik etmeyiz!" dedi.

Bunun üzerine Ahnes ayağa kalktı ve Ebu Cehil´i kendi haline bıraktı .[78]



Kureyş Müşriklerinin Ebu Talib´e Ültimatomları


Peygamberimiz (a.s.) Allah´ın dini İslâmiyeti açıklayıp herkesi ona girmeye davet ve teşvik etmeye koyulunca, Peygamberimiz (a.s.)la Kureyş müşrikleri arasında, iş büyüdü.

Kureyşîler kendi aralarında hep Peygamberimiz (a.s.)ı konuştular ve birbirlerini onunla savaşmaya kışkırttılar.

Bir kez daha, Ebu Talib´in yanına varıp:

"Ey Ebu Talibi Sen aramızda yaşça, şeref ve mevkice bizden ileridesin!

Biz senden kardeşinin oğlunu bizimle uğraşmaktan men etmeni istemiştik.

Sen onu bizimle uğraşmaktan men etmedin!

Biz, vallahi, artık onun atalarımıza dil uzatmasına, akıllarımızı akılsızlık saymasına, ilahlarımızı yer­mesine., kazanamayacağız!

Sen ya onu bizimle uğraşmaktan vazgeçirirsin, ya da iki taraftan birisi yok oluncaya kadar, onunla da, seninle de çarpışırız!" dedikten sonra, dönüp gittiler.

Kavmi ile ilgisini kesmek ve onlara düşman kesilmek gibi bir durumla karşılaşmak, Ebu Talib´e çok ağır gelmişti.

Fakat, Peygamberimiz (a.s.)ı yardımsız bırakmak da, müşriklere teslim etmek de, gönlünün asla razı olamayacağı bir keyfiyetti .[79]

Ebu Talib Amca; adam gönderip Peygamberimiz (a.s.)ı getirtti[80] ve ona:

"Ey kardeşimin oğlu! Kavminin ileri gelenleri bana geldiler.[81] Şöyle şöyle söylediler.[82]

Senden, bana şikâyetlendiler. Senden dolayı beni çok üzdüler.

Atalarına dil uzatmak, ilahlarını yermek., gibi, onların hoşlanmayacakları şeylerden vazgeç![83]

Hem bana, hem kendine acı![84] Güç yetiremeyeceğim, altından kalkamayacağım bir işi bana yük­leme!" dedi.[85]

Peygamberimiz (a.s.); Ebu Talib Amcasının bu sözlerinden, fikir değiştirdiğini, artık yanın­da dikilip kendisine yardım etmekten âciz kaldığını, desteklemeyi bırakacağını,[86] kendisini müşriklere teslim edeceğini sandı[87] ve:

"Ey amca! Vallahi, bu işi bırakmam için Güneşi sağ elime ve Ayı sol elime koysalar da, Allah onu üstün kılıncaya ya da ben bu yolda ölüp gidinceye kadar bırakmam!" dedi.

Gözleri yaşardı ve ağladı.[88]

Ayağa kalkarak dönüp giderken, Ebu Talib:

"Gel ey kardeşimin oğlu!" diye seslendi.

Peygamberimiz (a.s.) dönüp gelince, Ebu Talib:

"Ey kardeşimin oğlu! Git, istediğini söyle![89]

İşine devam et! İstediğini yap![90]

Vallahi, ben seni hiçbir zaman onlara teslim edici değilim!" dedi.[91]

Bu yoldaki azmini, söylediği beş beyittik şiirle de dile getirdi.[92]



Kureyş Müşriklerinin Ebu Talib´e Gülünç Bir Teklifleri


Kureyş müşrikleri; Ebu Talib´in Peygamberimiz (a.s.)ı yardımsız bırakmaktan ve kendilerine teslim etmekten kaçındığını ve bu uğurda kavminden ayrılmayı ve onlara düşman olmayı bile göze aldığını anladıkları zaman, Umâre b. Velid b. Mugîreyi Ebu Talib´e götürdüler[93] ve:

"Sen, bizim içimizde, seyyidimiz ve üstünümüzsün![94]

Bu Umâre b. Velid b. Mugîre, Kureyş gençleri içinde en güçlü, en yakışıklı[95] bir gençtir.

Sen, bunu al! Kendisinin aklından ve yardımından yararlan!

Kendine, onu oğul edin! Senin olsun!

Senin dinine, baba ve atalarının dinine karşı olan, kavminin topluluğunu bölen, akıllarını akılsızlık ve beyinsizlik sayan şu kardeşinin oğlunu bize teslim et, öldürelim!

İşte, sana adam yerine adam!" dediler.[96]

Ebu Talib:

"Vallahi, siz bana ne kötü şey teklif ediyorsunuz ![97]

İnsaflı davranış bu mudur !

Vallahi, siz bana hiç de insaflı davranmıyorsunuz.[98]

Siz bana oğlunuzu vereceksiniz, ben onu sizin için besleyeceğim.

Ben oğlumu size vereceğim, siz ise onu öldüreceksiniz, öyle mi [99]

Vallahi, bu hiçbir zaman olur şey değildir![100]

Eğer dişi devenin kendi yavrusundan başkasının üzerine titreyebileceği vâki olsaydı, oğlumu size verir, sizinkini alındım![101]

Siz önce bana kendi oğullarınızı verirsiniz, ben onları öldürürüm!

Ancak o zaman, ben de size onu verebilirim!" dedi.

Kureyş müşrikleri:

"İyi amma, bizim çocuklarımız onun yaptığını yapmıyorlar ki" dediler. Ebu Talib:

"Vallahi, o, sizin çocuklarınızdan daha hayırlıdır" dedi.[102]

Mut´im b. Adiyy:

"Vallahi, ey Ebu Talib! Kavmin sana çok insaflı davrandı.

Onlar senin de hoşuna gitmeyen şeyden seni kurtarmak için çalışıyorlar, ama senin onlardan gelen hiçbir şeyi kabul etmediğini görüyorum!" dedi. Ebu Talib:

"Vallahi, onlar bana hiç de insaflı davranmadılar.[103]

Bu mu iyi ve sağlam görüş, akrabalık gayreti güdüş ! Ne kadar uzak[104]

Anlaşılan, beni küçük düşürmek için sen de onlarla birleşmiş, bana karşı onlara yardıma karar ver­mişsin.

O halde, sen de dilediğini, elinden geleni yap!" dedi .[105]


Kureyş Müşriklerinin Tevhid Akidesini İkrara Davet Edilişi


Kureyş müşrikleri Ebu Talib´e:

"Ona [Hz. Muhammed (a.s.)a] haber sal! Gelsin de ona insaflılık gösterelim " dediler.[106]

Ebu Talib haber salınca, Peygamberimiz (a.s.) hemen geldi.[107]

E bu Talib:

"Ey kardeşimin oğlu! Bunlar, senin amcaların ve kavminin eşrafıdırlar.

Sana karşı insaflı davranmak istiyorlar. Söyleyeceklerini dinle!" dedi.[108]

Peygamberimiz (a.s.):

"Söylesinler, dinliyorum!" buyurdu.[109]

Kureyş müşriklerinden Ahnes b. Şerik söze başlayıp:

"Sen bizi ve ilahlarımızı yermeyi bırak!

Biz de seni ve ilahını bırakalım" dedi.

Ebu Talib Peygamberimiz (a.s.)a:

"Kavmin sana insaflı davrandı. Onların isteklerini kabul et!" dedi.[110]

Peygamberimiz (a.s.) başını kaldırıp semaya baktı:

"Şu güneşi görüyor musunuz " diye sordu.

"Evet! Görüyoruz" dediler. Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.):

"Ben sizi bu güneşin ışıklarından aydınlanmanızdan alıkoymaya güç yetirebilir miyim " buyurdu. Ebu Talib:

"Vallahi, kardeşimin oğlu bize hiçbir zaman yalan söylememiştir!" dedi.[111]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben onları öyle bir kelimeye davet ediyorum ki; kendilerinin onunla Cennete gireceklerine kefilim!" buyurdu. Ebu Cehil:

"Ne kadar sevindirici bir kelime imiş o! Haydi, söyle bakalım onu " dedi.[112]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ne dersiniz, size öyle bir kelime vereyim mi ki, siz o kelimeyi söylediğinizde, onunla Araplara hakim olasınız, Arap olmayanlarda size karşı yumuşasın, uysallaşsın " buyurdu.

Ebu Cehil:

"O kelime ne ise, biz onu on kat katlayarak söyleyelim!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"´Lâ ilahe illallah=Al I a h ´ta n başka ilah yoktur1 deyiniz![113]

Allah´tan başka ilah bulunmadığına ve benim de Resûlullah olduğuma şehadet getiriniz!"[114] buyurunca, Kureyş müşrikleri öfkelendiler ve ürktüler. [115] Birbirlerine:

"O, bütün ilahları bir tek ilah mı yapmış ! Bu cidden acaip, şaşılacak birşey!

Yürüyünüz! Siz ilahlarınıza tapmakta sebat ediniz!

Şüphe yok ki, arzu edilecek olan budur!

Biz bunu başka bir dinde işitmedik.

Bu uydurmadan başka birşey değildir.

O Kuran, aramızdan, ona mı indirilmiş !"[116] diyerek kalkıp gittiler. Giderken de:

"Onun yanına hiçbir zaman dönmeyeceğiz! Muhammed´in aldandığı şeylerde hayır yoktur!" dediler.[117]


Hâşim Oğulları Yiğitlerinin Peygamberimiz (a.s.)ı Öldüreceklere Kâbe´de Kılıçlarını Sıyırmaları


Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)ın yanından kızarak ayrılıp gittikten sonra, o gün o gece, Peygamberimiz (a.s.) gaip olmuş, nerede olduğu bilinememişti.

Ebu Talib ile Peygamberimiz (a.s.)ın öteki amcaları, Peygamberimiz (a.s.)in evine gittiler.

Peygamberimiz (a.s.)ı orada da bulamadılar.

Ebu Talib Hâşim oğullarıyla Muttalib oğullarının gençlerini topladı. Onlara:

"Her biriniz, yanına keskin bir kılıç aldıktan sonra, Mescid-i Haram´a girdiğim zaman beni takip ede­cektir!

Sizlerden her genç, bakacak; Muhammed öldürülmüşse, Kureyş büyüklerinden meselâ İbn Hanzaliye [Ebu Cehil] gibi bir büyüğün yanına oturacaktır!" dedi. Gençler:

"Öyle yaparız" dediler.

O sırada Zeyd b. Harise geldi. Ebu Talib, ona:

"Ey Zeyd! Kardeşimin oğlundan bir sezgin var mı " diye sordu. Zeyd:

"Evet! Az önce kendisinin yanında idim" dedi. Ebu Talib:

"Ben onu görmedikçe evime gitmeyeceğim!" dedi.

Zeyd, hemen Peygamberimiz (a.s.)ı aramaya gitti.

Safa tepeciğinin yanındaki evde ashabıyla konuşurken buldu ve durumu kendisine haber verdi. Peygamberimiz (a.s.) hemen oradan kalkıp Ebu Talib´in yanına geldi.

Ebu Talib:

"Ey kardeşimin oğlu! Nerede idin Hayırlı bir işte mi idin " diye sordu. Peygamberimiz (a.s.):

"Evet!" buyurdu.

Ebu Talib:

"Hemen gir evine!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) da evine girdi.

Rivayete göre; Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri Kabe´nin Hicr´inde toplanmış, Peygamberimiz (a.s.)ı görür görmez hep birden üzerine yürüyüp öldürmedikçe oradan ayrılmayacaklarına and içmiş bulunuyorlardı.[118]

Ebu Talib ertesi günü sabaha çıkınca, Peygamberimiz (a.s.)ın elinden tutup Kureyş müşrik­lerinin toplantı yerine vardı.

Hâşim ve Muttalib oğullarının yiğitleri de yanında idi.

"Ey Kureyş cemaatı! Maksadımı biliyor musunuz " diye sordu.

Müşrikler:

"Hayır! Bilmiyoruz" dediler.

Ebu Talib durumu onlara haber verdi ve yanındaki gençlere de:

"Çıkarınız yanlarınızdakini!" dedi.

Gençlerin hepsi birden yanlarındaki yağlı kılıçları çıkardılar.

Ebu Talib:

"Vallahi, onu [Muhammed (a.s.)ı] öldürecek olursanız, sizden hiç kimse sağ kalmaz!

Nihayet, siz de, biz de yok olur gideriz!" dedi.

Orada bulunan Kureyş cemaat hayal kırıklığına uğradılar.

Hele Ebu Cehil ´in hayal kırıklığı, hepsinden daha ağır, daha beterdi.[119]



Kureyş Eşrafının Peygamberimiz (a.s.)ı Türlü Tekliflerle Peygamberlikten Vazgeçirmeye ve Ölümle Tehdide Kalkışmaları


Kureyş müşriklerinin eşrafından:

1- Utbe b. Rebia,

2- Şeybe b. Rebia,

3- Ebu Süfyan Sahr b. Harb,

4- Nadrb. Haris (Abduddar oğullarının kardeşi),

5- Ebu´l-Bahterî b. Hişam,

6- Esved b. Muttalib,

7- Zem´a b. Esved,

8- Velid b. Mugîre,

9- Ebu Cehil Amr b. Hişam,

10- Abdullah b. Ebi Ümeyye,

11- Âs b. Vâil,

12- Nübeyh b. Haccac,

13- Münebbih b. Haccac,

14- Ümeyye b. Halef

ve onlarla toplanabilen kimseler, bir gün, güneş battıktan sonra Kabe´nin arka yanında toplandılar. Birbirlerine:

"Muhammed´e haber salınız da, onunla konuşunuz, tartışınız; tâ ki mazur görülesiniz, kınan-mayasınız!" dediler ve Peygamberimiz (a.s.)a:

"Kavminin eşrafı seninle konuşmak üzere toplandılar, onların yanına gel!" diye haber saldılar.

Resûlullah (a.s.), acele, onların yanlarına geldi.

Onların iyiniyet taşıdıklarını sanıyor, doğru yola erişmelerini son derecede arzu ediyor, yüz çevirmekte direnip durmaları ise kendisinin çok ağırına gidiyordu.[120]

Hemen varıp yanlarına oturdu. Kureyş müşrikleri:

"Ey Muhammedi Biz seninle konuşalım diye sana haber saldık.

Biz vallahi Araplardan, senin kavminin başını derde soktuğun gibi kavminin başını derde sokan bir adam daha bulunduğunu bilmiyoruz!

Sen babalara, atalara dil uzattın!

Dini ayıpladın!

İlahlara dil uzattın!

Akıllan akılsızlık, beyinsizlik saydın!

Birliği böldün, dağıttın!

Aramızda yapmadığın, başımıza getirmediğin kötü iş kalmadı!

Eğer sen getirip ortaya attığın o sözlerle mal, servet elde etmek istiyorsan; malca bizden daha zen­gin oluncaya kadar, senin için mallarımızdan mal toplayalım!

Eğersen onunla içimizde en büyük şan ve şerefi kazanmak istiyorsan; biz seni seyyid ve ulu kişimiz tanıyalım!

Eğer sen onunla kral olmak istiyorsan; seni kendimize kral edinelim!

Şayet o sana gelen şey görüp de tesiri altında kaldığın cinlerden bir tâbi1 işi ise-ki bu bazan olabilir-biz seni ondan kurtarıncaya veya senin hakkında mazur sayılıncaya kadar[121] tedavi çareleri araştıralım" dediler.

Resûlullah (a.s.), onlara:

"Dediğiniz şeylerin hiçbirisi bende yoktur!

Ben size getirdiğim şeylerle ne mallarınızı istemek,

Ne içinizde büyük şeref ve şan kazanmak,

Ne de üzerinize hükümdar olmak için gelmiş değilim.

Fakat, beni Allah size bir peygamber olarak gönderdi ve bana bir de Kitab indirdi.

Sizin (kabul edenleriniz) için, (Cennetle) bir müjdeleyici ve (kabul etmeyenleriniz) için de (Cehennemle) bir korkutup uyarıcı olmamı bana emretti.

Ben Rabbimin bana yüklediği elçilik vazifelerini size tebliğ ettim ve sizi öğütledim de!

Size getirdiğim şeyi kabul ederseniz, o, dünyada ve âhirette nasip ve azığınız olur!

Eğer onu kabul etmez, reddederseniz, Yüce Allah benimle sizin aranızda hükmünü verinceye kadar bana düşen, Allah´ın emrini yerine getirmek üzere, her güçlüğe göğüs gerip katlanmaktır" buyurdu.

Kureyş müşrikleri:[122]

"Ey Muhammedi Sen iyi bilirsin ki, geçimi bizden daha kıt, daha sıkıntılı kimse yoktur.

O halde, seni gönderdiği şeylerle göndermiş olan Rabbinden dile de:

Bizi sıkan, daraltan şu dağları ortadan kaldırıp bizden uzaklaştırsın!

Yurdumuzu bizim için genişletsin!

Geçmiş baba ve atalarımızdan bazı kimseleri de bizim için diriltsin!

Bizim için diriltilecek olanlar arasında Kusayy b. Kilab da bulunsun!

Çünkü, o, doğru sözlü bir şeyh, bir ulu kişi idi.

Senin söylediğin şeyler hak ve gerçek mi, yoksa bâtıl mı Ona soralım!

O seni tasdik ederse, sen de istediklerimizi yaparsan, seni tasdik eder, doğrularız!

Hem bunlarla senin Allah katındaki mevkiini ve dediğin gibi Allah´ın seni peygamber olarak gön­derdiğini öğrenmiş oluruz!" dediler.

Resûlullah (a.s.) onlara:

"Ben size bunlarla gönderilmedim.

Allah beni ne ile gönderdi ise, ben ancak Allah tarafından size onu getirdim, size onu tebliğ ettim.

Eğer getirip tebliğ ettiğim şeyleri kabul ederseniz, o, dünyada ve âhirette sizin nasip ve azığınız olur.

Onu kabul etmez, reddederseniz, Yüce Allah benimle sizin aranızda hükmünü verinceye kadar bana düşen, Allah´ın emrini yerine getirmek üzere, her güçlüğe göğüs gerip katlanmaktır!" buyurdu. Kureyş müşrikleri:

"Sen bizim için bunları yapmazsan, kendin için Rabbinden birşeyler edin:

Söylediğin şeylerde seni tasdik edecek, doğrulayacak, bizi senin üzerinden geri çevirecek bir meleği seninle birlikte göndermesini Rabbinden iste!

Yine, Rabbinden iste de:

Sana bahçeler, köşkler, altın, gümüş hazineleri versin de, senin geçimini aradığını gördüğümüz çabalardan, bunlarla seni müstağni kılsın!

Çünkü, bizim gibi, sen de çarşılarda dolaşıp duruyor; bizim gibi, sen de geçimini arıyorsun!

Eğer sen dediğin gibi gerçekten bir peygambersen (kavuşacağın bu nimetlerle) Rabbinin katındaki mevkiini öğrenmiş oluruz!" dediler.

Resûlullah (a.s.) onlara:

"Ben bunları yapmam!

Ben bunları Rabbinden isteyecek bir insan da değilim!

Zaten ben size bunlarla gönderilmedim.

Fakat, Allah beni (getirdiklerimi kabul edenleriniz için Cennetle) bir müjdeleyici ve (kabul etmeyip reddedenleriniz için de Cehennemle) bir korkutup uyarıcı olarak gönderdi.

Eğer size getirdiğim şeyleri kabul ederseniz, o, dünyada ve âhirette sizin nasip ve azığınız olur.

Onu kabul etmez, reddederseniz, Yüce Allah benimle sizin aranızda hükmünü verinceye kadar bana düşen, Allah´ın emrini yerine getirmek üzere, her güçlüğe göğüs gerip katlanmaktır!" buyurdu. Kureyş müşrikleri:

"Öyle ise haydi, Rabbin ´isterse muhakkak yapar dediğin gibi; göğü parçalar halinde üstümüze düşür bakalım !

Sen bunu yapmadıkça, biz sana inanmayız!" dediler.

Resûlullah (a.s.):

"Bu iş Allah´a aittir.

O size bunu yapmak isterse yapar!" buyurdu. Kureyş müşrikleri:

"Ey Muhammedi Bizim seninle oturacağımızı, kendisinden sormuş olduğumuz şeyleri senden sora­cağımızı ve kendisinden istediğimiz şeyleri senden isteyeceğimizi Rabbin bilmiyor muydu

Ne diye, bize vereceğin cevaplan daha önceden sana öğretmedi Getirip bize tebliğ ettiğin şeyleri kabul etmediğimiz takdirde kendisinin bize ne yapacağını sana ne diye haber vermedi !

İşittiğimize göre, bunları sana Yemâme´de Rahman diye anılan bir adam öğretiyormuş![123]

Biz vallahi hiçbir zaman Rahmân´a inanmayız!

Ey Muhammedi Artık sana karşı bir sorumluluğumuz ve kınanacağımız yoktur! Biz, vallahi, senin yakanı bırakmayacağız!

Ya biz seni yok edeceğiz, ya da sen bizi yok edeceksin!" dediler.

Müşriklerden birisi:

"Biz meleklere taparız! Melekler Allah´ın kızlarıdır!" dedi.

Başka birisi de:

"Allah´ı ve melekleri (sözlerinin doğruluğuna) kefil (tanık) olarak getirmedikçe, sana inanmayız" dedi.

Kureyş müşrikleri bunları söyleyince, Resûlullah (a.s.) onların yanından ayrıldı.

Abdullah b. Ebi Ümeyye ki, bu kişi, Peygamberimiz (a.s.)ın halası Âtike Hatunun oğlu idi-Peygamberimiz (a.s.)la birlikte kalkıp giderlerken:

"Yâ Muhammedi Kavmin sana bazı tekliflerde bulundu.

Sen onların tekliflerinden hiçbirini kabul etmedin!

Sonra, Allah katındaki mevkiini, dediğin gibi, peygamberliğini öğrenmek, seni doğrulamak ve sana uymak üzere senden kendileri için birşeyler istediler.

Sen yine yapmadın!

Sonra,yine, kendilerini korkuttuğun azaplardan bir kısmının kendileri için acele getirilmesini senden istediler, yapmadın!

Artık vallahi sen gözümün önünde göğe merdiven kurarak çıkıp gitmedikçe ve oradan[124] dediğin gibi peygamber olduğuna şehadet edecek dört de melek yanında getirmedikçe, sana hiçbir zaman inan­mam!

Vallahi, bunu yapacak olsan bile seni doğrulayacağımı sanmıyorum!" dedikten sonra, o Resûlullah (a.s.)dan, Resûlullah (a.s.) da ondan ayrıldı.

Resûlullah (a.s.) kavminin kendisine yaklaşacak yerde böyle büsbütün uzaklaştığını görünce, kendisini çağırdıkları sıradaki ümidini yitirmiş olmanın üzüntüsü içinde ailesinin yanına döndü.[125]



Müşriklerin İstek ve Sorularının Allah Tarafından Cevaplandırılışı


"Onlara, Rallilerinin âyetlerinden herhangi bir âyet gelmez ki, onlar muhakkak ondan yüz çevirmiş olmasınlar.

İşte, onlar, hak (Kur´ân) kendilerine gelince de onu yalanlamışlardır.

Fakat, yakında onlara ne ile alay etmekte olduklarının (dehşetli) haberi gelecektir!

Görmediler mi ki, Biz kendilerinden önce nice nesiller helak ettik

Biz onlara, yeryüzünde, size vermediklerimizi vermiştik ve üzerlerine gökyüzünü (yağmuru) bol bol salmıştık.

Altlarından ırmaklar akıtmıştık.

Öyle iken, onları günahları yüzünden helak edip arkalarından yeni bir nesil olarak başkalarını var ettik.

Sana; kâğıt üzerinde yazılı bir kitap indirmiş olsaydık, kendileri de elleriyle onu tutmuş bulunsalardı, yine, o küfür edenler muhakkak:

´Bu, apaçık bir sihirden başka birşey değildir derlerdi. Bir de:

´Onun üzerine, bir melek indirilseydi yal´ dediler.

Eğer biz öyle bir melek indirseydik, muhakkak iş bitirilmiş olurdu: Kendilerine bir an bile göz açtırıl­ın azdı!

Eğer Biz onu (peygamberi) bir melek yapsaydık, yine, o meleği de bir adam suretinde gösterir ve herhalde, onları yine düşmekte oldukları şüpheye düşürürdük.

Andolsun ki: Senden önceki peygamberlerle de alay edildi de, eğlenmekte oldukları şey, içlerinden o maskaralık edenleri çepeçevre kuşaüverdi!

De ki: Yeryüzünde gezip dolaşınız! Sonra da bakınız ki, peygamberleri yalanlayanların sonu nasıl olmuştur "[126] "Bir Kur´ân ki, dağlar onunla yürütülseydi, veya yer onunla parçalansaydı, yahut ölüler onunla konuşturul s aydı, (o kâfirler yine iman etmezlerdi).

Ne var ki, bütün iş Allah´ındır!

İman edenler hâlâ anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette hepsine birden hidayet ederdi.

O kâfirier(e gelince), Allah´ın va´di erişinceye kadar, kendi sun´ ve taksirleri, küfürleri, kötü amelleri yüzünden, ya ansızın başlarına büyük bir belâ çatıp duracak, ya da (o belâ) yurtlarının yakınına konacaktır!

Şüphesiz ki, Allah va´dinden dönmez!

Andolsun ki, senden önceki peygamberlerle de alay edildi.

Ben, o küfür edenlere bir müddet için meydan verdim. Sonra da, tutup onları azaba uğrattım!

Uğratıldıkları azap nasıl da dehşetli idi!"[127]

"Onlar: ´Bu peygambere ne oluyor Yemek yiyor. Çarşılarda pazarlarda gezip yürüyor. Ona bir melek indirilse de, yanında azapla bir korkutucu; yahut, ona (gökten) bir hazine bırakılsa ya! Yahut onun güzel bir bahçesi olsa da ondan yese ya!´ dediler.

Hem o zalimler (mü´minlere de):

´Siz,´ dediler, ´büyülenmiş bir adamdan başkasına tâbi olmuyorsunuz.´

Bak! Onlar senin hakkında ne kötü misaller (kıyaslar) getirip saptılar. Artık onlar hidayete hiçbir yol bulamazlar.

(Allah) Öyle yüce bir Allahtır ki, dilerse sana bu (dediklerinden) daha hayırlısını (verir), altından ırmaklar akan Cennetler verir, saraylar da yapar!"[128]

"Biz, senden önce de, peygamberleri bundan başka şekilde göndermedik.

Şüphe yok ki, onlar (o peygamberler) de, hem yemek yerler, hem çarşılarda pazarlarda yürür gez­erlerdi.

Sizin bir kısmınızı diğer bir kısım için bir ibtilâ (veya imtihan konusu) yaptık ki, sabredecek misiniz (bilinsin) diye.

(Bununla birlikte) Senin Rabbin herşeyi hakkıyla Görendir!

Bize kavuşmayı ummayanlar: ´Bizim üzerimize de melekler indirilse ya Yahut biz de Rabbimizi görsek ya ´ dediler.

Andolsun ki, onlar nefislerinde kibirlendiler, büyük bir azgınlıkla haddi aştılar.1"![129]

"Biz sana kat´iyyen inanmayız! Meğer ki, bizim için şu yerden bir pınar akıtasın!

Yahut senin hurmalıklardan, üzümlüklerden bir bahçen olsun da, aralarından şırıl şırıl ırmaklar akı­tasın!

Yahut, dediğin gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşüresin!

Yahut Allah´ı ve melekleri kefil (tanık) getiresin!

Yahut senin altından bir evin olsun!

Yahut semaya çıkasın!

Bize oradan okuyacağımız bir Kitab indirmedikçe, göğe çıktığına da asla inanmayız!´ dediler.

De ki: ´Rabbimin şanı yücedir! Ben Allah´ın Resûlü bir beşerden başkası mıyım ´

Kendilerine hidayet (rehberi) geldiği zaman insanların iman etmelerine, ancak ´Allah bir beşeri mi peygamber gönderdi ´ demeleri engel olmuştur.

(Tarafımdan) söyle onlara: ´Eğer yeryüzünde insanlar gibi sakin sakin yürüyen melekler olsaydı, elbette onlara gökten melek bir peygamber gönderirdik!´

De ki: ´Sizinle benim aramda, şahit olarak, Allah yeter!´

Çünkü, O, kullarının yaptıklarından hakkıyla haberdardır, her yaptıklarını hakkıyla Görendir!

Allah kime hidayet nasip ederse, işte o doğru yolu tutar.

Kimi de şaşkınlıkta bırakırsa, artık onlar için Allah´tan başka asla yardımcılar bulamazsın!

Biz onları Kıyamet günü körler, dilsizler, sağırlar olarak, yüzükoyun hasrederiz!

Onların varacağı yer Cehennemdir ki, ateşi yavaşladıkça Biz onun alevini arttırırız!"[130]

"Biz senden önce nasıl peygamberler gönderdikse, seni de öylece, kendilerinden önce nice ümmetler gelip geçmiş olan bir ümmete sana vahyettiğimiz Kur´ân´ı onlara okuman için gönderdik.

Onlar Rahmân´ı tanımazlar. Sen, de ki:

´O, benim Rabbimdir! O´ndan başka, hiçbir ilah yoktur!

Ben ancak O´na dayanırım!

Benim tevbem de, dönüşüm de yalnız O´nadır!´"[131]

". . . Biz, eğer dilersek, onları yere geçiririz!

Yahut gökten üstlerine parçalar düşürürüz!"[132]

"Şimdi, onlar çarçabuk azabımızı mı istiyorlar !

Fakat, bu onların bölgesine çökünce, (gelecek tehlikelerle) korkutulan onların sabahı ne kötü ola­caktır!"![133]

"Birde, onlar Allah´a kızlar isnad ederler.

Hâşâ! O´nun sânı bundan tamamıyla münezzehtir!"[134]

"Onlar, ondan (peygamberden) yüz çevirdiler de, ona kimi ´Bir öğretilmiş!´, kimisi de ´Bir mecnun!´ dediler."[135]

"Sen, Rabbinin nimeti sayesinde, bir mecnun değilsin!"[136]

"Sen, hemen öğütlemekte devam et!

Sen, Rabbinin nimeti sayesinde, ne kâhinsin, ne de mecnunsun!"[137]

"Hiç şüphesiz, sen büyük bir ahlâk üzerindesin!

Sen yakında göreceksin, onlar da görecekler ki, delilik hanginizde imiş "[138]

Onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelmedi ki, onun hakkında da mutlaka böylece sihirbaz yahut mecnun demişlerdir.

Hepsi de, bunu birbirine tavsiye mi ettiler !

Hayır! Onlar, umumiyetle, azgınlar güruhunun ta kendisidirler!"[139]

"´İnsanları, korkut! İman edenlere, Rableri katında, kendileri için muhakkak birkadem-i sıdk (şefaat ve ecir) olduğunu müjdele!´ diye içlerinden bir Erte yaptığımız vahiy insanlar için şaşılacak birşey mi oldu ki, o kâfirler ´Bu, seksiz şüphesiz, apaçık bir sihirbazdır!´ dediler."[140]

"O kâfirler, içlerinden, başlarına gelecek tehlikeleri bildiren bir peygamber geldiğine şaştılar da ´Bu, bir büyücü, bir yalancıdır!´ dediler."[141]

"Onlar seni dinlerken, nasıl dinlediklerini ve fısıldaştıklarını ve o zalimlerin (mü´minlere) ´Siz ancak büyülenmiş bir adama tâbi oluyorsunuz´ dediklerini de Biz çok iyi biliyoruz!"[142]

"Fakat, o kâfirler hâlâ Kur´ân´ı yalanlama içindeler. Halbuki, o şanlı bir Kur´ân´dır ve onun aslı Levh-ı Mahfuzdadır."[143]


Kureyş Müşriklerinin Yahudilerden Öğrendikleri Sorularla Peygamberimiz (a.s.)ı Susturmaya Kalkışmaları


Kureyş müşrikleri Nadr b. Haris ile Ukbe b. Ebi Muaytı Medine Yahudilerinin bilginlerine gönderdil­er ve:

"Onlara, Muhammed´in sıfatlarını ve sözlerini anlatınız, kendisini onlardan sorunuz! Çünkü, Yahudiler kendilerine ilk Kitab inen millettir. Peygamberlere ait bilgilerden, bizde bulunmayan bilgi, onlar­da bulunur" dediler.

Bunun üzerine, Nadr b. Haris ile Ukbe b. Ebi Muayt, Mekke´den yola çıkıp Medine´ye vardılar.

Medine Yahudilerinin bilginlerine, Peygamberimiz (a.s.)ın işini anlattılar ve bazı sözlerini naklettiler ve:

"Sizler bu sahibimizin dinî durumunu bize haber veresiniz diye size geldik!" diyerek, Peygamberimiz (a.s.)ı onlara sordular.

Yahudi bilginleri:

"Size emredeceğimiz üç şeyi ona sorunuz! Eğer onları size haber verirse, kendisi Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir. Eğer bunu yapamaz (sorularınızı cevaplayamaz) ise, yalan uydurucu bir adam demektir. Artık, kendisi hakkında istediğinizi yapınız.

1- İlk zamanlarda gelmiş geçmiş bulunan gençlerin maceralarının ne olduğunu ona sorunuz. Çünkü,
onların çok şaşılacak hadiseleri vardır.

2- Yeryüzünü, doğularına ve batılarına varıncaya kadar gezip dolaşan adamın haberinin de ne

olduğunu sorunuz ona.

3- Bir de, kendisine, ruhtan, ´Nedir o ´ diye sorunuz bakalım.

Size bunları haber verdiği zaman kendisine uyunuz; çünkü o bir peygamberdir!

Eğer yapamaz (sorularınızı cevaplayamaz) ise, o yalan uydurucu bir adam demektir. Kendisine, istediğinizi yapınız!" dediler.

Nadr b. Haris ile Ukbe b. Ebi Muayt, dönüp Mekke´ye, Kureyşlilerin yanına geldiler ve:

"Ey Kureyş cemaatı!" dediler, "sizin aranızla Muhammed´in arasını kesip aralayacak şeyi bulup getirdik size. Yahudi bilginleri; ona sormamızı emrettikleri şeyleri bize haber verdiler ´Eğer size onu haber verebilirse, kendisi bir peygamberdir. Eğer yapamaz (sorularınızı cevaplayamaz) ise, kendisi yalan uydurucu, lafçı bir adamdır. Kendisine, istediğinizi yapınız!1 dediler." Bunun üzerine, Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip:

"Ey Muhammed!

1- İlk zamanlarda gelip geçmiş ve şaşılacak kıssaları bulunan gençlerden,

2- Yeryüzünü, doğularına ve batılarına varıncaya kadar dolaşan adamdan, bize haber ver bakalım.

Birde:

3- Ruhtan haber ver ki, nedir o " dediler.

Peygamberimiz (a.s.), onlara:

"Sorduğunuz şeyleri yarın size haber vereyim" buyurup, bir istisnada bulunmamış, yani "İnşâal-lah=Allah dilerse" dememişti.

Vahyin gelmesi gecikince, müşrikler;

"Muhammed Yarın haber vereyim´ diye bize söz verdiği halde, kendisine sorduğumuz şeylerden hiçbiri hakkında bize bir haber vermiyor!" diyerek yaygaraya başlamışlardı.

Peygamberimiz (a.s.)ın vahyin gecikmesine ve müşriklerin yaygaralarına üzülüp durduğu sırada, Cebrail (a.s.), Yüce Allah tarafından Kehf sûresini getirdi.[144]

Bu sûrede, Peygamberimiz (a.s.)a, hiçbir şey hakkında, "İnşâallah=Allah dilerse" demek­sizin "Ben bunu her halde yarın yapıcıyım!" dememesi tavsiye buyuruldu.[145]

Kureyş müşriklerinin Yahudi bilginlerinden öğrenip Peygamberimiz (a.s.)a sordukları üç sorudan ikisi, Yüce Allah tarafından indirilen Kehf süresindeki Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn kıssalarıyla;[146]

Ruh hakkındaki üçüncü sorulan ise, "Sana Ruh hakkında soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. (Zaten, onun hakkında) size az bir ilimden başka (birşey) de verilmemiştir" mealli âyetle cevaplanmıştır.[147]

Kureyş müşrikleri; Peygamberimiz (a.s.)ın kendilerine tebliğ ettiği şeylerin hak ve gerçek, söylediklerinin doğru olduğunu Yahudi bilginlerinden öğrenip sordukları-bilinmeyen şeylerin-cevaplarını vermesiyle onun peygamberlik makamını anladıkları halde, kıskançlıkları kendilerinin Peygamberimiz (a.s.)a inanmalarına ve bağlanmalarına engel oldu. Allah´a isyan ve O´nun emrini terketmekte, küfürde direndiler durdular.

İçlerinden birisi de:

"Şu Kur´ân´ı dinlemeyiniz!

Onu birtakım boş ve asılsız sözler yerine koyunuz! Eğlenceye alınız!

Belki ona bununla galebe çalarsınız.

Eğer siz bir gün onunla münazaraya, tartışmaya kalkarsanız, o size galebe çalar" dedi.[148]

Yüce Allah, bunu da, indirdiği âyette şöyle açıkladı:

"O küfredenler ´Bu Kur´ân´ı dinlemeyiniz. Onun hakkında yaygaralar koparınız. Belki (böylelikle) galebe çalarsınız´ dediler."[149]



Nadr b. Hâris ve Onun Peygamberimiz (a.s.)a ve İslâmiyete Karşı Tutum ve Davranışı


Nadr b. Haris Kureyş müşriklerinin şeytanlarından, cin fikirlilerinden[150] ve zındıklarındandı .[151]

Kendisi bir ara Hîre´ye gitmiş, orada Acem şahlarının hikâyelerini, Rüstem ve İsfendiyar´a ait bir­takım hikâye ve haberleri öğrenmişti.[152]

Acem kitapları okur, Hıristiyanlar ve Yahudilerle düşer kalkardı.

Peygamberimiz (a.s.)ı yalanlamakta ve incitmekte Kureyş müşriklerinin en aşırı giden­lerinden ve söz sahiplerindendi.

Hîre´de, bırbıt (ud, kopuz) çalmayı ve Hîrelilerin şarkılarını öğrenmiş; bunları Mekkelilerden birçok kimselere de öğretmişti.

Kendisi, şarkıcı iki köle kadın da satın almıştı.

Halkı, İslâmiyetten alıkoymak için, bunlarla oyalardı.[153]

Peygamberimiz (a.s.) bir meclise oturup Allah´ı anar,[154] Allah´a inanmaya davet eder, Kur´ân-ı Kerîm okur,[155] kendilerinden önceki milletlerden hangilerinin ne gibi musibetlere uğradıklarını anlatarak kavmini uyarır; o meclisten kalkar kalkmaz, arkasından Nadr b. Haris gelir, Peygamberimiz (a.s.)ın yerine geçer ve:

"Ey Kureyş cemaatı! Vallahi, ben ondan daha güzel söylerim. Siz benim yanıma geliniz! Ben size onun anlattıklarından daha güzelini anlatırım" dedikten sonra, Acem şahlarının, Rüstem ve İsfendiyahn hikâyelerini anlatır; [156]

"Muhammed benden ne ile daha güzel konuşurmuş [157] Ben size anlattığım hikâyeleri nasıl başkalarından yazıp aldımsa, o da bunları başkalarından yazıp almıştır!" der;[158]

"Hangimizin sözü daha güzel Benimki mi, yoksa Muhammed´inki mi " diye sorardı.

Peygamberimiz (a.s.), bir ara, Ebu Uhayha Saîd b. Âs´ın yanına uğrar, ona İslâmiyeti anlatırdı.

Ebu Uhayha, Peygamberimiz (a.s.) hakkında "O, semadan konuşuyor!" demeye başlamıştı.

Nadr b. Haris, Ebu Uhayha´nın yanına gidip:

"İşittiğime göre; sen Muhammed´in sözlerini güzel buluyor, beğeniyormuşsun. Bu nasıl olur ! O, ilahlara dil uzatıyor! Baba ve atalarımızın Cehennemde olduklarını söylüyor! Kendisine tâbi olmayanları azapla tehdid ediyor!" dedi.

Bunun üzerine, Ebu Uhayha, Peygamberimiz (a.s.)a düşman kesildi. Peygamberimiz (a.s.)ı yermeye ve getirdiklerini ayıplamaya ve "Doğrusu, biz bunun getirdiklerinin bir benzerini daha işitmedik! Böylesi ne Yahudilikte, ne de Hıristiyanlıkta var!" demeye başladı.

Ebu Uhayha ilk sözünden döndüğü zaman, Nadr b. Haris ona teşekkür etmeye gitti.[159]

Halbuki, Nadr b. Haris, bundan önce, Peygamberimiz (a.s.)ın zikrini ve gönderileceği zamanın yaklaştığını işittiği zaman:

"Vallahi, bize bir uyarıcı gelecek olursa, biz milletlerden herhangi birisinden daha çok, doğru yolu tutarız" demişti.

Yüce Allah, bu münasebetle indirdiği âyette şöyle buyurdu:

"Onlar; kendilerine azapla korkutucu (bir peygamber) gelirse, herhalde, (diğer) ümmetlerden her­hangi birisinden daha ziyade doğru yolu tutacaklarına, yeminlerinin bütün hızıyla Allah´a and etmişlerdi.

Fakat, onlara azapla korkutan (bir peygamber) gelince, bu onların (haktan) uzaklaşmalarından başka birşey artırmadı.[160]

Nadr b. Haris; Kur´ân-ı Kerîm okunduğu zaman:

"Bunlar, öncekilerin masallarıdır! Ben de size, Allah´ın indirdiği gibi, indireceğim!" derdi.

Kur´ân-ı Kerîm´de içinde "esâtîr" kelimesi geçen sekiz âyet, Nadr b. Haris hakkında nazil olmuş-tur.[161]

Nadr b. Haris:

"O, getirdiği kitap üzerinde, ancak, şu Esved b. Muttalib´in kölesi Cebr ile Şeybe veya Utbe b. Rebia´nın kölesi Addas´ın ve daha başkalarının yardımını görüyor!" diyordu.

Yüce Allah, indirdikleri âyetlerle bu isnad ve iftirayı da şöyle reddetti:

"Andolsun ki, biz onların ´Bunu ancak bir beşer öğretiyor!´ diyeceklerini biliyoruz.

Haktan sapmak suretiyle kendisine nisbet edecekleri o (sanığın) dili Acemî´dir, bu Kur´ân´ın dili ise apaçık Arapça bir dildir."[162]

"O küfredenler, ´Bu (Kur´ân) onun uydurduğu yalandan başka (birşey) değildir. Bu hususta diğer bir zümre de ona yardım etmiştir´ dediler de, muhakkak bir haksızlık ve tevzir meydana getirdiler.

´Onun başkasına yazdırıp, kendisine sabah akşam okunmakta olan eskilere ait masallardır´ dediler.

De ki: ´Onu göklerde ve yerdeki bütün gaybı bilen (Allah) indirdi. Şüphe yok ki, O çok yarlıgayıcı, çok esirgeyicidir!´"[163]

"De ki: ´Andolsun, bütün insanlar ve cinler şu Kur´ân´ın bir benzerini meydana getirmek üzere bir araya toplansalar ve birbirlerine yardımcı da olsalar, yine, onun benzerini meydana getiremezler.´"[164]

Nadr b. Haris bir gün Peygamberimiz (a.s.)a rastlayıp:

"Sen Kureyşîlerin yakın bir zamanda vurulup yere düşeceklerini ve bunun sana Allah tarafından vahyedildiğini söylüyormuşsun, öyle mi " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet, ben söyledim! Sen de onlardansın!" buyurdu.[165]

Yüce Allah, Rasülüne indirdiği ayette "Yakında o cemaat bozulacak, onlar arkalarını dönüp kaça­caklar" buyurmuş; Peygamberimiz (a.s.) da, Bedir savaşında Kureyş müşriklerinin bozguna uğrayıp kaçıştıklarını görünce, bu âyeti okum ustu.[166]

Nadr b. Haris Bedir savaşında esir edilen müşriklerden olup, Hz. Ali tarafından boynu vurulmuştur.[167]



Peygamberimizin Ümmîliği ve Bütün Hayatının Belliliği, Bildiklerini İlahî Vahiy İle Bildiği ve Bildirdiği


Kur´ân-ı Kerîm´de açıkça bildirildiği üzere, Peygamberimiz (a.s.) ümmî idi, okuma-yazma bilmezdi.[168]

Arap kavmi de, genellikle ümmî idiler.[169]

Bunu, Peygamberimiz (a.s.) da:

"Biz ümmî bir cemaatız. Ne yazı yazarız, ne de hesap biliriz!" buyurarak açıklamışlardır.[170]

Peygamberimiz (a.s.), peygamberliğe nail olduğu gece Cebrail (a.s.) tarafından "İkra´!=Oku!" diyerek okumaya tekrar tekrar zorlandığı zaman, hep "Mâ ene bi kâriîn=Ben okuma bilmem" cevabını vermişti.[171]

Peygamberimiz (a.s.)ın okuryazar olmadığı da, Kur´ân-ı Kerîm´de şöyle açıklanmaktadır:

"Sen, bundan önce, hiçbir kitap okur değildin. Hâlâ da, elinle yazı yazmazsın. Öyle olsaydı (okur yazar olsaydın) bâtıl söyleyenler, muhakkak, şüphelenebilirlerdi."[172]

Peygamberimiz (a.s.)ın doğumundan peygamberliğe erdiği tarihe, kırk yaşına kadar olan hayatı, Kureyş müşriklerinin gözleri önünde geçmişti. Kendisinin hayatından, onlara gizli, kapalı kalan bir taraf yoktu.

Müşriklerin arasında, Peygamberimiz (a.s.)ın doğumunu, çocukluğunu, gençliğini, peygam­berliğe erinceye kadar geçirdiği hayatını günü gününe bilenler bile vardı; ve onlar Peygamberimiz (a.s.)a karşı olanların safında bulunuyorlardı.

Peygamberimiz (a.s.)ın aralarında doğup büyümüş olduğu müşrik hemşehrilerine, akra­balarına karşı, Yüce Allah tarafından "De ki: ´Ben, ondan (Kur´ân´dan) önce, aranızda bir ömür durmuş, yaşamı sırrıdır! Siz hâlâ

aklınızı kullanmaz mısınız ´"[173] buyurularak inkâr ve itiraz damarlarına basıldığı halde, Mekkeli müşrikler susmuşlar, susmak zorunda kalmışlarsa, bu ancak Peygamberimiz Aleyhiselamın hayatından kendilerince bilinmeyen bir taraf bulunmadığını gösterir.

Peygamberimiz (a.s.)ın, vahiy gelmeye başladığı tarihe kadarda, ne Kitabdan, ne de iman­dan haberi yoktu.

Bu gerçeği de, Yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.) tarafından mü´min, münkir, müşrik herkese okunan şu âyetle açıklamıştır:

"İşte, Biz, sana da böylece Emrimizden bir Ruhu variyettik. Halbuki, (bundan önce) sen ´Kitab, nedir İman, nedir 1 bilmezdin. Fakat, Biz, onu (Kufân´ı) bir nur yaptık. Bununla, kullarımızdan kimi dil­ersek, ona hidayet veririz. Şüphesiz ki sen her halde doğru bir yolun rehberliğini yapıyorsun!"[174]

Peygamberimiz (a.s.), kendisine birşey sorulduğu zaman, o hususta vahiy nazil olmamışsa "Bilmiyorum!" buyurur veya vahiy gelinceye kadar susar, kendiliğinden birşey söylemezdi.[175]

Bu gerçek de, Kur´ân-ı Kerîm´de şöyle açıklanır

"Sahibiniz (doğru yoldan) sapmadı, bâtıla da inanmadı. O, kendi (rey ve) nevasından söylemez! O (Kur"ân), kendisine (Allah tarafından) ilka edilegelen vahiyden başka (birşey) değildir."[176]

"O, âlemlerin Rabbinden indirilmedir! Eğer (Peygamber) bazı sözleri Bize karşı kendiliğinden uydur­muş olsaydı, onun sağ elini (kudret ve kuvvetini) alıverirdik! Sonra da, hiç şüphesiz, kendisinin kalb damarını koparırdık. O vakit, sizden hiçbiriniz buna engel de olamazdınız!"[177]

Peygamberimiz (a.s.)a kendiliğinden bilemeyeceği birçok gerçeğin Allah tarafından vahiy ile bildirildiği de Kur´ân-ı Kerîm´de şöyle açıklanır:

1- Nûh Tufanı[178] anlatıldıktan sonra:

"Bunlar gayb haberlerindendir ki, sana vahyediyoruz.

Onları bundan önce ne sen biliyordun, ne de kavmin biliyordu.

O halde, sen de (Nûh gibi) katlan!

Akıbet, hiç şüphesiz, takvaya erenlerindir!"[179]

2- Hz. Meryem´le İsa ve Yahya (a.s.)ların doğumları[180] anlatıldıktan sonra:

"Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir.

Meryem´i onlardan hangisi himayesine alacak, diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin. Onlar bu hususta çekişirlerken de yine yanlarında değildin."[181]

3- Yûsuf (a.s.)ın kıssası[182] anlatıldıktan sonra:

"Bu (kıssa) sana vahiy ile bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir.

(Yoksa) onlar hile yaparak işleyecekleri işi kararlaştırdıkları zaman sen onların yanlarında değildin."[183]

4- Musa (a.s.)ın kıssası [184] anlatıldıktan sonra:

"Musa´ya o emri vahyettiğimiz vakit, sen batı tarafında (bulunuyor) değildin, görenlerden de değildin.

Fakat, Biz daha birçok nesiller yarattık da, onların (ömürleri) uzadıkça uzadı.

Sen, Medyen ahalisi içinde ikamet edici olup da, âyetlerimizi onlardan okuyarak öğrenmiş de değilsin!

Ancak (geçmişlerin haberlerini sana) gönderenler, Biziz!

Musa´ya nida ettiğimiz vakit de, sen Tûr´un yanında değildin!

Fakat, sen Rabbinden bir rahmet olarak (gönderildin). Tâ ki, senden önce kendilerine inzar edici (bir peygamber) gelmemiş olan bir kavmi sen inzar edesin!

Olur ki, onlar iyice düşünüp öğüt kabul ederier."[185]

Meallerini yazdığımız bu âyetler; Peygamberimiz (a.s.)ın hiçbir kimseden hiçbir şey öğren­mediğini, bütün bilgilerinin İlahî Vahye dayandığını açıklamakta ve buna aykırı görüşleri topyekün red­detmektedir.

Peygamberimiz (a.s.) kendisinden asırlarca sonra keşfe di I ece k veya keşfine çalışılacak bir­takım ilmî, fennî gerçekleri de vahiy ile bildirmiştir. Meselâ:

Güneş, Ay gibi semavî ecramdan her birinin birer yörüngede yüzdükleri, döndükleri,[186]

Güneşin kendi karargâhına doğru seyrve cereyan ettiği,[187]

Göklere muvazene kanununun konulduğu,[188]

Semanın ilk halinin gaz olduğu,[189]

Dünyanın döndüğü,[190]

Her canlı şeyin sudan yaratıldığı, su ile canlı kılındığı,[191]

Âdem oğullarının zü niyeti eri ne zerreler halinde iken Yüce Allah tarafından idrak ve şuur veril­
erek ilahî rububiyetin ikrar ettirilmiş olduğu,[192]

Bazı ürünlerin ilkah edici, aşılayıcı rüzgârlar gönderilerek meydana gelmelerinin sağlandığı,[193]

Salanlarında görülen harikulade işlerin kendilerine Allah tarafından ilham yoluyla yaptırılmakta
olduğu,[194]

Yerde yürüyen, havada uçan hayvanların da, insanlar gibi, birer topluluk oldukları,[195]

Ruhun mahiyetini kavramaya insan ilminin yetmeyeceği,[196]

İnsanların bütün tutum ve davranışlarının istinsah edilmekte (filme alınmakta) olduğu,[197]

Cansız, dilsiz sanılan şeylerin de insanların kolay kolay anlayamayacakları özel dillerle Allah´ı teşbih ettikleri, [198]

İki denizin, aralarına konulan perde ile, sularının birbirlerine karışmamalarının sağlandığı,[199]

Üç bin küsur yıl önce denizde boğulan Firavunun cansız cesedinin (karada yüksekçe bir yere)
atılıp arkasından geleceklere ibret olmak üzere korunacağı,[200]

Bir sultan´la (aşıp bastırıcı bir araçla) göklerin sınırlarının (uzayın) aşılabileceği,[201]

Göklerde de, yerdekiler gibi yaratıklar bulunduğu ve Allah dilediği zaman onların yerdekilerle biraraya getirileceği,[202]

İlim ve fen dünyasınca ancak son zamanlarda farkına varılabilen; semanın genişletilmekte olduğu (Zâriyât: 47) gerçeği ve daha birçok gerçekler Yüce Allah tarafından vahiy ile bildirilmemiş olsay­dı, Peygamberimiz (a.s.)ın onları ondört asır önce bilmesi, bildirmesi mümkün mü idi [203]



Puta Tapanların Peygamberimiz (a.s.)la Tartışmaları


Peygamberimiz (a.s.) bir gün Mescid-i Haram´a girdiği sırada, Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden[204] Velid b. Mugîre ve daha birçok kimseler[205] Kabe´nin Hatîm´inde oturuyorlardı .[206]

Peygamberimiz (a.s.) da, varıp onların yanına oturmuştu.[207]

Kabe´nin çevresinde, tapılmak üzere dikilmiş, kurşunla berkitilmiş[208] üçyüz altmış put bulunuyordu.[209]

O sırada, Nadr b. Haris de gelip yanlarına oturdu.

Peygamberimiz (a.s.) konuşmaya başlayınca, Nadrb. Haris itiraz etti.

Peygamberimiz (a.s.), verdiği cevapla onu susturdu. Sonra da, ona ve oradakilere Enbiyâ sûresinin:

"Siz de, ve Allah´ı bırakıp tapmakta olduklarınız da, hiç şüphesiz, Cehennem odunusunuz! Siz oraya gireceksiniz! Onlar (tapmakta olduğunuz yalancı tanrılar) eğermabud olsalardı, oraya girmeye­ceklerdi. Onların hepsi orada temelli olarak kalıcıdırlar! Onların orada (halkları) inim inim inlemektir! Onlar orada da (sağır olup hiçbir şey) işitmeyeceklerdir!"[210] mealli âyetlerini okudu.[211] Sonra da kalkıp gitti.[212]

Putları aleyhinde okunan âyetler Kureyş müşriklerinin çok ağırına gitti.[213]

O sırada oraya Abdullah b. Zibârâ geldi.[214]

Cemaatin susup durduğunu görünce:

"Neye daldınız ![215] Sizin neyiniz var "[216] diye sordu.

Velid b. Mugîre:

"Biraz önce, Abdulmuttalib´in oğluna karşı Nadr b. Haris ne kalkabildi, ne oturabildi: Muhammed, bizim taptığımız şu ilahların Cehennem odunu olacağını söyledi!" deyip[217] Peygamberimiz (a.s.)ın söylediklerini nakledince,[218] Abdullah b. Zibârâ:

"Vallahi, onu bulsaydım, kendisiyle tartışmaya tutuşur ve muhakkak dâvayı ben kazanırdım![219] Sorunuz Muhammed´e" dedi, "Allah´tan başka, tapılan herşeyle, onlara tapan herkes Cehennemde midir Öyle ise, biz meleklere tapıyoruz. Yahudiler Üzeyr´e tapıyorlar. Hıristiyanlar Meryem oğlu İsa´ya tapıyorlar. Bunlara ne diyeceksin bakalım " Velid b. Mugîre ile yanında bulunanlar, Abdullah b. Zibârâ´nın sözünü, dayanılacak ve dâvayı kazandıracak en sağlam bir delil saydılar.[220]

Abdullah b. Zibârâ:

"Çağırın onu bana!" dedi.[221]

Peygamberimiz (a.s.)ı hemen çağırdılar.

Abdullah b. Zibârâ:

"Ey Muhammed! Bunu sen mi söyledin " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet!" buyurdu.[222]

Abdullah b. Zibârâ:

"Ey Muhammed! Bu söylediğin şey, yalnız bizim ilahlarımıza mı mahsus, yoksa Allah´tan başkası­na tapan herkese mi şâmildir " diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhiselam:

"Evet! Allah´tan başkasına tapan herkese şâmildir!" buyurunca,[223]

Abdullah b. Zibârâ:

"Şu Beyt´in (Kabe´nin) Rabbine andolsun ki: dâvayı ben kazandım.[224]

Meryem oğlu İsa´nın bir peygamber olduğunu söyleyen, onu da, anasını da hayırla anan, öven sen değil misin Pekâlâ bilirsin ki: Hıristiyanlar bu ikisine tapıyorlar!

Üzeyr´e de, meleklere de tapılıyor![225]

Meleklerin salih kullar olduğunu, İsa´nın salih bir kul olduğunu söyleyen sensin, değil mi

Halbuki, şu Benî Müleyhler meleklere tapıyorlar!

Şu Hıristiyanlar İsa´ya tapıyorlar!

Şu Yahudiler de Üzeyr´e tapıyorlar![226]

Yahudiler Üzeyr´e, Hıristiyanlar Mesih´e, Benî Müleyhler meleklere tapıyor değiller mi [227]

Eğer bütün bunlar Cehennemde iseler, biz de, ilahlarımız da, onlarla birlikte bulunmaya razıyız!" deyince, müşrikler sevindiler[228] Güldüler,[229] bağrıştılar.[230]

Peygamberimiz (a.s.):

"Her kim, Allah´tan başka, kendisine tapılmasını isterse, o, kendisine tapanlarla birliktedir![231] Çünkü, bunu (onlara tapmayı) onlara şeytanlar emretmişlerdir!" buyurdu.[232]

Bunun üzerine, inen âyetlerde şöyle buyuruldu:

"Şüphe yok ki, kendileri için Bizden en güzel (bir saadet) sebketmiş (takdir olunmuş) olanlar, işte bunlardır ki, oradan (Cehennemden) uzaklaştırılmışlarıdır. Bunlar, gönüllerinin dilediği (nimetler) içinde temelli yaşar(larken), onun (Cehennemin) gizli sesini bile duymazlar."[233]

Gerek İsa b. Meryem ve genek Üzeyr (a.s.)lar ile Yahudi ve Hıristiyan din adamlarından kendilerine tapılmış olanlar, Allah´a boyun eğen ve O´nun emri üzere yürüyen mübarek kişiler olup, bir­takım sapkınlar sonradan sonraya onları Allah´tan gayrı mâbud edinmişlerdi.

Kureyş müşriklerinin meleklere taptıklarını söylemeleri ve meleklerin de Allah´ın kızları olduğunu iddia etmeleri üzerine,[234] Yüce Allah, indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:

"´O çok Esirgeyici (Allah), bir evlat edindi´ dediler.

O´nun sânı (böyle şeylerden) münezzehtir, uzaktır.

Hayır! Onlar (´evlat edinildi´ denilenler) ikrama mazhar kılınmış kullardır.

Bunlar (melekler) sözleri ile asla O´nun (Allah´ın) önüne geçmezler (Allah emretme dikçe, hiçbir şey söylemezler).

Bunlar O´nun (Allah´ın) emriyle hareket ederler.

Önlerindekini de, arkalarındakini de hep O bilir.

Bunlar O´nun rızasına ermiş olanlardan başkasına şefaat edemezler.

Bunlar O´nun (Allah´ın) korkusundan titreyenlerdir.

Bunlardan kim (şeytanın dediği gibi) ´İlah O değil, benim!´ derse, onu derhal Cehennemle ceza­landı racağız!"[235]

Abdullah b. Zibârâ´nın Allah yerine İsa b. Meryem´e de tapı İdi gı nı söylemesi Velid b. Mugîre ile yanında bulunanların çok hoşlarına gitmiş, bunu, Peygamberimiz (a.s.)la tartşmalarmda kendi­lerini kazandırıcı bir delil saymışlardı.[236]

Yüce Allah, bu hususta indirdiği âyetlerde de, şöyle buyurdu:

"Meryem´in oğlu bir misal olarak (ileri) sürülünce, kavmin bundan (şımanp kahkahalarla) gülüyor­lardı. Dediler ki:

´Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu ´

Bunu sana karşı (bâtıl) bir mücadeleden başka (bir maksatla ortaya) atmadılar.

Doğrusu, onlar çok düşman bir kavimdir.

O (İsa) Bizim kendisine nimet (peygamberlik) verdiğimiz, İsrail oğullarına (ibret verici, babasız yarat­mak gibi) bir misal yaptığımız bir kuldan başkası değildi.

Eğer Biz dileseydik, size bedel, yeryüzünde ardınızda kalacak melekler yaratırdık.

Şüphe yok ki, o Saat´in (Kıyametin) ilmi, kendisiyle bilinenlerdendir.

Artık buna karşı sakın şüpheye düşmeyiniz!

Onlara de ki:

´Bana tâbi olunuz! (Sizi davet ettiğim) bu yol, doğru bir yoldur!

Sakın sizi şeytan çevirmesin! Çünkü, o sizin açık bir düşmanınızdır´

İsa, o apaçık delilleri getirdiği zaman, İsrail oğullarına şöyle demişti:

´Ben size gerçek Hikmeti getirdim.

Bir de, hakkında ihtilafa düştüğünüz şeylerden bazısını da size açıklayayım diye (geldim).

Artık, Allah´tan korkun, bana tâbi olun!

Şüphe yok ki, Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. Haydi, hepiniz O´na kulluk edin! Doğru yol, budur!1

Sonra, aralarından partiler (çıktı da) ihtilafa düştüler.

Artık, pek acıklı bir günün azabından vay o zulmedenlere!

Onlar kendileri farkında olmayarak başlarına gelecek Saatten başkasını mı gözlüyorlar ! Dostlar o gün birbirlerine düşmandır-takvâ sahipleri müstesna!"[237]



Übeyy b. Halef´in Öldükten Sonra Dirilmeyi İnkâr Ederek Peygamberimiz (a.s.)la Tartışması


Kureyş müşriklerinden, içlerinde Übeyy b. Halef, Âs b. Vâil ve Velid b. Mugîre´nin de bulunduğu bir cemaat, öldükten sonra dirilmenin imkânsızlığını aralarında konuştular.

Übeyy b. Halef onlara:

"Muhammed´in ´Hiç şüphesiz, Allah ölüleri diri İte çektir1 dediğini görmüyor musunuz " dedi ve sonra da:

"Lâtve Uzzâ´ya andolsun ki, onun yanına vanp tartışacak, kendisine galebe çalacağım!" dedi.[238]

Gerek Übeyy b. Halef ve gerek kardeşi Ümeyye b. Halef, Peygamberimiz (a.s.)ı yalanla-malarıyla en çok üzen azılı müşriklerdendi.[239]

Übeyy b. Halef eline aldığı[240] çürümüş bir kemikle Peygamberimiz (a.s.)in yanına geldi .[241]

"Ey Muhammedi Demek sen, çürüdükten sonra,[242] şu kemiği[243] İlahının,[244] Allah´ın dirilteceğini söylüyorsun ha! " dedi.[245]

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet! Bunu ben söylüyorum!" buyurdu.

Übeyy b. Halef:

"Demek sen bunu çürüdükten sonra Allah´ın dirilteceğini sanıyor, mümkün görüyorsun ha! " dedi.[246] Onu elinde ufaladı,[247] tozunu da Peygamberimiz (a.s.)a doğru[248] havaya[249] üfürdü![250]

"Ey Muhammedi Bunu, çürüdükten sonra, kim diriltecek [251]

Biz, öldüğümüz ve şu çürümüş kemik olduğumuz zaman, iade mi olunacakmışız !

Biz bunun gibi olunca, kimmiş diriltecek bizi !" dedi .[252]

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet![253] Allah seni de öldürecek![254] Onu da,[255] böyle olduktan sonra[256] seni de Allah dirilte­cek[257] sonra da, seni Cehenneme sokacaktır!" buyurdu.[258]

Bunun üzerine Yüce Allah tarafından indirilen âyetlerde şöyle buyuruldu:

"İnsan, kendini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi ki; o açıktan açığa aşırı bir mücadeleci, kav­gacı kesilmektedir!

O, kendi yaratılışını unutarak, bize bir misal getirdi:

´Bu çürümüş kemiklere kim can verebilir !1 dedi.

De ki: ´Onları, ilk defa yaratan, diriltecek!

O, her yaratmayı hakkıyla bilendir.

O, yemyeşil ağaçtan sizin için bir ateş çıkarandır.

İşte bakınız: Ateşi ondan çakıp alıyorsunuz.

Gökleri ve yeri yaratan, kendileri gibisini yaratmaya kadir değil midir

Elbette kadirdir!

O, bütün kâinatı yaratandır.

Herşeyi hakkıyla bilendir.

Onun emri, birşeyi dilediği zaman, ona ancak ´Ol! demesinden ibarettir.

O da, oluverir!

Demek, herşeyin mülk ve tasarrufu kendi Elinde bulunan Allah´ın şanı ne kadar yücedir, münezze-htir!"[259]

Aynı konuda indirilmiş olan âyetlerden bazılarında da, şöyle buyurul m aktadır

"Dediler ki: ´Biz bir sürü kemik, kırıntı ve döküntü (halinde bir toprak) olduğumuz vakit mi hakikaten yeni bir yaratılışla diriltileceğiz !1

De ki: ´Gerek bir taş, gerek demir olunuz! Yahut, göğüslerinizde büyüyen herhangi bir halk olunuz! Muhakkak, diriltileceksiniz!´

´Öyle ise, bizi kim (dirilterek) geri çevirebilecek !´ diyeceklerdir.

Sen onlara de ki: ´Sizi ilk defa yaratmış olan!´

O vakit sana başlarını sallayacaklar da (alay ederek):

´Ne vakit o !´ diyecekler.

De ki: Yakın olması umulur!´

(Allah´ın) sizi çağıracağı gün, hemen (kabirlerinizden kalkıp) O´nun emrine icabet edeceksiniz ve sanacaksınız ki (kabirlerinizde) pek az bir müddet kalmışsınız."[260]

"Kaf! O çok şerefli Kur´ân´a andolsun ki: (İmandan nasibi olmayanlar, peygambere, peygamberin bildirdiklerine inanamazlar!)

Doğrusu, o kâfirler, kendilerine içlerinden âhiretazabıyla korkutucu (peygamber) geldi diye, şaştılar da: ´Bu çoktuhaf birşeylBiz öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakit mi (tekrar hayata dönecekmişiz ! Bu (ihtimalden) uzak bir dönüştür!´ dediler.

Toprak onlardan neleri (yiyip) eksiltir, bizce malûmdur!

Nezdimizde (herşeyi) hıfz (ve tesbit) eden bir Kitab vardır."[261]



Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Acayip Teklifleri


1- Mekkeli müşriklerin[262] inkarcı ve itirazcılarından[263] olan ve Peygamberimiz (a.s.)la, Kur´ân-ı Kerîm´le alay eden, öldükten sonra dirilmeye, Kıyamet gününe inanmayan beş kişi-ki, bu beş kişi:

1- Velid b. Mugîre,

2- Âs b.Vâil,

3- Esved b. Muttalib,

4- Esved b. Abdi Yağus,

5- Haris b. Hanzale[264] idi-birgün, Peygamberimiz (a.s.)a Kur´ân-ı Kerîm hakkında birtakım acayip tekliflerde bulundular.

Bu adamlar; Peygamberimiz (a.s.)ın ümmî olduğunu[265] hiçbir kitap okumadığını[266] çok iyi bilmekte, soy ve ahlâkî faziletleri bakımından herkese üstünlüğünü bütün Kureyşîlerle birlikte itiraf etmekte ve kendisini el-Emîn diye anmakta idiler.[267]

Peygamberimiz Muhammed (a.s.), böylece kırk yaşına bastıktan sonra, onlara[268] öyle fesatlı[269] bir Kitab[270] getirip[271] okumuştu ki, o herfesahatli kelamı susturuyor, her manzum ve men­sur kelama üstün bulunuyordu.

Onun içi, usul ve füru1 ilimleriyle dolu idi.[272]

İlmin en nefislerini, ahkâm ve ahlâk ilminin en incelerini, geçmiş ümmet ve peygamberlere ait kıs­saların en gizli noktalarını,[273] Allahtan başkasının bilemeyeceği gayb haberlerini bildiriyordu.[274]

Edebleri ve ahlâkî faziletleri[275] öğreti yordu.[276]

Bütün belagat ve fesahat sahipleri ve ilim adamları,[277] Kur´ân-ı Kerîm´in fesahat ve belagatı, derin­liği, genişliği karşısında acizlik ve hayranlık içinde kalıyorlardı.[278]

Bu mübarek Kitabda yer alan ve putperestliği yeren, putperestlerin Cehenneme atılacaklarını bildiren âyetler, Kureyş müşriklerini kızdırmaktaydı.[279]

Bunun için, yukarıda adlarını andığımız kişiler, Peygamberimiz (a.s.)a şu tekliflerde bulun­dular:

"Eğer bizim sana iman etmemizi istiyorsan, bize; içinde Lâfa, Uzzâya, Menât´a tapmayı bırak-mak[280] ve ilahlarımızı yermek., gibi, hoşumuza gitmeyen,[281] bizi kızdırıyor olan;[282] öldükten sonra dirilmek, âhiret mükâfat ve cezası., gibi imkânsız saydığımız[283] şeyler bul unmayan[284] başka bir Kurbân getir![285]

Eğer Allah sana öyle bir Kur´ân indirmezse, sen kendinden uydur![286]

Yahut, şu elinde bulunandakinin tehdit âyetlerini tebşir âyetine, tebşir âyetini tehdit âyetine, haramı helale, helali harama çevir![287]

Azab âyeti yerine rahmet âyetini koy!

İlahları ve onlara tapmayı yeren âyetleri onun içinden çıkar![288] (Öylece) sana inanalım,[289] sana tâbi olalım!" dediler.[290]

Onların bundan maksatlan, alay etmek,[291] Peygamberimiz (a.s.)ı susturmaktı.[292]

Bunun üzerine, Yüce Allah, indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:

"Âyetlerimiz onlara apaçık deliller olarak okunduğu zaman, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayan onlar:

´Sen ya bize bundan başka bir Kur´ân getir! Ya da onu değiştir!´ dediler.

Sen, de ki:

´Onu kendiliğimden değiştirmek, benim için, hiç olmayacak şeydir. Ben, bana vahyolunandan başkasına tâbi olamam!

Rabbime isyan edecek olursam, şüphesiz, büyük bir günün azabından korkarım.´

De ki:

´Allah dileseydi bana bu Kufân´ı indirmezdi. Ben de onu size okumazdım. Allah onu benim dilimle size bildirmezdi de! Ben ondan (o Kur´ân´dan) önce, aranızda bir ömür durmuşum (yaşamışım)dır. Siz hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız !´"[293]

2- Bir gün; Peygamberimiz (a.s.) Kabe´yi tavaf ederken,[294] Kureyş müşriklerinden birtakım kimseler,[295]Esved b. Muttalib, Velid b. Mugîre, Ümeyye b. Halef, Âs b. Vâil[296] ki, bunlar kavimleri içinde en yaşlı kişilerdi[297] Peygamberimiz (a.s.)la karşılaştılar[298] ve:

"Biz sana bir haslet teklif edeceğiz ki, onda hem senin için, hem bizim için iyilik vardır!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ne imiş o " diye sordu.[299] Bu müşrikler

"Ey Muhammed! Gel, sen bizim dinimize tâbi ol; biz de senin dinine tâbi olalım ![300]

Sen bizim ilahlarımız olan Lâtve Uzzâ´ya bir yıl tap; biz de senin İlahına bir yıl tapalım ![301]

Sen bizim ilahlarımıza bir ay tap; biz de senin İlahına bir ay tapalım ![302]

Sen bizim ilahlarımıza bir gün veya bir ay veya bir yıl tap; biz de senin İlahına bir gün veya bir ay veya bir yıl tapalım ![303]

Böylece bizimle senin aramızda barış meydana gelsin ve aramızdaki düşmanlık gitsin![304]

Ey Muhammed! Eğer senin taptığın bizim taptığımızdan daha hayırlı,[305] senin işin bizimkinden daha doğru ise,[306] biz ondan nasibimizi almış oluruz.[307]

Eğer bizim işimiz daha doğru ise,[308] sen de ondan nasibini almış olursun!" dediler.[309]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben Allah´a ibadet ederken başkasını O´na şerik koşmaktan Allah´a sığınırım!" buyurdu.[310]

Zaten, Peygamberimiz (a.s.) bu hususta Yüce Allah´tan şöyle talimat almış bulunuyordu:

"De ki: ´Gökleri ve yeri yoktan var eden ki, O yedirip besliyor, Kendisi ise yedirilip beslenmiyor (böyle şeyden münezzeh bulunuyor)! Ben Allah´tan başkasını mı tanrı edinecekmişim !´

De ki: ´Bana, hakikaten, Müslüman olanların birincisi olmaklığım emredildi! ´Sakın Allah´a eş tutan­lardan olma!´ (buyuruldu).´"[311]

Müşrikler:

"Öyle ise, bazı ilahlarımıza elini sür! Biz de seni tasdik edelim. Senin İlahına tapalım" dediler.

Peygamberimiz (a.s.), ertesi günü, Mescid-i Harama vardı. Orada, Kureyş müşriklerinden bir topluluk bulunuyordu.[312]

Peygamberimiz (a.s.), onların başucuna dikilerek Kâfirûn sûresini okudu.[313]

Yüce Allah, onlar hakkında indirdiği âyetlerde[314] ve sûrede[315] şöyle buyurdu:

"De ki: ´Siz, ey câhiller! Bana Allahtan başkasını mı tapmamı emrediyorsunuz !´

Andolsun ki: Sana da, senden önceki (peygamber)lere de şu vahyolunmustur:

´Eğer (Allah´a) şerik tanırsan (bütün) amel(ler)in boşa gider ve sen, muhakkak, hüsrana düşenler­den olursun!´

Hayır! Sen ancak Allah´a kulluk et! Şükredenlerden ol!"[316]

"De ki: ´Ey kâfirler! Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam!

Benim (Kendisine) ibadet(te devam) ettiğime de siz ibadet ediciler değilsiniz.

Ben (zaten) sizin taptıklarınıza (hiçbirzaman)tapmış değilim!

Siz de benim ibadet etmekte olduğuma (hiçbir vakit) ibadet ediciler değilsiniz!

Sizin dininiz size, benim dinim de bana!´"[317]

Peygamberimiz (a.s.) sûreyi okuyunca, Kureyş müşrikleri[318] Peygamberimiz (a.s.)a sövüp saydılar[319] ve ümitlerini kestiler.[320]

Peygamberimiz (a.s.)a ve ashabına işkence yapmaya başladılar.[321]



Peygamberimiz (a.s.)ın İbn Ümmi Mektum Yüzünden Uyarılması


Bir gün Peygamberimiz (a.s.) Kuneyş müşriklerinin ulularından, yanında bulunan[322] Velid b. Mugîre´yi[323] İslâmiyete davet ettiği[324] ve "Söylediklerimde bir sakınca görüyor musun " diye sor­duğu, onun da "Hayır!" dediği[325] ve Peygamberimiz (a.s.)ın onun Müslüman olmasını umduğu[326] bir sırada, âmâ İbn Ü mmi Mektum[327] geldi[328] ve:

"Yâ Rasûlallah! Beni irşad et![329] Allah´ın sana öğrettiği şeylerden, bana da öğret!" demeye,[330] kendisine Kur´ân okumasını Peygamberimiz (a.s.)dan isteyip durmaya başladı.[331]

İbn Ümmi Mektum´un böyle araya girip Peygamberimiz (a.s.)ın sözünü kesmesi,[332] Peygamberimiz (a.s.)ı sıktı, bunalttı.[333]

Kendisini meşgul ettiği,[334] Velid b. Mugîre´nin Müslüman olması hakkındaki ümidini boşa giderdiği için,[335] ona yüzünü ekşitti, ondan yüzünü çevirip ötekine yöneldi.[336]

İbn Ümmi Mektum isteğini çoğaltınca da, Peygamberimiz (a.s.) yüzünü ekşiterek bırakıp evine gitü .[337]

Bunun üzerine, Yüce Allah, indirdiği Abese sûresinde Peygamberimiz (a.s.)ı şöyle uyardı:

"Yüzünü ekşitip çevirdi, kendisine o âmâ geldi diye! (Onun halini) sana hangi şey bildirdi

Belki o (senden öğrenecekleriyle günahlarından) temizlenecekti. Yahut, öğüt alacaktı da, (senin) bu öğüt(ün) kendisine fayda verecekti.

(Amma, zengin olduğu için) kendisini müstağni gören (adam yok mu ) İşte, sen onu karşına alıyor (ona yöneliyor)sun!

Halbuki, temizlenmemesinden (imana gelmemesinden) sana ne Amma, sana koşarak gelen kişi, o (Allah´tan) korkar olduğu halde, sen onu bırakıp da (öteki ile) oyalanırsın.

Sakın (bir daha böyle yapayım deme!) Çünkü, o (Kur´ân) bir öğüttür! Binaenaleyh, onu dinleyen beller.

O (Allah katında) çok şerefli, kadri yüce, tertemiz kılınmış sahifelerdedir.

Kıymetli, sevgili, takva sahibi katiplerin elleriyle (yazı İm ıştır)."[338]

Bundan sonra, Peygamberimiz (a.s.) İbn Ümmi Mektum´a ikram eder,[339] kendisiyle konuşur; "Bir hacetin var mı "[340]"Birşey ister misin " diye sorar;[341] "Merhaba,[342] Rabbimin bana kendisi yüzünden itab buyurduğu kişi!" diye iltifatta bulunurdu.[343]



Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a ve Müslüman Olanlara İşkenceler Yapmaya Başlamaları


Kureyş müşrikleri; Peygamberimiz (a.s.)a ve Kureyşîlerden Müslüman olup Peygamberimiz (a.s.)la birlikte bulunanlara karşı düşmanlıkta daha şiddetli, daha kat davranmaya başladılar.

Aşağılık adamlarını kışkırttılar, Peygamberimiz (a.s.)a saldırttılar.

Peygamberimiz (a.s.)ı yalanladılar.

Ona şairlik, sihirbazlık, kâhinlik ve mecnunluk.. gibi, kendilerinin de inanmadıkları türlü isnad ve ifti­ralarda bulunarak eziyet ettiler.

Peygamberimiz (a.s.) ise; Allah´ın emrini açıklamaktan; müşrikleri putlarından ayırmak, küfürlerinden uzaklaştırmak için, dinlerini yermek gibi, hiç hoşlanmadıkları şeyleri söylemekten geri dur­madı.[344]

Yüce Allah; müşriklere karşı Peygamberimiz (a.s.)ı amcası Ebu Talib ile, Hz. Ebu Bekir´i de kavim ve kabilesi ile korudu.

Diğer Müslümanlara gelince;

Müşrikler onları yakalıyorlar, çıplak vücutlarına demir gömlekler giydiriyorlar, kızgın güneşin altına yatırıp vücutlarının yağlarını eritiyorlardı!

Müşriklerden hiçbiri yoktu ki, yaptıkları dayanılmaz işkencelerle istediklerini onlara söyletmesin![345]

Ancak, Bilal-i Habeşî´ye söyletemediler.[346]

Kureyşfl erden her kabile; içlerinden Müslüman olanları,[347] Peygamberimiz (a.s.) a sahabi olanları;

Hapsetmek,

Dövmek,

Aç ve susuz bırakmak,

Mekke´nin en sıcak saatlerinde, en sıcak yerlerinde güneş altında tutmak.. gibi[348] türlü işkenceler­le yıldırıp dinlerinden döndürmeye kalkıştılar. [349]

Kimisi karşılaştığı ağır işkencelere dayanamayıp dininden dönüyor; kimisi de direniyor, dönmüyor, Allah da onu dininden dönmekten koruyordu.[350]

Ammar b. Yâsir´in babası, annesi ve kardeşi gibi, dinlerinden dönmeyip işkenceler altında can verenlerde vardı.[351] Kureyş müşrikleri, adamına ve yerine göre, her hakareti ve işkenceyi yapıyorlardı.

Ebu Cehil şerefli ve arkalı bir kimsenin Müslüman olduğunu işitince varıp ona çatıyor, hakaret ediy­or

"Sen babanın dinini bıraktın ha! Halbuki, o senden daha hayırlı idi. Demek sen onun fikrini hiçe say­dın, şerefini düşürdün, öyle mi Andolsun ki; biz de senin aklını akılsızlık ve ahmaklık sayacağız! Senin görüşünün yanlışlığını ortaya koyacağız! Şerefini kaybettireceğiz!" diyerek tehditlerde bulunurdu.

Eğer Müslüman olan zât ticaretle uğraşan bir kimse ise, ona:

"Vallahi, senin ticaretini durgunluğa uğratacağız, servetini yok ettireceğiz!" derdi.

Müslüman olan zayıf ve fakir bir kimse ise, onu döver, aldatıcı sözlerle kandırmaya[352] ve Müslümanlıktan döndürmeye çalışırdı.[353]

Abdullah b. Abbas´a:

"Resûlullah (a.s.)ın ashabı, dinlerini bırakmak için mazur sayılacak kadar, müşriklerden işkence görürler miydi " diye sorulmuştu.

Abdullah b. Abbas:

"Evet!" dedi. "Vallahi, müşrikler onlardan yakaladıkları herhangi birisini o kadar döverler,[354] o kadar aç ve susuz bırakarak döverlerdi ki,[355] atlan dayağın şiddetinden[356] oturamaz hale gelir, dininden döndürmek için söylemesini istedikleri herşeyi söylerdi.[357]

Hatta kendisine ´Allah´tan başka, Lât ve Uzzâ da tanrı mıdır ´ diye sorarlar, o da ´Evet!´ derdi.

Yanlarından geçmekte olan cual (yellengen) böceğini gösterip, ´Şu cual de, Allahtan başka, tanrın mıdır ´ diye sorarlar; o da, kendisine yaptıkları ağır işkenceden kurtulabilmek için ´Evet!´ derdi."[358]

Ayılıp aklı başına geldiği zaman ise, tevhide dönerdi.[359] İşte "Kalbi iman üzere sabit ve bununla mutmain ve müsterih olduğu halde cebr ve ikraha uğratılanlar müstesna olmak üzere, kim imanından sonra Allah´a inanmaz, küfre göğüs açarsa, işte Allah´ın gazabı o gibilerin başındadır! Onların hakkı, en büyük bir azabdır!"[360] mealli âyetteki istisna, böyleleri hakkında inmiştir.[361]



Peygamberimiz (a.s.)ı Korumak Üzere Hâşim ve Muttalib Oğullarının Ebu Talib´in Çevresinde Toplanmaları


Kureyş müşrikleri birbirlerini Peygamberimiz (a.s.)in ashabına işkence yapmaya kışkırttık­ları zaman, her kabile kendi aralarında bulunan Müslümanlara işkence etmeye ve onları dinlerinden döndürmek için zorlamaya başladılar.

Ebu Talib Kureyş müşriklerinin yaptıklarını görünce, Hâşim ve Muttalib oğullarını toplayıp, onları, kendisinin yaptığı gibi, Peygamberimiz (a.s.)ı korumaya davet etti.

Bu iki kabile Ebu Talib´in teklifini hemen kabul ettiler ve onunla birlikte oldular.

Ancak, Allah düşmanı Ebu Leheb, Ebu Talib´in teklifini, davetini kabul etmedi.[362]

Ebu Talib, bu münasebetle söylediği yedi beyitlik bir manzumesinde:

Kureyşîler içinde Abdi Menaf oğullarının,

Abdi Menaf oğulları içinde Hâşim oğullarının,

Hâşim oğulları içinde de Muhammed (a.s.)ın üstünlüğünü dile getirdi .[363]



Müşriklerin Tavaf Sırasında Peygamberimiz (a.s.)a Laf Atmaları ve Saldırmaları


1- Bir gün Kureyş eşrafı Kâbe´nin Hicr diye anılan yerinde toplanarak Peygamberimiz (a.s.)ı konuşmaya başladılar:

"Bizim, bu adamın işinde sabrettiğimiz kadar, hiçbir şeye sabrettiğimizi görmedik!

O, akıllarımızı akılsızlık saydı. Baba ve atalarımıza dil uzattı. Dinimizi yerdi. Topluluğumuzu bölüp dağıttı. İlahlarımıza hakaret etti.

Biz onun yapmış olduğu bu kadar ağır şeylere hep katlandık durduk" dediler.

Onlar böyle konuştukları sırada idi ki, Peygamberimiz (a.s.) göründü, yürüyerek geldi.

Hacerü´l-Esved´i istilam ettikten sonra, Kabe´yi tavaf ederken, yanlarından geçti.

Yanlarından geçerken, Peygamberimiz (a.s.)a laf attılar.

Müşriklerin bu hareketine Peygamberimiz (a.s.)ın kızdığı, yüzünden belli olmakta idi.

Peygamberimiz (a.s.) Kabe´yi tavafa devam etti.

İkinci kere, yanlarından geçtiği sırada, onlar yine aynı şekilde laf attılar.

Onların bu hareketine Peygamberimiz (a.s.)ın kızdığı, yüzünden belli olmakta idi.

Peygamberimiz (a.s.)ın üçüncü geçişinde, onlar yine önceki gibi laf attılar.

Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.) durdu, sonra da:

"Ey Kureyş cemaatı! İşitiyor musunuz Varlığım Kudret Elinde bulunan (Allah)´a yemin ederim ki, hakkınızda telakki eylediğim helak haberiyle geldim!" buyurunca, onlar tutulakaldılar, başlarına kuş kon­muş gibi başlarını önlerine eğip, kımıldamadılar.

Hatta, bundan önce Peygamberimiz (a.s.)a karşı onların en şiddetli davrananı (Ebu Cehil) bile, bulabildiği en güzel, en yumuşak sözleri kullandı da:

"Ey Kasım´ın babası! Geç git, doğru yolda olduğun halde git! Vallahi, sen cahil bir kişi değilsin!" dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) onların yanından ayrıldı.

Ertesi günü, Kureyş müşrikleri yine Hicr´de toplandılar. Birbirlerine:

"Onun size yaptıklarını ve hakkında size anlatılanları anıp duruyorsunuz. Fakat, o karşınıza dikil­erek hoşlanmadığınız şeyleri size tekrarladığı zaman kendisini serbest bırakıyorsunuz!" dediler.

Onların böyle konuştukları sırada, Peygamberimiz (a.s.) çıkageldi.

Hemen, oldukları yerden sıçrayıp Peygamberimiz (a.s.)ın çevresi sardılar. İlahları ve dinleri hakkındaki sözlerini anarak, Peygamberimiz (a.s.) a:

"Şöyle şöyle söyleyen sen misin " dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet! Bunları söyleyen benim" buyurunca, içlerinden birisi Peygamberimiz (a.s.)ın yakası­na yapıştı.

Hz. Ebu Bekir hemen kalkıp Peygamberimiz (a.s.)ın önünde durdu ve ağlayarak,[364] "Yazıklar olsun size![365] Siz bir adamı ´Rabbim Allah1 diyor diye öldürecek misiniz " deyince, Peygamberimizin üzerinden ayrıldılar.[366]

Müşrikler, Hz. Ebu Bekir´i de, o gün başının sık ve uzun saçından ve sakalından çekerek yaraladılar.[367]



Peygamberimiz (a.s.)ın İki Kötü Komşusundan Çektikleri


2- Peygamberimiz (a.s.)ın evi; iki kötü komşusu Ebu Leheb ile Ukbe b. Ebi Muayt´ın evleri arasında idi.

Bunlar; hayvan işkembesini[368] getirip Peygamberimiz (a.s.)ın kapısının önüne atarlardı.

Peygamberimiz (a.s.) bu iki komşusunun yaptıklarına üzülür:

"Ey Abdi Menaf oğulları! Bu ne biçim komşuluk !" diye sitemlenerek pislikleri kapısının önünden yayı ile ilerilere doğru iterdi.[369]

Ebu Leheb bir gün getirdiği pisliği Peygamberimiz (a.s.)ın kapısının önüne dökmek isterken, Hz. Hamza gördü. Pisliği onun elinden alıp onun başına döktü!

Ebu Leheb pislikleri başından yere silkerken, Hz. Hamza´ya:

"Ahmak!" diyerek hakaret etti.[370]

Ebu Leheb, yaptığı bu kötülükle de kalmaz, kendi evinden ve komşusu Adiyy b. Hamrau´s-SakafT´nin evinden, Peygamberimiz (a.s.) a taş atar dururdu.[371]



Ebu Leheb´in Karısı Ümmü Cemil´in Peygamberimiz (a.s.)a Düşmanlığı ve İşkenceleri


Ebu Leheb´in karısı Ümmü Cemil[372]ki, Ebu Süfyan´ın kızkardeşi ve Muaviye b. Ebi Süfyan´ın da halası idi-Peygamberimiz (a.s.)a düşmanlıkta aşırı gider;[373] küfründe, inkârında ve inadında kocasına yardımcı olurdu.[374]

Ümmü Cemil her gece[375] pıtrakları,[376] dikenleri,[377] dikenli ağaç dallarını[378] toplayıp[379] büyük demet yapar, boynuna bağlar,[380] geceleyin[381] ayağına batsın.[382] yaralar açsın diye Peygamberimiz (a.s.)ın geçeceği yollara atar, saçardı.[383]

Peygamberimiz (a.s.) ise, onlara kum yığınına,[384] ipeküzerine[385] basar gibi basar, geçer­di.[386]

Yüce Allah, gerek Ebu Leheb, gerek karısı Ümmü Cemil hakkında indirdiği sûrede:

"Yuh oldu iki eli Ebu Leheb´in, kendisi de yuh oldu!

Ona ne malı yarar verdi, ne de kazandığı!

O da, boğazında kıskıvrak bükülmüş bir urgan bulunduğu halde odun hammalı olarak karısı da, yaslanacak bir alevli ateşe!"[387] buyurdu; onların âhiretteki durumlarını duyurdu.[388]

Ümmü Cemil kendisi ve kocası hakkında Tebbet sûresinin indiğini işitince.[389] Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Ebu Bekir ile birlikte[390] Kabe Mescidinde[391]* oturduğu sırada oraya vardı. Kendisinin elinde bir taş bulunuyordu.[392]

Hz. Ebu Bekir, onu görünce,[393] Peygamberimiz (a.s.)a:

"Yâ Rasûlallah! Bu Ümmü Cemil´dir.[394] Eziyet edici bir kadındır.[395] Sana doğru[396] geliyor! Onun seni görmesinden korkuyorum![397] Keşke bu kadın sana bir zarar vermeden,[398] eziyet etmeden[399] kalkıp gitmiş olsaydın,[400] bir köşeye çekilseydin!" dedi.[401]

Peygamberimiz (a.s.):

"O beni göremez!" buyurdu.[402]

Gerçekten de, Ümmü Cemil Peygamberimiz (a.s.)ı göremedi! Yüce Allah ona göstermedi.

O ancak Hz. Ebu Bekir´i görebildi. Gelip, Hz. Ebu Bekir´in başına dikildi.[403] Ona:

"Ey Ebu Bekir! Arkadaşın nerede " diye sordu.[404]

Hz. Ebu Bekir:

"Ne yapacaksın onu [405] Sen benim yanımda hiç kimse görmüyor musun " dedi.

Ümmü Cemil:

"Benimle alay etme! Ben senin yanında senden başkasını göremiyorum[406]. Bana haber verildi ki, arkadaşın beni hicvetmiş.[407]

O şairse,[408] vallahi, ben de şair bir kadınım.[409] Kocam da şairdir.[410]

İşte, ben de onu hicvediyorum:[411]

´Biz o verilmişe isyan ediyoruz.

Onun peygamberlik işinden yüz çeviriyoruz.

Onun dininden hiç hoşlanmıyoruz.´[412]

Vallahi, onu bulsaydım, sutaşı kendisinin ağzına vuracaktım!" dedi.[413]

Hz. Ebu Bekir:

"Hayır![414] Vallahi, arkadaşım şair değildir.[415] O şiir söylemez de.[416]

Şu Beyt´in (Kabe´nin) Rabbine andolsun ki, o seni hicvetmiş değildir" dedi.[417] Ümmü Cemil:

"Muhakkak ki, sen benim katımda doğru sözlüsündür.

Kureyşîler iyi bilir ki, ben onların ulu kişilerinin[418] kızıyımdır!" diyerek dönüp gidince, [419] Hz. Ebu Bekir:

"Yâ Rasûlallah! O seni görmedi mi " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Beni görmedi! Allah onun gözünü alıp beni göremez hale getirdi!" buyurdu.[420]

Peygamberimiz (a.s.) dan hoşlanmayan Kureyş müşrikleri, Peygamberimiz (a.s.)ın ´Övülmüş´ mânâsına gelen Muhammed ismini zıddına çevirerek, Müzemmem (Yerilmiş) derlerdi.[421]

Peygamberimiz (a.s.), bunu şu hadis-i şerifleriyle açıklamışlardır:

"Yüce Allah´ın Kureyş müşriklerinin sövmelerini, lanetlemelerini benden nasıl uzaklaştırdığına şaş­maz mısınız

Onlar ´Müzeminem =Yerilmiş´ diye söver ve ´Müzemmem1 diye lanetlerlerdi.

Halbuki ben Muhammed´im (´Övülmüş´üm)."[422]



Ebu Leheb ile Karısının, Oğullarını Peygamberimiz (a.s.)ın Kızlarından Ayırmaları


Peygamberimiz (a.s.)a peygamberlik gelmeden önce, Peygamberimiz (a.s.)ın kızı Hz. Ümmü Külsûm Ebu Leheb´in oğlu Uteybe ile, Hz. Rukayye de Ebu Leheb´in diğer oğlu Utbe ile nişanlanmış olup, henüz evlenmemiş bulunuyorlardı.

Tebbet sûresi nazil olunca, Ebu Leheb´in kansı Ümmü Cemil oğullarına:

"Rukayye ve Ümmü Külsûm dinden çıkmışlardır. Onları boşayın, ayrılın onlardan!" dedi.[423]

Ebu Leheb de, oğullarının her ikisine:

"Muhammed´in kızını boşamazsan, başım başına haram olsun!" diyerek yemin etti.[424]

Bunun üzerine, Uteybe Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelerek:

"Ben senin dinini tanımıyorum. Kızından da ayrı İdi m .[425] Artık ne sen beni sev, ne de ben seni sev­erim.[426] Ne sen bana gel, ne de ben sana gelirim !"[427] dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın gömleğini yırttı![428]

Uteybe o sırada ticaret maksadıyla[429] Şam tarafına[430] gitmek üzere idi.[431]

Ebu Leheb, Uteybe´nin satması için, Şam´a elbise yüklem işti .[432]

Peygamberimiz (a.s.) Uteybe´nin yapmış olduğu çılgınlığa karşı:

"Dilerim ki,[433] Allah köpeklerinden birköpeği[434] senin üzerine salar!"[435]

"Allah köpeklerinden bir köpeği senin üzerine salsın!"[436]

"Allah´ım! Köpeklerinden bir köpeği[437] onun üzerine sal!" diyerek aleyhinde dua etti.[438]

Buna binaen, Ebu Leheb:

"Muhammed´in oğlum aleyhindeki duasından korkuyorum!" dedi.[439]



Uteybe´nin Bir Arslan Tarafından Isırılıp Öldürülüşü


Uteybe Kureyşîlerden bir ticaret kafilesiyle yola çıktı.

Zerka´[440] diye anılan bir yerde geceleyin konakladılar.

O gece bir arslan gelip çevrelerinde dolaşmaya başlayınca, Uteybe:

"Vay anam! Vallahi, Muhammed´in dediği gibi, bu beni yiyecek! Benim katilim İbn Ebi Kebşe´dir. Kendisi Mekke´de, ben Şam´da olsam da!" dedi.

Arslan o gece çevrelerinde dolaştıktan sonra dönüp gitti!

Arkadaşları Uteybeyi ortalarına alıp uyudular.[441]

Arslan geri geldi. Aralarından geçti.[442] Yavaş yavaş ve koklaya koklaya, Uteybe´nin yanına kadar vardı,[443] başını yakalayıp öyle bir ısırışla ısırdı ki, işini bitiriverdi![444]

Uteybe, can çekişirken:

"Ben size ´Muhammed insanların en doğru sözlüsüdür1 demedim mi " diyerek ölüp gitti.[445]

Oğlunun arslan tarafından öldürüldüğünü işitince, Ebu Leheb de:

"Ben size ´Muhammed´in oğlum hakkındaki duasından korkuyorum1 dememiş miydim " demiştir.[446]

4- Ukbeb. Ebi Muaytda, Peygamberimiz (a.s.)a düşmanlıkta ve işkence yapmakta müşrik­lerin en aşırılarındandı.

Peygamberimiz (a.s.), ona:

"Ey Eban´ın babası! Senden gördüğümüz şeyleri sen daha kısmayacak, azaltmayacak mısın "diye sorduğu zaman, Ukbe:

"Hayır! Sen üzerinde durduğun şeyi [peygamberliği] bırakıncaya kadar, kısmayacağım!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Vallahi, sen ya bu davranışlarından vazgeçersin, ya da başına ansızın bir belâ gelip çatar!" buyur­du.

Ukbe b. Ebi Muayt bir gün bir zenbile doldurduğu insan pisliğini Peygamberimiz (a.s.) m kapısının önüne dökmek isterken, Peygamberimiz (a.s.)ın halası Ervâ Hatunun oğlu Tuleyb b. Umeyr gördü. Hemen zenbilini elinden alarak, Ukbe´nin başına döktü!

Ukbe, Tuleyb´e yapışıp, onu çeke çeke annesi Ervâ Hatunun yanına götürdü. Ona:

"Oğlunun Muhammed yüzünden bana şu yaptığını görmüyor musun " dedi.

Ervâ Hatun:

"Sen, ondan, bundan daha lâyık bir davranış mı beklerdin O, onun dayısının oğlu olur. Mallarımız ve canlarımız Muhammed´in uğruna feda olsun!" dedi.[447]



Peygamberimiz (a.s.)ın Kureyş Müşriklerinden Yedi Kişi Aleyhinde Dua Edişi


5- Abdullah b. Mes´ud der ki:

"Peygamber (a.s.), Beytullah´ın yanında durup[448] namaz kılıyordu.[449]

Kureyşîl erden birtakım kimseler;[450] Ebu Cehil ve arkadaşları,[451] ki onlar

1- Ebu Cehil b. Hişam,

2- Şeybe b. Rebia,

3- Utbe b. Rebia,

4- Ukbe b. Ebi Muayt,

5- Ümeyye b. Halef[452]

ve daha başka iki kişiden oluşan[453] yedi kişilik bir topluluk.[454] Hicr´de,[455] Peygamber (a.s.)ın çevresinde[456] oturuyorlardı .[457]

Bir gün önce bir dişi deve boğazlanmıştı;[458] onun dölyatağı[459] ve işkencesinin pisliği, tersi,[460] yakın bir yerde bul un uy ordu.[461]

Peygamber (a.s.) secdesini uzattı .[462]

Müşriklerin içlerinden birisi,[463] Ebu Cehil:[464]

´Görmüyor musunuz şu müraiyi (gösterişçiyi) [465] Hanginiz varıp filan oğullarının[466] boğazlanan devesinin dölyatağını,[467] işkembe içindeki tersini,[468] kanını[469] getirir ve secdeye vardığı zaman[470] Muhammed´in sırtına,[471] iki om uzunun arasına koyar diye sordu.[472]

Oradakilerin en şakîsi, en bedbahtı olan[473] Ukbe b. Ebi Muayt[474] ´Benyapanm´ dedi.[475] Hemen kalkıp[476] gitti.[477] Dölyatağını,[478] işkembe içindeki tersini[479] alıp[480] getirdi .[481]

Peygamber (a.s.)ın secdeye gitmesini bekledi.[482]

Secdeye vardığı zaman,[483] onları Peygamber (a.s.)ın[484] iki omuzunun arasına[485] koyunca, gülmeye başladılar.[486]

Katıla katıla gülmekten,[487] (yere yıkılmamak için) birbirlerinin üzerine eğildiler, dayandılar![488]

Peygamber (a.s.) secdeden ayrılmıyor.[489] başını kaldırmıyordu,[490]

Ben ise, hiçbir işe yaramıyor,[491] ayakta dikilip duruyor,[492] sadece ona bakıyordum.[493]

Konuşmaya bile gücüm yetmiyordu.

Beni koruyacak kavim ve kabilem yoktu.[494]

Ne olurdu, o zaman, koruyacak bir gücüm ve koruyucum olaydı da, Resûlullah (a.s.)ın sırtından onları hemen kaldırıp ataydım![495]

Nihayet, bir insan gidip Fâtıma´ya haber verdi.[496]

Fâtıma o zaman küçük bir kızdı.[497] Koşarak[498] geldi

Resûlullah (a.s.)ın üzerinden, onları alıp attı.[499]

Bunu yapanlara ilendi.[500] Ağır sözler söyledi.[501]

Onlar Fâtıma´ya hiçbir karşılık vermediler.[502]

Peygamber (a.s.), her zaman olduğu gibi, secdesini tamamlayıp başını kaldırdığı[503] ve namazını bitirdiği zaman,[504] Beytullah´a,[505] Kâbe´ye[506] yöneldi.[507] Sesini yükseltti.[508] Kureyşilerden, içlerinde:

Ebu Cehil,

Ümeyye b. Halef,

Utbe b. Rebia,

Şeybe b. Rebia,

Ukbe b. Ebi Muayt´ın da bulunduğu[509] yedi kişi aleyhinde dua etti.[510]

Resûlullah (a.s.)ın üç kere:

´Ey Allah! Kureyş´i Sana havale ediyorum I[511]

Ey Allah! Kureyş´i Sana havale ediyorum ![512]

Ey Allah! Kureyş´i Sana havale ediyorum ![513]

Ey Allah! Kureyş´ten şu topluluğu Sana havale ediyorum ![514]

Ey Allah! Ebu Cehl Amrb. Hişam´ı Sana havale ediyorum!

Ey Allah! Utbe b. Rebiayı Sana havale ediyorum!

Ey Allah! Şeybe b. Rebiayı Sana havale ediyorum!

Ey Allah! Ukbe b. Ebi Muayt´ı Sana havale ediyorum!

Ey Allah! Ümeyye b. Halefi Sana havale ediyorum!

Ey Allah! Velid b. Utbe´yi Sana havale ediyorum!

Ey Allah! Umâre b. Velid´i Sana havale ediyorum!´

diyerek aleyhlerinde dua ettiğini işittikleri zaman, onların gülmeleri, gülüşmeleri birden kesilip gidi­verdi.[515]

Peygamber (a.s.)ın onların aleyhlerinde dua etmesi çok ağırlarına gitti.

Çünkü, kendileri de, bu beldede yapılacak duanın muhakkak kabul olunacağı inancında idiler.[516]

Bunun için, Peygamber (a.s.)ın aleyhlerindeki duasından korktular.[517]

Muhammed (a.s.) a Kitabı indiren,[518] Muhammed (a.s.)ı hak dinle Peygamber gön­deren,[519] canım Kudret Elinde bulunan[520] Allah´a yemin ederim ki:[521] Resûlullah´ın adlarını saymış olduğu[522] bu kişilerin hemen hepsinin[523] Bedir Günü öldürüldüklerini,[524] yerlere serildiklerini,[525] kuyuya atıldıklarını gördüm.[526] Çok sıcak bir gündü. Güneş onları değiştirmiş (kokutmuş) idi.[527] Sonra onlar çukura, Bedir kuyusuna sürüklendiler,[528] atıldılar!"[529]

Bundan sonra, Resûlullah (a.s.) Mescid-i Haram´dan[530] çıktı.

Ebu´l-Bahterî´ye rastladı.[531]

Ebu´l-Bahterî´nin elinde bir sopa vardı.[532] Ona dayanıyordu.[533]

Ebu´l-Bahterî, Peygamber (a.s.)ı görünce,[534] onun benzi hiç de boşuna gitmedi.[535]

Kendisini tutup:

"Gel![536] Bana söyle bakayım, sana ne oldu " dedi.

Peygamber (a.s.):

"Bırak beni gideyim!" buyurdu.

Ebu´l-Bahterî:

"Sen bana ya halini bildireceksin, ya da, Allah bilir ki, seni bırakmayacağım! Muhakkak senin başı­na birşeyler gelmiş!" diyerek,[537] halini sordu.[538]

Peygamber (a.s.), Ebu´l-Bahterî´nin söyletmedikçe kendisini bırakmayacağını anlayınca:

"Ebu Cehil benim üzerime pislik atılmasını emretti"[539] diyerek, kendisine yapılanı ona haber verdi.[540]

Bunun üzerine, Ebu´l-Bahterî:

"Haydi, gel benimle birlikte Mescid´e!" dedi.[541]

Peygamber (a.s.) gelmek istemeyince, Ebu´l-Bahterî tutup onu zorla Mescid´e koydu.[542] Mescid´e girince, Ebu Cehil´e yönelerek:

"Ey Hakem´in babası! Muhammed´in üzerine pislik atılmasını sen mi emrettin " diye sordu. Ebu Cehil:

"Evet!" der demez,[543] elindeki sopayı kaldırıp Ebu Cehil´in başına vurdu!

Orada bulunan adamlar; Ebu Cehil´in mensup bulunduğu Mahzum oğullarıyla, Ebu´l-Bahterî´nin mensup bulunduğu Esed b. Abduluzzâ oğulları, yerlerinden sıçrayıp birbirlerinin üzerine atıldılar. Ebu Cehil:

"Yazıklar olsun sizlere! Sizin şu davranışınız kimin için olmuş (kimin işine yaramış) oluyor Muhammed ancak aranıza düşmanlık sokup kendisinin ve ashabının kurtulmasını istiyor" diyerek bağırdı .[544]


Ukbe b. Ebi Muayt´la Ebu Cehil´in Peygamberimiz (a.s.)ı Öldürmeye Kalkışmaları


Abdullah b. Amr b. Âs´ın bizzat görüp anlattığına göre; bir gün Peygamberimiz (a.s.) Kâbe´nin Hicr mevkiinde namaz kılarken, Ukbe b. Ebi Muayt gelmiş, Peygamber (a.s.)ı boğmak için ridasını boynuna dolayarak şiddetle çekmeye başlamış, Hz. Ebu Bekir yetişerek onu omuzundan tutup Peygamber (a.s.)ın üzerinden def etmiştir.[545]

Peygamberimiz (a.s.) Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden birtakım kişilerin güneş battıktan sonra Kabe´nin arkasında toplanarak konuşmak bahanesiyle kendisini çağırıp, peygamberlik­ten vazgeçirtmek için kendisine türlü hakaret ve yersiz tekliflerde ve ölümle tehditlerde bulunmaları üzer­ine, meclislerinden kalkıp derin bir üzüntü içinde evine gittikten sonra,[546] Ebu Cehil:

"Ey Kureyş cemaatı! Görüyorsunuz ki, Muhammed dininizi ayıplamaktan, baba ve atalarınıza dil uzatmaktan, akıllarınızı akılsızlık saymaktan, ilahlarınıza dil uzatmaktan başka birşey kabul etmedi![547]

Ben Allah´a söz veriyorum ki, yarın kolay kolay taşıyamayacağım bir taş alıp oturacak, namazda secdeye kapandığı zaman, o taşla Muhammed´in başını ezeceğim![548]

Bunun üzerine, siz beni ister koruyunuz, ister Abdi Menaf oğullarına teslim ediniz. Bundan sonra, Abdi Menaf oğulları bana istediklerini yapsınlar (razıyım)" dedi. Kureyş müşrikleri:

"Vallahi, biz seni hiçbir zaman onlara teslim etmeyiz! Git, istediğini yap!" dediler.

Ebu Cehil, sabaha çıkınca, vasıfladığı gibi, güçlükle taşıyabileceği iri bir taş aldı. Oturup Peygamber (a.s.)ın gelmesini bekledi.

Peygamberimiz (a.s.); her zaman olduğu gibi, sabahleyin Kabe´ye geldi. Kendisinin, Mekke´de kıblesi, Şam´a doğru idi.

Bunun için, namaz kılacağı zaman, Yemen köşesiyle Hacerü´l-Esved arasında kılar, Kabe´yi Şam ile kendi durduğu yer arasına alırdı.

Peygamberimiz (a.s.) durup namaz kılmaya başladı.

Kureyş müşrikleri toplantı yerlerine gelip oturmuşlar, Ebu Cehil´in ne yapacağını bekliyorlardı.

Ebu Cehil taşı yüklendikten sonra Peygamberimiz (a.s.)a doğru ilerledi.

Peygamberimiz (a.s.)ın yanına yaklaşır yaklaşmaz, yenilgiye uğramış, benzi sararmış, büyük bir korkuya tutulmuş, elleri taşı tutamaz olmuş, hatta taş elinden yere düşmüş olarak hemen geri döndü.

Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri ona doğru vardılar.

"Ey Hakem´in babası! Sana ne oldu !" dediler. Ebu Cehil:

"Dün size söylediğim şeyi ona yapmak üzere kalkıp ona doğru vardım. Kendisinin yanına yak­laştığım zaman, önüme develerden bir puğur çıkıverdi! Hayır! Vallahi, o puğurun ne tepesi ve boyun kökü, ne de dişleri gibisini hiçbir puğurda görmem isimdir. O beni hemen yemek istemişti!" dedi.[549]



Hz. Ebu Bekir´le Talha b. Ubeydullah´a Yapılan İşkence


8-9. Hz. Ebu Bekir ile Talha b. Ubeydullah´ı[550] İslâm dininden döndürmek[551] ve kendilerinin namaz kılmalarına mani olmak için;[552] "Kureyşîlerin Arslanı" diye anılan Nevfel b. Huveylidü´l-Adevî[553] ile Talha b. Ubeydullah´ın ağabeyi Osman b. Ubeydullah,[554] tutup ikisini bir ipe bağlarlardı. Bundan dolayı, Hz. Ebu Bekir´le Talha b. Ubeydullah´a "Karman," "Karîneyn" denilmiştir.[555]

Hz. Ebu Bekir ile Talha b. Ubeydullah, kendilerine yapılan bu işkenceye rağmen, yaptırılmak iste­nileni yapmazlardı .[556]

Hz. Ebu Bekir´in mensup olduğu Teym oğulları, bunlara işkence yapıldığını gördükleri halde pek aldırış etmezler, onları pek korum azlardı.[557]

Osman b. Ubeydullah, her ikisinin bağlarından kurtulmuş oldukları halde namaz kıldıklarını görüp korkuya düşmedikçe, onlara bu işkenceyi yapmaktan vazgeçmedi .[558]

Mes´ud b. Hıraş der ki:

"Safa ile Merve arasında sa´y ettiğimiz sırada, birçok insanların elleri boynuna bağlı bir gencin ardı­na düştüklerini gördüm.

´Kimdir bu genç Nedir kendisinin suçu ´ diye sordum.

´Talha b. Ubeydullahtır! Dininden çıkmış, başka bir dine girmiş´ dediler.

´Ya şu kadın da kim ´ diye sordum.

´Onun annesidir1 dediler."[559]



Zübeyr b. Avvam´a Yapılan İşkence


10. Zübeyr b. Avvatm´ı amcası bir hasıra bağlar, yaktığı ateşin dumanını ona doğru tüttürür: "Eski dinine dön!" diye zorlar, Zübeyr b. Avvam da: "Ben hiçbir zaman küfre dönmem!" derdi.[560]



Hz. Osman´a Yapılan İşkence


11- Hz. Osman´ı, amcası Hakem b. Ebi´l-Âs bir ipe bağlayıp:

"Sen atalarının dinini bıraktın da,[561] sonradan sonraya ortaya çıkarılmış bir dine,[562] Muhammed´in dinine[563] girdin hal Vallahi, sen üzerinde bulunduğun bu dini bırakıncaya kadar seni çözmeyeceğim!" derdi. Hz. Osman da:

"Vallahi, ben onu hiçbir zaman bırakmam! Ondan hiçbir zaman ayrılmam" derdi.

Hakem b. Ebi´l-Âs, Hz. Osman´ın dinine son derece bağlı olduğunu görünce, onu kendi haline bırak­tı.[564]



Mus´ab b. Umeyr´e Yapılan İşkence


12- Mus´ab b. Umeyr, annesinden ve kavminden korkarak, Müslümanlığını gizli tutar, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gizlice giderdi.[565]

Osman b. Talha, Mus´ab b. Umeyrln namaz kıldığını görüp onu annesine ve kavmine haber verdi.

Onlar da Mus´ab´ı tutup hapsettiler.[566]

Allah yolunda Habeş ülkesine yapılan ilk hicrete katılıp Mekke´den ayrılıncaya kadar, kendisini serbest bırakmadılar.[567]



Zinnîre Hatuna Yapılan İşkence


13- Zinnîre Hatun; müşrikler tarafından kendi dinlerine döndürülmek için[568] en ağır işkencelere uğratılan kadın köleler arasında idi .[569]

Hz. Ömer´in de Müslüman olmadan önce yaptığı gibi, kendisinin üzerine yürünüp boğazı sıkılır, elleri yanlarına düşer, öldü sanılırdı.[570]

Ebu Cehil´in yaptığı işkenceler yüzünden[571] Zinnîre Hatunun gözleri görmez olmuştu.[572]

Ebu Cehil:

"Gördün mü Lât ve Uzzâ senin gözünü de kör etti!" dedi .[573]

Zinnîre Hatun:

"Hayır! Vallahi, bu öyle değildir!

Benim gözümü böyle eden onlar değillerdir![574]

Lât ve Uzzâ, ne yarar, ne de zarar vermeye asla kadir olamazlar.[575]

Lât ve Uzzâ, hiçbir şeyi göremezler!

Onlar kendilerine tapanları da, tapmayanları da bilemezler![576]

Fakat, bu, semavî bir iştir.

Benim Rabbim gözümü geri vermeye, beni gördürmeye de kadirdir!" dedi.[577]

Diğer Kureyş müşrikleri de:

"Onun gözlerini ancak Lât ve Uzzâ kör etmiştir!" dediler.[578]

Zinnîre Hatun, bunu işitince:

"Allah´ın Beyt´ine (Kabe´sine) yemin ederim ki, onlar yalan söylüyorlar!

Lât ve Uzzâ ne zarar verebil ir, ne de yarar" dedi.[579]

O gece geçip sabaha çıkınca,[580] Yüce Allah, Zinnîre Hatunun gözünü geri çevirdi, gördürdü. [581] Kureyş müşrikleri:

"Bu da Muhammed´in sihirlerindendir!" dediler. [582]

Ebu Cehil, Zinnîre Hatun ve benzeri Müslümanlar hakkında:

"Muhammed´in izinden giden şu akılsızlara şaşmaz mısınız ! Eğer Muhammed´in getirdiği şey hayırlı ve gerçek olsaydı, biz ona uymakta bunlardan daha önce davranır ve kendilerini geçerdik! Zinnîre´nin doğruyu bulmakta bizi geçeceğini mi sanırsınız " demişti.[583]

Bunun üzerine inen âyette[584] şöyle buyuruldu:

"O kâfirler, iman edenler için ´Eğer onda bir hayır olsaydı, bu hususta onlar bizim önümüze geçe­mezlerdi, bizden önce ona kusamazlardı dediler.

Halbuki, onlar onunla (Kur´ân´la) hidayeti kabul etmedikleri için de ´Bu, eski bir yalandır´ diyeceklerdir."[585]



Ümmü Ubeys Hatuna Yapılan İşkence


14- Ümmü Ubeys; Zinnîre Hatunun kızı olup,[586] Allah yolunda işkenceye uğrayanlar arasında idi.[587]

Müslümanlıktan döndürülmek için, ona, müşriklerden Abdi Yağus işkence yapardı .[588]



Nehdiye Hatun ile Kızına Yapılan İşkence


15-16- Nehdiye Hatun ile kızı da, Allah yolunda işkenceye uğratılan Müslüman köle kadınlar­dandı.[589]


Lübeyne Hatuna Yapılan İşkence


17- Lübeyne Hatun Müemmel oğullarının kölesi olup;[590] Hz. Ömer, Müslüman olmadan önce, onu Müslümanlıktan döndürmek için en ağır işkencelere uğratırdı.[591]

Hassan b. Sabit der ki:

"Ben umre hacısı olarak Mekke´ye varmıştım.

Peygamber (a.s.) halkı İslâmiyete davetle uğraşıyor, ashabı da işkencelere uğratılıyorlardı.

Ömer b. Hattab´ın başucuna dikildim.

Kendisi beline izar (fota) tutunmuştu.

Müemmel oğullarının kölesi olan kadının boğazını, elleri gevşeyip yanlarına düşünceye kadar sıktı durdu! Ben, kendi kendime:

´Öldü artık kadıncağız!1 dedim.

Ömer b. Hattab onu bırakıp Zinnîre´nin üzerine yürüdü, ona da bunun gibi yapti."[592]

Hz. Ömer, Müslüman olmadan önce, yine bir gün, Müslümanlıktan döndürmek için Lübeyne Hatuna işkence yapıyor, vurup duruyordu. Dövmekten bıkınca, yorulunca, ona:

"Senden özür dilerim! Ben seni yorulduğum için bıraktım!" dedi.[593] Lübeyne Hatun da ona:

"Eğer Müslüman olmazsan,[594] Allah da sana böyle yapacaktır!" dedi.[595]



Âmir b. Füheyre´ye Yapılan İşkence


18- Amir b. Füheyne; Müslümanlıktan döndürülmek için müşrikler tarafından işkenceye uğratılan kölelerdendi.[596]

Kendisinin bazan Bilal-i H abeşî ile birlikte bir urgana bağlanarak çocuklar tarafından çekilip işkence yerlerine götürüldüğü görülür[597] bazan da ne söylediğini bilemeyecek kadar işkenceye tutulduğu olurdu.[598]



Ebu Fükeyhe´ye Yapılan İşkence


19- Ebu Fükeyhe, Müslümanlıktan döndürülmek için en ağır işkencelere uğratılan kölelerdendi.[599]

Ebu Fükeyhe´ye, Abduddar oğulları işkence yaparlardı.[600]

Kendisini elbisesiz olarak[601] ayağından [602]zincirle[603] bağlarlar,[604] öğlenin en şiddetli sıcağında Remda´ya çıkarırlar, göğsünün üzerine kocaman bir taş, kaya parçası koyarlar,[605] aklı başından gider,[606] ne söylediğini bilmez olur,[607] dili ağzından dışarı çıkardı.[608]

"Öldü artık!" denilip bırakılırdı.

Sonra, ayı lir, kendine gelirdi.[609]

Bir gün, Ümeyye b. Halef de Ebu Fükeyhe´nin ayağını iplerle bağlattı. Sürükleyip Remda´ya götürmelerini emretti. Kendisini oraya bıraktırdı.[610]

Ümeyye b. Halef, o sırada yanlarından yürüyüp geçmekte olan cual (yellengen) böceğini göster­erek, Ebu Fükeyhe´ye:

"Senin Rabbin bu değil mi " dedi.

Ebu Fükeyhe:

"Benim Rabbim Allah´tır!

Beni de, seni de yaratan O´dur!

Şu cual böceğini de O yarattı!" deyince, Ümeyye b. Halef kızdı.[611]

Ebu Fükeyhe´nin boğazını boğarcasına sıktı.

Ümeyye b. Halefin kardeşi Übeyy b. Halef de:

"Arttır onun azabını, Muhammed gelip onu kurtarıncaya kadar!" dedi.

O gün, öldüğünü sanıncaya kadar Ebu Fükeyhe´ye bu şekilde işkence yapıp durdular.[612]

Ebu Fükeyhe Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katılıp Mekke´den ayrılıncaya kadar, müşrikler ona işkence yapmaktan geri durmadılar.[613]



Bilal-i Habeşî ile Annesine Yapılan İşkence


20-21- Bilal-i Habeşî Müslümanlığını gizlemeyip açıklayan ilk yedi mücahidden birisi olup,[614] Allah yolunda en ağır işkencelere uğratılan kölelerden,[615] Müslümanların zayıf ve fakir tabakasındandı.

Dininden döndürülmek için yapılan en ağır işkencelere katlanırdı.

İşkencelere tutulup:

"Haydi, sen de bizim gibi söyle!" diye zorlandıkça;

"Dilim onu iyi söyleyemiyor! Ona dilim dönmüyor! Ehad! Ehad! [Birdir! Birdir!]" demekten geri dur­maz, müşrikler söyletmek istedikleri hiçbir şeyi ona söyletemezlerdi.[616]

Kendisine, Allah yolunda canını feda etmek, küfür sözünü söylemekten daha kolay gelirdi![617]

Kureyş müşriklerinden Ümeyye b. Halef; Bilal-i Habeşî´nin ellerini, ayaklarını sıkıca bağlattırır,[618] öğle vakti kızgın güneşin altında Mekke vadisinde sırtüstü yatırtır, sonra büyük bir kaya parçasının onun göğsünün üzerine konulmasını emredip koydurur, Bilal-i Habeşî´ye de:

"Vallahi, ya ölünceye kadar böyle kalırsın, ya da Muhammedi inkâr eder, Lât ve Uzzâya taparsın!" derdi.

Bilal-i Habeşî ise, bu bela içinde:

"Ehad! Ehad! [Birdir! Birdir!]" derdi.[619] Kendisinin:

"Vallahi, onları kızdırdığım, bundan daha ağır bir kelime bilseydim, muhakkak onu söylerdim!" dediği de rivayet edilir.[620]

Bilâl-i Habeşî´yi bir gün bir gece susuz bıraktıktan sonra,[621] kendisine demir gömlek giydirip Remda´nın şiddetli sıcağı altında da tutar, vücudunun yağını eritirlerdi![622]

Bilal-i Habeşî´nin bu ağır işkenceler altında bayılıp ayıldığı da olurdu.[623]

Hassan b. Sabit der ki:

"Ben, hacc veya umre yaptığım sırada görmüştüm:

Bilal ile birlikte Âmir b. Füheyre bir urgana bağlanmış, çocuklar onları çekip götürüyorlar, Bilal ise ´Ehad! Ehad! [Birdir! Birdir!] Ben Lâfı, Uzzâyı, Hübel´i, İsafı, Nâile´yi ve Büvâneyi tanımıyorum1 diyor­du."

Ümeyye b. Halef onu Remda´da yere yatırdı.

İstediği kadar işkence yaptıktan sonra, boynuna ip taktırdı.[624]

Çocuklara teslim etti. Onlar da Mekke sokaklarında dolaştırdılar.

Bilal-i Habeşî, o halde, yine;

´Ehad! Ehad! [Birdir! Birdir!]" demekte idi."[625]

Bilal-i HabeşPnin annesi Hamâme Hatun da, Allah yolunda işkenceye uğrayan köle kadınlar­dandı.[626]


Habbab b. Eret´e Yapılan İşkence


22- Müşrik kadınlardan Ümmü Enmar´ın azadlı kölesi olan Habbab b. Eret,[627] Müslümanlığını açık­lamaktan çekinmeyen,[628] dininden döndürülmek için Mekke´de en ağır işkencelere uğratılan koruyucusuz Müslümanlardandı.[629]

Müşrikler onun çıplak vücudunu dikenler içinde sürürlerdi.[630]

Kendisinin, çıplak vücuduna demir gömlek giydirilip, en sıcak günde Remda´da güneş altında vücudunun yağı eritilircesine tutulduğu da olurdu.[631]

Güneşten kızgın hale gelmiş ya da ateşle kızdırılmış olan taşa çıplak sırtı bastırıldığı halde, söylet­mek istedikleri şeyi, küfür sözünü ona söyletemezlerdi.[632]

Nitekim, müşrikler bir gün onu yakalayıp soydular. Düz bir yerde yaktıkları ateşin içine, sırtının üzer­ine yatırdılar.

İçlerinden birisi onun göğsünün üzerine ayaklarıyla bastı.

Ateş sönünceye ve yer soğuyuncaya kadar, kendisini öylece tuttular!

Yıllar geçtiği halde bile, Habbab´ın sırtındaki yanıkların yerleri, alacaları kaybolmadı[633]

Hz. Ömer, halifeliği sırasında, Habbab´a müşriklerden çektiği işkenceyi sormuştu. Habbab:

"Ey mü´minler emîri! Bak sırtıma!" dedi.

Hz. Ömer onun sırtına bakınca:[634]

"Doğrusu ben insan sırtının[635] bugünkü gibisini hiç görmemiştim!" dedi. Habbab:

"Benim için bir ateş yakmışlardı da,[636] ben onun üzerine sürüklenip atılmıştım.[637] O ateşi benim sırt etimin yağı söndürmüştü!" dedi.[638]

Habbab demirci idi.[639] Kılıç yapardı.[640] Habbab´ın hanımefendisi Ümmü Enmar da, Habbab´ın başını ateşte kızdırdığı demirle dağlardı!

Habbab, Peygamberimiz (a.s.)a varıp, Ümmü Enmar´dan şikâyetlendi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey Allah! Habbab´a yardım et!" diyerek dua edince, Ümmü Enmar başından bir derde tutulup, köpeklerle birlikte ulur oldu! Kendisine:

"Başını dağlat!" diye tavsiye edildi.

Bunun üzerine, Habbab demiri alır, ateşte kızdırır, Ümmü Enmar´ın başını onunla dağlardı![641]

Habbab´a, müşriklerden Abdi Yağus da işkence yapardı.[642]

Habbab b. Eret der ki:

"Bizler, müşriklerin en ağır işkencelerine uğramış bulunuyorduk.[643]

Resûlullah (a.s.), Kabe´nin gölgesinde, bürdesini, kaftanını yastık edinerek ona dayanmış olduğu bir sırada idi ki, yanına vardık, halimizi (müşriklerden çektiklerimizi) kendisine arz ve şikâyet edip:[644]

´Yâ Rasûlallah! Yüce Allah´a bizim için dua et![645] Bizim için Yüce Allah´tan yardım dile![646]

Yâ Rasûlallah![647] Bizi dinimizden döndürmelerinden korktuğumuz şu kavme karşı[648] bizim için Yüce Allah´tan yardım dilemez misin [649] Bizim için, Allah´a dua etmez misin dedik.[650]

Resûlullah (a.s.)ın hemen yüzünün rengi değişti.[651] Yüzü al al olduğu halde,[652] doğrulup oturdu:[653]

´Vallahi,[654] sizden öncekiler içindeki[655] mü´minlerden[656] bir kimse yakalanır,[657] kendisi için yerde bir çukur kazılır,[658] o kimse o çukura dizlerine kadar gömülür.[659] sonra bir testere getirilir,[660] başının üzerine konulup biçilerek ikiye bölünürdü de, bu işkence kendisini dininden döndüremezdi![661]

Yahut,[662] onun kemiğinin üzerinden eti ve siniri demir taraklarla taranır, kazınırdı da, yine, bu işkence kendisini dininden döndüremezdi![663]

Allah´tan korkunuz!

Hiç şüphesiz, Allah sizin için fetih ihsan edecektir![664]

Vallahi,[665] Yüce Allah bu işi muhakkak tamamlayacaktır![666]

Bu iş muhakkak tamamlanacaktır![667]

Bu işin hükmü muhakkak yerine getirilecektir![668]

O kadar ki, hayvanına binmiş bir kimse, San´a ile Hadramevt arasında,[669] San´a´dan çıkıp Hadramevte kadar[670] gidecek de, Yüce Allah´tan başka, hiçbir şeyden korkmayacak; ancak (varsa) koyunu hakkında kurt saldırmasından kaygı duyacaktır!

Fakat, siz acele ediyorsunuz!1 buyurdu."[671]



Mikdad b. Amr´a Yapılan İşkence


23- Mikdad b. Aımr (Esved); Müslümanlığını açıklamaktan çekinmeyen[672] ve dininden döndürülmek için müşrikler tarafından demir gömlek giydirilip Remda´nın şiddetli sıcağı altında tutularak vücudunun yağı eritilecek derecede ağır işkencelere uğratılan Müslümanlardandı.[673]



Suheyb b. Sinan´a Yapılan İşkence


24. Kureyş müşriklerinden Abdullah b. Cüd´an´ın azadlı kölesi olan Suheyb b. Sinan,[674] Müslümanlığını açıklamaktan çekinmeyen yedi mücahidden birisi idi.[675]

Müslümanlıktan döndürülmek için, en ağır işkencelere uğratılirdi .[676]

Yapılan işkencenin ağırlığından, ne söylediğini bilmez hale gelirdi.[677]

Kendisine demir gömlek giydirilip en sıcak günde Remda´da güneşin altında tutulur, vücudunun yağı eritilirdi.[678] Suheyb b. Sinan, bir gün, yanında Habbab b. Eretve Ammar b. Yâsir olduğu halde Kureyş müşrik­lerinin yanlarından geçerken, müşrikler:

"İşte, Muhammed´in meclisinde bulundurduğu kişiler şunlar! " diyerek alay etmeye başlayınca, Suheyb:

"Evet! Biz Allah´ın Peygamberinin meclisinde bulundurduğu kişileriz!

Ona biz iman ettik; siz ise küfrettiniz!

Onu biz tasdik ettik; siz ise tekzip ettiniz!

Müslümanlıkla zelillik ve hakirlik, müşriklik ile de azizlik bir arada bulunmaz!" deyince, müşrikler ona saldırdılar.[679]

"Demek Allah aramızdan (bula bula) bunlara lutfunu lâyık görmüş ha! "[680] diyerek onu dövdüler.[681]

Müşrikler Mekke´de, böyle kavim ve kabilesi ve kendilerinin koruyucuları bulunmayanları, din­lerinden döndürmek için, öğlenin en sıcak saatlerinde Remda´da işkenceye uğratmaktan geri durmadılar.[682]



Yâsir ve Aile Efradına Yapılan İşkenceler


25-28. Yâsir b. Amir, Yemen´den gelip Mekke´de yerleşmiş ve Ebu Huzeyfie´nin kölesi Sümeyye Hatunla da evlenerek ondan Ammar ve Abdullah adlarında iki oğulları dünyaya gelmişti.[683]

Bu ev halkı topluca Müslüman olmuşlar,[684] dinlerinden döndürülmek için, Mahzum oğulları tarafın­dan toplu olarak işkenceden işkenceye uğratılmışiardır.[685] Mahzum oğulları;

Ammar1!,

Ammar´ın babası Yâsirl,

Yâsirln zevcesi ve Ammar´ın annesi Sümeyye Hatunu öğlenin en sıcak saatinde güneşin kızdırdığı Mekke kayalığına götürüp işkence yaparlardı.[686]

Bathâ´da Yâsir´e ve Ammar ile Sümeyye Hatuna işkence yapıldığı sırada, Peygamberimiz (a.s.) onlara rastlamıştı .[687] Yâsir:

"Yâ Rasûlallah![688] Zaman hep böyle, işkenceli mi olacak " diye sordu. Peygamberimiz (a.s.):

"Sabrediniz!" buyurduktan sonra:

"Ey Allah! Yâsir ailesini (ev halkını) yarlığa!" diyerek dua etti.[689]

Peygamberimiz (a.s.), yine, bir gün, işkenceye uğratıldıkları sırada onlara rastlamıştı:

"Sabrediniz ey Yâsir ailesi (ev halkı)"[690]

"Sevininiz ey Yâsir ailesi (ev halkı)!"[691]

"Sevininiz ey Ammar ailesi (ev halkı)!"[692]

"Hiç şüphesiz, sizin mükâfat yeriniz Cennettir!" buyurdu.[693]

Yâsir; müşriklerin söyletmek istedikleri şeyi söylemedi. İslâm´ın şerefi için ölmeyi göze aldı![694] Müşriklerin işkenceleri altında can verdi.[695]

İslâm´da ilk erkek şehit o oldu.[696]

Abdullah b. Yâsir de okla vurulup yere düşürüldü![697]

Yüce Allah onlardan razı olsun!

Yâsir b. Âmirin zevcesi ve Ammar ile Abdullah´ın anneleri olan Sümeyye Hatun ise,[698] Müslümanlığını açıklamaktan çekinmeyen ilk yedi Müslümandan birisi olup,[699] dininden döndürülmek için yapılan en ağır işkencelere çok zayıf ve yaşlı olmasına rağmen katlanır, müşriklerin yaptırmak iste­diklerini yapmaz,[700] İslâm´ın şerefi için ölmeyi göze alır, müşriklerin söyletmek istediklerini söylemez­di.[701]

Kocası Yâsir işkenceler altında can verdikten sonra, Sümeyye Hatun, işkence için Ebu Cehil´e tes­lim edilmişti.[702]

Ebu Cehil; akşamleyin, harbesini yanına alıp, Müslümanlara işkence yapılan yere uğrar,[703] onlara[704] ve Sümeyye Hatuna söver sayardı.[705]

Sümeyye Hatun da, Ebu Cehil´e ağır karşılık verirdi.[706]

Nihayet, Sümeyye Hatunun bir bacağını bir deveye, öteki bacağını da başka bir deveye bağladılar.[707]

Ebu Cehil, harbesini Sümeyye Hatunun önüne sapladı ve onu şehit etti.[708]

İslâm´da ilk kadın şehit de Sümeyye Hatun oldu.[709]

Yüce Allah ondan razı olsun!

Ammar b. Yâsir de, Müslümanlığını açıklamaktan çekinmeyen yedi mücahidden birisi olup,[710] din­lerinden döndürülmek için en ağır işkencelere uğratılan Müslümanlardandı .[711]

Kendisi öğlenin en sıcak saatinde Mahzum oğulları tarafından Remda´ya, Mekke kayalığına götürülür,[712] demir gömlek giydirilip yakıcı güneş altında tutulur, vücudunun yağı eritilir,[713] yapılan işkencenin ağırlığından, ne söylediğini bilmez hale gelirdi![714]

Ammar b. Yâsir´e-sırtı ateşle yakılarak da-işkence yapıldığı olurdu.

Sırtındaki yanıkların izleri, yıllar geçtiği halde bile kaybolmamış:

"Nedir bunlar " diye sorulduğu zaman:

"Bunlar Kureyşîlerin Mekke´de, Remda´da bana ateşle yaptıkları işkencelerin izleri!" demiştir.[715]

Ammar b. Yâsir, bir gün, Peygamberimiz (a.s.)a gelip:

"Yâ Rasûlallah! Bize yapılan işkenceler son derecelerine vardırıldı!" dedi. Peygamberimiz (a.s.):

"Sabrediniz ey Yakzan´ın babası!" buyurduktan sonra:

"Ey Allah! Ammar ailesinden hiç kimseye Cehennem azabını tattırma!" diyerek dua etti.[716]

Müşrikler; Ammar b. Yâsir´e gâh güneşin en yakıcı sıcaklığı altında göğsüne ağır kaya parçası koyarak, gâh boğarcasına başını suya batırarak da işkence yaparlardı.[717]

Mugîre oğulları onu Meymun kuyusuna batırırlardı.[718]

Müşriklerin suya batırarak işkence yapmış olduklan bir sırada Peygamberimiz (a.s.) Ammar b. Yâsir´e rastlamıştı.

Ammar ağlıyordu!

Peygamberimiz (a.s.) elini onun gözlerinin üzerine sürdü ve:

onların söyletmek istediklerini söyleyiver, işkenceden kurtul!" buyurdu.[719]

Kureyş müşriklerinden[720] Mugîre oğulları[721] Ammar b. Yâsir´i bir gün yakaladılar,[722] Meymun kuyusunun içine hatırdılar.[723]

"Sen Muhammed´e sövünceye ve ´Lât ve Uzzâ[724] Muhammed´in dininden[725] daha iyidir1 deyinc­eye kadar seni bırakmayacağız!" dediler.[726]

Peygamberimiz (a.s.)a dil uzattırmadıkça ve putlarının daha hayırlı olduğunu söyletmedikçe de, onu bırakmadılar.[727]

Peygamberimiz (a.s.)a:

"Yâ Rasûlallah! Ammar kâfir olmuş!" diye haber verildi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Hayır![728] Ammar, tepesine kadar,[729] tepesinden tırnağına kadar[730] imanla doludur![731] İman onun etine ve kanına karışmış, işlemiştir!" buyurdu.[732]

O sırada, Ammar b. Yâsir, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi.[733] Ağlıyordu.

Peygamberimiz (a.s.), onun gözlerini eliyle silerken:

"Sana ne oldu [734] Arkanda ne haber var " diye sordu.

Ammar b. Yâsir:

"Şer var[735] yâ Rasûlallah![736] Beni sana sövdürmedikçe,[737] beni senden vazgeçirtmedikçe,[738] Lât ve Uzzâ[739] putlarının da[740] senin dininden[741] daha iyi olduğu bana söylettirilmedikçe bırakıl­madım!" dedi.[742]

Peygamberimiz (a.s.):

"Sana bunlar söylettirildiği zaman, kalbini nasıl bulmuştun Söylemiş olduğun sözlerden, kalbin ferahlı mı idi; değil mi idi "[743] diye sordu.

Ammar b. Yâsir:

"Hayır! Ferahlı değildi![744]

Kalbimi Allah´a ve Resûlüne imanın ferahlığı ve rahatlığı içinde[745] ve dinime bağlılığımı da demir­den daha sağlam bulmuşumdur!" dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.):

"Öyle ise, sana bir vebal yok![746]

Ey Ammar![747] Eğer onlar bir daha bu söylediğini tekrarlatmak için seni zoriarlarsa, tekrarlayıver!" buy urdu.[748]

"Kalbi iman üzere (sabit ve müsterih) olduğu halde ikraha (cebre) uğratılanlar müstesna olmak üzere, kim imandan sonra Allah´ı tanımaz, fakat küfre göğsünü açarsa, işte Allah´ın gazabı o gibilerin başındadır. Onların hakkı en büyük azabdır!"[749] mealli âyetteki istisnanın Ammar b. Yâsir hakkında nazil olduğu rivayet edilir.[750]



İslâm´da Ruhsat ve Azimetin Mahiyeti ve Hükümleri


Ruhsat; Yüce Allah tarafından kullara teklif olunan hükümlerde,[751] kendilerinin özürleri sebebiyle[752] gösterilen kolaylık ve genişliktir.[753]

Azimet de; özürlerle ilişkisi bulunmayan asıl hüküm I erdir. [754]

Meselâ, misafirin Ramazan orucunu tutması azimet, tutmaması ise ruhsattır.

Misafir azimeti tercih ederek oruç tuttuğu zaman, ruhsatı terketmiş olur.[755]

Misafirin oruçta böyle yapması, kendisi için daha hayırlıdır.[756]

Kalbi Allah´a iman ile mutmain bulunan bir kimseye dayanılmaz işkencelerle söylettirilen küfür sözünden dolayı birvebal terettüp etmez.[757]

Çünkü, mecbur, mâzurdur.[758]

Mecbura küfür sözünü tecvizde, âlimler ittifak etmiştir.[759]

Ancak, yapılan işkencenin, ölümle tehdit olunmak, şiddetle dövülmek,[760] ateşte yakılmak[761] gibi dayanılmaz derecelerde bulunması gerekir.[762]

O takdirde mecbur, ya ruhsatla amel eder, kurtulur; ya da azimeti tercih eder, ölür.[763]

Ammar´ın babası Yâsir ile annesi Sümeyye Hatun, dinlerinin izzet ve şerefi uğruna, azimet ile hareket edip ölmeyi tercih etmişler; müşriklerin söyletmek istedikleri küfür sözünü söylememişlerdir.[764]

Ammar b. Yâsir ise ruhsat ile amel etmiş;[765] kalbi Allah´a ve Resûlüne imanla dopdolu olduğu halde, müşriklerin söylemeye zorladıkları küfür sözünü dil ucu ile söyleyip işkenceden kurtulmuştur.[766]

Zemahşerî´ye göre:

"´Bu iki işten hangisi, Ammar´ın yaptığı mı, yoksa baba ve annesinin yaptıkları mı efdaldir 1 diye sorulacak olursa, ´Ammar´ın ebeveyninin fiili efdaldir´ denilir. Çünkü, bunlarınkinde, İslâmiyeti izaz için, öldürülmeye katlanma vardır."[767]


Abdullah b. Mes´ud´un Kâbe´de Açıktan Kur´ân Okuyuşu ve Dövülüşü


İbn İshak´ın Urve b. Zübeyr´den rivayetine göre; Mekke´de Resûlullah (a.s.)dan sonra Kur´ân-ı Kerîm´i yüksek sesle ilk okuyan kişi Abdullah b. Mes´ud idi:

Bir gün, Resûlullah (a.s.)ın ashabı toplanıp:

"Kureyşîler şu Kur´ân´ın yüksek sesle okunduğunu hiç dinlemediler. Kur´ân´ı onlara yüksek sesle okuyup dinletecek kim var " dediler.

Abdullah b. Mes´ud:

"Ben varım!" dedi.

Arkadaşları:

"Biz, senin hakkında, Kureyşilerden korkanı!

Biz öyle bir adam istiyoruz ki, kendisinin kavim ve kabilesi bulunsun da, Kureyşîler birşey yapmak istedikleri zaman, onlara karşı onu korusunlar!" dediler.

Abdullah b. Mes´ud:

"Siz beni bırakın, ben gideyim. Yüce Allah beni korur!" dedi.

Ertesi günü, kuşluk vakti, Kabe´nin Makam´ına kadar ilerledi.

Kureyşîlerin toplantı yerinde bulundukları sırada, Makam´da, ayak üzerinde yüksek sesle Besmele çekerek er-Rahmân sûresini okumaya başladı.

Kureyş müşrikleri ona yönelip:

"Şu Ümmü Abd´in oğlu ne diyor !" diyerek mırıldandılar ve sonra da:

"O herhalde Muhammed´in getirdiği bazı şeyleri okuyor!" dediler, hemen kalkıp üzerine yürüdüler, yüzüne gözüne vurmaya başladılar.

Abdullah b. Mes´ud ise, okumaya devam ederek, Yüce Allah´ın sûreyi onun okuyup erişmesini dilediği yere kadar okuyup erişti!

Fakat dövülmekten yüzü gözü ezik ve bere içinde olarak arkadaşlarının yanına döndü.

Arkadaşları:

"Zaten, biz senin bu akıbete uğrayacağından korkmuştuk!" dediler.

Abdullah b. Mes´ud:

"Benim nazarımda şu anda onlardan daha hafif, zayıf durumda Allah düşmanları yoktur!

İsterseniz ben yarın da gider, onlara bir o kadar daha Kur´ân dinletebilirim!" dedi.

Arkadaşları:

"Hayır! Onlara, hoşlanmadıkları şeyi dinletmiş bulunuyorsun. Sana bu kadarı yeter!" dediler.[768]



Ebu Dübb Vadisinde Namaz Kılan Müslümanların Takipçi Müşriklerle Çarpışmaları


Peygamberimiz (a.s.)ın ashabından bazıları, namaz kılacakları zaman Mekke vadilerine gider, namaz kıldıklarını kavim ve kabilelerinden gizli tutmak isterlerdi.[769]

Nitekim, Sa´d b. Ebi Vakkas´la[770] bazı sahabiler, Ebu Dübb vadisine kadar gitmişlerdi.

Orada abdest alıp[771] namaz kılıyorlar,[772] namaz kıldıklarını kavim ve kabilelerinden hiç kimsenin işitmesini istemiyorlardı.

Fakat, kendilerini gözetleyen ve izleyen[773] müşriklerden bazı kimseler;[774] Ebu Süfyan Sahr b. Harb, Ahnes b. Şerik ve daha başkaları,[775] üzerlerine çıkageldiler.

Sahabilerin yaptıkları ibadetlerini ayıplamaya, kötülemeye kalkışınca, dövüştüler.

Sa´d b. EbiVakkas eline geçirdiği bir deve çene kemiği ile vurup onlardan birinin başını yardı, kanat­tı .[776]

Bunun üzerine, müşrikler bozguna uğradılar.

Müslümanlarda, cesaretlenerek onları vadiden sürüp dışarı çıkardılar.[777]

Bu, İslâm´da bu konuda akıtılan ilk kan oldu.[778]















--------------------------------------------------------------------------------

[1] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 282,Taberî, c. 2,s.218,İbn Esîr, c.2, s. 663, İbn Seyyid, c. 1, s. 99, Zehebî, Târihu´l-İslâm ,s. 148, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 7-8.

[2] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1 , s. 282-284, Taberî, c. 2, s. 218, İbn Esîr, c. 2, s. 63, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s. 8.

[3] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 283-284, Taberî, Târih, c. 2, s. 218, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 63, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser,c. 1, s. 99, Zehebî, Târihu´l-İslâm, s. 148, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 8, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 461.

[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 1, s. 282-283, Taberî, Târih, c.2, s. 218, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 63, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s.99, Zehebî, Târih, s. 148, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 461 .

[5] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 284, Taberî, Târih, c. 2, s. 218.

[6] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 284, Taberi, c. 2, s. 218, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 63, İbn Seyyid, c. 1, s. 99, Zehebî, Târih, s.148. İbn Haldun, c. 2. ks. 2. s. 8. Halebî. c. 1. s. 461 .

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/287-288.

[7] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 200-201, Belâzurî, E nsabu´l-eşrâf, c. 1, s. 123-124.

[8] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 1 24, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 115-116.

[9] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 111.

[10] Belazurf, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 148, İbn Hazm, Cemhene, c. 1, s. 11 5-116.

[11] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 115, İbn Hazm, Cemhere, c. 1, s. 242.

[12] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 154, İbn Hazm, Cemhere, c. 1, s. 141.

[13] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 156, İbn Hazm, Cemhere, c. 1, s. 141.

[14] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 153.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/288-289.

[15] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/290.

[16] İbn Şa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 201, Belâzurı, Ensâbu´l-eşrâf, t 1, s. 124.

[17] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 43, Vâki cif, Megâzî, c. 2, s. 811, Taberî, Târih, c. 3, s. 11 4.

[18] İbn Sa´d. Tabakât. c. 1.S.201.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/290.

[19] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 50-51, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 24, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 268, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 71, 72, 74, 75, İbn Seyyid, Uvûnu´l-eser, c. 1, s. 113.

[20] Bel âzurf, Ensâbu´l -eşraf, c. 1, s. 153,146.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/290.

[21] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 832, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 136, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 377, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 121 -122, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 92, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1408, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 333.

[22] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 870, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1 , s. 123.

[23] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 282, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 199, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 116, Yâkubî, Târîh,c.2, s. 24, Taberî, Târih, c. 2, s. 218, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Veti, c. 1, s. 181, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 63, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 99, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 148, Diyarbekrî, Hamfs, c. 1, s. 288, Halebî, İnsânu´l-uyün, c. 1, s. 461.

[24] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 199, Belâzurî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 116, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 24, Ebu´l-Ferec İbn Ceraf, el-Vefâ, c. 1, s. j81, Diyarbekrî, Hamfs, c. 1, s. 228.

[25] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 116.

[26] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.199, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 24, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 181.

[27] E bu N uaym, H i lyetü´l-evli yâ, c. 1 , s. 175-176, Tabe rânf´den na ki en H eysem f, M ecm au´z-zevâ id, c. 6, s. 17.

[28] Bakara: 158, Âl-i İmrân: 96, Hacc: 27.

[29] İbn Esîr, Nihâye, c. 1.S.340, c. 2, s. 242.

[30] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 110.

[31] İbn Esîr, Nihâye, c. 242.

[32] İbn Esîr, Nihâye, c. 4, s. 279.

[33] Ffruzâbâdf, Kâmüsu´l-Muhît, c. 1 , s. 343.

[34] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s.1 36-137, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 73. Taberî, Târih, c. 2, s. 184.

[35] Kalem: 10-14, AJâk: 15-16.

[36] Ahm ed Ziyâüddi n, R amûzu´l -ehâdis, s. 238.

[37] Hucurat: 13.

[38] Taberî, Tefsir, c. 20, s. 336, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 235.

[39] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 376, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 167, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 87, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6, s. 408.

[40] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 337-338, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 206-207, İbn Seyyid, UyÜnu´l-eser, c. 1 s. 111-112, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 161.

[41] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 497.

[42] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 5, s. 191, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 206-207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 111-112, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 161, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 64-65, İbn Ebf Şeybe´den naklen Alâuddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 14, s. 39-40.

[43] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 387.

[44] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 144, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 73.

[45] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 144.

[46] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 301.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/291-296.

[47] Tabeıf, Tefsir, c. 29,s.156,Hâkim, M üste dre k, c. 2, s. 506-507, Vâhid f, E sbâbü´n-nüzûl, s. 295, E tau´l -F erec İ bn C e vzf, e I-Vefâ, c. 1, s. 203, Zehebî, Târîhu´l-İslâm , s. 154-155, Suyûtî, E sbâbü´n-nüzıûl, s. 230.

[48] Beyhakî,Delâilıc.2ı s. 1 98, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 165, Hâzin, Tefsir, c.3, s. 1322, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 297.

[49] Beyhakî,Delâilıc.2ı s. 198.

[50] Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 165, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 1 32, Nesefi, Medârik.c. 2, s. 297.

[51] Beyhakî, Delâil, c.2, s. 1 98, Kurtubi, c. 10, s. 165, Hâzin, c. 3, s. 132, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 297.

[52] Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156, Ebussuud, Tefsir, c. 9, s. 57.

[53] Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156, Hâkim, Müstedrek, c.2, s. 507, Beyhakî, c.2, s. 198, Vahidi, E sbâbü´n-nüzül, s. 295, Etau´l-Ferec İ bn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 203, E bu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 443, Suyûtî, Esbâbü´n-nüzûI, s. 230.

[54] Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156.

[55] Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 507, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 198, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 295,Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 203, E bu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 443, Suyûtî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 230.

[56] Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156.

[57] Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 507, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 198, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 295,E bu "I-Fe rec İ bn C evzf, e I-Ve fâ, c. 1, s. 2 03, E bu´l-F idâ, Tefsir, c. 4, s. 443, Suyûtî, E sbâbü ´n-n üzül, s. 230.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/296-298.

[58] Fahru´r-Râzî, Tefar, c. 29, s. 1 89.

[59] Fahru´r-Râzî, Tefar, c. 29, s. 1 89, Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 60.

[60] Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 60.

[61] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 288, Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c.1, s. 1 33, Ebu Nuaym, Delâil ü´n-nübüvve, c. 1, s. 232, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 198, Ebu´l-Ferec, el-Vefa, c. 1, s. 202, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 101, Zehebî, Târîhu´l-İslâm , s. 155, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 61.

[62] Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 133.

[63] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 288, E bu Nuaym, Delâil, c . 1, s. 232, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 198, Zehebî,Târîhu´l-İslâm, s. 155, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 61.

[64] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 198.

[65] Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 133, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 71.

[66] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 288, Ebu Muaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 232, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c, 2, s.198, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 202, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 101, Zehebî, Târîhu´l-İslâm , s. 1 55, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 61.

[67] Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 133, İbn Esîr, Kâmil, c. 2,s. 71, Kurtubi, Tefsir, c. 1 9, s. 60-61.

[68] Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 133, Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 61 .

[69] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 1, s. 288-289, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 232, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 198, Ebu´l-Ferec, c.1, s. 202, İbn Seyyid, c. 1, s. 101, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 156, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 61.

[70] Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 133, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 29, s. 189, Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 61.

[71] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 289, Ebu Nuaym , Delâil ü´n-nübüv ve, c. 1, s. 232, Beyhakî, Delâil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 200, E bu´l-Ferec İ bn Cevzî, el -Vefa, c. 1 , s. 202-203, İbn Seyyid, Uyû nu´l-eser, c. 1, s. 101, Zehebî, Târîhu11-İslâm, s. 156, E tau´l-F idâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 61.

[72] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 289-290, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 133, Taberî, Tefsir, c. 29, s. 156, Hâkim ,Müstedrek, c. 2, s. 507, Beyhakî, Delâil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 200-201, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 295.

[73] Fahru´r-Râzî, Tefar, c. 29, s. 1 90, Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 61.

[74] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 289, Ebu Nuaym , Delâil ü´n-nübüvve, c. 1, s. 232, Beyhakî, Delâil ü´n-nübüv ve, c. 2, s.200, İbn Seyyid Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 01, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 1 56, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 61.

[75] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 291, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 101.

[76] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 291-299, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 162-163, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.53-57.

[77] İbn İ shak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 257,300, İbn Atodilberr, İstiâb, c. 4, s. 1820, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 82, İ bn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 91, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 24, Halebî, İnşânu´l-uyûn, c. 1, s. 432.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/298-302.

[78] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 337-338, Taberî, Târih, c. 2, s. 21 8-21 9, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 63-64, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 99, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 160-161 , Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 47, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1. s. 462.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/302-304.

[79] İbnİshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 284, Taberî, Târih, c. 2, s. 218-219, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 63-64, İtan Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 99, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 148, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 47, Halebî, İnşânu´l-uyûn, c. 1, s. 462.

[80] İbn İshak, İtan Hişam , Sîre, c. 1, s. 284, İtan Esîr, Kâmil, c. 2, s. 64, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 99, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 148-149, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 47.

[81] İbn İshak, İbn Hişam ,Sîre, c.1 ,s. 284, Belâiurf, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 229, Taberî, Târih, 2, s. 220, Ebu´l-FerecİbnCevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 191, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 64, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 99, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 149, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 462.

[82] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 284, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 191, İbn Esîr,Kâmil, c. 2, s. 64, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 99-100, Zehebî, Târih, s. 149, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 48,Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 462.

[83] Belâzuıî, Ensâbu´l -eşraf, c. 1, s. 229.

[84] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 284, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 64, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c.1, s. 1 00, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 149, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 462.

[85] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 284, Taberî, Târih, c. 2, s. 219, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 149, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 462.

[86] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 284-285, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 187, İbn Esîr, Kâmil, c. 2,s. 64, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 100, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 149, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu´l-uyûn,c.1, s. 462.

[87] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 284-285, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, Beyhakî, c. 2, s. 187, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 100,Zehebî, s. 149, E bu´j-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c. 1, s. 462.

[88] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 285, Belâiurf, c. 1 , s. 229-230, Taberî, c. 2, s. 220, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 191, İbn Seyyid, c.1, s. 1 00, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 149, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c.1, s. 462.

[89] İbn İshak, İbn Hişam, c, 1, s. 285, Taberî, c. 2, s. 220, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 191, İbn Seyyid, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 149, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c. 1, s. 462.

[90] Belâiurf, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 230.

[91] İbn İshak, c.1 ,s.285, Belâiurf, c. 1, s. 230, Taberî, c. 2, s. 220, Ebu´l-Ferec, c.1, s. 191, İbn Esîr, Kâmil, c.2, s. 64, Zehebî, T ârfhu´l-İ slâm, s. 149-150, E bu´l -F idâ, c. 3, s. H al ebf, c. 1, s. 462.

[92] İ b n İ shak, Kitâ bu´l-m übte dâ ve´l-m eb´as, c. 3, s. 136, Be yhak f, D elâi I, c. 2, s. 187. Ze hebf, T ârfhu´I-İ siâm, s. 150, E bu´l-F idâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 42.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/304-306.

[93] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 285, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 64, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c.1, s. 1 00, Zehebî, Târihu´l-İslâm, s. 152, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 48.

[94] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 202.

[95] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 285, İbn Sa´d, c. 1, s. 202, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, 1, s. 100, Zehebî, s. 152, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 48.

[96] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 285, Taberî, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 64-65, İbn Seyyid, c. 1, s. 100, Zehebî,Târîhu´l-İslâm, s. 152, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 463.

[97] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 285, İbn Sa´d, c. 1, s. 202, Belâzurî, c. 1, s. 231 -232, Taberî, c. 2, s. 220, İbn Esîr, c. 2, s. 65,İbn Seyyid, c. 1, s. 1 00, Zehebî, Târihu´l-İslâm, s. 152, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c. 1, s. 463.

[98] İbn Şa´d, Tabakât, c. 1, s. 202, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 25.

[99] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 285, İbn Sa´d, c. 1, s. 202, Belâzurî, c. 1, s. 232, Yâkubî, c. 2, s. 25, Taberî, c. 2, s. 220, İbn Esîr, c. 2, s. 65, Zehebî, s. 152, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c. 1 , s. 463.

[100] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 285, Taberî, c. 2, s. 220, İbn Esîr, c.2, s. 65, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 00, Zehebî, s. 152, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c. 1, s. 463.

[101] Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 60, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1 , s. 463.

[102] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 231-232.

[103] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 285-286, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 65, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 153, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 463.

[104] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 232.

[105] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 , s. 286, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, İbn Esîr, c.2, s. 65, İbn Seyyid, c. 1 , s. 1 00, Zehebî, s. 153, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 48, Halebî, c. 1, s. 463.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/306-308.

[106] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 202.

[107] İbn Sa´d, c. 1, s. 202, Belâzurî, c. 1, s. 231.

[108] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 231.

[109] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 202.

[110] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 202, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 231.

[111] Buhârî, Târîhu´l-kebfr, c. 7, s. 51, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 187, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 149, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 42.

[112] Belazuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 231.

[113] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 202, Taberî, Târih, c. 2, s. 219.

[114] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 231.

[115] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 202.

[116] Sâd: 5-8.

[117] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 202-203.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/308-310.

[118] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 303, E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 192-193, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c.2, s. 277-278, Ebu´l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 186, Heysemî, Meonau´z-zıevâid, c. 8, s. 228.

[119] İbn Sa´d. Tabakât. t 1. s. 203.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/310-311.

[120] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 315, Taberî, Tefsir, c. 15, s. 164, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 205, Kurtubi,Tefsir, c. 10, s. 328, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 62, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 180, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 4, s. 202.

[121] "Üzerimizden vebal kalkıncaya kadar" (Zürkânf, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 257).

[122] Nadr b. Haris, Ümeyye b. Halef ve E bu Cehil (Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 142).

[123] Yemâmeli Müseylimetü´l-Kezzab "Rahmânü´l-Yemâme"diye anılırdı (Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 7, s. 443, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâyeve´n-nihâye, c. 5, s. 50).

[124] Yanı nda açı k lanm ı ş b eyanatı hâvf sahife ler (E bu´l -Fi dâ, Tefsir, c. 3, s. 1 80, S uyutf, D ürru´l -m ensû r, c. 4, s. 2 03.

[125] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 1, s. 31 5-31 9, Taberî, Tefsir, c. 15, s. 164-166, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 198-199, Kurtubi,Tefsir, c. 10, s. 128-130, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c . 3, s. 62-63, H âzi n, Tefsir, c. 3, s. 180 -181 , Suyûtî, D ürru´l -m e nsür, c. 4, s. 202-203.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/311-316.

[126] En´âm: 4-11 .

[127] Ra´d: 31-32.

[128] Furkan: 7-10.

[129] Furkan: 20-21.

[130] İsrâ: 90-97.

[131] Ra´d: 30.

[132] Sebe: 9.

[133] Saffat: 176-177.

[134] Nahl: 57.

[135] Duhan: 14.

[136] Kalem: 2.

[137] Tûr: 29.

[138] Kalem: 4-6.

[139] Zâriyât: 52-53.

[140] Yûnus 2.

[141] Sâd:,4.

[142] İsrâ: 47.

[143] Buruc: 19,21, 22.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/317-321.

[144] İbnİshak,İbnHişam, Sîre, c. 1, s. 321-322, Taben, Tefeîr, c. 15, s. 191, 192, Fahru´r-Râzî, Tefefr, c. 21, s. 82, Kurtubi, Tefar, c. 10, s. 346-347, İbn Se^id, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 108-109, Etau´l-Fidâ, Tefar, c. 3, s. 71-72, Suyuti Dürm´l-mensûr, c.4, s. 210.

[145] Kehf 23-24.

[146] Kehf 1-26, 83-98.

[147] İsrâ: 85.

[148] İbn İshak.İbnHişam, Sîre.d, s. 334-335.

[149] Fussilet: 26.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/321-323.

[150] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 321, Bevtıakf, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 202, Zehebî, TârîViu´l-İsJâm, s. 157.

[151] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 161.

[152] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.d, s. 321, Taberî, Tefsir, c. 13, s. 182.

[153] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 139-140.

[154] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.l, s. 321, Taberî, Tefsir, c. 13, s. 182, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 21, s. 82.

[155] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.l, s. 383.

[156] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.l, s. 383-384, Taberî, Tefsir, c. 13, s. 182. Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 21, s. 82.

[157] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 321, Taberî, Tefsir, c. 13, s. 182.

[158] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 384, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 88.

[159] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 140-141.

[160] Fâtır: 42, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 139.

[161] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 321, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 139-140, Taberî, Tefsir, c. 1 3, s. 182.

[162] Nahl: 103, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 1 40-1 41.

[163] Furkan: 4-7, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 141. 16O.İsrâ: 88.

[164] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 140.

[165] Kamer: 45.

[166] Taberî, Târih, c. 2, s. 296.

[167] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 367, Vâkıdî, Megâzî, c. 1 ,s.149.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/324-327.

[168] A´râf 157-158.

[169] Cum´a: 2.

[170] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 52, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 220, Müslim , Sahih, c. 2, s. 761, E bu Dâvud, Sünen, c. 2,s. 296, Nesai, Sünen, c. 4, s. 1 39.

[171] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 322, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 232-233, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 88, Müslim,Sahih, c. 1, s. 140-141, Taberî, Târih, c. 2, s. 205, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 21 3-21 4, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 6. Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 5-6, Begavf, Mesâbihu´s-sünne, c. 2, s. 174, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,s. 162, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 48, İbnSeyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 85-86, Zehebî, Târıhu´l-İslâm , s. 117, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c . 3, s. 3.

[172] Ankebût: 48.

[173] Yûnus 16.

[174] Şûra: 52.

[175] Buhârî, Sahih, c. 8, s. 148.

[176] Mecm: 2-4.

[177] el-Hâkka: 43-47.

[178] Hûd: 36-48.

[179] Hûd: 49.

[180] Ali-iİmrân: 33-43.

[181] Âli-İmrân: 44.

[182] Yûsuf 4-101.

[183] Yûsuf 102.

[184] Kasas: 3-43

[185] Kasas: 44-46.

[186] Yasin: 40.

[187] Yasin: 38.

[188] Enbiyâ: 30.

[189] er-Rahmân: 7.

[190] Fussilet: 11.

[191] Neml: 88.

[192] A´râf 172-173.

[193] Hicr:22.

[194] Nahl:68-69.

[195] En´âm: 38.

[196] İsrâ: 85.

[197] Câsiye: 29.

[198] İsrâ: 44.

[199] Nemi: 61.

[200] Yûnus: 92.

[201] er-Rahmân: 33.

[202] Şûra: 29.

[203] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/327-331.

[204] Zemahşerî, Keşşaf, c. 2, s. 584, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 223.

[205] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.d , s. 384, Taberî, Tefsir, c.17, s. 96, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 198.

[206] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 584, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 223.

[207] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre.d, s. 384, Taberî, Tefsir, c. 17, s. 96, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 198.

[208] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre.c.4, s. 59, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 266, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 92.

[209] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 136, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 92, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 1 20-1 21.

[210] Enbiyâ: 98-100.

[211] . İbn İshak, İbn Hişam, c. 1 , s. 384-385, Taberî, Tefsir, c . 17, s. 96-9 7, Zemahşerî, Keşşâf, c. 2, s. 28 4, Farıhru´r-R âzfî Tefsir,c. 22, s. 2 23, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 198-199.

[212] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1,s.385, Taberî, Tefsir, c. 1 7, s. 97, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 199.

[213] Vâhidi, Esbâbü´n-nüiûl, s. 206.

[214] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 385, Taberî, Tefsir, c. 17, s. 97, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 206, Zemahşeri, c. 2, s. 584,Fahru´r-Râzî, c. 22, s. 222, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 99.

[215] Zemahseri, Keşşaf, c. 2, s. 584, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 222.

[216] Vâhidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 206.

[217] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.1, s. 385, Taberî, Tefsir, c . 1 7, s. 97, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 199. 21 4.

[218] Zemahseri, Keşşaf, c. 2, s. 584, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 223.

[219] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1,s.385, Taberî, c. 17, s. 97, Zemahşen, c. 2, s. 584. Fahru´r-Râzî, c. 22, s. 223, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 199.

[220] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1,s.385, Taberî, c. 17, s. 97, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 199.

[221] Vâhidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 206.

[222] Zemahşeri, c. 2, s. 584, Fahru´r-Râzî, c. 22, s. 223

[223] Vâhidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 206.

[224] Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 206, Zemahşeri, c. 2 , s. 584, Fahru´r-Râzî, c. 22, s. 225.

[225] Nesefİ, Medârik, c. 4, s. 121 -122.

[226] Vâhidİ, Esbâbü´n-nüzûl, s. 206.

[227] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 584, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c . 22, s. 223.

[228] Nesefi, Medârik, c. ,s.122.

[229] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c .2 , s. 223, Nesefi, Medârik, c. 4, s. 122.

[230] Vâhidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 206.

[231] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.1, s. 385, Taberî, Tefsir, c. 17, s. 97, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 584.

[232] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.385, Taberî, c. 17, s. 97, Zemahşeri, c. 2, s. 584. Fahru´r-Râzî, c. 22, s. 223, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 584.

[233] Enbiyâ: 101-102.

[234] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 385-386, Taberî, c. 17, s. 97, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 199.

[235] Enbiyâ: 26-29.

[236] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.1, s. 386, Taberî, Tefsir, c. 17, s. 97, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 199.

[237] Zuhruf 57-67.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/331-336.

[238] Zemahşeri, Keşşaf, c. 3, s. 331, Ebussuud, Tefsir, c. 7, s. 180.

[239] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 1, s. 1 37.

[240] Zemahşeri, c. 3, s. 331, Fahru´r-Râzî, c. 26, s. 107, Meseff, Medârik, c. 3, s. 14, Etau´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 581, Ebussuud, c.7,s.180.

[241] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 387, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 137, Taberî, Tefsir, c. 23, s. 30, Fahru´r-Râzî, c.26, s. 107, Kurtubi, Tefsir, c. 15, s. 58, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 581, Hâzin, Tefsir, c. 4,s. 13, Beyzâvî, Tefsir, 2, s. 286, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 270.

[242] İbn İshak, İbn Hişam , c. 1 , s. 387, Belâzurî, c. 1 , s. 1 37, Zemahşeri, c. 3, s. 331, Fahru´r-Râzî, c. 26, s. 107, Nesefi, c. 3,s. 14, Kurtubi, c. 15, s. 58, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 581, Beyzâvî, c. 2, s. 286, Ebussuud, c. 7, s. 180, Suyûtî, c. 5, s. 270.

[243] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Belâzurî, c. 1, s. 137, Zemahşeri, c. 3, s. 331, s. 581, Beyzâvî, c. 2, s. 286, Ebussuud,c. 7, s. 180, Suyûtî, c. 5, s. 270.

[244] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Belâzurî, c. 1, s. 137, Fahru´r-Râzî, c. 26, s. 1 07, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 581 .

[245] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.387, Fahru´r-Râzî, c. 26, s. 107, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 581.

[246] Zemahşeri, c. 3, s. 331, Nesefi, c. 3, s. 14, Kurtubi, c. 15, s. 58, Hâzin, c. 4, s. 13. Beyzâvî, c. 2, s. 286 E bussuud, c. 7,s. 180.

[247] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Belâzurî, c. 1, s. 137, Taberî, Tefsir, c. 23, s. 30, Zemahşeri, c. 3, s. 331, Nesefi, c. 3,s. 14, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 581, Hâzin, c. 4, s. 13, Beyzâvî, c. 2, s. 286, Ebussuud, c. 7, s. 180, Suyûtî, c. 5, s. 270.

[248] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 387.

[249] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 581.

[250] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 137, Taberî, Tefsir, c. 23, s. 30, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 581 ,Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 5, s. 270.

[251] Taberî, Tefsir, c. 23, s. 30, Suyûtî, c. 5, s. 270.

[252] Suyûtî, D ürru´l-mensûr, c. 5, s. 270.

[253] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Taberî, c. 23, s. 31, Vahidi, E sbâbü´n-nüzûl, s. 246, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 331 ,Kurtubi, Tefsir, c. 15, s. 58, Nesefi, Medârik, c. 3, s. 14, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 581.

[254] Taberî, c. 23, s. 31, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 248, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 581.

[255] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Taberî, c. 23, s. 31 .

[256] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 387.

[257] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Taberî, c. 23, s. 31 , Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 246, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 581 .

[258] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 387, Taberî, c. 23, s. 31, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 246, Zemahşeri, c. 3, s. 331, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 26, s. 107, Kurtubi, c. 15, s. 58, Nesefi, c. 4, s. 1 4, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 13, Beyzâvî, Tefsir, c. 2, s. 286, Ebussuud,Tefsir, c. 7, s. 180.

[259] Yasin: 36/77-83.

[260] İsrâ: 17/49-52.

[261] Kaf: 50/1-4.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/336-339.

[262] Taberî, Tefsir, c. 11, s. 96, Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 228, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 17, s. 75, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 156, Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 289, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 410, Beyiâvf, Tefsir, c. 1, s. 442.

[263] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 410.

[264] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 17, s. 55.

[265] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 229, Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 289.

[266] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 17, s. 57, Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 289.

[267] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 194, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 121, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s.170, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 30, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 2, s 286-287.

[268] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 229, Fahru´r-Râzî, c. 1 7, s. 57, Hâzin, c. 2, s. 289.

[269] Zemahşeri, c. 2, s. 229, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 156, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 442.

[270] Zemahşeri, c. 2, s. 229, Fahru´r-Râzî, c. 17, s. 57, Nesefi, c. 2, s. 156, Beyzâvî, c. 1 , s. 442.

[271] Fahru´r-Râzî, c. 17, s. 57, Hâzin, c. 2, s. 289.

[272] Zemahşeri, c. 2, s. 229, Nesefi, c. 2, s. 156-157, Beyzâvî, c. 1, s. 442.

[273] Fahru´r-Râzî, c. 17, s. 57, Hâzin, c. 2, s. 289.

[274] Zemahşeri, c. 2, s. 229, Nesefi, c. 2, s. 157, Beyzâvî, c. 1, s. 442.

[275] Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 289.

[276] Zemahşeri, c. 2, s. 229, Nesefi, c. 2, s. 157, Beyzâvî, c. 1, s. 442.

[277] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 17, s. 57.

[278] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 229, Fahru´r-Râzî, c. 1 7, s. 57, Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 289.

[279] Zemahşeri, c. 2, s. 229, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 156.

[280] Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 288.

[281] Hâzin, c. 2, s. 288, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 442.

[282] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 228.

[283] Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 442.

[284] Zemahşeri, c. 2, s. 228, Beyzâvî, c. 1, s. 442.

[285] Zemahşeri, c. 2, s. 228, Fahru´r-Râzî, c. 17, s. 57.

[286] Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 288.

[287] Taberî, Tefsir, c. 11, s. 95, Kurtubi, Tefsir, c. 8, s. 319.

[288] Zemahşeri, c. 2, s. 228, Kurtubi, c. 8, s. 319, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 1 56.

[289] Fahru´r-Râzî, c. 17, s. 56, Hâzin, c. 2, s. 288.

[290] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 228.

[291] Fahru´r-Râzî, c. 17, s. 56, Hâzin, c. 2, s. 288.

[292] Beyzâvi, Tefsir, c. 1, s. 442.

[293] Yûnus: 15-16.

[294] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 388.

[295] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 330, Zemahşeri, Keşşaf, c. 4, s. 292, Nesefi, Medârik, c. 4, s. 380, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 417,Beyzâvî, Tefsir, c. 2, s. 579.

[296] İbn İshak, İbn Hişam, c.1, s. 388, Taberî, c. 30, s. 331, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 144, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 225,Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 417, S uyut f, Dürru´l-mensûr, c. 6, s. 404.

[297] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 388.

[298] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 388, Taberî, c. 30, s. 331, Kurtubi, c. 20, s. 225, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6, s. 404.

[299] Taberî, c. 30, s. 331, Kurtubi, c. 20, s. 227, Suyûtî, Dürr, c. 6, s. 404.

[300] Vâhidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 307, Zemahşeri, c. 4, s. 292, Nesefi, c. 4, s. 380, Hâzin, c. 4, s. 417.

[301] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 331, Taberânf, Mu´cemu´s-sağfr, c. 1, s. 265, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 307, Zemahşeri, Keşşaf,c. 4, s. 292, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 227-228, Nesefi, Medârik, c. 4, s. 380, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 417, Beyzâvî, Tefsir, c. 2, s. 579,Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 6, s. 404.

[302] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 146.

[303] İbn Kuteybe, Te´vflu Müşkili´l-Kur´ân, s. 185.

[304] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 144.

[305] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 388, Taberî, c. 30, 331, Kurtubi, c. 20, s. 225, Suyûtî, Dürr, c. 6, s. 404.

[306] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 144.

[307] İbn İshak, İbn Hişam , c. 1, s. 388, Taberî, c. 30, s. 331, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 144, Kurtubi, c. 20, s. 225, Suyûtî, Dürr, c.6,5.404.

[308] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 144.

[309] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 388, Taberî, c. 30, s. 331, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 144, Kurtubi, c. 20, s. 225, Suyûtî, c. 6, s.404.

[310] Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 307, Zemahşeri, c. 4, s. 292, Nesefi, c. 4, s. 385, Hâzin, c. 4, s. 417.

[311] En´âm: 14.

[312] Zemahşeri, c. 4, s. 292, Nesefi, c. 4, s. 380, Hâzin, c. 4, s. 417, Suyûtî, c. 6, s. 404.

[313] Zemahşeri, c. 4, s. 292, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 144, Nesefi, c. 4, s. 380, Hâzin, c. 4, s. 417, Suyûtî, c. 6, s. 404.

[314] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 331, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 1 44, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6, s. 404.

[315] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 388, Taberî, c. 30, s. 331, Zemahşeri, Keşşaf, c. 4, s. 292, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 144, Nesefi, Medârik, c. 4, s. 380, Hâzin, 64-66.

[316] Zümer: 64,66.

[317] Kâfirûn: 1-6.

[318] . Zemahşeri, c. 4, s. 292, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 144, Nesefi, c. 4, s. 380, Hâzin, c. 4, s. 417, Suyûtî, c. 6, s. 404.

[319] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 144.

[320] Zemahşeri, c. 4, s. 292, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 144, Nesefi, c. 4, s. 380, Hâzin, c. 4, s. 417.

[321] Hâzin. Tefsir. c.4. s. 417.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/339-344.

[322] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 432, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 50, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 514, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 328-329, Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 212, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6, s. 314.

[323] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre.d, s. 389, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, 11, s. 151, Kurtubi, Tefsir, c.19, s. 212.

[324] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 209, Nesefi, Medârik, c. 4, s. 332, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 6, s. 315.

[325] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 432, Taberî, Tefen-, c. 30, s. 50, Hâkim, M üstedrek, c. 2, s. 514, Kurtubi, Tefsiri-, c. 11 , s. 211-212, Suyûtî, Dürr, c. 6, s. 314.

[326] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 389.

[327] İbn Ümmi Mektum, Hz. Hatice´nin dayısı Kays´ın oğlu idi. (İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 514.)

[328] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 209, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 432.

[329] Tirm izf, Sünen, c. 5, s. 432, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 50, Kurtubi, c. 19, s. 211 -212, E tau´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 470, S uyut f,Dürr, c, 6. s. 314.

[330] Belâzurî, Ensâb, c. 1 , s. 152, Taberî, c. 30, s. 51, Fahru´r-Râzî, c. 31, s. 54, Kurtubi, c. 19, s. 212, Nesefi, c. 19, s. 212.

[331] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1, s. 389, Taberî, c. 30, s. 51 , Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 470.

[332] Fahru´r-Râzî, c. 31, s. 54, Kurtubi, c. 19, s. 212, Nesefi, c. 4, s. 332.

[333] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 389-390.

[334] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1, s. 390, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 328, Kurtubi, c. 19, s. 21 2, Nesefi, c. 4, s. 332.

[335] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 1, s. 390.

[336] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 209, Tirmizî, c. 5, s. 432, Taberî, c. 30, s. 51.

[337] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 390.

[338] Abese: 1-16.

[339] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 209, Taberî, Tefefr, c. 30, s. 51, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 31, s. 54, Nesefi, Medârik, c. 4,s. 332, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 470-471.

[340] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 51 , Fahru´r-Râzî, c. 31, s. 54, Kurtubi, Tefsir, c. 19, s. 21 2, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 471.

[341] Taberî, c. 30, s. 51, E bu´l-Fidâ, c. 4, s. 471 .

[342] Fahru´r-Râzî, c. 31, s. 54, Kurtubi, c. 19, s. 212, Nesefi, c. 4, s. 332, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 490.

[343] Taberî, c. 30, s. 51, Fahru´r-Râzî, c. 31, s. 54, Kurtubi, c. 1 9, s. 213, Nesefi, c. 4, s. 332, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s.490.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/344-346.

[344] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 308-309.

[345] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 404, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 53, Belâzurî,Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 158, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 284, Ebu Nuaym , Hilyetu´l-evliya, c. 1, s. 1 49, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c.2, s. 282. İbn Abdilbetr, İstiâb, c. 1, s. 179, Muhibbüt-Taben, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 74, Zehebî, Târîhu´l-İsiâm, s. 217, Ebu´l-Fidâ,el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 3, s. 28.

[346] İbn Sa´d, c. 3, s. 233, Ahmedb. Hanbel, c. 1.S.404, İbn Mâce, c. 1, s. 53, Hâkim, c. 3, s. 284, Ebu Nuaym, c.1 ,s.149,Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 281, İbn Abdilberr, c. 1, s. 179, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 74, Zehebî, s. 217, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.28.

[347] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 339, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 66, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser,c. 1, s. 100, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 57, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1 , s. 478.

[348] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1,s.339, Taberî, c. 2, s. 220, İbn Esir, c. 2, s. 66, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 57, Halebî, c. 1.S.478.

[349] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 339, Taberî, Târîh, c. 2, s. 220, İbn Esîr Kâmil, c. 2, s. 66, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c.1, s. 1 00, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 57, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 475.

[350] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 339, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 66, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 57.

[351] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 8, s. 261-265, İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s. 112, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 160,Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 281-282, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1865, Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Süheylî, Ravdu´lünüf, c. 3, s. 2 20, İ bn Esîr, K âmil, c. 2, s. 67, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 180, Zehebî, Târîhu´l -İ si âm, s. 21 7-21 8, E b u´l-F idâ, el-Bi dâyeve´n-nihâye, c. 3, s. 59, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 648, Halebî, İnşân, c. 1, s. 483.

[352] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.342, Belâzurî, c. 1,s.198, İbn Esîr, c. 2, s. 70, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 59, Halebî, c. 1, s. 478.

[353] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 478.

[354] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 342-343, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 1 97, Zehebî, Târîhu´l-İ slâm, s. 219, E bu´l-Fidâ, c. 3,s. 59.

[355] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 197, Zehebî, Târîhu´l-İslâm , s. 219, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 59.

[356] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.343, Zehebî, s. 219, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 59.

[357] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 343, Belâzurî, c. 1, s. 197, Zehebî, s. 21 9.

[358] İ bn İshak, İ bn Hişam , Sîre, c. 1, s. 343, Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 197, İbn Kayyı m, Zâdu´l-mead, c. 2, s. 49, Zehebî,Târîhu´l-İ slâm, s. 219.

[359] Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 197.

[360] Nahl: 106.

[361] Taberî, Tefsir, c. 14, s. 181, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 190, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 59.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/346-349.

[362] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 282, Taberî, TârıTı, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 65, İbn Seyyid, Uvûnu´l-eser,c.1,s.100.

[363] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 287-288, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 49.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/349-350.

[364] İbn İ shak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 309-31 0, fihm ed b. Han bel, Müsned, c. 2, s. 218, Taberî, Târih, c. 2, s. 223, Beyhakî,Delâil, c. 2, s. 275-276, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 187-188, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 164-165, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâyeve´n-nihâye, c. 3, s. 46, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 15-16, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1 , s. 423.

[365] Taberî, Târih, c. 2, s. 223, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 276.

[366] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1 , s. 310, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 218, Taberî, c. 2, s. 223, Beyhakî, c. 2, s. 276, Ebu´l-Ferec,d ,s.188, Zehebî, s. 165, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 46, Halebî, c. 1, s. 473.

[367] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 310, Zehebî, Târıhu´l-İslâm, s. 165,

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/350-352.

[368] Hatta insan terslerini ve kokmuş şeyleri (İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 70).

[369] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 201, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 1 31, Taberî, Târîh, c. 2, s. 229, Ebu´l-Ferec İbnCevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 182, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21.

[370] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 70.

[371] Ezrakî. Ahbâru Mekke. c. 2. s. 200. Taberî. Târih. c. 2. s. 197.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/352.

[372] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 380, Belânın, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1,s.12O.

[373] Fahru´r-R âzı, Tefsir, c. 32, s. 171, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 425, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 564.

[374] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 564.

[375] Kurtubİ, Tefsir, c. 20, s. 240.

[376] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 171, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 240, Nesefi, Medârik, c. 4, s. 382, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 425,Beyzâvî, Tefsir, c. 2, s. 581, E bussuud, Tefsir, c. 9, s. 211.

[377] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 1, s. 380, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 338, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 171.

[378] Belâzulî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 122, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 339, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 425.

[379] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 338-339.

[380] Zemahşeri, Ke ssâf, c. 4, s. 297, F ahru´r-R â zf, Tefsir, c. 32, s. 171,1 73, M eseff, M edârik, c. 4, s. 38 2, 383.

[381] Taberî, c. 30, s. 339, Fahru´r-RâzT, c. 32, s. 171 , Kurtubi, c. 20, s. 240, Nesefi, c. 4, s. 382, Hâzin, c. 4, s. 425, Beyzâvî,c.2,s.581,Ebussuud,c.9,s. 211.

[382] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 338.

[383] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 380, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 122, Taberî, c. 30, s. 339, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 171, Kurtubi,c. 20, s. 240, Nesefi, c. 4, s. 382, Beyzâvî, c. 2, s. 581, E bussuud, c. 9, s. 211 .

[384] Taberî, Tefsir, c. 30, s. 339, Kadı I yaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 291.

[385] Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 240, Ebussuud, c. 9, s. 211.

[386] Taberî, c. 30, s. 339, Kadı I yaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 291, Kurtubi, c. 20, s. 240. Ebussuud, c. 9, s. 211.

[387] Tebbet: 1-5.

[388] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1, s. 380, İbnSa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 200, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.1 ,s. 281, Buhârî,Sahih, c. 6, s. 17, Müslim , Sahih, c. 1,s.194, Belâzurî, Ensâb, c. 1.S.120,121, Taberî, Târih, c. 2, s. 216, Beyhakî, Delâil, c. 2, s.183, Begavf, Mesâbfhu´s-sünne, c. 2, s. 175, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 184, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 60-61.

[389]

[390] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 381, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 1 23, Beyhakî,D el âil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 195, Kadı Iyaz,eş-Şifâ,c.1, s. 291 , F ahru ´r-R âzf, Tefsir, c. 32, s. 17 3, M uhi bbüt-Ta berf, R ı yâdu ´n-n adrâ,c. 1, s. 81, K urt ubf, Tefsir, c. 20, s. 234, İ bn Seyyi d, U yun u´l-eser, c. 1, s. 102, Zeheb f, T ârfh u´l-İ si âm, s. 147, E bu´l -Fi dâ, Tefsir, c. 4,s. 565, Diyarbekrî, Hamfs, c. 1, s. 288.

[391] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 , s. 381, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 123, Beyhakî, c. 2, s. 195, Kadı lyaz, c. 1, s. 291 , Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 172, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 81, Kurtubi, c. 20, s. 234, Zehebı, s. 147, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 565.

* Hicr´de (Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316).

[392] İbn İshak, İbn Hişam, t 1, s. 381-382, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316, Beyhakî, c. 2, s. 195, Fahru´r-Râzî, c.32, s.17, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 81, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 234, Zehebî, Târih, s. 147, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 565, Diyarbekrî, Hamfs, c.1,s. 288.

[393] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316, Beyhakî, c. 2, s. 195, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 80, 81, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 103,Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 565.

[394] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316.

[395] Ebu Nuaym, D el âil ü´n-nübüvve, c. 1, s. 193, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 103, Kastalani, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 62.

[396] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 172.

[397] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 195, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 1 72, Muhibbü´t-Taberî, c. 1, s. 81, Zehebî, s. 147, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s.565.

[398] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316.

[399] Ebu Nuaym, c. 1, s. 193, İ bn Seyyid, c. 1 , s. 103, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 565.

[400] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 103.

[401] E b u N uaym .Delâil ü´n-nübüvve, c. 1, s. 193, E bu ´I-Fi dâ, Tefsir, c. 4, s. 565, K asta lânf, M evâ hibu´l -ledün niye, c. 1, s. 6 2.

[402] Ezrakî, c. 1 , s. 316, Ebu Nuaym, c. 1, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 195, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 172, Muhibbüt-Taberî, c. 1,s.81, İbn Seyyid, c. 1, s. 103, 147, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 565.

[403] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 381, Ezrakî, c. 1, s. 316, Belâzurî, c. 1, s. 81, Kurtubi, c. 20, s. 234, Ebu´l-Fidâ, c. 4,s. 565.

[404] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 381, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 123, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c.1, s. 291.

[405] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 123.

[406] Diyarbekrî, Târıhu´l-hamıs, c. 1, s. 288.

[407] İbn İshak, İbn Hişam, c.1, s. 381, Ezrakî, c. 1, s. 316, Belâzurî, c. 1, s. 123, Beyhakî, c. 2, s. 195, Kadı lyaz, c.1, s. 291 ,Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 172, Muhibbüt-Taberî, R ı yâdu ´n-n adrâ, c. 1, s. 81, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 234, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 103, Zehebî, Târıhu´l-İslâm, s. 147, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 565, Kastalani, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 62, Diyarbekrî,Hamfs, c.1, s. 288.

[408] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 123.

[409] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 381, Ezrakî, c. 1, s. 316, Kurtubi, c. 20, s. 234.

[410] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 316.

[411] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 122, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 147.

[412] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 381-382, Belâzurî, c. 1, s. 122, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 172, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 80,Kurtubi, t 20, s. 234, Zehebî, s. 147, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 565, Kastalani, İrşâdü´s-sârf, c. 6, s. 25, Diyarbekrî, c. 1,s.288.

[413] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s. 381, Belâzurî, c. 1, s. 123, Kadı Iyaz c.1, s. 291, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 81, Kurtubi, c.20, s. 234.

[414] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 195, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 172, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 81, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 147, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 565.

[415] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 81, Kastalani, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 62.

[416] Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 194, İbn Seyyid, c. 1, s. 103, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 565, Kastalani, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 62.

[417] Beyhaki, D el âil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 195, F ahru´r-Râ zf, c. 32, s. 172, M u hibbü´t-Taberî, c. 1, s. 81, Ze hebi, T ârıhu´l -İslâm, s. 147.

[418] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 193, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 103, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 565.

[419] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 382, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 195, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 172, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 81, Kurtubi, Tefsir, c. 20, s. 234-235, Zehebî, Târıhu´l-İslâm, s. 1 47.

[420] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 234-235, Zehebî, Târıhu´l-İslâm, s. 147.

[421] Bedrüddin Aynf, Umdetu´l-kârf, c. 16, s. 97.

[422] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 382, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 244, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 162, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 194, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 81, Bedrüddin Aynf, Umdetu´l-kârf, c. 16, s. 97, Kastalani, İrşâdü´s-sârf, c. 25.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/352-356.

[423] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 384, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 18, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 490.

[424] İ bn Sa´d, Tabakâtü´l-kü brâ, c. 8, s. 3 6-3 7, Be yhak f, D el âil, c. 2, s. 338-339, İ bn Esîr, U sdu "l-gâbe, c. 7, s. 38 4, H ey sem f, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 18.

[425] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 339, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 18.

[426] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 339.

[427] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 18.

[428] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 339, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 18.

[429] Belâzurî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 131, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 19.

[430] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 339, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 19.

[431] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 131, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 1 9.

[432] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 339.

[433] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 339, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 19.

[434] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 131, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 339.

[435] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 19.

[436] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 131.

[437] Heysemî Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 19.

[438] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 339.

[439] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 339.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/356-358.

[440] Zerka´, Havran´dadır. (Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, t 1, s. 131)

[441] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 339, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 19.

[442] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 19.

[443] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 131.

[444] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 131, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 339, Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 6, s. 19.

[445] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 131.

[446] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 338.

[447] İbn Sa´d´dan naklen Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 147.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/358-359.

[448] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 65,131, Müslim,Sahih, c. 3, s. 141 8, Nesai, Sünen, c. 1, s. 162. Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2,s. 279, Zehebî, Târihu´l-İslâm , s. 216, Kastalani, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 62.

[449] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 417, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 65,131, Müslim, Sahih, c. 3, s. 141 8, Belâiurî, Ensâb, c.1, s. 125, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 279, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1 ,s. 190, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 103, Zehebî,Târihu´l-İslâm, s. 216, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 44, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 17, Kastalani, Mevâhib, c.1, s. 62.

[450] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417,Buhârî, c. 1, s. 131, Müslim, c. 3, s. 1419, Nesai, Sünen, c. 1, s. 162, Beyhakî, c. 2, s.279, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 1 90, Zehebî, s. 216, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 44, Diyarbekrî, Hamfs, c. 1, s. 292.

[451] Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, c. 2, s. 279.

[452] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 397, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 266-267, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 1, s. 17.

[453] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 267, Heysemî, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 17.

[454] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 397, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 17.

[455] Belâiurf, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 17.

[456] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 397, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1419, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 279, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 216.

[457] Ahmed b. Hanbel, c. 1,s.417, Buhârî, Sahih, c. 1 , .65, 131, Müslim, c. 3, s. 1418, Nesai, Sünen, c. 1,s.162, Beyhakî,c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 44, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 17, Diyarbekrî, Hamfs, c. 1, s. 292.

[458] Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, c. 2, s. 279, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 216.

[459] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 286.

[460] Nesai, Sünen, c. 1 , s. 162, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 103.

[461] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 190, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 44, Diyarbekrî, c. 1, s. 292.

[462] Belâzuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 125, Heysemî, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 17.

[463] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 1 31, Kastalani, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 62, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 469.

[464] Müslim, c. 3,5.141 8,Belâzurî,c. 1,s. 125, Ebu Nuaym,c.1,s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, İbn Seyyid, c.1, s. 104, Zehebî,s. 216, Halebî, c. 1, s. 469.

[465] Buhârî, c. 1, s. 131, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 9, s. 7, Kastalani, c. 1 , s. 62, Halebî, c. 1, s. 469.

[466] Buhârî, c. 1 , s. 131, Müslim, c. 3, s. 1418, Belâiurf, c. 1, s. 1 25, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 7,Heysemî, c. 6, s. 17, Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, c. 1, s. 469.

[467] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 1 ,s. 190, Zehebî, s. 21 6, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 44, Kastalani, c. 1 ,s.62.

[468] Buhârî, c. 1, s. 131 , Belâiurf, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Nesai, Sünen, c. 1 , s. 1 62, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ,c. 9, s. 7, Heysemî, c. 6, s. 18, Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, c. 1, s. 469.

[469] Buhârî, c. 1, s. 131, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 7, Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, c. 1.S.469.

[470] Buhârî, c.1, s. 131 .Müslim, c. 3, s. 1 418, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216. Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, c.1,s. 469.

[471] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Ebu´l-Ferec, c. 1, s.190, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 44, Diyarbekrî, c. 1, s. 292.

[472] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 131 , Müslim , Sahih, c. 3, s. 1418, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 279, Zehebî, Târihu´l-İslâm ,s. 216, Kastalani, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 62, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 469.

[473] Buhârî, c. 1, s. 65, 131, Müslim, c. 3, s. 141 8, E bu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 267, Nesai, Sünen, c. 1, s. 162,Beyhakî, Delâil, c.2,s. 279, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.1 03, Zehebî, s. 216,Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 18, Kastalani,c.1, s. 62, Halebî, s. 469.

[474] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65,131, Müslim ,c.3, s. 141 8 Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Nesai, Sünen, c. 1, s. 162, Beyhakî, c. 2, s. 279, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 190, İbn Seyyid, c. 1, s. 103, Zehebî, s. 216, Heysemî, c. 6, s. 18,Kastalani, s. 62, Halebî, s. 469.

[475] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 41 7, Ebu´l-Ferec İbn Cevif, el-Vefâ, c. 1, s. 190, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 44,Diyarbekrî, c. 1 , s. 292.

[476] Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim, c. 3, s. 1418, İbn Seyyid, c.1 ,s.1O3, Zehebî, s. 21 6.

[477] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 125, Nesai, Sünen, c. 1, s. 162, E bu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Heysemi ,c. 6, s. 18.

[478] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim, c. 3, s. 1 418, Beyhakî, c. 2, s. 279, Ebu´l-Ferec, c. 1.S.190, Zehebî, s. 216, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 44.

[479] Buhârî, c. 1,3.131, Belâiurf, c. 1, s. 125, Nesai, c. 1, s. 62, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 6, s. 18, Halebî,c.1, s. 469.

[480] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Müslim, c. 3, s. 1418, Nesai, c. 1, s. 1 62, Beyhakî, c. 2, s. 279, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 190, Zehebî, s. 216, E bu´l-F idâ, c. 3, s. 44, Kastal ânf, c. 1, s. 62, Diyarbekrî, c. 1, s. 292.

[481] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 393, Belâiurf, c. 1,s.125, Nesai, c. 1,s.162, Ebu Nuaym, c. 1,s.267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Heysemî, c. 6, s. 18, Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, c. 1, s. 469.

[482] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 65,132.

[483] Buhârî, c. 1, s. 65,132, Müslim, c. 3, s. 1418, Belâiurf, c. 1, s. 1 25, Nesai, c. 1, s. 162, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279.

[484] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65, Nesai, c. 1, s. 162, Ebu´l-Ferec, c. 1,s.19O, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 44.

[485] Buhârî, c. 1, s. 132, Müslim, c. 3, s. 1 418, Belâiurf, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216, Heysemî, c. 6, s. 18, Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1 , s. 469.

[486] Buhârî, c. 1, s. 132, Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216.

[487] Buhârî, c. 1, s. 132, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 7, Halebî, c. 1,s.469.

[488] Buhârî, c. 1, s. 132, Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 7, Delâil, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216, Kastalani, c. 1 ,s. 62, Halebî, c. 1,5.469.

[489] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim , c. 3, s. 1418, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 7, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s.190,Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 44, Kastalani, c. 1, s. 62, Diyarbekrî, c. 1, s. 292.

[490] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 393, Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216.

[491] Buhârî, Sahih, c.1, s. 65.

[492] Müslim, Sahih, c. 3, s. 141 8, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 21 6, Heysemî, Mecmau´i-zevâid,c. 6, s. 18.

[493] Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216, Halebî, c. 1 , s. 469.

[494] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 267, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 18.

[495] Müslim, Sahih,c. 3, s. 1418, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve.c. 2,s. 279, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 217, Heysemî, Mecmau´i-levâid, c. 6, s. 18, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 469.

[496] Buhârî, Sahih, c.1, s. 132, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1418, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 279, Kastalani, Mevâhibu´l-ledünniye, c.1, s. 62, Halebî, c.1, s. 469.

[497] Buhârî, c. 1 ,s. 1 32, Müslim, c. 3, s. 1418, Nesai, Sünen, c. 1, s. 162, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 9, s. 7, Delâil, c. 2, s.279, Zehebî, Târihu´l-İslâm, s. 216, Kastalani, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 62.

[498] Buhârî, c. 1, s. 132, Nesai, c. 1, s. 162, Kastalani, c. 1, s. 62.

[499] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1 , s. 132, Müslim, c. 3, s. 1418, Belâiurf, c. 1, s. 125, Nesai, c. 1 ,s.162, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 1 90, Zehebî, s. 216, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 44, Heysemî, c. 6,s. 18, Kastalani, c. 1, s. 62, Diyarbekrî, Hamfs, s. 1,s.293, Halebî, c. 1,s.469.

[500] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 393, Müslim, c. 3, s. 1419, Beyhakî, c. 2, s. 279.

[501] Buhârî, c. 1 , s. 132, Müslim, c. 3, s. 1419, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 21 6, Heysemî, c. 6,s. 18, Kastalani, c. 1, s. 62.

[502] Belâiurf, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.

[503] Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6. s. 18.

[504] Buhârî, c.1, s. 132, Müslim, c. 3, s. 1 418, Nesai c. 1,s.162, Ebu Nuaym, c.1, s. 267, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s.217, Heysemî, c. 6, s. 18, Kastalani, c. 1, s. 62, Halebî, c. 1, s. 470.

[505] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 23, Müslim , c. 3, s. 1420, Beyhakî, c. 2, s. 279.

[506] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 397.

[507] İbn Sa´d, Tabakât, c. 2, s. 23, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 397, Müslim, c. 3, s. 1420.

[508] Müslim, c. 3, s. 1418, Beyhakî, c. 2, s. 279, Zehebî, s. 216.

[509] Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 217.

[510] İbn Sa´d, c. 2, s. 23, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 397, Nesai, c. 1, s. 162, Beyhakî, c. 2, s. 280, Zehebî, s. 21 6, Heysemî,c 6, s. 18, Halebî, c. 1, s. 470.

[511] Buhârî, c. 1, s. 65, Müslim, c. 3, s. 1418, Nesai, c. 1, s. 1 62, Beyhakî, c. 2, s. 280, Zehebî, s. 216, Heysemî, c. 6, s. 18,Halebî, c.1, s. 470.

[512] Buhârî, c. 1 , s. 132, Müslim, c. 3, s. 1 418, Belâiurf, c. 1, s. 125, Nesai, c. 1, s. 162, E bu Nuaym, c. 1, s. 267, Beyhakî,c. 2, s. 280, Zehebî, s. 217, Heysemî, c. 6, s. 18, Kastalani, c. 1,s.62, Halebî, c. 1,s.47O.

[513] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 132, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1418-1419, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 267, Zehebî,Târihu´l-İslâm, s. 217, Heysemî, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 18, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 470.

[514] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 393, 417, Müslim , c. 3, s. 1419, Zehebî, s. 217, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c.3, s. 44, Diyarbekrî, Hamfs, c. 1, s. 293.

[515] Müslim, c. 3, s. 1 418, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 280, Zehebî, s. 217, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 44, 45, Halebî, c. 1,s.470.

[516] Buhârî, Sahih, c.1, s. 65.

[517] Müslim, c. 3, s. 1419, Beyhakî, c. 2, s. 280, Zehebî, s. 217, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 44, 45, Halebî, c. 1, s. 470.

[518] Nesai, Sünen, c. 1.S.162.

[519] Müslim, c. 3, s. 1419, Beyhakî, c. 2, s. 280.

[520] Buhârî, Sahih, c.1, s. 65.

[521] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 23, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 397.

[522] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 280.

[523] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Buhârî, c. 1, s. 65, Diyarbekrî, c. 1, s. 293.

[524] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417, Müslim, c. 3, s. 1419, Diyarbekrî, c. 1, s. 293.

[525] İbn Sa´d, c. 2, s. 23, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 397, Buhârî, c. 1, s. 132, Müslim , c. 3, s. 1419, Nesai, c. 1, s. 162, Ebu´l-Ferec İbn Cevif, el-Vefâ, c. 1, s. 191, Zehebî, s. 216, Kastalani, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 62, Halebî, c. 1, s. 470.

[526] Müslim, Sahih, c. 3, s. 1419, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 280.

[527] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 2, s. 23, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 397, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1 420, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 280.

[528] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 417,puhârî, Sahih, c. 1, s. 132, Müslim, c. 3, s. 1419. Ebu´l-Ferec İbn Cevif, el-Vefâ, c.1 ,s.191,Zehebî, Târihu´l-İslâm, s. 217, Kastalani, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 62, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 470.

[529] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 393, Müslim, c. 3, s. 1419.

[530] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 267, Heysemî, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 18.

[531] Belâiurî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.

[532] Belâiurî, Ensâb, c. 1 , s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267.

[533] Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.

[534] Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 18.

[535] Belâiurî, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.

[536] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 267.

[537] Ebu Nuaym, c.1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.

[538] Belâiurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 125.

[539] Ebu Nuaym, c.1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.

[540] Belâiurî, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, c.1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.

[541] Ebu Nuaym, c.1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.

[542] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 267.

[543] Ebu Nuaym, c. 1, s. 267, Heysemî, c. 6, s. 18.

[544] Belâiurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 125, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 267, Heysemî, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 18.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/359-366.

[545] İbnEbi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 297, Ahmed b. Hanbel.Müsned.c. 2, s. 204. Buhârî, Sahîh.c. 6, s. 34-35, E bu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 209, Beyhakî, Delâil, c. 2 , s. 274, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 190, Zehebî, Târîhu´l-İslâm , s. 215, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 46, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 16.

[546] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 31 5, 319, Taberî, Tefsir, c. 15, s. 164-166, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 198-199, Kurtubi,Tefsir, c. 10, s. 128 -130, E bu ´I-Fi dâ, Tefsir, c. 3, s. 62-63, H âlin, Tefsir, c. 3, s. 180-181, Suy utf, D ürru´l-m ensûr, c. 4, s. 202, 203.

[547] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 319, Taberî, Tefsir, c. 15, s. 166, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 205, 206, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 190, Zehebî, Târîhu´l-İslâm , s. 153-154.

[548] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 319, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 205-206, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 1 90, Zehebî, Tâıfhu´l-İslâm, s. 153-154.

[549] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 319-320, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 206, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 190, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 108, Zehebî, Târîhu´l-İslâm , s. 1 53-1 54, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 4243.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/366-368.

[550] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 166-167, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 86, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 410

[551] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 167, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 86.

[552] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 167, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 86, İbn Hacer, c. 3, s. 41 0.

[553] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 215, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 369, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 166-167, İbn Esîr, Usd,c. 3, s. 86, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 2, s. 336, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 140, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.29.

[554] İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, c. 101, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 167, İbn Esîr, Usd, c. 3, s. 86, İbn Hacer, c. 3, s. 410.

[555] İbn Sa´d, c. 3, s. 215, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 369, Beyhakî, c. 2, s. 167, İbn Esîr, c. 3, s. 86, Muhibbüt-Taberî, c. 2,s. 336, Zehebî, s. 140, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 29, İbn Hacer, c. 3, s. 410.

[556] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 86.

[557] İbn Sa´d, c. 3, s. 215, Hâkim, c. 3, s.369, Beyhakî,c. 2, s. 167, İbn Esîr, c. 3, s. 86, Muhibbüt-Taberî, c. 2, s. 336, Zehebî, s. 140, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 29.

[558] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 167, İbn Esîr, Usd. c. 3, s. 86.

[559] Buhârî´nin Târîh´inden naklen İ bn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 410.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/368-369.

[560] Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 360. E bu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 89, Muhibbül-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 2, s. 353, İ bn H acer, c. 1, s. 545, Ta berâ nfden nakl en H eyse m T, M ecm au´i-zevâid, c. 9, s. 151 .

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/369.

[561] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 55, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 446.

[562] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 55.

[563] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 446.

[564] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 55, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1 , s. 446.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/369-370.

[565] İbn Sa´d, c. 3, s. 116, (tan .Abdilbeır, lstiâb.c.4, s. 1474, IbnEsîr, Usd, c. 5, s. 181, IbnHacer, el-lsâbe, c. 3, s. 421.

[566] İbn Sa´d, c. 3, s. 116, İbn Esir, c. 5, s. 181, İtan Hacer, c. 3, s. 421.

[567] İbn Sa´d, c. 3, s. 116-117, İbn Aicdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1473, İbn E ar, Usd, c. 5, s. 181 .

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/370.

[568] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 156.

[569] İbn İshak, İtan Hişam, Sîre, c.1, s. 339-340, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 196-197, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1849.

[570] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 195.

[571] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 196, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69.

[572] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 340, Belâzurî, c. 1, s. 196, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 218, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 385.

[573] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 196, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Usd,c.7, s. 123, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 482.

[574] Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 1 28, Kastalani, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 66.

[575] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 482.

[576] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 196, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Usd, c. 7, s. 123.

[577] Belâzurî, c. 1, s. 196; İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Usd, c. 7, s. 123, Halebî, c. 1, s. 482.

[578] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 340, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 283, İbn Abdilberr, İstiâb, c.1, s. 849, İbn Esîr, Usd, c. 7,s. 123, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 117, Zehebî, s. 218, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 385, Kastalani, c. 1, s. 66.

[579] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 340, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 117, Hâzin, c. 4, s. 385, İbn Hacer, c. 4, s. 312.

[580] Belâzurî, Ensâb, c. 1 , s. 196, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Usd, c. 7, s. 123, Halebî, c. l.s.482.

[581] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.34O, Belâzurî, c. 1,s.196, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 283, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Usd, c.7, s. 123, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 117, Zehebî, s. 218, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 59, İbn Hacer, c. 4, s. 312, Hâzin, c. 4, s. 385, Kastalani,c.1, s. 66. Halebî, c.1, s. 482.

[582] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 196, İbn Esîr, c. 2, s. 69, Usd, c. 7, s. 123, Halebî, c. 1, s. 482.

[583] Belâzurî, c. 1, s. 196 Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 269-270.

[584] Kurtubi, Tefsir, c. 16, s. 189, Suyûtî, Esbâbü´n-nüzül, s. 1 96.

[585] Ahkâf 11.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/370-372.

[586] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 482.

[587] Mus´abu´z-Zübeyyrf, Nesebi Kureyş.s. 147, İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s. 77, İbn Abdilberr, İstiâb, c.4,s. 1946, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 222.

[588] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 196, İbn Esîr, Kâmil, c . 2,s. 70, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 475.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/372.

[589] İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s. 77.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/372.

[590] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 195, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 399.

[591] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 341, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 195, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 55, İbn E ar, Kâmil, c.2, s. 69, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 117, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 3, s. 58.

[592] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 195.

[593] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 341, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 195, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 117-118, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1 , s. 482.

[594] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 195, İbn Esîr, c. 2, s. 69, Halebî, c. 1.S.482.

[595] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 341, Belâzurî, c. 1, s. 1 95, İbn Esîr, c. 2,s. 69, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 11 8, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 58, Halebî, c. 1 , s. 482.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/372-373.

[596] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 230, 231, Belâzurî, c. 1 ,s. 1 94, İbn Esîr, c. 2, s. 68, Usd, c. 3, s. 136,1 37, İbn Hacer, el-İsâtae, c. 2, s. 256.

[597] Belâzuıî, Ensâb, c. 1, s. 185, İbn Haim, Cevâmiu´s-sfne, s. 54.

[598] Halebî, İnsânu´l-uvûn, c. 1, s. 481 .

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/373.

[599] İbn Sa´d, c. 4, s. 123, Belâzurî, c. 1, s. 195, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1730, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 6, s. 248, İbnHacer, c. 4, s. 156, Halebî, c. 1 , s. 481.

[600] İbn Sa´d, c. 4, s. 123, Belâzurî, c. 1, s. 195, İbn Abdilberr, c. 4, s. İbn E ar, Usd, c. 6, s. 248.

[601] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1730.

[602] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 6, s. 248.

[603] İbn Sa´d, c. 4, s. 123, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1730.

[604] İbn Sa´d, c. 4, s. 123, Belâzurî, c. 1 ,s. 195, İbn Abdilberr, c. 1, s. 1 730.

[605] İbn Sa´d, c. 4, s. 123, Belâzurî, c. 1 ,s.1 95, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1730, İbn E ar, Usd, c. 6, s. 248.

[606] İbn Sa´d, c. 4, s. 123, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1730, İbn Esîr, Usd, c. 6, s. 248.

[607] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 123, Belâzurî, Ensâbu´l-eş râf ,c. 1, s.158, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 4, s. 132.

[608] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 134.

[609] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 195.

[610] Belâzurî, c. 1, s. 195, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 6, s. 248, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 156, Halebî, İnsânu´l-uvûn, c. 1, s. 481-482.

[611] Belâzurî, c. 1, s. 195, İbn Esir, Usd, c. 6, s. 248, Halebî, c, 1. s. 482.

[612] Belâzurî, c. 1, s. 195, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 69, Usd, c. 6, s. 248, Halebî, c. 1, s. 482.

[613] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 123, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1730, Halebî, c. 1,s.482.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/374-375.

[614] İbn Sa´d, c. 3, s. 233, Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 404, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 53, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliya,c. 1, s. 149, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 281 , İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 178-179, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 245,Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 74, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 251.

[615] İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 2, s. 48.

[616] İbn Sa´d, c. 3, s. 232, Belâzurî, c. 1, s. 185-186.

[617] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 404, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 53, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 284, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 179, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 74, İbn Kayyım, Zâdu´l-mead, c. 2, s. 49, Zehebî, TânTiu´l-İslâm, s. 1 41-1 42, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye vıe´n-nihâye, c. 3, s. 28.

[618] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 186.

[619] İbnİshak,İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 339-340, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 186, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 148, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 66, Muhibbüt-Taberî, Rıyâd, c, 1 , s. 117, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 57-58.

[620] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.

[621] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 186.

[622] İbnSa´d,Tabakât,c.3,s.233, Ahmedb.Hanbel, c. 1, s.404, İbn Mâce c.1 ,s. 53, Hâkim, c. 3, 284, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1 , s. 149, İbn Abdilberr, c. 1, s. 179, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 74, Zehebî, Târih, s. 217. Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 58.

[623] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 185.

[624] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 185, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 54.

[625] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 404, İbn Mâce, c, 1. s, 53, Hâkim , c. 3, s. 284, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-e´vliyâ, c. 1, s. 149, İbn Abdilberr, c. 1, s. 179, İbn Hazm, s. 54, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 74, Zehebî, Târih, s. 217-218, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 58.

[626] İbn Abdilberr, c. 4, s. 181 3, İbn Hazm, s. 55, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 69, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.111, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 274, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 481.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/375-377.

[627] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 175.

[628] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 3, s. 233, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 156, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliya, c. 1 , s. 1 40, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121 , İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 11 4, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 181 , Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136.

[629] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 165.

[630] Suyûtî, Düıru´l-m ensûr, c. 4, s. 132.

[631] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 233, Belâzurî, Ensâb, c.1, s. 158, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 140, İbn Esîr, Usd, c. 2,s.114.

[632] Taberî, Tefar, c. 14, s. 182, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 68.

[633] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 165, Belâzurî, Ensâb, c.1, s. 178, Alâuddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 13, s. 375.

[634] Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 144, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 439, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 115.

[635] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 115.

[636] Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 144, İbn Abdilberr, c. 2, s. 439, Fahru´r-Râzî, c. 20, s. 121, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 115, Hâzin, c. 3, s. 136.

[637] İbn Abdilberr, c. 2, s. 439, İbn Esîr, Usd, c, 2, s. 11 5.

[638] Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 144, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 439, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121, İbn Esîr,Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 11 5, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136.

[639] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 1 , s. 383, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 164, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 237, Belâzurî,Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 176, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 438, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 115, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 2,s. 235.

[640] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 383, İbn Abdilberr, c. 2, s. 438, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 115, İbn Hacer, el-İsâbe, 11, s. 416,Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 511.

[641] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 178-179, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 115.

[642] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 179.

[643] Buhârî, Sahîh, c.4, s.238-239,Beyhakî, Delâil, c.2, s.283,Zehebî,Târîhu´l-İslâm,s. 218-219, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 59.

[644] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 110, Buhârî, Sahîh, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 47, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1 , s. 144, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 283, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 115.

[645] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 109, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 28.

[646] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 109.

[647] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 110, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 383, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 283.

[648] Hâkim, Müstedrek,, c. 3, s. 383.

[649] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 110, Buhârî, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Ebu Nuaym , Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 1,s.144, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 115.

[650] Buhârî, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Hâkim, c. 3, s. 383, Ebu Nuaym, c.1, s. 1 44, Beyhakî, c. 2, s. 283.

[651] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 109.

[652] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 110, Buhârî, c. 4, s. 239, E bu Dâvud, c. 3, s. 47, Ebu Nuaym, c. 1, s. 144 Beyhakî, c.2, s. 283, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 115, Zehebî, s. 219, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 59.

[653] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 110, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Ebu Nuaym, c. 1, s. 144, İbn Esîr, c. 2, s. 115, Zehebî, s. 219.

[654] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 110, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 383, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 1 44.

[655] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 111, Buhârî, Sahîh, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 47, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 176, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 383, Ebu Nuaym , Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 144, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 283,İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 11 5, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 219, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 59.

[656] Hakim, Müstedrek, c. 3, s. 383.

[657] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 111, Buhârî, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c.1, s. 144, İbn Esîr, c.2, s. 115.

[658] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 11, Buhârî, c. 8, s. 56, E bu Dâvud, c. 3, s. 47, İbn Esîr, c. 2, s. 115.

[659] Buhârî, Sahîh, c. 8, s. 56.

[660] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 11, Buhârî, c. 8, s. 56.

[661] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 11, Buhârî, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Hâkim, c. 3, s. 383, Beyhakî, c. 2, s. 283, İbn Esîr, c. 2, s. 115, Zehebî, s. 21 9, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 59-60.

[662] Ebu Nuaym, c. 1, s. 144.

[663] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 11, Buhârî, c. 8, s. 56, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Belâzurî, c. 1,s.176, Ebu Nuaym, c. 1,s.144, Beyhakî, c.2, s. 283, İbn Esîr, c.2, s. 115, Zehebî, s. 219, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 57.

[664] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 383.

[665] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 11, Buhârî, c. 8, s. Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Belâzurî, c.1 , s. 176, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 28.

[666] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 109, Buhârî, c. 4, s. 239, Ebu Dâvud, c. 3, s. 47, Yâkubî, c. 2, s. 28, Ebu Nuaym , c. 1, s. 144, Beyhakî, Delâil, c.2, s. 283, İbn Esîr, c. 2, s. 115, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 60.

[667] Buhârî, Sahîh, c. 8, s. 56, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 219.

[668] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 176.

[669] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 109, E bu Dâvud, Sünen, c . 3, s. 47.

[670] Buhârî, c. 8, s. 56, Belâzurî, c. 1, s. 176, Ebu Nuaym, c. 1,s.144, Beyhakî, c. 2, s. 283, İbn Esîr, c.2, s. 115, Zehebî, s.219, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 60.

[671] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 109, Buhârî, c. 8, s. 56, Belâzurî, c. 1, s. 176, Yâkubî, c. 2,s. 28, Ebu Nuaym, c. 1, s. 144, Beyhakî, c.2, s. 283, İbn Esîr, c.2, s. 115, Zehebî, s. 219, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 60.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/377-380.

[672] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 404, İtan Mâce, Sünen, c. 1, s. 58, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 349, Ebu Nuaym, Hilyetü´l-e´vliyâ, c. 1 , s. 172, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1481 , Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 281, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 253, Zehebî, Siyeru a´lami´n-nübelâ, c. 1, s. 293, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 58, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 454.

[673] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 404, İbn M âce, Sünen, c. 1, s. 53, E bu Nuaym, c. 1, s. 172, Zehebî, Siyer, c. 1, s.

293, Ebu´l-Fidâ. c. 3. s. 58.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/380-381.

[674] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 226, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 1 81, İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s. 114, Hâkim,Müstedrek, c. 3, s. 397, İbn Abdilberr, c. 2, s. 727, İbn E ar, Usd, c, 3, s. 36, Zehebî, Siyer, c. 2, s. 10,12,İbnHacer, c. 2, s. 195.

[675] İbn Sa´d, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 404, İbn Mâce, c. 1, s. 53. Belâzurî, c. 1, s. 158, Ebu Nuaym, c. 1, s. 172,Hâkim, c. 3, s. 349, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 281, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1481, İbn Ear, Usd, c. 2, s. 38, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1 , s. 74, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 182, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 12, Ebu´l-Fidâ, t 3, s. 58.

[676] İbn Sa´d, c. 3, s. 227, Belâzurî, c. 1, s. 181, İbn Esîr, Usd, c. 3, s. 37, Zehebî, Siyer, c. 2, s. 1 2,13, İbn Hacer, c. 2, s. 195.

[677] İbn Sa´d, c. 3, s. 248, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 4, s. 132.

[678] İbn Sa´d, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 404, İbn Mâce, c. 1, s. 53, Belâzun, c. 1, s. 158, Ebu Nuaym, c. 1, s. 140,İbn Ear, Usd, c. 3, s. 38, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 21 7.

[679] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 184.

[680] En´âm: 53.

[681] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 184.

[682] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 248, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 156.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/381-382.

[683] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 136, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 157, İbn Kuteybe, Kitâbu´l-maârif, s. 111, İtan Abdilberr, İstiâb, c.4, s. 1 863, Zehebî, Si yem a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 292.

[684] İbn Sa´d, c. 3, s. 246, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 467.

[685] İbn Sa´d, t 3, s. 248, 249, Belâzuıî, c. 1,s.16O, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1589, İbn Esîr, Usd, c, 4, s. 131, Zehebî, Siyer, c.1, s. 293.

[686] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 32, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 58.

[687] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 342, İbn Sa´d, c. 3, s. 249, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 62, Belâzurî, c. 1, s. 161, İbnAbdilberr, c. 4, s. 1589, Zehebî, Siyer, c . 1, s. 294, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 293.

[688] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 293.

[689] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 249, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 62, Belâzurî, c. 1, s. 161, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1589, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 294, Heysemî, c. 9, s. 293, Alâuddin Ali, Kenzu´l-umm âl, c. 13, s. 528.

[690] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.342, Belâzurî, c. 1 , s. 160, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 383, EbuNuaym, Hilyetü´l-evliya, c.1, s. 140, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Zehebî, Siyer, c .1, s. 393, Heysemî, c. 9, s. 293, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 648.

[691] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 342, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 282, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 388-389, Zehebî, Târîhu´l-İslâm ,s. 218, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 59, Heysemî, c. 9, s. 293.

[692] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 249, Beyhakî, c. 2, s. 282, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1589, Heysemî, c. 9, s. 293.

[693] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 1, s. 342, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 249, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 383, EbuNuaym, Hilyetü´l-eviiyâ, c. 1, s. 140, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 3, s. 282, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1589, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 468, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 21 8, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 59, Heysem f, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s.293, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 648, Alâuddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 11, s. 728.

[694] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 301.

[695] "Bir daha kâfirler seni yakalayıp suya batırırlar ve sana ´Şöyle şöyle söyle!´ derler ve bu işkenceyi tekrarlarlarsa, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 160, Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.67, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s.180, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 648, Halebî, İ nsânu´l-uyün, c. 1, s. 483.

[696] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121, Kurtubi, Tefsir, c. 1 0, s. 1 80, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s.571, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 143.

[697] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 160, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 148.

[698] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 136, Belâzurî, c. 1, s. 157, İbn Kuteybe, Maârif, s. 111, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1863, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 292.

[699] İbn Sa´d, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 404, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 53, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 349, EbuNuaym, Hilye, c. 1, s. 1 40, Beyhakî, c. 2, s. 281, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1864, İbn Esîr, Usd, c. 7, s. 152, Zehebî, Târîh, s. 21 8, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 58.

[700] İbn Sa´d, Tab akât, c. 8, s. 264, Zürk ânf, M evâ hibu´l -ledünn iye Şerhi, c. 1, s. 2 66.

[701] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 301.

[702] Halebî, İnsânu´l-uyün, c. 1, s. 483, Zürkânf, Mevâhibu´l-ledün niye Şerhi, c. 1, s. 266.

[703] Ebu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1,s.14O, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1865, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 181.

[704] Ebu Nuaym, Hilye, c.1, s. 140, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 181.

[705] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1865, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 181.

[706] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 160, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67.

[707] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 180, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136,Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 571.

[708] İ bn Sa "d, Tab akâtü´ l-kübrâ, c. 8, s. 264-265, Bel âzu rf, E nsâb u´l-eşrâf, c. 1, s. 160, Be yhak f, D elâ ilü ´n-n übüwe, c. 2, s. 82,İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 54, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1965, Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67,Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 21 8, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 59, Halebî, İnsânu´l-uyün, c. 1, s. 483.

[709] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 264-265, Belâzurî, E nsâb, c. 1, s. 160, İbn Kuteybe, M aârif, s. 112, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve,c. 2, s. 282, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1865, Zemahşeri, c. 2, s. 430, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67,F ahru´r-R âzf, Tefsir, c. 20, s. 1 21, Ku rtub f, Tefsir, c. 10, s. 180, Zehebî, s.218, E bu´l-F idâ, c. 3, s. 59, H ale bf, c. 1, s. 483.

[710] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 404, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 53, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s.349, Ebu Nuaym, c. 1,s.14O, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 282, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1864, İbn Esîr, Usd, c. 4, s. 130, Zehebî, Târîh, s.217, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 58.

[711] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 248.

[712] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s.342, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 58.

[713] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 233, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 404, İbn Mâce.c. 1,s.53, Belâzurî, c. 1, s. 158, Ebu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, Zehebî, Târîh, s. 53, Belâzurî, c. 1, s. 1 58, Ebu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, Zehebî, Târîh, s. 217.

[714] İbn Sa´d, c. 3, s. 248, Belâzurî, c. 1, s. 1 58, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 293, Suyûtî, Dürru´l-m ensür, c. 4, s.132.

[715] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 248, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 1 58.

[716] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1864, Süheylî, Ravtiu´l-ünüf, c. 3, s. 220, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 483-484.

[717] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67.

[718] Taberî, Tefsir, c. 14, s. 1 81, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 4, s. 132.

[719] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 249, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 159, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1 , s. 294.

[720] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1,s.159, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 182.

[721] Taberî, Tefsir, c. 14, s. 181, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 4, s. 132.

[722] İbn Sa´d, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1, s. 159, Taberî, c. 1 4, s. 181-182, E bu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 140, Zehebî, c. 1, s. 294, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 587, Suyûtî, Dürr, c. 4, s. 132.

[723] Taberî, c. 14, s. 181, Hâzin, c. 3, s. 136.

[724] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 159, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67.

[725] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 159.

[726] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 159, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 67.

[727] İbn Sa´d, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1, s. 159, Ebu Nuaym, c. 1, s. 140, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 130-131.

[728] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 301, Hâzin, c. 3, s. 136, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 571, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 143.

[729] Tirmizî, Sünen, c. 1, s. 52, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 392, Ebu Nuaym, c. 1, s. 139, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 296, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 9, s. 295.

[730] Ebu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 139-140, Zemahşeri, c. 2, s. 430, Fahru´r-Râzî, c. 20, s. 121, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 301, Hâzin, c. 2, s. 136, Beyzâvî, c. 1, s. 571, E bussuud, c. 5, s. 143, Alâuddin Ali, Kenzu´l-umm âl, c. 11, s. 724.

[731] Tirmizî, c. 1, s. 52, Zemahşeri,c. 2, s. 430, Fahru´r-Râzî,c. 20, s. 121, Hâzin, c. 3, s. 136,Beyzâvî, c.1 ,s. 571, Ebussuud, c. 5, s. 143, Heysemî, c. 9, s. 295.

[732] Zemahşeri, c. 2, s. 430, Fahru´r-Râzî, c. 20, s. 121, Nesefi, c. 2, s. 301, Hâzin, c. 3, s. 136, Beyzâvî, c. 1, s. 571 ,Ebussuud, c. 5, s. 143.

[733] İbn Sa´d, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1, s. 159, Taberî, c. 14, s. 182, Ebu Nuaym, c. 1 ,s. 140, Zemahşeri, c. 2, s. 430, Fahru´r-Râzî, c. 20, s. 121, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Nesefi, c. 2, s. 301, Hâzin, c. 3, s. 136, Beyzâvî, c. 1, s. 571. Ebussuud, c. 5, s. 143.

[734] Zemahşeri, c. 2, s. 430, Fahru´r-Râzî, c. 20, s. 121, Nesefi, c. 2, s. 301, Hâzin, c. 3, s. 136, Beyzâvî, c. 1, s. 571 ,
Ebussuud, c. 5, s. 143.

[735] İbn Sa´d, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1, s. 1 59, Ebu Nuaym, c. 1, s. 140, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 294.

[736] İbn Sa´d, Tab akâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 249, E bu Nuaym, Hilyetü´l-evliyâ, c. 1, s. 140, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 67, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 294.

[737] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.

[738] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 159, Ebu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, Zehebî, Siyer, c. 1 , s. 294.

[739] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 159.

[740] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, E nsâb, c. 1, s. 159, E bu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 294, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2,s. 588.

[741] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 159.

[742] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, E nsâb, c. 1, s. 159, E bu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 294,Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.

[743] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, Ensâb, c,1, s. 159, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 182, Ebu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 67, Zehebî, Siyer, c. 1 , s. 294, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.

[744] Suyûtî, Dürru´l-m ensûr, c. 4, s. 132.

[745] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, Ensâb, c.1, s. 159, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 182, Ebu Nuaym, Hilye, c. 1, s. 140, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Zehebî, Siyer, c. 1 , s. 294, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.

[746] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 160.

[747] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67.

[748] İbn Sa´d, c. 3, s.249,Belâzurî, c. 1, s. 160, Taberî,c. 14, s. 182, EbuNuaym, c.1, s.1 40, Zemahşeri, c. 2, s.430,Fahru´r-Râzî, c. 2, s. 121 , İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 180, Nesefi, c. 2, s. 301, Hâzin, c. 3, s. 136, Zehebî, Siyer, c. 1, s. 294, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 571, Ebussuud, c. 5, s. 143.

[749] Nahl:106.

[750] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1, s. 159-160, Taberî, c. 14, s. 182, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 190, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 67, Kurtubi, c. 10, s. 180, Zehebî, Siyer, c. 1,s.295, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/382-388.

[751] Firuzâbâdi, Kâmüsu´l-Muhît, c. 2, s. 316.

[752] Seyyid Şerif, Ta´rifât, s. 74-75.

[753] Kâmûsu´l-muhit, c. 2, s. 316, Seyyid Şerif, Ta´rifât, s. 74-75.

[754] Seyyid Şerif, Ta´rifât, s. 100.

[755] Kâsâni, Bedâyiu´s-sanâyi, c. 2, s. 84.

[756] Bakara: 1 84.

[757] Taberî, Tefsir, c. 14, s. 182, Kurtubi, Tefsir, c. 10, s. 181 -182.

[758] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 587, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 143.

[759] Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 121, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.

[760] Fahru´r-Râif, Tefsir, c. 20, s. 121, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136.

[761] Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136.

[762] Fahru´r-R âzf, Tefsir, c. 20, s. 121, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 136.

[763] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 587, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 143.

[764] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430, Nesefi, Medârik, c. 2, s. 301.

[765] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 232, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 404, İbn M âce, Sünen, c. 1 , s. 53, Belâzurî, Ensâb, c.1, s. 185-186, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 284, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 179, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu´n-nadrâ, c. 1, s. 74, İbnKayyı m, Zâdu´l-m ead, c. 2, s. 49, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 217, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 28.

[766] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 249, Belâzurî, c. 1 , s. 159, E bu Muaym, c. 1, s. 140, Zehebî, Siyer, c. 1 , s. 294, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 588.

[767] Zemahşeri, Keşşaf, c. 2, s. 430.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/388-390.

[768] İbn İshak, İbn Hişam , Sı re, c. 1, s. 336, Taberı, Târih, c. 224-225, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 385-386, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 476.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/390-391.

[769] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 281, Taberî, Târih, c. 2, s. 216, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 367, Zehebî, Târîhu´l-İslâm, s. 147-148, Hajebf, İnşânu´l-uvûn, c. 1, s. 456.

[770] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 281-282, Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1 , s. 116, Usd, c. 2, s. 367, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 33, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 456.

[771] Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 116, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 60.

[772] İbn İshak, İbn Hişam,c.1, s. 282, Be lâzurî, c.1, s. 116, Taberî, Târih, c. 2, s. 216, İbn Hazm,s.51, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 367, İbn Hacer, c. 2, s. 33, Halebî, c. 1, s. 456.

[773] Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 116.

[774] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 282, Belâzurî, c. 1, s. 116, Taberî, c. 2, s. 216, İbn Hazm,s.51 , İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 367, İbn Hacer, c. 2, s. 33, Halebî, c. 1, s. 456.

[775] Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 116, İbn Esîr, Kâmil, t 2, s. 68.

[776] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.282, Belâzurî, c. 1, s. 116, Taberî, c. 2, s. 216, İbn Hazm,s.51 , İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 367, İbn Hacer, c. 2, s. 33, Halebî, c. 1, s. 456.

[777] Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s.1 16.

[778] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 282, Belâzurî, c. 1, s. 116, Taberî, c. 2, s. 216, İbn Esîr, Usd, c. 2, s. 367, İbn Hacer, c. 2, s. 33, Halebî, c. 1,5.456.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 1/391-392.

HAKKALYAKiN BOARD

KAROGLANIN PAYLAŞIMLARI
This it's a sample image

Dini ve Kültürel Bilgiler
Tasavvuf Bilgileri
PSD Grafikler
PNG Resimler
JPG Resimler
GIF Resimler
Flatcast Tema
Radyo indexleri
Ne Ararsanız Burada

EFSANE1 TÜRK BOARD iÇERiK

Rasit Hocanin Vaazlari

Foruma Git

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



Hakkalyakin de Neler Var


hakkalyakin.com - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi